Arşivde arayın

Aklınızda bir söz, yazar ya da konu varsa arama kutusuna yazın. Sonuçları ilgi alanınıza veya kart türüne göre daraltabilirsiniz.

Bir kart bulun

Filtrelerle aramanızı daraltabilirsiniz.

Sonuçlar

Arşivde arayın

Sayfa 7
DinginlikEdebiyat

Ruh huzuruna ve mutluluğa ulaşmak istiyorsan inan. Hakikatin izinden gitmek istiyorsan araştır.

Sonradan Almanya’nın en etkili filozoflarından biri olacak Friedrich Nietzsche, Lutheran bir papazın oğluydu. 1864’te Bonn Üniversitesi’nde teoloji okumaya başladı, ama bir dönem sonra annesini öfkelendirmeyi göze alarak bıraktı ve Hristiyan inancını yitirdi. 11 Haziran 1865’te, yirmi yaşındayken, dindar kız kardeşi Elisabeth’e bu değişimi anlatan bir mektup yazdı. Karttaki cümleler, mektupta “İnsanların yolları burada ayrılır” sözünün hemen ardından gelir. Aynı yılın sonbaharında, eski Yunanca ve Latince metinleri inceleyen klasik filolojiyi okumak için Leipzig’e geçti.

DinginlikEdebiyat

Biz, düşlerin yapıldığı kumaştanız.

Bu sözü Fırtına’nın dördüncü perdesinde Prospero söyler. Prospero, tahtından edilmiş Milano Dükü’dür ve artık uzak bir adada büyü gücüyle hüküm sürmektedir. Kızı Miranda’nın nişanı için müzikli, danslı, ruhların kostümle oynadığı bir saray gösterisi düzenler; ama canına kastetmek için kurulan bir komployu hatırlayınca gösteriyi yarıda keser. Şaşkın gençlere, oyuncuların birer ruh olduğunu, sarayların, tapınakların, hatta koca yerkürenin de bir gün böyle silinip gideceğini söyler. Shakespeare oyunu 1610-1611 dolaylarında yazdı.

DinginlikEdebiyat

Gerçek aşkın yolu hiçbir zaman pürüzsüz olmamıştır.

Bu sözü Bir Yaz Gecesi Rüyası’nın ilk sahnesinde Lysander söyler. Shakespeare bu komediyi 1595 dolaylarında yazdı. Lysander’ın sevdiği Hermia az önce ağır bir hüküm duymuştur: Atina yasasına göre ya babasının seçtiği Demetrius’la evlenecek ya ölümü göze alacak ya da ömrünü rahibe olarak geçirecektir. Lysander onu teselli ederken, okuduğu ya da duyduğu her hikâyede gerçek aşkın bir engele takıldığını söyler: sınıf, yaş, aile, savaş, ölüm, hastalık. İkisi ormana kaçmaya karar verir; orada periler dertlerini güldürücü bir karmaşaya çevirir.

DinginlikEdebiyat

Aşk gözle değil, zihinle bakar.

Bu dizeleri Bir Yaz Gecesi Rüyası’nın ilk sahnesinin sonunda, yalnız kalan Helena söyler. Helena, Demetrius’a âşıktır; Demetrius ise onu bırakıp arkadaşı Hermia’ya yönelmiştir. Bütün Atina onu Hermia kadar güzel bulur, ama bunun hiçbir yararı yoktur. Helena’nın vardığı sonuç şudur: Aşk, gözün gördüğüne değil, aklın kurduğu hayale bakar. Ardından gelen dize eski bir imgeyi açıklar: Kanatlı Cupid’i bu yüzden kör resmederler. Roma’nın aşk tanrısı Cupid sık sık gözleri bağlı çizilirdi. Oyunun devamında sihirli bir çiçek, âşıkların gönlünü bir gecede değiştirir ve Helena’yı haklı çıkarır.

DinginlikEdebiyat

Kısalık, zekânın ruhudur.

Bu sözü, Shakespeare’in 1600 dolaylarında yazdığı Hamlet’in ikinci perdesinde, Danimarka kralının yaşlı danışmanı Polonius söyler. Polonius, Prens Hamlet’in tuhaf davranışlarının nedenini bulduğunu kralla kraliçeye haber vermeye gelmiştir. Sözü kısa keseceğini söyler, sonra lafı dolandırıp durur; sonunda Kraliçe Gertrude dayanamaz: “Daha çok öz, daha az süs.” Espri şuradadır: Kısalığı öven, sarayın en geveze adamıdır. Shakespeare’in çağında İngilizcedeki “wit” sözcüğü espri değil zekâ demekti. Türkçedeki “Az söyle, öz söyle” öğüdü de aynı şeyi anlatır.

DinginlikEdebiyat

Ruhlarımız neyden yapılmışsa, onunkiyle benimki aynı şeyden yapılmış.

Catherine Earnshaw bu sözü, Emily Brontë’nin tek romanı Uğultulu Tepeler’in (1847) dokuzuncu bölümünde evin kâhyası Nelly Dean’e söyler. Varlıklı komşuları Edgar Linton’ın evlilik teklifini az önce kabul etmiştir; ama asıl sevdiğinin, kendisiyle birlikte büyütülen öksüz Heathcliff olduğunu itiraf eder. Onları görmeden dinleyen Heathcliff, yalnızca Catherine’in onunla evlenmenin kendisini küçük düşüreceğini söylediği yeri duyar ve bu itirafı duymadan sessizce çıkıp gider. Romanın geri kalanını bu yanlış anlama belirler. Brontë kitabı Ellis Bell takma adıyla yayımladı ve bir yıl sonra, 30 yaşında öldü.

DinginlikEdebiyat

Güzel bir şey, sonsuza dek sevinç verir.

Bu, John Keats’in 1818’de, 22 yaşındayken yayımladığı yaklaşık 4.000 dizelik Endymion şiirinin ilk dizesidir. Şiir, ay tanrıçasının âşık olduğu çoban Endymion’un Yunan mitini anlatır. Sonraki dizeler bu iddiayı açar: Güzel bir şeyin güzelliği giderek artar, hiçbir zaman yok olup gitmez. Keats, kendini şiire adamadan önce cerrahlık ve eczacılık eğitimi almıştı; Blackwood’s Magazine’deki bir eleştirmen şiiri alaya alıp ona dükkânına dönmesini söyledi. Keats 1821’de Roma’da, 25 yaşında veremden öldü.

DinginlikEdebiyat

Umut, tüylü bir şeydir.

Amerikalı şair Emily Dickinson (1830-1886) bu şiiri 1861 dolaylarında, Massachusetts’in Amherst kasabasında yazdı. Şiirde umut, ruha tüneyen küçük bir kuştur: Sözsüz bir ezgi söyler ve hiç susmaz. En tatlı sesi fırtınada duyulur. Şiir en sessiz yerinde biter: Şair onu en soğuk topraklarda, en yabancı denizlerde duymuştur, ama kuş en zor anında bile ondan bir kırıntı istememiştir. Dickinson yaklaşık 1.800 şiirinden yalnızca on kadarını sağlığında yayımladı; bu şiir ölümünden beş yıl sonra, 1891’de basıldı.

DinginlikEdebiyat

Ruh, dostlarını kendisi seçer.

Emily Dickinson bu şiiri 1862 dolaylarında, en çok yazdığı yıllarda yazdı; o sırada Massachusetts’in Amherst kasabasında toplumsal hayattan büyük ölçüde çekilmişti. Şiirde ruh kendi çevresini seçer ve kapısını kapatır. Alçak kapısının önünde arabalar dursa da, bir imparator eşiğinde diz çökse de kılı kıpırdamaz. Son kıtada koca bir ulusun içinden tek bir kişiyi seçer, sonra ilgisini taş gibi kapatır. Şiir ilk kez ölümünden dört yıl sonra, 1890’da basıldı; editörler ona “Dışlama” anlamına gelen “Exclusion” başlığını verdi.

DinginlikEdebiyat

Olasılıkta yaşarım.

Emily Dickinson bu şiiri 1862 dolaylarında, en çok yazdığı yıllarda yazdı. Şiirdeki “olasılık”, şiirin ta kendisidir: Dickinson onu düzyazıdan daha güzel bir ev olarak anlatır. Sonra bu evi kurar: daha çok pencere, daha iyi kapılar, sedir ağaçları gibi hiçbir gözün içini göremediği odalar ve çatı olarak sonsuz gökyüzü. Şairin bu evdeki işi, dar ellerini iki yana açıp cenneti toplamaktır. Aile evinden pek çıkmayan bir şair için bu, hayal gücünün dünyadan daha geniş olduğunu söylemenin yoludur. Şiir ilk kez 1929’da yayımlandı.

DinginlikEdebiyat

Hepimiz bataktayız, ama kimimiz yıldızlara bakıyor.

Lord Darlington bu sözü, Oscar Wilde’ın sosyete komedilerinin ilki olan Lady Windermere’in Yelpazesi’nin üçüncü perdesinde söyler. Oyun ilk kez 20 Şubat 1892’de Londra’da sahnelendi. Gece geç saatte Darlington’ın evinde toplanan erkekler kadınlar ve erdem üzerine şakalaşmaktadır. Arkadaşı Dumby, biri dışında hepsinin iyi insanlar olduğunu söyleyince Darlington bu cevabı verir. Romantikliğiyle dalga geçilince de özgür olmayan bir kadına âşık olduğunu itiraf eder. Sözünü ettiği Lady Windermere’dir ve o sırada aynı odada saklanmaktadır. İrlandalı yazar Wilde (1854-1900) böyle esprili sözleriyle ünlüdür.

DinginlikEdebiyat

Derin bir nefes aldım ve kalbimin o eski övünüşünü dinledim: Varım, varım, varım.

Bu cümle, Amerikalı şair Sylvia Plath’in (1932-1963) tek romanı Sırça Fanus’un sonlarına doğru geçer. Kahramanı Esther Greenwood, bir yaz New York’ta bir dergide çalışır; ardından ağır bir depresyona girer ve aylarca hastanede tedavi görür. Plath da 1953 yazını Mademoiselle dergisinde geçirmiş, sonrasında benzer bir çöküş yaşamıştı. Sırça fanus, Esther’in hastalığını anlatan imgedir: onu dünyadan koparan cam bir kubbe. Esther kalp atışlarını, doktorların hastaneden çıkıp çıkamayacağına karar vermesinden kısa süre önce, bir arkadaşının cenazesinde böyle duyar. Roman Ocak 1963’te Londra’da, Victoria Lucas takma adıyla yayımlandı.

DinginlikEdebiyat

Acının labirentinden çıkmanın tek yolu bağışlamaktır.

Alaska’nın Peşinde (2005), Amerikalı yazar John Green’in ilk romanıdır. Alabama’da yatılı okula giden genç Miles, sınıf arkadaşı Alaska Young’a âşık olur. Alaska, Gabriel García Márquez’in bir romanında Simón Bolívar’a söylettiği son sözlere takılıp kalmıştır: bir labirentten nasıl çıkılacağını soran umutsuz bir soru. Ona göre labirent acının kendisidir. Ani bir kayıp Miles’ı yasla ve suçluluk duygusuyla baş başa bırakır; kitabın sonunda vardığı cevap bağışlamaktır. Roman 2006’da gençlik edebiyatındaki Printz Ödülü’nü kazandı.

DinginlikEdebiyat

Yarı ıstırap, yarı umut içindeyim.

Yüzbaşı Frederick Wentworth bu satırları, İkna romanının 23. bölümünde Anne Elliot’a yazdığı mektupta yazar. Sekiz yıl önce, henüz 19 yaşındaki Anne nişanı bozmuştur; ailesi ve güvendiği dostu Lady Russell, servetsiz bir deniz subayıyla evlenmenin akıllıca olmadığına onu ikna etmiştir. Artık zengin ve başarılı bir kaptan olan Wentworth onunla yeniden karşılaşır, ama ikisi de duygularını açamaz. Bath’ta Anne’in, arkadaşı Yüzbaşı Harville’e kadınların umut kalmasa bile daha uzun sevdiğini söylediğini duyar ve hemen kalemi eline alır. İkna, Jane Austen’ın tamamladığı son romandır ve 1817’de, ölümünden aylar sonra yayımlandı.

DinginlikEdebiyat

Şefkatli bir yürek kadar çekici bir şey yoktur.

Emma Woodhouse bu sözü, Jane Austen’ın Emma (1815) romanının ikinci cildinin 13. bölümünde kendi kendine söyler. Zeki, varlıklı ve yargısından emin olan Emma, romanın büyük bölümünde başkalarının aşk hayatını düzenlemeye uğraşır. Bu planlardan biri genç arkadaşı Harriet Smith’i üzmüştür: Emma onu, papaz Mr Elton’ın ona âşık olduğuna inandırmıştır. Harriet, Emma’nın yumuşak bir ricasına gözyaşları içinde minnetle karşılık verince Emma çok duygulanır. Yürek sıcaklığının ve şefkatin her türlü zekâdan üstün olduğunu düşünür ve bunun kendisinde olmadığını itiraf eder. Austen’ın, bu kahramanı kendisinden başka kimsenin pek sevmeyeceğini söylediği anlatılır.

DinginlikEdebiyat

Nasılsa unutulacaksın. O hâlde buradayken kendine ait bir hayat yaşa.

Bu sözün yazarı bilinmiyor; internette modern bir özdeyiş olarak dolaşıyor. İlk yarısı Roma imparatoru Marcus Aurelius’u hatırlatır: MS 170’lerde kendisi için tuttuğu notlarda, yani Kendime Düşünceler’de, yakında her şeyi unutacağını, her şeyin de yakında onu unutacağını yazar. İkinci yarısı ise Romalı yazar Seneca’nın dostu Lucilius’a yazdığı ilk mektubu akla getirir. Mektup “Vindica te tibi” diye başlar; kabaca “kendini kendine geri al” demektir, yani vaktini başkalarına kaptırma. İkisi de sonradan memento mori, yani “öleceğini unutma” diye özetlenen geleneğin parçasıdır.

DinginlikEdebiyat

Ömrüm boyunca ait olabileceğim bir yer aradım ve ömrüm boyunca öyle bir yerin olmadığını bildim.

Bu cümle Fransız filozof ve romancı Jean-Paul Sartre’ın (1905-1980) adıyla çok paylaşılır; ama kitaplarında, oyunlarında ya da söyleşilerinde geçtiği gösterilememiştir. Anlattığı duygu yine de Sartre’a yabancı değildir. İlk romanı Bulantı’da (1938) anlatıcı Antoine Roquentin, kendisinin de çevresindeki her şeyin de fazlalık olduğunu hissetmeye başlar: Hiçbir nedeni olmadan oradadır ve hiçbir yere uymaz. Sartre’ın varoluşçuluğu buradan yola çıkar: İnsana önceden verilmiş bir öz olmadığına göre, herkes anlamı kendi seçimleriyle kurar.

DinginlikFelsefe

Bunca mücadele, sırf hayat rastgele bir günde bitip gitsin diye.

Bu sözün yazarı bilinmiyor; internette modern bir düşünce olarak dolaşıyor. Cümlenin acıtan yeri “rastgele” sözcüğüdür: Bir ömrün emeği uzun sürer, sonu ise haber vermeden gelir. Antik filozoflar bunu açıkça düşünmenin karamsarlık değil, yararlı bir alışkanlık olduğunu söyler. Romalı filozof Seneca, MS 49 dolaylarında yazdığı Hayatın Kısalığı Üzerine’de hayatın kısa olmadığını, yalnızca çoğunu boşa harcadığımızı anlatır: İyi kullanılırsa hayat yeterince uzundur. “Öleceğini unutma” anlamına gelen Latince memento mori sözü de aynı geleneğin parçasıdır.

DinginlikFelsefe

Ben yanıyordum; sen ise gelip kül kokusu yüzünden beni suçluyordun.

Bu dize, Poetry.com’da Kamryn Tanner adıyla yayımlanan “I Burn For You” (Senin İçin Yanıyorum) adlı kısa şiirin ilk dizesidir. Poetry.com herkesin şiir paylaşabildiği bir sitedir; dize sosyal medyada başka adlarla da dolaşır, ama bu atıfların hiçbiri güvenilir değildir. Şiir, incinen kişinin üstelik suçlandığı sancılı bir ilişkiyi içeriden anlatır. Psikoloji buna mağduru suçlama der. Amerikalı psikolog Melvin Lerner 1960’larda bunu adil dünya inancıyla açıkladı: Dünyanın adil olduğuna inanmak isteyen insanlar, acı çeken kişinin bunu bir şekilde hak ettiğine kolayca karar verir.

DinginlikFelsefe

Başkası olmak istemek, olduğun kişiyi heba etmektir.

Bu söz her yerde Kurt Cobain’e (1967-1994) ait diye paylaşılır. Cobain, 1991’de çıkan Nevermind albümüyle grunge denen ham ve gürültülü rock tarzını geniş kitlelere taşıyan Amerikan grubu Nirvana’nın solisti ve şarkı yazarıydı. Ama bu söz ne röportajlarında ne şarkılarında ne de 2002’de defterlerinden derlenen Journals’da geçer. Düşüncenin kendisi çok daha eskidir: Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard, umutsuzluğu incelediği The Sickness unto Death (1849) adlı kitabında, başka biri olmayı istemenin bir umutsuzluk biçimi olduğunu yazar.

DinginlikFelsefe

Kimse yükseklikten korkmaz, düşmekten korkar.

Bu söz çoğu kez Nirvana’nın solisti Kurt Cobain’e atfedilir; ama röportajlarında, şarkılarında ya da yayımlanan defterlerinde bulunamamıştır, bu yüzden yazarı bilinmeyen bir söz saymak daha doğrudur. Çoğu insan yüksek bir yerde doğal bir düşme korkusu duyar; bu korku aşırıya varınca adı akrofobi olur ve insanların yaklaşık yüzde 2 ila 5’inde görülür. Psikologlar Eleanor Gibson ile Richard Walk 1960’ta, emekleyen bebeklerin çoğunun, anneleri çağırsa bile altında boşluk varmış gibi görünen cam bir zemine çıkmadığını gösterdi.

DinginlikFelsefe

Düşmek başarısızlık değildir. Başarısızlık, düştüğün yerde kalmaktır.

Bu sözün yazarı bilinmiyor; genellikle isimsiz paylaşılır. Düşünce ise pek çok gelenekte karşımıza çıkar. Japonlar “nana korobi ya oki”, yani “yedi kez düş, sekiz kez kalk” der. İrlandalı yazar Oliver Goldsmith, İngiltere’yi gezen Çinli bir yolcunun kaleminden çıkmış gibi yazdığı The Citizen of the World (Dünya Yurttaşı, 1760-1761) mektuplarında buna çok yakın bir söz kurar: En büyük şerefimiz hiç düşmemek değil, her düştüğümüzde yeniden kalkmaktır. Bu uydurma anlatıcı yüzünden söz hâlâ sık sık Konfüçyüs’e mal edilir. Türkçede de “Düşmez kalkmaz bir Allah” denir.

DinginlikFelsefe

Ölüm, bir kaza değil de bir yasa olarak görüldüğünde güzeldir.

Sonradan Walden kitabıyla ünlenecek Amerikalı yazar Henry David Thoreau (1817-1862), bu satırları 11 Mart 1842’de dostu ve akıl hocası Ralph Waldo Emerson’a yazdı. İkisi de yastaydı. Ocak ayında Thoreau’nun ağabeyi John, küçük bir kesikten kaptığı ve kasları kilitleyen bir enfeksiyon olan tetanoz yüzünden kardeşinin kollarında ölmüştü. Birkaç hafta sonra Emerson’ın beş yaşındaki oğlu Waldo da kızıldan öldü. Thoreau o sırada Emerson’ların evinde yaşıyordu ve çocuğa çok bağlıydı. Mektup şöyle sürer: “Ölüm, hayat kadar olağandır.”

Nasıl bir şey okumak istersiniz?

Azim, Dinginlik ve Merak

Bugünün kartıBugünün kartını aç