
The Golden Rule, treating others as you would like to be treated, appears in religions and philosophies across the world, from ancient Egypt and China to Greece and beyond.
Ikigai Daily
The story behind the card
An Egyptian papyrus from between 664 and 323 BC already says: 'That which you hate to be done to you, do not do to another.' Around 500 BC Confucius was asked for one word that could guide a whole life. He chose shu, 'reciprocity', and explained: 'What you do not want done to yourself, do not do to others.' In Greece the orator Isocrates gave similar advice. Versions also appear in Hindu, Buddhist, Jewish, Christian and Islamic teaching. The English name comes from Anglican preachers; its earliest known use is from 1604. The negative form, 'do not do', is sometimes called the Silver Rule. Critics point out its limits: George Bernard Shaw joked that you should not do unto others as you would have them do unto you, because their tastes may differ.
Türkçe oku
Altın Kural, yani “Başkalarına, sana nasıl davranılmasını istiyorsan öyle davran” ilkesi, eski Mısır'dan Çin'e ve Yunanistan'a, dünyanın dört bir yanındaki dinlerde ve felsefelerde karşımıza çıkar.
MÖ 664–323 arasına tarihlenen bir Mısır papirüsünde şu söz geçer: “Sana yapılmasından nefret ettiğin şeyi başkasına yapma.” MÖ 500 dolaylarında Konfüçyüs'e, bütün bir hayata yol gösterecek tek bir sözcük olup olmadığı soruldu. O da “karşılıklılık” anlamına gelen shu'yu gösterdi ve şöyle açıkladı: “Kendine yapılmasını istemediğini başkalarına yapma.” Yunanistan'da hatip İsokrates de benzer bir öğüt verdi. Hinduizmde, Budizmde, Yahudilikte, Hristiyanlıkta ve İslam'da da benzerleri vardır. İngilizcedeki “Golden Rule” (Altın Kural) adı Anglikan vaizlerden gelir; bilinen ilk kullanımı 1604 tarihlidir. Kuralın “yapma” diyen olumsuz biçimine bazen “Gümüş Kural” denir. Türkçedeki “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” atasözü de aynı düşünceyi dile getirir. Kuralın sınırlarını gösterenler de oldu: George Bernard Shaw, başkalarına kendimize davranılmasını istediğimiz gibi davranmamamızı öğütledi; çünkü onların zevki bizimkine benzemeyebilirdi.

