The story behind the card
The stone came almost entirely from the mines at Sar-i-Sang in north-eastern Afghanistan and reached Europe along long trade routes; the name comes from the Latin ultramarinus, 'beyond the sea'. Turning it into paint was slow work too, because simply grinding lapis gives only a dull greyish blue. Renaissance patrons often wrote into contracts how much ultramarine a painter could use, and painters saved it for the most important details, such as the Virgin Mary's robe. In 1824 a French society offered 6,000 francs for an artificial version. Jean-Baptiste Guimet developed one in 1826, and the German chemist Christian Gmelin published his own method in 1828. Cheap synthetic ultramarine soon replaced the mineral in most artists' paints.
Türkçe oku
Ultramarin, Orta Çağ ve Rönesans ressamlarının kullandığı en derin maviydi. Afganistan'ın ücra bir vadisinde çıkarılan lapis lazuli taşı öğütülerek yapılırdı ve kimi zaman altın kadar pahalıya gelirdi.
Taş neredeyse tamamen Afganistan'ın kuzeydoğusundaki Sar-i-Sang madenlerinden çıkar, uzun ticaret yollarından geçerek Avrupa'ya ulaşırdı. Adı da buradan gelir: Latince ultramarinus “denizin ötesinden” demektir. Taşı boyaya dönüştürmek de zahmetliydi; lapis lazuli yalnızca öğütüldüğünde soluk, grimsi bir mavi verir. Rönesans'ta resim ısmarlayan varlıklı kişiler, ressamın ne kadar ultramarin kullanacağını çoğu zaman sözleşmeye yazdırırdı; ressamlar da bu boyayı Meryem Ana'nın giysisi gibi en önemli ayrıntılara saklardı. 1824'te bir Fransız kurumu, yapay ultramarin üretene 6.000 frank ödül vaat etti. Jean-Baptiste Guimet 1826'da bir yöntem geliştirdi, Alman kimyager Christian Gmelin de kendi yöntemini 1828'de yayımladı. Ucuz sentetik ultramarin kısa sürede ressam boyalarında doğal taşın yerini aldı.

