İskoç filozof David Hume’a göre bir şeyin nasıl olduğunu bilmek, nasıl olması gerektiğini tek başına kanıtlamaz. “Olan”dan “olması gereken”e geçmek için araya bir adım daha girer: bir değer yargısı.

Ikigai Daily

Felsefe

Kartın devamı

Hume (1711–1776) bu tespiti, 1739–40’ta, henüz yirmili yaşlarının sonundayken yayımladığı İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme’nin kısa bir bölümünde yaptı. Ahlak üzerine yazanların bir süre işlerin nasıl olduğunu anlattıktan sonra birden ne yapmamız ya da yapmamamız gerektiğine geçtiğini, ama bu “gerekir”in nereden çıktığını hiç açıklamadığını fark etti. Basit bir örnek: “Sigara sağlığa zarar verir” bir olgudur; “Sigara içmemelisin” sonucuna ise ancak “Sağlığını korumalısın” gibi bir değer eklenince varılır. Bu fikir “Hume yasası” diye anılır; olguları değerlerden ayırdığı için “Hume’un giyotini” de denir. Hume olguların ahlakla ilgisiz olduğunu söylemez; bir akıl yürütmenin dayandığı değerin açıkça ortaya konmasını, böylece tartışılabilmesini ister. Filozoflar bu boşluğun kapatılıp kapatılamayacağını hâlâ tartışıyor.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

Kaynak: Ikigai Daily

İlgili kaynak: Olan-olması gereken sorunu
Sıradaki kartJohn Locke 1689’da yeni doğan bir bebeğin zihnini, üzerinde hiçbir hazır fikir bulunmayan “beyaz bir kâğıda” benzetti. Ona göre bildiğimiz her şeyi bu kâğıda deneyim yazar.Devam et →