Biraz yavaşlayın

Dinginlik

Durup düşünmeye zaman ayırın.

Dinlenmek, dikkatinizi toplamak ve olaylara başka bir açıdan bakmak üzerine kartlar.

Okuma seçeneğiSayfa 2Ek açıklama ve kaynaklar

Bu seçkide neler var?

Dinginlik

Dinlenmek, sabretmek ve düşüncelerinizi toparlamak üzerine kartları bir araya getirdik.

DinginlikEdebiyat

Hiçbir şey bizi ölümden kurtarmıyorsa, bari aşk bizi hayattan kurtarsın.

Söz İspanyolcada da İngilizcede de Pablo Neruda’nın adıyla dolaşır, ama içinde geçtiği bir şiir, mektup ya da söyleşi bulunamamıştır. Pablo Neruda, 1971’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Şilili şair Ricardo Neftalí Reyes’in (1904-1973) takma adıdır. 1924’te yayımlanan Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı, bugün hâlâ İspanyolcada en çok satan şiir kitabıdır. Neruda sonraki yıllarda Yüz Aşk Sonesi’ni Matilde Urrutia için yazdı. Şarkıcı Urrutia, Neruda Meksika’da hastalandığında ona bakmış, sonra da onunla evlenmişti.

AzimFelsefe

Kendini ölmüş say. Ömrünü yaşadın. Şimdi geriye kalanı gerektiği gibi yaşa.

Marcus Aurelius, MS 161-180 yılları arasında Roma imparatoruydu. Bu notları kendisi için Yunanca yazdı; bir kısmını Tuna sınırındaki ordugâhlarda kaleme aldı. Kitabın adı sonradan konmuştur; Türkçede Kendime Düşünceler diye bilinir. Karttaki metin Gregory Hays’in 2002 tarihli İngilizce çevirisine dayanır. George Long’un 1862 çevirisi Yunancaya daha yakındır: Kalan ömrünü “doğaya uygun” yaşa. Stoacılar için bu, akla ve erdeme göre yaşamak demekti. Bu bir memento mori alıştırmasıdır; Latince bu söz “öleceğini unutma” anlamına gelir. Hayatını bitmiş sayarsan, kalan zaman sana bir armağan gibi gelir.

DinginlikEdebiyat

Bilinç dışını bilince çıkarmadıkça hayatını o yönetir, sen de buna kader dersin.

Jung bu cümleyi hiçbir yerde yazmadı; cümle, onun bir düşüncesinin yaygınlaşmış serbest bir aktarımıdır. En yakın ifade Aion’da (1951) geçer. Jung orada psikolojik bir kural koyar: Bilince çıkarılmayan bir iç durum, dışarıda kader kılığında karşımıza çıkar. İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung (1875-1961), analitik psikolojinin kurucusudur. Bilinç dışı derken zihnin farkında olmadığımız bölümünü kastediyordu: unutulmuş anılar, bastırdığımız duygular. Ona göre insanın kendinde görmek istemediği şey kaybolmaz; tekrarlayan çatışmalarla, sanki kendiliğinden başımıza geliyormuş gibi görünen olaylarla geri döner.

DinginlikZihin

Görüşün ancak kendi kalbine bakabildiğinde netleşir. Dışarıda her şey birbirini tutmaz gibi görünür; yalnızca içeride birleşip bir bütün olur. Dışarıya bakan düş görür; içine bakan uyanır.

Jung bu satırları 22 Ekim 1916’da, Bostonlu doktor James Jackson Putnam’ın tedavi için kendisine gönderdiği Fanny Bowditch’e yazdı. Mektup aynı düşünceyle açılır: Bowditch başkalarına bakıp kendi iç dünyasını onlara yansıttıkça kendisiyle asla uyum içinde olamayacaktır. Jung, askerlik görevine gideceğini, aralık başında dönünce onunla çalışmaya başlayacağını da ekler. Yaygın aktarımlar metni kısaltır ve tekil “vision” (görüş) sözcüğünü çoğul yapar. Mektup, Jung’un mektuplarını toplayan C. G. Jung: Letters derlemesinin birinci cildinde yer alır.

DinginlikEdebiyat

Kendine yalan söyleyen ve kendi yalanlarına inanan insan, gerçeği ayırt edemez olur. Sonunda hem kendine hem başkalarına saygısını yitirir. Kimseye saygısı kalmayınca artık sevemez de. Dürtülerine teslim olur, en bayağı zevklere dalar ve en sonunda bir hayvan gibi davranır. Bütün bunlar da başkalarına ve kendine yalan söylemekten gelir.

Dostoyevski’nin son romanı Karamazov Kardeşler’in (1879-1880) ikinci kitabında bu sözleri Peder Zosima söyler. Zosima, Rusların “starets” dediği türden yaşlı bir keşiştir; Ortodoks manastırında insanlara yol gösterir. Karamazovlar, aralarındaki miras kavgasında hakemlik etsin diye onun hücresine gelmiştir; baba ise durmadan soytarılık eder. Sonra diz çöküp sonsuz hayata kavuşmak için ne yapması gerektiğini sorar. Zosima ona içkiye ve boş lafa kapılmamasını, her şeyden önce de kendine yalan söylememesini öğütler. Karttaki metin, bu cevabın kısaltılmış bir aktarımıdır.

DinginlikEdebiyat

İnsan bazen acıya olağanüstü bir tutkuyla âşıktır.

Yeraltından Notlar’ın (1864) adı hiç geçmeyen anlatıcısı, genellikle “Yeraltı Adamı” diye anılır: St. Petersburg’da yaşayan, hayata küsmüş, emekli bir memur. Karşı çıktığı düşünce, dönemin Rus radikalleri arasında yaygındı ve Nikolay Çernişevski’nin Ne Yapmalı? (1863) romanında dile getirilmişti: İnsan her zaman aklının gösterdiği çıkara göre davranır, bu yüzden akla dayanan bir toplum herkesi mutlu eder. Yeraltı Adamı’nın cevabı şudur: İnsan rahattan çok özgürlük ister, bunu kanıtlamak için acıyı bile seçebilir. Ona göre “iki kere ikinin beş etmesi de bazen pek hoş bir şeydir”.

DinginlikEdebiyat

Büyük bir zekâ ve derin bir kalp için acı ve ıstırap her zaman kaçınılmazdır.

Raskolnikov bu sözü Suç ve Ceza’nın (1866) üçüncü kısmında söyler. St. Petersburg’da yaşayan yoksul bir eski hukuk öğrencisidir ve yaşlı bir tefeci kadını öldürmüştür. Şimdi de sorgu yargıcı Porfiri Petroviç’in karşısındadır. Porfiri, Raskolnikov’un bir makalesini okumuştur; makalede “olağanüstü” insanların büyük bir düşünce uğruna ahlak yasasını çiğneme hakkı olduğu savunulur. Arkadaşı Razumihin, böyle insanların döktükleri kan için hiç değilse acı çekmeleri gerekmez mi diye sorar. Raskolnikov vicdanı olan birinin zaten acı çekeceğini söyler, ardından dalgın dalgın bu cümleyi ekler.

DinginlikEdebiyat

Hayat yakından bakıldığında bir trajedi, uzaktan bakıldığında bir komedidir.

Chaplin’in bu sözü söylemiş olması kuvvetle muhtemeldir, ama kanıtlar dolaylıdır. Söz ilk kez 1972’de yazıya geçti: Eleştirmen Richard Roud, New York’ta Chaplin onuruna düzenlenen gecenin program notlarına bu cümleyi koydu. Chaplin o sırada yirmi yıl aradan sonra ilk kez ABD’ye gelmişti. 1916’da onun adıyla yayımlanan bir kitapta da aynı düşünce vardır: Bir şeyin trajedi mi komedi mi olduğu, nereden bakıldığına bağlıdır. Yakın planda ekranı tek bir yüz ve o yüzdeki acı doldurur; genel planda ise insan geniş bir sahnede küçük bir figürdür ve düşüşü komik görünebilir.

AzimFelsefe

Gülmeden geçen gün, boşa geçmiş bir gündür.

Bu düşünce, devrim öncesi Paris’te nüktedanlığıyla ünlü Fransız yazar Nicolas Chamfort’a (1741-1794) aittir. Chamfort şöyle yazmıştı: “La plus perdue de toutes les journées est celle où l’on n’a pas ri”, yani günlerin en boşa geçeni, hiç gülmediğimiz gündür. Devrimi coşkuyla karşıladı, ama sivri dili ona düşman kazandırdı; 1794’te, Terör Dönemi’nde öldü. Söz ertesi yıl yayımlandı. Chaplin’e mal edilmesi ise yenidir: 1992 yapımı Shining Through filminde bir karakter sözü ona atfeder.

AzimFelsefe

Yere bakarken gökkuşağını asla göremezsin.

Bu dize, Chaplin’in 1928 yapımı sessiz komedisi Sirk’in 1969’daki yeniden gösterimi için yazdığı “Swing Little Girl” (Sallan, küçük kız) şarkısında geçer. Filmde Şarlo, gezici bir sirkte farkında olmadan gösterinin yıldızı olur. Şarkıyı önce bir erkek şarkıcı seslendirdi, ama kayıt beğenilmedi. Bunun üzerine aranjör Eric James, yalnızca ailesi dinlesin diye Chaplin’in kendi sesini de kaydetmeyi önerdi. Sonunda filme 79 yaşındaki Chaplin’in sesi girdi. Şarkı, açılış yazıları boyunca Merna Kennedy trapezde sallanırken çalar.

DinginlikEdebiyat

Hayat, bir denizanası için bile güzel ve muhteşem bir şeydir.

Calvero bu sözü, Chaplin’in yazıp yönettiği, müziğini yapıp başrolünü oynadığı Sahne Işıkları’nda (1952) söyler. Bir zamanlar müzikhollerin ünlü palyaçosu olan Calvero, 1914 Londra’sında artık unutulmuş, kendini içkiye vermiş bir adamdır. Hayatına son vermeye kalkışan genç balerin Terry’yi (Claire Bloom) kurtarır. Terry artık yürüyemediğine inanır ve uğruna savaşacak ne kaldığını sorar. Calvero’nun cevabı kısadır: her şey, hayatın kendisi. Chaplin filmde, gençliğinde Londra sahnelerinde geçirdiği yıllardan beslenir; Calvero’nun sahne ortağını da Buster Keaton oynar.

DinginlikEdebiyat

Anlamı ne yapacaksın? Hayat bir anlam değil, bir arzudur.

Bu sözü Sahne Işıkları’nda (1952) Calvero söyler. Chaplin’in canlandırdığı Calvero, ünü sönmekte olan bir palyaçodur; kurtardığı genç dansçı Terry’yi umutsuzluktan çekip çıkarmaya çalışmaktadır. Ardından arzunun bütün hayatın ana teması olduğunu anlatır: Gülü gül olmaya iten de arzudur. Chaplin 1952’de filmin galası için gemiyle Londra’ya giderken, komünizme yakın olduğu iddiasıyla ABD’ye geri dönmesine izin verilmeyeceğini öğrendi. Film Los Angeles’ta ancak 1972’de gösterildi; 1973’te müziği, Chaplin’e yarışmalı bir dalda kazandığı tek Oscar’ı getirdi.

DinginlikEdebiyat

Sevgiyle yapılan her şey daima iyinin ve kötünün ötesinde olur.

Bu söz, Nietzsche’nin İyinin ve Kötünün Ötesinde (1886) kitabındaki 153. aforizmadır. Kitabın dördüncü bölümü, La Rochefoucauld gibi Fransız yazarları örnek alan kısa ve özlü sözlerden, yani aforizmalardan oluşur. Almancası şöyledir: “Was aus Liebe gethan wird, geschieht immer jenseits von Gut und Böse.” Kitabı İngilizceye ilk çeviren Helen Zimmern, Nietzsche’yi şahsen tanıyordu. Nietzsche (1844-1900), iyiyle kötünün değişmez karşıtlar olmadığını savunuyordu. Aforizma, sevginin her şeyi mazur gösterdiğini söylemez. Söylediği şudur: Sevgiyle yapılan bir iş, kurallar tartılarak yapılmaz; bu yüzden alışılmış ahlak hesabıyla tam olarak yargılanamaz.

DinginlikEdebiyat

Mutsuz evliliklere yol açan şey sevgi eksikliği değil, dostluk eksikliğidir.

Bu söz genellikle Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin kısa ve özlü düşüncelerden, yani aforizmalardan oluşan ilk kitabı İnsanca, Pek İnsanca’ya (1878) dayandırılır; oysa ne bu kitapta ne de öteki eserlerinde geçer. Kitapta ona çok yakın iki düşünce vardır. 378. aforizmaya göre en iyi dost büyük olasılıkla en iyi eşi de bulur, çünkü iyi bir evlilik dostluk yeteneğine dayanır. 406. aforizma ise evlenecek kişiye kendine şunu sormasını öğütler: Bu insanla yaşlandığımda da sohbet etmekten keyif alacak mıyım?

DinginlikEdebiyat

Ruh huzuruna ve mutluluğa ulaşmak istiyorsan inan. Hakikatin izinden gitmek istiyorsan araştır.

Sonradan Almanya’nın en etkili filozoflarından biri olacak Friedrich Nietzsche, Lutheran bir papazın oğluydu. 1864’te Bonn Üniversitesi’nde teoloji okumaya başladı, ama bir dönem sonra annesini öfkelendirmeyi göze alarak bıraktı ve Hristiyan inancını yitirdi. 11 Haziran 1865’te, yirmi yaşındayken, dindar kız kardeşi Elisabeth’e bu değişimi anlatan bir mektup yazdı. Karttaki cümleler, mektupta “İnsanların yolları burada ayrılır” sözünün hemen ardından gelir. Aynı yılın sonbaharında, eski Yunanca ve Latince metinleri inceleyen klasik filolojiyi okumak için Leipzig’e geçti.

DinginlikEdebiyat

Biz, düşlerin yapıldığı kumaştanız.

Bu sözü Fırtına’nın dördüncü perdesinde Prospero söyler. Prospero, tahtından edilmiş Milano Dükü’dür ve artık uzak bir adada büyü gücüyle hüküm sürmektedir. Kızı Miranda’nın nişanı için müzikli, danslı, ruhların kostümle oynadığı bir saray gösterisi düzenler; ama canına kastetmek için kurulan bir komployu hatırlayınca gösteriyi yarıda keser. Şaşkın gençlere, oyuncuların birer ruh olduğunu, sarayların, tapınakların, hatta koca yerkürenin de bir gün böyle silinip gideceğini söyler. Shakespeare oyunu 1610-1611 dolaylarında yazdı.

DinginlikEdebiyat

Gerçek aşkın yolu hiçbir zaman pürüzsüz olmamıştır.

Bu sözü Bir Yaz Gecesi Rüyası’nın ilk sahnesinde Lysander söyler. Shakespeare bu komediyi 1595 dolaylarında yazdı. Lysander’ın sevdiği Hermia az önce ağır bir hüküm duymuştur: Atina yasasına göre ya babasının seçtiği Demetrius’la evlenecek ya ölümü göze alacak ya da ömrünü rahibe olarak geçirecektir. Lysander onu teselli ederken, okuduğu ya da duyduğu her hikâyede gerçek aşkın bir engele takıldığını söyler: sınıf, yaş, aile, savaş, ölüm, hastalık. İkisi ormana kaçmaya karar verir; orada periler dertlerini güldürücü bir karmaşaya çevirir.

DinginlikEdebiyat

Aşk gözle değil, zihinle bakar.

Bu dizeleri Bir Yaz Gecesi Rüyası’nın ilk sahnesinin sonunda, yalnız kalan Helena söyler. Helena, Demetrius’a âşıktır; Demetrius ise onu bırakıp arkadaşı Hermia’ya yönelmiştir. Bütün Atina onu Hermia kadar güzel bulur, ama bunun hiçbir yararı yoktur. Helena’nın vardığı sonuç şudur: Aşk, gözün gördüğüne değil, aklın kurduğu hayale bakar. Ardından gelen dize eski bir imgeyi açıklar: Kanatlı Cupid’i bu yüzden kör resmederler. Roma’nın aşk tanrısı Cupid sık sık gözleri bağlı çizilirdi. Oyunun devamında sihirli bir çiçek, âşıkların gönlünü bir gecede değiştirir ve Helena’yı haklı çıkarır.

DinginlikEdebiyat

Kısalık, zekânın ruhudur.

Bu sözü, Shakespeare’in 1600 dolaylarında yazdığı Hamlet’in ikinci perdesinde, Danimarka kralının yaşlı danışmanı Polonius söyler. Polonius, Prens Hamlet’in tuhaf davranışlarının nedenini bulduğunu kralla kraliçeye haber vermeye gelmiştir. Sözü kısa keseceğini söyler, sonra lafı dolandırıp durur; sonunda Kraliçe Gertrude dayanamaz: “Daha çok öz, daha az süs.” Espri şuradadır: Kısalığı öven, sarayın en geveze adamıdır. Shakespeare’in çağında İngilizcedeki “wit” sözcüğü espri değil zekâ demekti. Türkçedeki “Az söyle, öz söyle” öğüdü de aynı şeyi anlatır.

DinginlikEdebiyat

Ruhlarımız neyden yapılmışsa, onunkiyle benimki aynı şeyden yapılmış.

Catherine Earnshaw bu sözü, Emily Brontë’nin tek romanı Uğultulu Tepeler’in (1847) dokuzuncu bölümünde evin kâhyası Nelly Dean’e söyler. Varlıklı komşuları Edgar Linton’ın evlilik teklifini az önce kabul etmiştir; ama asıl sevdiğinin, kendisiyle birlikte büyütülen öksüz Heathcliff olduğunu itiraf eder. Onları görmeden dinleyen Heathcliff, yalnızca Catherine’in onunla evlenmenin kendisini küçük düşüreceğini söylediği yeri duyar ve bu itirafı duymadan sessizce çıkıp gider. Romanın geri kalanını bu yanlış anlama belirler. Brontë kitabı Ellis Bell takma adıyla yayımladı ve bir yıl sonra, 30 yaşında öldü.

DinginlikEdebiyat

Güzel bir şey, sonsuza dek sevinç verir.

Bu, John Keats’in 1818’de, 22 yaşındayken yayımladığı yaklaşık 4.000 dizelik Endymion şiirinin ilk dizesidir. Şiir, ay tanrıçasının âşık olduğu çoban Endymion’un Yunan mitini anlatır. Sonraki dizeler bu iddiayı açar: Güzel bir şeyin güzelliği giderek artar, hiçbir zaman yok olup gitmez. Keats, kendini şiire adamadan önce cerrahlık ve eczacılık eğitimi almıştı; Blackwood’s Magazine’deki bir eleştirmen şiiri alaya alıp ona dükkânına dönmesini söyledi. Keats 1821’de Roma’da, 25 yaşında veremden öldü.

DinginlikEdebiyat

Umut, tüylü bir şeydir.

Amerikalı şair Emily Dickinson (1830-1886) bu şiiri 1861 dolaylarında, Massachusetts’in Amherst kasabasında yazdı. Şiirde umut, ruha tüneyen küçük bir kuştur: Sözsüz bir ezgi söyler ve hiç susmaz. En tatlı sesi fırtınada duyulur. Şiir en sessiz yerinde biter: Şair onu en soğuk topraklarda, en yabancı denizlerde duymuştur, ama kuş en zor anında bile ondan bir kırıntı istememiştir. Dickinson yaklaşık 1.800 şiirinden yalnızca on kadarını sağlığında yayımladı; bu şiir ölümünden beş yıl sonra, 1891’de basıldı.

DinginlikEdebiyat

Ruh, dostlarını kendisi seçer.

Emily Dickinson bu şiiri 1862 dolaylarında, en çok yazdığı yıllarda yazdı; o sırada Massachusetts’in Amherst kasabasında toplumsal hayattan büyük ölçüde çekilmişti. Şiirde ruh kendi çevresini seçer ve kapısını kapatır. Alçak kapısının önünde arabalar dursa da, bir imparator eşiğinde diz çökse de kılı kıpırdamaz. Son kıtada koca bir ulusun içinden tek bir kişiyi seçer, sonra ilgisini taş gibi kapatır. Şiir ilk kez ölümünden dört yıl sonra, 1890’da basıldı; editörler ona “Dışlama” anlamına gelen “Exclusion” başlığını verdi.

DinginlikEdebiyat

Olasılıkta yaşarım.

Emily Dickinson bu şiiri 1862 dolaylarında, en çok yazdığı yıllarda yazdı. Şiirdeki “olasılık”, şiirin ta kendisidir: Dickinson onu düzyazıdan daha güzel bir ev olarak anlatır. Sonra bu evi kurar: daha çok pencere, daha iyi kapılar, sedir ağaçları gibi hiçbir gözün içini göremediği odalar ve çatı olarak sonsuz gökyüzü. Şairin bu evdeki işi, dar ellerini iki yana açıp cenneti toplamaktır. Aile evinden pek çıkmayan bir şair için bu, hayal gücünün dünyadan daha geniş olduğunu söylemenin yoludur. Şiir ilk kez 1929’da yayımlandı.

Diğer okuma seçeneğiMerakMerak edecek çok şey var.