
Ernest Hemingway’in buzdağı teorisine göre konusunu iyi bilen bir yazar, bildiklerinin çoğunu yazmadan bırakabilir; okur yine de onları hisseder. Hemingway iyi yazıyı buzdağına benzetirdi: Buzdağının yalnızca sekizde biri suyun üstünde görünür, ona ağırlığını veren ise görünmeyen kısmıdır.
Öğleden Sonra Ölüm, 1932
Kartın devamı
Hemingway bu fikri, İspanya’daki boğa güreşlerini anlattığı Öğleden Sonra Ölüm (1932) adlı kitabında dile getirdi: Yazar konusunu gerçekten biliyorsa bazı şeyleri anlatmadan geçebilir; okur onları açıkça yazılmış kadar güçlü hisseder. Bu alışkanlığın kökü gençlik yıllarına uzanır. Hemingway 1917’de Kansas City Star gazetesinde muhabirken, kısa cümleler ve yalın, güçlü bir dil isteyen üslup kurallarına uydu; sonraları öykülerini de aynı biçimde budadı. En bilinen örneklerden biri 1927 tarihli “Beyaz Filler Gibi Tepeler” öyküsüdür: İspanya’da tren bekleyen bir çift, adı hiç geçmeyen bir ameliyat yüzünden tartışır; yine de okur neyin söz konusu olduğunu anlar. “Eksiltme kuramı” diye de anılan bu yöntem, 20. yüzyıl öykü ve romanını derinden etkiledi. Hemingway 1954’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı.
Kaynaklar ve ilgili okumalar
Kaynak: Edebiyat tarihi
İlgili kaynak: Buzdağı teorisi