Kemiğin yaklaşık yüzde 70’i sert bir kalsiyum mineralinden, geri kalanının çoğu da sağlam ve biraz esnek bir protein olan kolajenden oluşur. Bu sayede kemik ezilmeye dayanır ama saf mineral kadar kolay kırılmaz; üstelik aynı büyüklükteki çeliğin dörtte biri kadar ağırdır. Çelikten bir farkı daha var: Kendini onarır.
Ikigai Daily
Kartın devamı
Kemiğin sert dış katmanından, yani kompakt kemikten bir santimetrekarelik parça, kırılmadan önce yaklaşık 1,7 tonluk bir ezici yüke dayanabilir. Yapı çeliği elbette daha sağlamdır, ama kemik aynı işi çok daha hafif bir malzemeyle görür. Çekmeye karşı daha dayanıksızdır, burulmaya karşı ise daha da dayanıksız. Çeliğin yapamadığı bir şeyi de yapar: Kendi bakımını üstlenir. Osteoklast denen hücreler eski kemikten küçük parçaları sürekli eritir, osteoblastlar ise yerine yeni kemik dokusu örer; bu sayede bir yetişkin her yıl iskeletinin yaklaşık onda birini yeniler. Alman cerrah Julius Wolff 19. yüzyılda kemiğin taşıdığı yüke göre biçim değiştirdiğini ortaya koydu: Tenisçilerin raket tutan kolundaki kemikler öbür koldakilerden daha güçlü olur. Kemik kırıldığında vücut önce kırık uçların arasını kallus denen yumuşak yeni bir dokuyla doldurur; bu doku zamanla sertleşip yeniden kemiğe dönüşür.
Kaynaklar ve ilgili okumalar
Kaynak: Ikigai Daily
İlgili kaynak: Kemik