Kitaplar ve yazarlar

Edebiyat

Yazarların hayatları, eserleri ve edebiyattan akılda kalan sözler.

Bu konudaki kartlarSayfa 4Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
DinginlikEdebiyat

Yaşamak için bir “neden”i olan, hemen her “nasıl”a katlanabilir.

Söz, Putların Alacakaranlığı’nı açan “Özdeyişler ve Oklar” bölümünün 12. maddesidir. Friedrich Nietzsche kitabı 1888’de, İsviçre Alpleri’ndeki Sils Maria’da bir haftayı biraz aşan bir sürede yazdı. Maddeyi bir iğnelemeyle bitirir: İnsan mutluluk peşinde koşmaz, bunu yalnızca İngilizler yapar. Sözü ünlü yapan, dört Nazi kampından sağ çıkan Avusturyalı psikiyatr Viktor Frankl oldu. Frankl, İnsanın Anlam Arayışı’nda (1946), yaşamak için bir nedeni olan mahkûmların, örneğin dışarıda kendilerini bekleyen biri olanların, kampa daha iyi dayandığını yazar.

DinginlikEdebiyat

Kesin inançlar, hakikatin yalanlardan daha tehlikeli düşmanlarıdır.

Bu cümle, İnsanca, Pek İnsanca’daki (1878) “Hakikatin Düşmanları” başlıklı 483. aforizmanın tamamıdır. Kitap, Friedrich Nietzsche’nin aforizmalarla, yani kendi başına bir bütün olan kısa düşüncelerle yazdığı ilk kitaptı ve bir zamanlar hayran olduğu besteci Richard Wagner’le yollarını ayırmasının ardından yayımlandı. Nietzsche kitabın sonlarına doğru kesin inancı, insanın bir konuda mutlak hakikate sahip olduğuna inanması diye tanımlar. Yalan yakalanıp düzeltilebilir; kesin inanç ise insanın aramayı bırakmasına yol açar. On yıl sonra Deccal’de bunu daha sert bir dille söyledi: Kesin inançlar birer hapishanedir.

DinginlikEdebiyat

İnsan, hiç istememektense hiçliği istemeyi yeğler.

Friedrich Nietzsche’nin Ahlakın Soykütüğü Üzerine (1887) adlı kitabı üç denemeden oluşur. Üçüncü denemenin konusu çileci ideallerdir: yoksulluk, alçakgönüllülük ve iffet gibi, insana kendini dünya nimetlerinden yoksun bırakmayı öğütleyen idealler. Nietzsche insanların bunlara neden bu kadar değer verdiğini sorar ve şöyle cevaplar: İnsan anlamsız görünen acıya dayanamaz; acısına hiç anlam vermemektense, kendisini hayata düşman eden bir anlam vermeyi bile yeğler. Ona göre bu boşluk korkusu insan iradesinin temel gerçeğidir: İrade bir amaç ister. Cümle denemenin başında geçer, kitabın son satırında da yinelenir.

DinginlikEdebiyat

Daha zayıf yaradılışları yok eden zehir, güçlüleri güçlendirir; onlar buna zehir bile demez.

Söz, Şen Bilim’in (1882) “Kötülük” başlıklı 19. aforizmasının sonunda geçer. Nietzsche okurdan, en iyi ve en verimli insanların ve ulusların hayatına bakmasını ister: Gururla göğe doğru yükselecek bir ağaç, kötü havasız ve fırtınasız büyüyebilir mi? Ona göre kıskançlık, düşmanlık ve sıkıntı, büyük bir gelişmenin önünde engel değil, koşulları arasında olabilir. Nietzsche zorluğu yaşayarak tanıyordu: Hastalığı yüzünden 1879’da Basel’deki profesörlüğünü bırakmak zorunda kalmıştı. Sonradan aynı düşünceyi daha kısa söyledi: Beni öldürmeyen şey güçlendirir.

DinginlikFelsefe

Dans edenleri, müziği duyamayanlar deli sandı.

Bu söz Nietzsche’nin yazılarında geçmez. Ünlü sözlerin kökenini araştıran Quote Investigator sitesi, sözü Nietzsche’ye bağlayan ilk kaydı 2003’te, yani ölümünden bir asır sonra internette paylaşılmış bir iletide buldu. Benzetme çok daha eskidir: Fransız yazar Germaine de Staël 1813’te, hayatın bazen müziği duyulmayan bir baloya benzediğini, o zaman dansın delilik gibi göründüğünü yazmıştı. 1927’de İngiliz gazetesi The Times, sözün bir biçimini eski bir atasözü olarak andı; komedyen George Carlin de onu 1997’de yaygınlaştırdı. Karışıklık anlaşılır: Nietzsche dansı özgür düşüncenin imgesi olarak çok severdi.

DinginlikEdebiyat

Kendindeki ve başkalarındaki yanılsamaları yıkan kişiyi, zorbaların en katısı olan doğa cezalandırır.

Söz, Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası’nın (1874) yedinci bölümünde geçer. Bu deneme, Friedrich Nietzsche’nin Çağa Aykırı Düşünceler adıyla topladığı dört denemenin ikincisidir. Nietzsche o sırada Basel’de genç bir klasik filoloji profesörüydü, yani eski Yunan ve Latin metinleri okutuyordu. Çağının tarihe boğulduğunu savunuyordu. Ona göre yalnızca söküp dağıtan tarih araştırması, aşkın ve inancın yaşamak için muhtaç olduğu yanılsamaları yok eder ve bu işle uğraşanları hayattan bezdirir. Nietzsche bu cümleyi tırnak içinde verir, ama kimin sözü olduğunu söylemez.

DinginlikEdebiyat

Kendine karşı dürüst ol.

Danimarka kralının baş danışmanı Polonius, Hamlet’in 1. perde 3. sahnesinde bu öğüdü Fransa’ya dönmek üzere olan oğlu Laertes’e verir. Shakespeare oyunu 1600 dolaylarında yazdı. Söz, uzun bir öğüt listesinin sonunda gelir: Herkesi dinle ama az konuş, iyi giyin ama gösterişe kaçma, ne borç al ne borç ver. Polonius, kendine karşı dürüst olanın, gecenin gündüzü izlemesi gibi, kimseye karşı sahtekâr olamayacağını da ekler. Ama kendisi çok geçmeden, oğlunu gözetlesin diye Paris’e bir uşak yollar.

DinginlikEdebiyat

İyi ya da kötü diye bir şey yoktur; onu öyle yapan düşüncedir.

Hamlet’in 2. perde 2. sahnesinde prens, eski okul arkadaşları Rosencrantz ve Guildenstern’i karşılar. Onları, Hamlet’i neyin bu kadar sıkıntıya soktuğunu öğrensinler diye yeni kral Claudius çağırtmıştır. Annesinin Claudius’la aceleyle evlenmesinden tiksinen Hamlet, Danimarka’nın bir hapishane olduğunu söyler. Rosencrantz buna katılmayınca Hamlet bu cümleyle karşılık verir: Danimarka onlar için hapishane değildir, ama kendisi için öyledir. Fikir çok eskidir: Yunan filozof Epiktetos MS 100 dolaylarında, insanları şeylerin kendisinin değil, onlar hakkındaki yargılarının huzursuz ettiğini öğretiyordu.

DinginlikEdebiyat

Cehennem boş; bütün şeytanlar burada.

Söz aslında Napoli Kralı’nın oğlu Ferdinand’ındır, ama seyirci onu Ariel’in ağzından duyar. Shakespeare’in tek başına yazdığı son oyunlardan biri sayılan Fırtına’nın 1. perde 2. sahnesinde ruh Ariel, efendisi Prospero’ya fırtınayı nasıl kopardığını anlatır. Milano’nun meşru dükü Prospero’nun dükalığını kardeşi elinden almıştır; şimdi düşmanlarının gemisi adasının önünden geçmektedir. Ariel’in anlattığına göre direklerde alevler yanmış, tayfalar dışında herkes denize atlamıştır. İlk atlayan, saçları diken diken olmuş Ferdinand’dır ve atlarken bu sözü haykırır. Oysa kimsenin burnu bile kanamamıştır.

DinginlikEdebiyat

Ben kuş değilim; hiçbir ağa düşmem.

Charlotte Brontë, Jane Eyre’i 1847’de Currer Bell adıyla yayımladı; eleştirmenler kitaba bir kadının yazdığını bilerek önyargıyla yaklaşmasın diye bu adı seçmişti. 23. bölümde, bir yaz akşamı meyve bahçesinde, mürebbiye Jane işvereni Bay Rochester’la yüzleşir. Rochester, zengin Blanche Ingram’la evleneceğine Jane’i inandırmıştır. Jane, yoksul, sade ve ufak tefek olsa da en az onun kadar ruhu ve yüreği olduğunu söyler. Rochester onu çırpınan yabani bir kuşa benzetince bu cümleyle karşılık verir. Birkaç dakika sonra Rochester ona evlenme teklif eder.

DinginlikEdebiyat

Kendini kolla; çünkü korkusuzum, bu yüzden de güçlüyüm.

Frankenstein’ın fikri Mary Shelley’nin aklına 18 yaşındayken, 1816’nın yağmurlu yazında geldi: Lord Byron, Cenevre yakınlarındaki Villa Diodati’de toplanan arkadaşlarına birer hayalet hikâyesi yazmalarını önermişti. Romanda genç bilim insanı Victor Frankenstein canlı bir varlık yaratır, sonra onu yüzüstü bırakır. Yapayalnız kalan Yaratık, ondan kendisine bir eş yapmasını ister. Victor, Orkney Adaları’nda işe koyulur; ama bu ikisinin neye dönüşebileceğinden korkup yarım kalan bedeni parçalar. Bu söz, Yaratık’ın buna verdiği cevaptır. Yaratık, Victor’un düğün gecesinde yanında olacağını söyler; o gece Victor’un gelini Elizabeth öldürülür.

DinginlikEdebiyat

Kış geldiyse, bahar uzak olabilir mi?

Bu, Percy Bysshe Shelley’nin 1819 sonbaharında Floransa yakınlarındaki Cascine ormanında yazdığı “Batı Rüzgârına Övgü”nün son dizesidir. Beş bölüm boyunca rüzgâr yaprakları, bulutları ve dalgaları önüne katar: Hem yıkar hem de kışı uykuda geçirecek tohumları taşır. Sonunda Shelley rüzgârdan, sözlerini bir ocaktan saçılan kıvılcımlar gibi insanlara yaymasını diler. Shelley için zor bir yıldı: Üç yaşındaki oğlu William haziranda ölmüş, ağustosta da Manchester’daki Peterloo Katliamı’nda süvariler, reform isteyen barışçı bir kalabalığın üzerine atlarını sürmüştü.

DinginlikEdebiyat

Sonsuzluk şimdilerden oluşur.

Emily Dickinson (1830-1886) neredeyse bütün hayatını Massachusetts’teki Amherst kasabasında geçirdi. Yazdığı 1.800’e yakın şiirden yalnızca on kadarı kendisi hayattayken, o da imzasız olarak basıldı. Yüzlercesini, katlanmış kâğıtları iple bağlayarak yaptığı kırk kadar küçük kitapçığa temize çekmişti; bunları ölümünden sonra kız kardeşi Lavinia buldu. Bu şiir de o kitapçıklardan birindedir ve ilk kez 1929’da basıldı. Şiire göre sonsuzluk başka bir yerde bekleyen başka türden bir zaman değildir: Tarihler kaldırılıp aylar ve yıllar birbirine karıştığında geriye yine şimdiki an kalır.

DinginlikEdebiyat

Olabileceğin kişi olmak için asla geç değildir.

George Eliot, Middlemarch’ın yazarı Mary Ann Evans’ın (1819-1880) takma adıdır. Ünlü sözlerin kökenini araştıran Quote Investigator sitesi bu cümleyi Eliot’ın ne romanlarında ne şiirlerinde ne de mektuplarında bulabildi. Söz Eliot’ın adıyla ilk kez Haziran 1881’de, yazarın ölümünden altı ay sonra karşımıza çıkar: Literary News dergisinin yarışmasına okurların gönderdiği Eliot alıntıları arasındadır ve kaynağı belirtilmemiştir. Sözün kökeni büyük olasılıkla, şair Adelaide Anne Procter’ın 1859’da Charles Dickens’ın dergisinde yayımlanan bir dizesidir: “Her zaman, olabileceğimiz kişi olabiliriz.”

DinginlikEdebiyat

Gelişmenin en güçlü ilkesi, insanın seçimindedir.

Daniel Deronda (1876), George Eliot’ın son romanıdır. Bir İngiliz centilmeni olarak yetiştirilen kahraman, Yahudi olarak doğduğunu öğrenir. 42. bölümde Deronda, yoksul ve ağır hasta bir Yahudi bilgin olan Mordecai’yle birlikte, Londra’da bir meyhanede toplanan işçilerin tartışma kulübü “Filozoflar”a gider. Mordecai orada, Yahudi halkının ulusal hayatını yeniden kurmayı seçebileceğini savunur ve onları Mısırlılara benzetir: Mısırlılar Nil’in taşmasını seçemedi, ama suyu tarlalara taşıyacak kanallar kazmayı seçti. Eliot’ın Yahudi hayatını anlayışla anlatması, Viktorya dönemi romanında pek rastlanan bir şey değildi.

DinginlikEdebiyat

İnsanların çoğu başka insanlardır. Düşünceleri başkalarının görüşleri, hayatları bir taklit, tutkuları bir alıntıdır.

De Profundis, Oscar Wilde’ın 1897’de Reading Hapishanesi’nde yazdığı uzun mektuptur. Wilde o sırada, eşcinsel erkekleri yargılamakta kullanılan “büyük ahlaksızlık” suçundan aldığı iki yıllık ağır hapis cezasının sonuna yaklaşıyordu. Mektup eski sevgilisi Lord Alfred Douglas’a yazılmıştı; Wilde’ın onu yazmasına izin verildi, ama göndermesine izin verilmedi ve bitirdiği her sayfa elinden alındı. Wilde bu bölümde, Amerikalı denemeci Ralph Waldo Emerson’ın, hiçbir insanda kendine ait bir eylemden daha nadir bir şey olmadığı sözünü aktarır. Mektubun kısaltılmış hâli 1905’te yayımlandı.

DinginlikEdebiyat

Dünyanın ahlaksız dediği kitaplar, dünyaya kendi utancını gösteren kitaplardır.

Bu sözü, Dorian Gray’in Portresi’nin sonlarına doğru Lord Henry Wotton, Dorian’a söyler. İşlediği suçların ağırlığı altında ezilen Dorian, Henry’yi ona verdiği bir kitapla kendisini zehirlemekle suçlar; Wilde, davasında bu Fransız romanının Huysmans’ın À rebours’u ya da ona çok yakın bir kitap olduğunu kabul etmişti. Henry işi şakaya vurur: Sanatın eylem üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Hikâyenin 1890’da bir dergide çıkan ilk hâli ahlaksız bulunmuştu. Wilde 1891’deki kitap basımına bir önsöz ekledi: Ahlaklı ya da ahlaksız kitap diye bir şey yoktur; kitaplar ya iyi yazılmıştır ya kötü.

DinginlikEdebiyat

Bütün hayvanlar eşittir; ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir.

George Orwell’in Hayvan Çiftliği (1945) romanının son bölümünde hayvanlar, ambarın duvarına yazılmış Yedi Emir’in yerinde tek bir kural kaldığını görür. İktidarı ele geçiren domuzlar, “Bütün hayvanlar eşittir” ilkesini tersine çevirmiştir. Orwell bu fablı, Rus Devrimi’ni ve devrimin Stalin döneminde nasıl ihanete uğradığını anlatmak için yazdı. Sovyetler Birliği savaşta müttefik olduğu için birkaç yayınevi kitabı geri çevirdi; bunlardan biri, şair T. S. Eliot’ın yöneticileri arasında bulunduğu Faber and Faber’dı. El yazması da, 1944’te bir Alman uçan bombası Orwell’in Londra’daki evini yıktığında az kalsın kaybolacaktı.

DinginlikEdebiyat

Aldatmacanın hüküm sürdüğü zamanlarda doğruyu söylemek devrimci bir eylemdir.

Bu söz hep George Orwell’e (1903–1950) mal edilir, ama Hayvan Çiftliği ile 1984’ün yazarının hiçbir kitabında, denemesinde ya da mektubunda geçmez. Sözün izi ancak 1982’ye kadar sürülebilmiştir: V. G. Venturini’nin uranyum sanayisi üzerine yazdığı bir kitabın başında, kaynak gösterilmeden “G. Orwell” imzasıyla yer alır. Düşünce ise daha eskidir. Fransız sosyalist Jean Jaurès 1898’de, yalnızca yalanla ayakta duran bir toplumda gerçeğin devrimci olduğunu söylemişti. Bunu, Yahudi subay Alfred Dreyfus’un vatana ihanetle haksız yere mahkûm edildiği dava için söylüyordu.

DinginlikEdebiyat

Böylece akıntıya karşı kürek çeken kayıklar gibi ilerlemeye çalışırız, ama durmadan geçmişe geri sürükleniriz.

Bu, Amerikalı yazar F. Scott Fitzgerald’ın (1896–1940) Muhteşem Gatsby (1925) romanını bitiren cümledir. Anlatıcı Nick Carraway burada Jay Gatsby’yi düşünür. Kendi çabasıyla zengin olan Gatsby, bütün hayatını beş yıl önce sevdiği Daisy’yi geri kazanmaya adamıştı. Nick, Gatsby’de hepimizin hâlini görür: Geleceğe doğru var gücümüzle ilerlemeye çalışırız, geçmiş ise bizi durmadan geri çeker. Roman ilk çıktığında az sattı ve Fitzgerald öldüğünde kendini başarısız biri sayıyordu. Bu cümle bugün, Fitzgerald’ın eşi Zelda’yla birlikte yattığı mezarın taşında yazar.

DinginlikEdebiyat

Önemli olan, insanın ne olarak doğduğu değil, büyüyüp ne olduğudur.

Hogwarts’ın müdürü Albus Dumbledore bu sözü, Harry Potter ve Ateş Kadehi’nin (2000) sonlarında Sihir Bakanı Cornelius Fudge’a söyler. Kitap, J. K. Rowling’in yedi kitaplık Harry Potter serisinin dördüncüsüdür. Harry, kara büyücü Voldemort’un geri döndüğünü kendi gözleriyle görmüştür, ama Fudge buna inanmak istemez. Dumbledore da onu “safkanlık” denen şeye, yani yalnızca büyücü ailelerden gelmeye fazla önem vermekle suçlar. İkinci kitapta da Harry’ye, seçimlerimizin bizi yeteneklerimizden daha iyi anlattığını söyler.

DinginlikEdebiyat

Zihin kendi başına bir yerdir; kendi içinde cehennemi cennete, cenneti cehenneme çevirebilir.

Bu sözleri Kayıp Cennet’in (1667) ilk kitabında Şeytan söyler. John Milton’ın bu destanı, Kutsal Kitap’taki Âdem ile Havva’nın cennetten kovuluş öyküsünü yeniden anlatır. Başarısız isyanının ardından cennetten atılan Şeytan cehennemde kendine gelir ve ne yerin ne de zamanın zihnini değiştirebileceğini söyler. Birkaç dize sonra da “Cehennemde hüküm sürmek, cennette kul olmaktan iyidir” der. 1652’den beri kör olan Milton (1608–1674), şiiri baştan sona yardımcılarına yazdırmıştı. Okurlar, bu konuşmanın bir iç özgürlüğü mü, yoksa yenilgiyi kabullenemeyen bir gururu mu gösterdiğini tartışır.

DinginlikEdebiyat

Aşırılığın yolu bilgelik sarayına çıkar.

William Blake (1757–1827), resimli kitaplarını kendi eliyle basıp boyayan Londralı bir şair ve gravür ustasıydı. 1790–1793 arasında yazdığı Cennet ile Cehennemin Evliliği’nde cehenneme bir yolculuk hayal eder; ama onun gözünde cehennem bir ceza yeri değil, enerjinin ve arzunun simgesidir. Oradan “Cehennem Atasözleri” adını verdiği kışkırtıcı sözlerle döner; bu cümle de onlardan biridir. Buradaki fikir şu: İnsan sınırlarını korkuyla kurallara boyun eğerek değil, hayatı dolu dolu yaşayarak öğrenir. Atasözlerinden bir başkası da, neyin fazla olduğunu bilmeyenin neyin yeterli olduğunu da bilemeyeceğini söyler.

DinginlikEdebiyat

Bir kadının kurmaca yazabilmesi için parası ve kendine ait bir odası olmalıdır.

Mrs Dalloway’in yazarı Virginia Woolf (1882–1941) bu görüşü ilk kez Ekim 1928’de, Cambridge Üniversitesi’nin kadın kolejleri Newnham ve Girton’da verdiği iki konuşmada dile getirdi; ertesi yıl da Kendine Ait Bir Oda adıyla kitaplaştırdı. Derdi somuttu: Yazmak için zaman, rahatsız edilmeden çalışılacak bir yer ve para gerekir. Woolf bunun ölçüsünü bile verir: yılda 500 sterlin ve kapısı kilitlenen bir oda. Kadınların nelerden yoksun kaldığını göstermek için de Shakespeare’in en az onun kadar yetenekli, hayalî kız kardeşi Judith’i anlatır: Judith okula gönderilmez, oyuncu olmak isteyince de herkes ona güler.