Sergi 03 / Nesneler ve insan hikâyeleri
Geçmişin izinde
Büyük Piramit, ilk sikkeler ve fotoğrafçılık. Geçmişi, nesneler ve insan hikâyeleri üzerinden okuyun.
Bu sergi hakkında
03 / 03Cebimizdeki para, baktığımız bir fotoğraf, duyduğumuz bir hikâye. Bu sergide tanıdık şeylerin nereden geldiğine ve geçmişten neler anlattığına bakın.
- Kartlar
- 6
- Bölümler
- 3
- Diller
- TR · EN
Herodot’un gözünden Büyük Piramit
Herodot Büyük Piramit’i anlattığında yapılışının üzerinden iki bin yıldan fazla geçmişti. Bugün eski dediğimiz yerlerin, o günlerde de bir geçmişi vardı.
Sikke ve fotoğraf
İlk sikkelerin ve fotoğrafların ortaya çıkışını okuyun. Bugün sıradan görünen bu nesneler bir zamanlar yeniydi.
02.1Dünyanın bilinen en eski sikkelerinden bazıları MÖ 600 dolaylarında Batı Anadolu’daki Lidya Krallığı’nda basıldı. Bunlar, altınla gümüşün doğada kendiliğinden oluşan, elektron denen karışımından yapılmış küçük parçalardı. Üzerlerine basılan aslan başı kralın simgesiydi ve sikkenin ağırlığını, değerini güvence altına alıyordu.
Sikkeden önce insanlar ya mal takas ediyor ya da her alışverişte tartılması gereken metal parçalarıyla ödeme yapıyordu. Lidya’nın ilk sikkeleri büyük olasılıkla MÖ 560 dolaylarında ölen Kral Alyattes’in saltanatının başlarında basıldı, ama uzmanların tahminleri MÖ 700 ile 550 arasında değişiyor. En önemli kanıtlar, Efes’teki Artemis Tapınağı’nın temellerine gömülmüş sikkelerden gelir. En çok sikke, bugünkü Manisa’nın Salihli ilçesi yakınlarındaki başkent Sardes’te basıldı. Doğal elektronun altın oranı değişken olduğu için Alyattes’in MÖ 560–546 dolaylarında hüküm süren oğlu Kroisos, saf altından ve saf gümüşten sikkeler bastırdı; altın ve gümüş sikkeleri bir arada kullanan ilk düzen buydu. Sikke kısa sürede Yunan kentlerine yayıldı; Pers kralı Kiros MÖ 546’da Lidya’yı ele geçirince de bütün Pers İmparatorluğu’nda kullanılmaya başlandı. Çin’de de aşağı yukarı aynı dönemde, Lidya’dan bağımsız olarak sikke basıldı. Kroisos’un serveti dillere destan oldu: İngilizcede çok zengin biri için hâlâ “Kroisos kadar zengin” denir; Türkiye’de ise adı halk arasında Karun’la özdeşleşmiştir.
Kartın tamamını oku
02.2Bir fotoğraf makinesiyle çekilip günümüze ulaşan en eski görüntü, Nicéphore Niépce’in Fransa’daki Le Gras adlı evinin üst kat penceresinden görünen bulanık bir çatı manzarasıdır. 1826 ya da 1827’de çekilen bu fotoğraf için saatler, belki de günler süren bir pozlama gerekti.
Niépce kendi yöntemine “güneşle yazı” anlamında heliografi adını verdi. Kalay alaşımından bir levhayı, ışık gördükçe sertleşen doğal bir asfalt olan Judea bitümüyle kapladı ve pencereye doğru çevrilmiş basit bir karanlık kutuya, yani camera obscuraya yerleştirdi. Işığın düştüğü yerlerde bitüm sertleşti; kalan kısmı lavanta yağı ile beyaz neft karışımıyla yıkandı ve geriye görüntü kaldı. Güneş binaların iki yanına da vurduğu için pozlamanın uzun sürdüğü bellidir: Geleneksel tahmin sekiz saat kadardır, ama yöntemi yeniden deneyen günümüz araştırmacılarından biri birkaç gün sürmüş olması gerektiği sonucuna vardı. Levha bugün Teksas’ın Austin kentindeki Harry Ransom Center’da, oksijensiz, kapalı bir kutuda saklanıyor.
Kartın tamamını oku
02.3Louis Daguerre’in 1838’de Paris’te çektiği Boulevard du Temple fotoğrafında kalabalık cadde neredeyse boş görünür: Poz dakikalarca sürdüğü için yürüyenler ve arabalar iz bırakmamıştır. Net seçilen tek insanlar, ayakkabısını boyatan bir adamla büyük olasılıkla boyacısıdır; ikisi de görüntüye geçecek kadar kıpırdamadan durmuştur.
Fransız dekor ressamı Daguerre, fotoğrafı 1838’in (belki de 1837’nin) nisan sonunda ya da mayıs başında, sabah saat sekizde stüdyosunun penceresinden çekti. Adını taşıyan dagerotip yönteminde görüntü doğrudan gümüş kaplı bir bakır levhanın üzerinde oluşuyordu. Bugüne kalan en eski fotoğrafı Nicéphore Niépce 1820’lerde çekmişti ve onun için en az sekiz saat poz gerekmişti. Daguerre’in yöntemi bu süreyi dört beş dakikaya indirdi; yine de yürüyen insanlar ve atlı arabalar için bu çok uzundu. Bütün dagerotiplerde olduğu gibi görüntünün sağı ile solu yer değiştirmiştir. Daguerre buluşunu Ocak 1839’da duyurdu, aynı yılın ekiminde de bu levhayı Bavyera Kralı I. Ludwig’e armağan etti. Özgün levha sonradan başarısız bir onarım girişiminde harap oldu. Bugün bildiğimiz görüntü, 1930’larda çekilmiş kopyalardan gelir; bu kopyaları fotoğraf tarihçisi Beaumont Newhall yapmıştı.
Kartın tamamını okuİmparatorluklar ve tanıklıklar
Moğol İmparatorluğu’nun genişliğinden Franklin seferinin kaybolan gemilerine. Birinde ticaret yollarını, diğerinde Inuitlerin koruduğu anlatıları okuyun.
Moğol İmparatorluğu, toprakları kesintisiz uzanan imparatorlukların tarihteki en büyüğüdür. Cengiz Han 1206’da kurdu, oğulları ve torunları genişletti; 13. yüzyılın sonlarında Japon Denizi’nden Doğu Avrupa’ya kadar tek parça hâlinde uzanıyordu.
Cengiz Han’ın asıl adı Temuçin’di; 1162 dolaylarında doğdu. Moğol bozkırındaki göçebe boyları birleştirdikten sonra 1206’da bütün Moğolların hükümdarı ilan edildi. 1227’de öldüğünde orduları Kuzey Çin’den Hazar Denizi’ne kadar uzanan toprakları ele geçirmişti. Ardılları Rusya’ya, İran’a ve Çin’in geri kalanına ilerledi. Yaklaşık 24 milyon kilometrekarelik yüz ölçümüyle imparatorluk, toprakları okyanuslara dağılmış Britanya İmparatorluğu’ndan sonra tarihin en büyük ikinci imparatorluğuydu. Fetihler çok yıkıcıydı; ama ardından Moğolların kurduğu düzen, yani Pax Mongolica (Moğol Barışı), İpek Yolu’nda uzak mesafeli ticareti daha güvenli hâle getirdi. Yam denen menzil teşkilatı sayesinde ulaklar istasyonlarda at değiştirerek günde 200 kilometreye kadar yol alabiliyordu. 1294’e gelindiğinde imparatorluk dört devlete bölünmüştü: Altın Orda, Çağatay Hanlığı, İran’daki İlhanlılar ve Çin’deki Yuan Hanedanı.
Kartın tamamını oku
03.2Sir John Franklin 1845’te, Kanada’nın kuzeyinden geçen Kuzeybatı Geçidi’ni tamamlamak için iki Kraliyet Donanması gemisiyle İngiltere’den yola çıktı. Gemiler buzlara sıkıştı ve 129 kişinin hepsi öldü. Erebus ile Terror’un batıkları ancak 2014’te ve 2016’da, Inuitlerin kuşaklardır anlattığı yerlerde bulundu.
Gemiler Eylül 1846’da King William Adası açıklarında buzlara kapandı; Franklin Haziran 1847’de orada öldü. Sonradan bir taş yığınının içinde bulunan bir not, Nisan 1848’de hayatta kalan 105 kişinin gemileri bırakıp yaya olarak güneye yöneldiğini anlatır; hiçbiri kurtuluşa ulaşamadı. Kâşif John Rae 1854’te Inuitlerin can çekişen adamlar hakkındaki anlatılarını İngiltere’ye taşıdı, ama bu anlatılar orada büyük ölçüde ciddiye alınmadı. Inuit aileleri ise büyüklerinin gördüklerini kuşaktan kuşağa aktarmayı sürdürdü. Inuit tarihçi Louie Kamookak bu anlatıları on yıllarca derledi; Terror’u Terror Körfezi’nde bulduran da mürettebattaki Inuit Sammy Kogvik’in paylaştığı bir anı oldu. İki batık bugün, Parks Canada’nın Inuitlerle birlikte yönettiği bir ulusal tarihî alan.
Kartın tamamını okuGeçmişi yalnızca kitaplardan öğrenmeyiz. Bir nesne, bir yer adı veya anlatılan bir hikâye de bizi yeni sorulara götürebilir.Sıradaki sergiYakından bakınca