Biraz yavaşlayın

Dinginlik

Durup düşünmeye zaman ayırın.

Dinlenmek, dikkatinizi toplamak ve olaylara başka bir açıdan bakmak üzerine kartlar.

Okuma seçeneğiSayfa 1Ek açıklama ve kaynaklar

Bu seçkide neler var?

Dinginlik

Dinlenmek, sabretmek ve düşüncelerinizi toparlamak üzerine kartları bir araya getirdik.

DinginlikEdebiyat

Yara, ışığın içine girdiği yerdir.

Bu cümle, Amerikalı şair Coleman Barks’ın dizelerinden kısaltılmıştır. Barks’ın serbest uyarlamaları Mevlânâ’yı İngilizcede çok satan bir şair yaptı; Barks Farsça bilmiyordu, akademik çevirileri kendi diliyle yeniden yazıyordu. 1990 tarihli “Çocukluk Arkadaşları” şiirinde okura “sargılı yere” bakmayı sürdürmesini söyler: Işık oradan girer. Şiirin kaynağı Mevlânâ’nın Mesnevi’sidir. Mevlânâ 13. yüzyılda Konya’da yaşamış bir şair ve mutasavvıftı; eserlerini Farsça yazdı. Mesnevi’de yaralıya, manevi bir rehberin yarasına sürdüğü merhemden yüz çevirmemesini öğütler: İyileşme o merhemin ışığından gelir, insanın kendisinden değil.

AzimFelsefe

Dilin kemiği yoktur ama kalp kırar.

Eski biçimiyle dilin kemiği yoktur ama kemik kırar: Kelimeler de darbe kadar can yakabilir. 1760 tarihli bir İtalyanca-İngilizce sözlükte “La lingua non ha osso, e osso fa rompere” diye geçer; Yunancada da vardır. Osmanlı devlet adamı Ahmed Vefik Paşa’nın 19. yüzyıldaki atasözü derlemesinde de “Dilin kemiği yok, kemiği kırar” biçimiyle yer alır. Bugün söylenen kısa biçim “Dilin kemiği yok”, Türk Dil Kurumu’na göre insanın doğru ya da yanlış her şeyi söyleyebileceğini anlatır. Svahilice söyleyişi de aynıdır: “Ulimi hauna mfupa.” Kalpten söz eden biçim ise sonraki bir İngilizce söyleyişe benzer.

DinginlikEdebiyat

Gülü seven dikenine katlanır.

Türk Dil Kurumu sözlüğü bu atasözünü şöyle açıklar: İnsan, sevdiği kimse ya da sevdiği iş yüzünden gelecek sıkıntılara katlanır. Gül ile diken, Türk ve Fars şiirinin eski bir ikilisidir. Divan şiirinde bülbül güle âşıktır; diken ise çoğu zaman aşkın acısını simgeler. İngilizcedeki “No rose without a thorn” sözünün Türkçesi de vardır: “Dikensiz gül olmaz.” Ama o söz yalnızca her güzel şeyin sıkıntılı bir yanı olduğunu söyler; “Gülü seven dikenine katlanır” ise seven insanın bu sıkıntıyı göze aldığını anlatır.

AzimFelsefe

Sağlığı olanın umudu vardır; umudu olanın her şeyi vardır.

İngilizce özlü söz derlemeleri bu sözü en az 1860’lardan beri “Arap atasözü” diye verir; Tryon Edwards’ın A Dictionary of Thoughts (Düşünceler Sözlüğü, 1891) kitabı bunlardan biridir. Ama bu kitaplarda Arapça bir asıl gösterilmez, bu yüzden nitelemeye temkinle bakmak gerekir. Fikir pek çok kültürde ortaktır: Sağlıklı insan plan yapabilir, aksiliklerden sonra toparlanabilir. Türkçede de “Her şeyin başı sağlık” denir; bir bardak kırıldığında söylenen “Sağlık olsun” da herkes iyi olduğu sürece gerisinin önemli olmadığını anlatır.

AzimFelsefe

Tek bilezik şıngırdamaz.

Söz genellikle Kongo atasözü olarak bilinir; ama onu anan kitaplar, bölgede konuşulan pek çok dilden hangisine ait olduğunu söylemez. Charlotte ve Wolf Leslau’nun African Proverbs (1962) derlemesi ise onu yer adı vermeden aktarır. İmge yalındır: Bilekteki tek bilezik ses çıkarmaz; şıngırtı ancak bir başkasına değince duyulur. Söz, el birliğinin gücünü anlatır. Kwanzaa, Afrika kökenli Amerikalıların 26 Aralık ile 1 Ocak arasında kutladığı bir bayramdır; bu bayramla ilgili kitaplar sözü, Svahilice “birlik” anlamındaki umoja ilkesini anlatmak için kullanır. Türkçede de “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” denir.

AzimFelsefe

Eylemsiz vizyon gündüz düşüdür. Vizyonsuz eylem ise kâbustur.

Söz genellikle Japon atasözü diye anılır, ama Japonca bir aslı bulunamamıştır. İngilizce iş ve yönetim kitaplarında 1990’ların ortasından beri görülür. Buradaki “vizyon”, varılmak istenen yere dair açık bir fikir demektir. Aynı konudaki daha eski bir söz, 1920’lerde kilise yayınlarında zaten dolaşıyordu: “Görevsiz vizyon yalnızca bir düştür; vizyonsuz görev ise angaryadır.” Bu sözün de 18. yüzyılda bir İngiliz kilisesindeki bir yazıttan geldiği söylenir, ama bu da doğrulanmamıştır.

AzimFelsefe

Birine balık verirsen bir gün doyurursun. Balık tutmayı öğretirsen ömür boyu doyurursun.

Söz sık sık eski bir Çin atasözü diye anılır, ama bilinen bir Çince kaynağı yoktur. Bilinen en eski biçimi Anne Isabella Thackeray Ritchie’nin Mrs Dymond (1885) romanındadır: Birine balık verirsen bir saat sonra yine acıkır; balık tutmayı öğretirsen ona iyilik etmiş olursun. Yazar, romancı William Makepeace Thackeray’in kızıydı. “Ömür boyu doyurursun” biçimi 1961’de görülür. Fikir daha eskidir: 12. yüzyılın Yahudi bilgini İbn Meymun (Maimonides), yoksula yapılan iyiliğin en üstününün, onu kendi geçimini sağlayacak hâle getirmek olduğunu yazar. Türkçede söz “Balık verme, balık tutmayı öğret” diye de dolaşır.

AzimFelsefe

Karanlığa lanet etmektense bir mum yakmak yeğdir.

Söz çoğu zaman Çin atasözü diye anılır ya da Konfüçyüs’e mal edilir; ama bilinen en eski biçimi İngilizcedir. Metodist vaiz William L. Watkinson, 1907’de yayımlanan bir vaazında kötülüğe karşı öfkeli nutuklar atmanın iyilik yapmaktan çok daha kolay olduğunu söyler: Karanlığa lanet etmektense mumu yakmak daha iyidir. Vaaz aynı yıl, Çin’de çalışan misyonerlerin dergisi China’s Millions’da yeniden basıldı; sözün sonradan Çin’e bağlanması bununla açıklanabilir. Katolik Christophers hareketi sözü kendine şiar edindi; 1962’de Adlai Stevenson da Eleanor Roosevelt’i bu sözle andı.

AzimFelsefe

Hayallerinin yerini pişmanlıklar almadıkça insan yaşlanmaz.

“Büyük Profil” lakaplı John Barrymore (1882–1942), döneminin en ünlü Amerikalı oyuncularındandı. Eleştirmenler, 1922’de Broadway’de ve 1925’te Londra’da oynadığı Hamlet’ten sonra onu yaşayan en büyük Amerikalı trajedi oyuncusu saydı. Barrymore ardından Grand Hotel (1932) gibi filmlerde başrol oynadı. Ölümünden sonra yakın dostu Gene Fowler onun hayatını Good Night, Sweet Prince (İyi Geceler, Tatlı Prens) adlı kitapta anlattı. Söz orada “Barrymore bir keresinde şöyle demişti” diye aktarılır. Fowler kitabın adını, Horatio’nun ölmekte olan Hamlet’e veda sözlerinden almıştır.

AzimFelsefe

Hayat sürdükçe umut vardır.

Romalı devlet adamı Cicero, MÖ 49’da dostu Atticus’a yazdığı bir mektupta bu sözü halk arasında söylenen bir deyiş olarak aktarır. O sırada Sezar ile Pompeius arasında iç savaş sürmektedir. Cicero’ya göre hasta için nasıl “nefes oldukça umut var” denirse, o da Pompeius İtalya’da kaldıkça umudunu yitirmemiştir. Daha kısa Latince biçim Dum spiro, spero (“Nefes aldıkça umut ederim”) ise kaynağı bilinmeyen bir sözdür; ABD’nin Güney Carolina eyaletinin ve İskoçya’daki St Andrews kasabasının mottosudur.

DinginlikEdebiyat

Âşık oldum ya da öyle sanıyorum. Bir davette aklım başımdan gitti. Hiç ihtiyacım olmayan bir at aldım.

Lev Tolstoy bu satırları 25 Ocak 1851’de Moskova’da, 22 yaşındayken günlüğüne yazdı; Savaş ve Barış’a daha yıllar vardı. Sekiz gün önce, 17 Ocak’ta, aynı günlüğe para sıkıntısını dökmüştü: vadesi geçmiş borç senetleri, cebinde tek kuruş olmaması, bir atı satma, hatta saatini rehin bırakma planları. 25 Ocak tarihli kaydında, gereksiz alışverişinden söz ettikten sonra kendine iki kural koydu: ihtiyacı olmayan bir şeye fiyat vermemek ve bir baloya varınca hemen birini dansa kaldırmak. Tolstoy 18 yaşında günlük tutmaya başladı ve arada kesintiler olsa da 1910’daki ölümüne kadar sürdürdü. Günlüğü kendini gözlemek ve çoğu zaman uyamadığı kurallar koymak için kullandı. 1862’deki düğününden önce günlüklerini nişanlısı Sofya Behrs’e okuması için verdi.

DinginlikEdebiyat

Her dinde aşk vardır ama aşkın dini yoktur.

Bu cümle Mevlânâ’nın eserlerinde bulunamamıştır, ama Mesnevi’deki ünlü “Musa ile Çoban” hikâyesini akla getirir. Mesnevi, Mevlânâ’nın Konya’da yazdırdığı uzun Farsça şiirdir. Hikâyede Musa, bir çobanın Allah’a kendi sade diliyle yakardığını duyar: Çoban, Allah’ın çarığını dikmek, saçını taramak, ona süt getirmek ister. Musa çobanı azarlar; Allah ise Musa’ya sitem eder: Sen kullarımı bana yaklaştırmaya mı geldin, benden uzaklaştırmaya mı? Allah’ın sözleri arasında şu dize de geçer: “Aşk dini bütün dinlerden ayrıdır.” Mevlânâ 1273’te öldüğünde, Konya’da onu uğurlayanların arasında Hristiyanlar ve Yahudiler de vardı.

AzimFelsefe

Eğri ağaç kendi ömrünü yaşar; düz ağaç ise kesilip kereste olur.

Bu sözün Çince bir aslı bulunamamıştır; düşünce ise Zhuangzi’den gelir. Zhuangzi, MÖ 4. ve 3. yüzyıllarda yazılmış bir Çin felsefesi klasiğidir. Kitaptaki hikâyelerden birinde bir marangoz, köy sunağının yanındaki dev bir meşenin önünden dönüp bakmadan geçer, çünkü ağacın kerestesi hiçbir işe yaramaz. O gece ağaç marangozun rüyasına girer ve onu hayatta tutanın tam da bu işe yaramazlık olduğunu söyler. Başka bir bölümde aynı düşünce açıkça söylenir: “Düz ağaç önce kesilir.” Türkçede de benzer bir söz vardır: “Meyve veren ağaç taşlanır.”

DinginlikEdebiyat

İnsan bazen hayatı için öyle çok savaşmak zorunda kalır ki onu yaşamaya vakit bulamaz.

Söz Bukowski’nin adıyla çok paylaşılır, ama şiirlerinde, romanlarında ya da mektuplarında izine rastlanmamıştır. Bukowski 1920’de Almanya’da doğmuş, Los Angeles’ta büyümüştü. On yılı aşkın bir süre kentin postanesinde mektupları sınıflandıran bir memur olarak çalıştı. 1969’da yayıncısı John Martin, işi bırakıp bütün zamanını yazmaya verebilsin diye ona maddi destek önerdi. Bukowski o günlerde bir mektubunda, postanede kalıp aklını kaçırmakla ayrılıp aç kalmak arasında seçim yapması gerektiğini yazdı ve ekledi: “Aç kalmaya karar verdim.” Bir ay dolmadan ilk romanı Postane’yi bitirmişti.

DinginlikEdebiyat

Ruhunu yitiriyorsan ve bunun farkındaysan, demek ki hâlâ yitirecek bir ruhun var.

Söz Bukowski’nin adıyla yaygın biçimde dolaşır, ama içinde geçtiği bir şiir, öykü ya da mektup bulunamamıştır. Sözün mantığı bir paradoksa dayanır: İnsanın kaybı fark eden yanı, hâlâ sağlam kalan yanıdır. Charles Bukowski (1920-1994), sıkıcı işlerin, içkinin ve yoksulluğun yıprattığı insanları yazdı; Time dergisi onu “Amerika’nın dibe vurmuşlarının şairi” diye anmıştı. Mezar taşında “Don’t Try” (Zorlama) yazar. 1963’te bir mektubunda bunu açıklamıştı: Yazar ne Cadillac’ların ne büyük eserlerin ne de ölümsüzlüğün peşinde kendini zorlamalı, yazının kendiliğinden gelmesini beklemelidir.

DinginlikEdebiyat

Göğün sırrını çözeceğim diye ömrünü harcama. Gidip de cevabı getiren olmadı. Otur, soluklan, bu anın tadını çıkar.

Bu dizeler, Ömer Hayyam’ın rubailerinden esinlenerek yazılmış çağdaş bir şiirdir; Hayyam’dan çeviri değildir. Hayyam (1048-1131), Nişabur’da yaşamış İranlı bir matematikçi ve gökbilimciydi. Celali takvimini hazırlayan ekibin başındaydı; bugün İran’da kullanılan takvim bu takvime dayanır. Rubai denen dört dizelik şiirler ona ölümünden sonra mal edildi; bunların ne kadarının gerçekten Hayyam’a ait olduğu hâlâ tartışılıyor. Bu şiir, Edward FitzGerald’ın ünlü İngilizce çevirisindeki bir dörtlüğü çağrıştırır: Karanlığın kapısından geçip giden onca insandan biri bile dönüp de bize o yolu anlatmadı.

DinginlikDin ve İnanç

Bilgeler cenneti, cehennemi tartışıp duruyor. Elindeki kadehin sorusu ise daha basit: Bu anın farkında mısın?

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. Bilginlerin tartışmasıyla eldeki kadeh arasındaki karşıtlık, Edward FitzGerald’ın İngilizce çevirisinde sık sık karşımıza çıkar. Bir dörtlükte genç şair, bilginlerin ve ermişlerin tartışmalarını hevesle dinler, ama her seferinde girdiği kapıdan girdiği gibi çıkar. Bir başkasında ruhunu öbür dünyadan haber getirsin diye gönderir; ruhu dönüp cennetin de cehennemin de kendisi olduğunu söyler.

DinginlikEdebiyat

Bu toprak kadeh bir zamanlar canlı bir eldi, gülen bir ağızdı, bir sevgilinin yüzüydü. Onu usulca tut. Her şey toprağa döner.

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. İmgesi de o şiirlerin en bilinenlerindendir: Çömlekçinin kili, bir zamanlar yaşamış insanların toprağıdır. Farsça bir rubaiye göre testi bir zamanlar bir âşıkmış, kulpu da bir sevgilinin boynuna dolanan bir kolmuş. Edward FitzGerald’ın 1859 tarihli İngilizce çevirisinde “Testiler Kitabı” adlı koca bir bölüm vardır; bir dörtlükte de ıslak kil, onu yoğuran çömlekçiye “Yavaş, kardeşim, yavaş, ne olursun!” diye mırıldanır.

DinginlikEdebiyat

Bugününü yarına kaptırma. Vaat edilen bir cennet bile önündeki hayatı kaçırmana bahane olabilir.

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. Edward FitzGerald’ın 1859 tarihli İngilizce çevirisi, bugün tatlıysa henüz doğmamış yarın ve ölmüş dün için neden dertlenelim diye sorar. Sonraki bir baskı da cenneti özleyenlere şöyle seslenir: “Peşin olanı al, veresiyeyi boş ver.” Yani vaat edileni değil, eldekini seç. FitzGerald’ın bir dörtlüğünde Hayyam, takvimi düzelttiği için övülen hesaplarıyla bile dalga geçer: Tek yaptığı, takvimden doğmamış yarını ve ölmüş dünü silmek olmuştur.

DinginlikEdebiyat

Evren bir bilmeceyse, buraya yalnızca cevabının derdine düşmeye gelmedin. Şarkı söylemeye de geldin.

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. Sondaki şarkı, Edward FitzGerald’ın İngilizce çevirisindeki en ünlü dörtlüğe gönderme yapar: Dal altında bir şiir kitabı, bir testi şarap, bir somun ekmek ve ıssız kırda yanında şarkı söyleyen sevgili. 1859’daki ilk baskı neredeyse hiç satmadı; yayıncı sonradan kitapları bir peniye elden çıkardığını övünerek anlatırdı. Kitap 1890’lara gelindiğinde iki milyondan fazla satmıştı.

DinginlikEdebiyat

İki sessizlik arasında birer yolcuyuz. Asıl mucize hayatın bitmesi değil, bize verilmiş olmasıdır.

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. Şiirin hayatı iki bilinmez arasında kısa bir yolculuk gibi görmesi, Edward FitzGerald’ın İngilizce çevirisindeki bir dörtlüğe çok yakındır: Bu dünyaya neden ve nereden geldiğimizi bilmeden, ister istemez akan bir su gibi geliriz; çölde esen bir rüzgâr gibi de gideriz. Bunun ne kadarının Hayyam’a ait olduğu belli değildir. FitzGerald da çevirisinin “hiç de harfi harfine olmadığını”, pek çok dörtlüğü birbirine kattığını kabul etmiştir.

DinginlikEdebiyat

Ve sırf sen bir rüyasın diye çok uyuyorum.

Bu satır internette Mahmud Derviş’in sözü olarak çok paylaşılır, ama içinde geçtiği bir şiir ya da kitap bulunamamıştır. Derviş (1941-2008), Filistinlilerin ulusal şairi sayılır. Celile’deki el-Birve köyünde doğdu; ailesi 1948’de Lübnan’a kaçtığında yedi yaşındaydı. Bir yıl sonra döndüklerinde köyleri yıkılmıştı. Aşk şiirlerindeki “Rita”, Hayfa’da yaşadığı yıllarda sevdiği Yahudi bir kadındı; Marcel Khalife’nin “Rita ve Tüfek” şarkısı bu şiiri bütün Arap dünyasına yaydı.

DinginlikEdebiyat

Biz ruhu olanlar / Daha sık ölürüz, ama o kadar ölesiye değil.

Bu dizeler, Emily Dickinson’ın (1830-1886) 1862 dolaylarında Massachusetts’teki Amherst’te yazdığı sekiz dizelik bir şiirin sonudur. Şiir, doğanın kimi zaman bir fidanı kavurduğunu, kimi zaman bir ağacı yolup çıplak bıraktığını anlatarak açılır; hayatta kalan bitkiler bunu unutmaz, cılızlaşan yaprakları olanlara sessizce tanıklık eder. Sonra söz insana döner: Ruhu olan bizler acılarla, hayal kırıklıklarıyla daha sık ölürüz, ama “o kadar ölesiye değil”; yaşamaya devam ederiz. Bu dizeler çoğu zaman o son sözler atlanarak aktarılır. Dickinson’ın yaklaşık 1.800 şiirinden yalnızca on kadarı sağlığında basıldı; bu şiir ilk kez 1945’te yayımlandı.

Diğer okuma seçeneğiMerakMerak edecek çok şey var.