
Ultramarin, Rönesans ressamlarının en değerli mavisiydi ve Afganistan dağlarında çıkarılan lapis lazuli taşından elde edilirdi. Boyayı taştan ayırmak uzun sürer, taşın çoğu da boşa giderdi. Bu yüzden zaman zaman altın kadar pahalıya mal olur, ressamlar onu resmin en önemli yerlerine, özellikle Meryem’in giysilerine saklardı.
Sanat tarihi
Kartın devamı
Adı, “denizin ötesinden” anlamına gelen Latince ultramarinus’tan gelir; çünkü taş Avrupa’ya gemiyle ulaşırdı. 14. ve 15. yüzyıllarda bu ticaretin merkezi Venedik’ti. Bedahşan bölgesindeki Sar-i Sang madenlerinden binlerce yıldır lapis lazuli çıkarılıyordu. Bu taşla yapılmış bilinen en eski resimler, Afganistan’daki mağara tapınaklarında bulunan 6. ve 7. yüzyıl duvar resimleridir. Taşı yalnızca öğütmek soluk, grimsi bir toz verir; saf mavi, bu tozun uzun süre yoğrulup yıkanmasıyla ayrılırdı. Ressam Cennino Cennini 1400 dolaylarında bu yöntemi anlatmış ve ultramarini bütün boyaların en kusursuzu saymıştı. Vermeer bu maviyi bolca kullandı; İnci Küpeli Kız’daki türban buna bir örnektir. 1824’te bir Fransız kuruluşu yapay ultramarin için ödül koydu; Jean-Baptiste Guimet 1826’da bunu başardı ve boya ucuzladı. Türkçedeki lacivert sözcüğü de lapis lazuli anlamındaki Farsça lâjevard’dan gelir; İngilizcedeki azure (gök mavisi) da aynı köktendir.
Kaynaklar ve ilgili okumalar
Kaynak: Sanat tarihi
İlgili kaynak: Lacivert
