
John Locke 1689’da yeni doğan bir bebeğin zihnini, üzerinde hiçbir hazır fikir bulunmayan “beyaz bir kâğıda” benzetti. Ona göre bildiğimiz her şeyi bu kâğıda deneyim yazar.
Ikigai Daily
Kartın devamı
İngiliz filozof ve hekim Locke (1632–1704), bu görüşü İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme’de ortaya koydu. O dönemde pek çok düşünür, Tanrı fikri ya da mantığın temel ilkeleri gibi bazı fikirlerin bizimle birlikte doğduğuna inanıyordu. Locke buna karşı çıktı: Zihnin fikirlerle nasıl dolduğunu sordu ve tek sözcükle yanıtladı: deneyim. Deneyim iki yoldan gelir: duyumlarla, yani gördüğümüz, duyduğumuz, dokunduğumuz şeylerle; bir de düşünümle, yani kendi zihnimizde olup biteni fark etmemizle. Bu görüşe sonradan tabula rasa dendi. Latincede “kazınmış levha” demektir; eski çağlarda üzerine yazılıp kazınarak silinen balmumu tabletlerin adıdır. Aristoteles de benzer bir imge kullanmıştı. Alman filozof Leibniz ise zihnin daha çok, damarları onu belirli biçimlere yatkın kılan bir mermer bloğuna benzediğini söyledi. Bugünkü bilim ikisinin arasında bir yerde durur: Genlerle deneyim birlikte çalışır, hiçbiri tek başına bütün hikâyeyi anlatmaz.
Kaynaklar ve ilgili okumalar
Kaynak: Ikigai Daily
İlgili kaynak: Tabula rasa