Eylül 1947’de Harvard Mark II bilgisayarının operatörleri, bir arızanın rölelerden birine sıkışan bir güveden kaynaklandığını buldu. Güveyi kayıt defterine yapıştırıp yanına “Gerçek bir böceğin (bug) bulunduğu ilk vaka” diye not düştüler. Bu bir şakaydı, çünkü mühendisler arızalara zaten “bug”, yani böcek diyordu.

Harvard Mark II kayıt defteri, 1947

TeknolojiTarih

Kartın devamı

Röle, elektrikle açılıp kapanan bir anahtardır; Mark II hesaplarını tık tık açılıp kapanan elektromekanik rölelerle yapıyordu. Küçük arızalara “bug” demek bilgisayarlardan çok daha eskidir: Thomas Edison 1878’de yazdığı bir mektupta, her icatta ortaya çıkan küçük kusurlardan “bug” diye söz eder. Güve hikâyesini yaygınlaştıran kişi, Harvard’daki bu makinelerde çalışan ABD Donanması matematikçisi Grace Hopper’dır (1906–1992). Hopper daha sonra, İngilizceye yakın sözcüklerle yazılan ilk programlama dillerinden COBOL’un doğuşuna katkıda bulundu. Güveyi kendisi bulmamıştı; nöbetteki operatörler bulmuş ve büyük olasılıkla sözcüğün iki anlamıyla kelime oyunu yapmıştı. Güvenin hâlâ yapışık durduğu defter sayfası bugün Washington’daki Smithsonian Ulusal Amerikan Tarihi Müzesi’nde saklanıyor. Yazılımdaki hataları bulup düzeltmeye bugün de “debugging”, yani hata ayıklama deniyor.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

Kaynak: Teknoloji tarihi

İlgili kaynak: Yazılım hatası
Sıradaki kartE-posta, World Wide Web’den daha eskidir. Aynı bilgisayarı paylaşan kullanıcılar 1965’te birbirine mesaj bırakabiliyordu; Ray Tomlinson da ağa bağlı iki ayrı bilgisayar arasındaki ilk e-postayı 1971’de gönderdi. Birbirine bağlı sayfalardan oluşan web’i ise Tim Berners-Lee 1989’da önerdi; web 1991’de bütün internete açıldı.Devam et →