Biraz yavaşlayın

Dinginlik

Durup düşünmeye zaman ayırın.

Dinlenmek, dikkatinizi toplamak ve olaylara başka bir açıdan bakmak üzerine kartlar.

Okuma seçeneğiSayfa 3Ek açıklama ve kaynaklar

Bu seçkide neler var?

Dinginlik

Dinlenmek, sabretmek ve düşüncelerinizi toparlamak üzerine kartları bir araya getirdik.

DinginlikEdebiyat

Hepimiz bataktayız, ama kimimiz yıldızlara bakıyor.

Lord Darlington bu sözü, Oscar Wilde’ın sosyete komedilerinin ilki olan Lady Windermere’in Yelpazesi’nin üçüncü perdesinde söyler. Oyun ilk kez 20 Şubat 1892’de Londra’da sahnelendi. Gece geç saatte Darlington’ın evinde toplanan erkekler kadınlar ve erdem üzerine şakalaşmaktadır. Arkadaşı Dumby, biri dışında hepsinin iyi insanlar olduğunu söyleyince Darlington bu cevabı verir. Romantikliğiyle dalga geçilince de özgür olmayan bir kadına âşık olduğunu itiraf eder. Sözünü ettiği Lady Windermere’dir ve o sırada aynı odada saklanmaktadır. İrlandalı yazar Wilde (1854-1900) böyle esprili sözleriyle ünlüdür.

DinginlikEdebiyat

Derin bir nefes aldım ve kalbimin o eski övünüşünü dinledim: Varım, varım, varım.

Bu cümle, Amerikalı şair Sylvia Plath’in (1932-1963) tek romanı Sırça Fanus’un sonlarına doğru geçer. Kahramanı Esther Greenwood, bir yaz New York’ta bir dergide çalışır; ardından ağır bir depresyona girer ve aylarca hastanede tedavi görür. Plath da 1953 yazını Mademoiselle dergisinde geçirmiş, sonrasında benzer bir çöküş yaşamıştı. Sırça fanus, Esther’in hastalığını anlatan imgedir: onu dünyadan koparan cam bir kubbe. Esther kalp atışlarını, doktorların hastaneden çıkıp çıkamayacağına karar vermesinden kısa süre önce, bir arkadaşının cenazesinde böyle duyar. Roman Ocak 1963’te Londra’da, Victoria Lucas takma adıyla yayımlandı.

DinginlikEdebiyat

Acının labirentinden çıkmanın tek yolu bağışlamaktır.

Alaska’nın Peşinde (2005), Amerikalı yazar John Green’in ilk romanıdır. Alabama’da yatılı okula giden genç Miles, sınıf arkadaşı Alaska Young’a âşık olur. Alaska, Gabriel García Márquez’in bir romanında Simón Bolívar’a söylettiği son sözlere takılıp kalmıştır: bir labirentten nasıl çıkılacağını soran umutsuz bir soru. Ona göre labirent acının kendisidir. Ani bir kayıp Miles’ı yasla ve suçluluk duygusuyla baş başa bırakır; kitabın sonunda vardığı cevap bağışlamaktır. Roman 2006’da gençlik edebiyatındaki Printz Ödülü’nü kazandı.

DinginlikEdebiyat

Yarı ıstırap, yarı umut içindeyim.

Yüzbaşı Frederick Wentworth bu satırları, İkna romanının 23. bölümünde Anne Elliot’a yazdığı mektupta yazar. Sekiz yıl önce, henüz 19 yaşındaki Anne nişanı bozmuştur; ailesi ve güvendiği dostu Lady Russell, servetsiz bir deniz subayıyla evlenmenin akıllıca olmadığına onu ikna etmiştir. Artık zengin ve başarılı bir kaptan olan Wentworth onunla yeniden karşılaşır, ama ikisi de duygularını açamaz. Bath’ta Anne’in, arkadaşı Yüzbaşı Harville’e kadınların umut kalmasa bile daha uzun sevdiğini söylediğini duyar ve hemen kalemi eline alır. İkna, Jane Austen’ın tamamladığı son romandır ve 1817’de, ölümünden aylar sonra yayımlandı.

DinginlikEdebiyat

Şefkatli bir yürek kadar çekici bir şey yoktur.

Emma Woodhouse bu sözü, Jane Austen’ın Emma (1815) romanının ikinci cildinin 13. bölümünde kendi kendine söyler. Zeki, varlıklı ve yargısından emin olan Emma, romanın büyük bölümünde başkalarının aşk hayatını düzenlemeye uğraşır. Bu planlardan biri genç arkadaşı Harriet Smith’i üzmüştür: Emma onu, papaz Mr Elton’ın ona âşık olduğuna inandırmıştır. Harriet, Emma’nın yumuşak bir ricasına gözyaşları içinde minnetle karşılık verince Emma çok duygulanır. Yürek sıcaklığının ve şefkatin her türlü zekâdan üstün olduğunu düşünür ve bunun kendisinde olmadığını itiraf eder. Austen’ın, bu kahramanı kendisinden başka kimsenin pek sevmeyeceğini söylediği anlatılır.

DinginlikEdebiyat

Nasılsa unutulacaksın. O hâlde buradayken kendine ait bir hayat yaşa.

Bu sözün yazarı bilinmiyor; internette modern bir özdeyiş olarak dolaşıyor. İlk yarısı Roma imparatoru Marcus Aurelius’u hatırlatır: MS 170’lerde kendisi için tuttuğu notlarda, yani Kendime Düşünceler’de, yakında her şeyi unutacağını, her şeyin de yakında onu unutacağını yazar. İkinci yarısı ise Romalı yazar Seneca’nın dostu Lucilius’a yazdığı ilk mektubu akla getirir. Mektup “Vindica te tibi” diye başlar; kabaca “kendini kendine geri al” demektir, yani vaktini başkalarına kaptırma. İkisi de sonradan memento mori, yani “öleceğini unutma” diye özetlenen geleneğin parçasıdır.

DinginlikEdebiyat

Ömrüm boyunca ait olabileceğim bir yer aradım ve ömrüm boyunca öyle bir yerin olmadığını bildim.

Bu cümle Fransız filozof ve romancı Jean-Paul Sartre’ın (1905-1980) adıyla çok paylaşılır; ama kitaplarında, oyunlarında ya da söyleşilerinde geçtiği gösterilememiştir. Anlattığı duygu yine de Sartre’a yabancı değildir. İlk romanı Bulantı’da (1938) anlatıcı Antoine Roquentin, kendisinin de çevresindeki her şeyin de fazlalık olduğunu hissetmeye başlar: Hiçbir nedeni olmadan oradadır ve hiçbir yere uymaz. Sartre’ın varoluşçuluğu buradan yola çıkar: İnsana önceden verilmiş bir öz olmadığına göre, herkes anlamı kendi seçimleriyle kurar.

DinginlikFelsefe

Bunca mücadele, sırf hayat rastgele bir günde bitip gitsin diye.

Bu sözün yazarı bilinmiyor; internette modern bir düşünce olarak dolaşıyor. Cümlenin acıtan yeri “rastgele” sözcüğüdür: Bir ömrün emeği uzun sürer, sonu ise haber vermeden gelir. Antik filozoflar bunu açıkça düşünmenin karamsarlık değil, yararlı bir alışkanlık olduğunu söyler. Romalı filozof Seneca, MS 49 dolaylarında yazdığı Hayatın Kısalığı Üzerine’de hayatın kısa olmadığını, yalnızca çoğunu boşa harcadığımızı anlatır: İyi kullanılırsa hayat yeterince uzundur. “Öleceğini unutma” anlamına gelen Latince memento mori sözü de aynı geleneğin parçasıdır.

DinginlikFelsefe

Ben yanıyordum; sen ise gelip kül kokusu yüzünden beni suçluyordun.

Bu dize, Poetry.com’da Kamryn Tanner adıyla yayımlanan “I Burn For You” (Senin İçin Yanıyorum) adlı kısa şiirin ilk dizesidir. Poetry.com herkesin şiir paylaşabildiği bir sitedir; dize sosyal medyada başka adlarla da dolaşır, ama bu atıfların hiçbiri güvenilir değildir. Şiir, incinen kişinin üstelik suçlandığı sancılı bir ilişkiyi içeriden anlatır. Psikoloji buna mağduru suçlama der. Amerikalı psikolog Melvin Lerner 1960’larda bunu adil dünya inancıyla açıkladı: Dünyanın adil olduğuna inanmak isteyen insanlar, acı çeken kişinin bunu bir şekilde hak ettiğine kolayca karar verir.

DinginlikFelsefe

Başkası olmak istemek, olduğun kişiyi heba etmektir.

Bu söz her yerde Kurt Cobain’e (1967-1994) ait diye paylaşılır. Cobain, 1991’de çıkan Nevermind albümüyle grunge denen ham ve gürültülü rock tarzını geniş kitlelere taşıyan Amerikan grubu Nirvana’nın solisti ve şarkı yazarıydı. Ama bu söz ne röportajlarında ne şarkılarında ne de 2002’de defterlerinden derlenen Journals’da geçer. Düşüncenin kendisi çok daha eskidir: Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard, umutsuzluğu incelediği The Sickness unto Death (1849) adlı kitabında, başka biri olmayı istemenin bir umutsuzluk biçimi olduğunu yazar.

DinginlikFelsefe

Kimse yükseklikten korkmaz, düşmekten korkar.

Bu söz çoğu kez Nirvana’nın solisti Kurt Cobain’e atfedilir; ama röportajlarında, şarkılarında ya da yayımlanan defterlerinde bulunamamıştır, bu yüzden yazarı bilinmeyen bir söz saymak daha doğrudur. Çoğu insan yüksek bir yerde doğal bir düşme korkusu duyar; bu korku aşırıya varınca adı akrofobi olur ve insanların yaklaşık yüzde 2 ila 5’inde görülür. Psikologlar Eleanor Gibson ile Richard Walk 1960’ta, emekleyen bebeklerin çoğunun, anneleri çağırsa bile altında boşluk varmış gibi görünen cam bir zemine çıkmadığını gösterdi.

DinginlikFelsefe

Düşmek başarısızlık değildir. Başarısızlık, düştüğün yerde kalmaktır.

Bu sözün yazarı bilinmiyor; genellikle isimsiz paylaşılır. Düşünce ise pek çok gelenekte karşımıza çıkar. Japonlar “nana korobi ya oki”, yani “yedi kez düş, sekiz kez kalk” der. İrlandalı yazar Oliver Goldsmith, İngiltere’yi gezen Çinli bir yolcunun kaleminden çıkmış gibi yazdığı The Citizen of the World (Dünya Yurttaşı, 1760-1761) mektuplarında buna çok yakın bir söz kurar: En büyük şerefimiz hiç düşmemek değil, her düştüğümüzde yeniden kalkmaktır. Bu uydurma anlatıcı yüzünden söz hâlâ sık sık Konfüçyüs’e mal edilir. Türkçede de “Düşmez kalkmaz bir Allah” denir.

DinginlikFelsefe

Ölüm, bir kaza değil de bir yasa olarak görüldüğünde güzeldir.

Sonradan Walden kitabıyla ünlenecek Amerikalı yazar Henry David Thoreau (1817-1862), bu satırları 11 Mart 1842’de dostu ve akıl hocası Ralph Waldo Emerson’a yazdı. İkisi de yastaydı. Ocak ayında Thoreau’nun ağabeyi John, küçük bir kesikten kaptığı ve kasları kilitleyen bir enfeksiyon olan tetanoz yüzünden kardeşinin kollarında ölmüştü. Birkaç hafta sonra Emerson’ın beş yaşındaki oğlu Waldo da kızıldan öldü. Thoreau o sırada Emerson’ların evinde yaşıyordu ve çocuğa çok bağlıydı. Mektup şöyle sürer: “Ölüm, hayat kadar olağandır.”

DinginlikFelsefe

Yalnızlık, insanın çevresinde kimse olmamasından değil, kendisine önemli görünen şeyleri başkalarına anlatamamasından doğar.

Carl Gustav Jung (1875-1961), analitik psikolojinin kurucusu olan İsviçreli psikiyatrdır; içedönüklük ve dışadönüklük kavramları ondan kalmıştır. Bu cümle, Jung’un çalışma arkadaşı Aniela Jaffé ile birlikte hazırladığı, kısmen otobiyografik Anılar, Düşler, Düşünceler kitabının son bölümündedir. Kitap, Jung’un ölümünden bir yıl sonra, 1962’de Almanca yayımlandı. Jung, çocukken hissettiği yalnızlığın onu hiç bırakmadığını anlatır: Çevresindeki insanların bilmediği ya da bilmek istemediği şeylerin farkındadır ve onların kabul etmediği görüşler taşımaktadır.

DinginlikFelsefe

Gereğinden fazlasını gören, sonunda hiçbir yere sığamaz.

Bu sözün yazarı bilinmiyor, ama dile getirdiği düşünce çok eski. Platon’un MÖ 375 dolaylarında yazdığı Devlet’te, hayatı boyunca mağara duvarındaki gölgelerden başka bir şey görmemiş bir tutsak serbest bırakılır ve güneşin aydınlattığı dünyayı görür. Mağaraya döndüğünde öbürleri ona güler, yolculuğun gözlerini bozduğunu söyler. Yunan mitolojisinde Truva prensesi Kassandra geleceği görebiliyordu, ama kimse ona inanmasın diye lanetlenmişti; kendi halkı bile onu deli sanıyordu. Eski Ahit’teki Vaiz kitabı aynı düşünceyi en kısa biçimde söyler: “Bilgisini artıran, kederini de artırır.”

DinginlikFelsefe

Kendini mahveden şeye savaş açmaya yanaşmayan insana huzur uğramaz.

Bu cümle internette çoğu zaman Seneca’ya ait diye paylaşılır, ama günümüze ulaşan eserlerinin hiçbirinde geçmez; üslubu da günümüze ait. Stoacı Romalı filozof Seneca (yaklaşık MÖ 4–MS 65), imparator Neron’un danışmanıydı ve ruh huzuru üzerine çok yazdı. Dostu Lucilius uzun yolculuklara rağmen içindeki sıkıntıdan kurtulamayınca Seneca ona 28. mektubunda şöyle yazdı: “Senin iklim değiştirmeye değil, ruh değiştirmeye ihtiyacın var.” İçindeki yükü bırakmadıkça hiçbir yerin ona iyi gelmeyeceğini de ekledi.

DinginlikFelsefe

İyi bir insanın nasıl olması gerektiğini tartışarak artık vakit kaybetme. Öyle biri ol.

Marcus Aurelius, MS 161–180 yılları arasında Roma imparatoruydu. Aynı zamanda bir Stoacıydı. Stoacılık, iyi yaşamı erdemde ve insanın kendine hâkim olmasında gören bir Yunan felsefesidir. Kendime Düşünceler, onun Yunanca tuttuğu kişisel defteridir. Marcus bu notları 170’li yıllarda, bir kısmını Tuna sınırındaki savaşlar sırasında yazdı; başkaları okusun diye yazmamıştı. 10.16’daki cümlenin Yunancası kelimesi kelimesine şöyledir: İyi insanın nasıl biri olduğunu tartışmayı bırak ve öyle biri ol. Hemen önceki not da ona ömründen ne kadar az zaman kaldığını hatırlatır.

DinginlikFelsefe

İçim boşaldığında acımasızlaşırım. Sevilemiyorsam, benden korkulmalı.

Bu sözün yazarı bilinmiyor. İki yarısı da Mary Shelley’nin 1818’de yayımlanan Frankenstein romanını hatırlatır. Onu yaratan adam dâhil herkesin dışladığı yaratık, Victor Frankenstein’a “Mutsuz olduğum için kötüyüm” der, biraz sonra da “Sevgi uyandıramıyorsam korku salacağım” diye ekler. Bundan üç yüzyıl önce Niccolò Machiavelli de 1513’te yazdığı Hükümdar’da, sevilmekle korkulmak arasında seçim yapmak zorunda kalan bir hükümdar için korkulmanın daha güvenli olduğunu savunmuştu. Ama bu söz “ben” diye konuştuğu için, Machiavelli’nin soğukkanlı siyasi öğüdünden çok Shelley’nin yalnız yaratığının sesine benziyor.

DinginlikEdebiyat

Kitap, cepte taşınan bir bahçe gibidir.

Söz, Arap nesrinin büyük ustalarından Câhiz’e (yaklaşık 776-868) dayanır. Bugünkü Irak’ta, Basra’da yoksul bir ailede büyüyen Câhiz, gençliğinde ailesine yardım etmek için balık sattı. Kitabı övdüğü ünlü bir yazısında onu ilimle dolu bir kap, yende taşınan bir bahçe, kucakta sayfaları çevrilen bir çayır diye anlatır; kitap, der, ölülerin ağzından konuşur, yaşayanların sözünü aktarır. Yen, giysinin koludur; sözün bugünkü söyleyişinde bahçe cebe girmiştir. Rivayete göre Câhiz, üzerine devrilen bir kitap yığınının altında kalarak öldü.

DinginlikEdebiyat

Ne ekersen onu biçersin.

Türkçede bu atasözü tam da bu biçimde kullanılır; İngilizcede de “As you sow, so shall you reap” denir. İmge ikisinden de çok eskidir. Cicero, MÖ 55’te yazdığı Hatip Üzerine (De Oratore) adlı eserinde, bir Romalı politikacının yeni bir yasa üzerine yapılan tartışmada rakibine bu sözle karşılık verdiğini anlatır: “Ut sementem feceris, ita metes.” Yaklaşık bir yüzyıl sonra Pavlus da Galatyalılara Mektup’ta aynı sözü kullanır. Türkçede sözün daha sert bir biçimi de vardır: “Rüzgâr ekip fırtına biçmek”, yani yapılan kötülüğün çok daha kötüsüyle karşılaşmak.

DinginlikEdebiyat

Ne kadar sessizleşirsen, o kadar çok şey duyabilirsin.

Söz sık sık 13. yüzyılın büyük şairi Mevlânâ’ya mal edilir, ama onu Mevlânâ’ya bağlayan güvenilir bir kaynak yoktur. Genellikle Ram Dass’a atfedilir ve 1971 tarihli Be Here Now (Şimdi Burada Ol) kitabından olduğu söylenir; yine de tam kaynağını göstermek zordur. Asıl adı Richard Alpert olan Ram Dass, Harvard’da psikoloji hocalığı yaptı, 1967’de Hindistan’a gidip guru Neem Karoli Baba’nın öğrencisi oldu. Söz, meditasyonda sık yaşanan bir deneyimi anlatır: Zihnindeki gürültü dindikçe, başından beri orada olan sesleri ve düşünceleri fark etmeye başlarsın.

DinginlikDin ve İnanç

Ne düşünürsen o olursun.

Bu söz birebir alıntı değil; Dhammapada’nın açılış dizelerini günümüz diliyle özetler. Dhammapada, geleneğe göre Buda’nın kendi sözlerini bir araya getiren 423 kısa dizelik bir derlemedir; daha çok Sri Lanka’da ve Güneydoğu Asya’da yaygın olan Theravada Budist okulunun kutsal metinleri arasında yer alır. Bazı araştırmacılar özünü MÖ 3. yüzyıla dayandırır. İlk iki dizeye göre yaşadığımız her şeyin başında zihin vardır: Kirli bir zihinle konuşanı ya da davrananı acı izler, tıpkı tekerleğin arabayı çeken öküzün ayağını izlemesi gibi. Temiz bir zihinle davrananı ise mutluluk, hiç ayrılmayan gölgesi gibi izler.

DinginlikEdebiyat

Karakter kaderdir.

Herakleitos MÖ 500 dolaylarında, kalıntıları bugün İzmir’in Selçuk ilçesi yakınında bulunan Efes’te yaşadı. Yazdığı tek kitaptan geriye yalnızca sonraki yazarların aktardığı parçalar kaldı; bu söz, yaygın numaralandırmada 119. parçadır. Yunanca aslı üç sözcüktür: “ēthos anthrōpōi daimōn”, yani “insan için karakter, daimondur”. Eski Yunanlılar daimonu, her insanın payına düşeni belirleyen koruyucu bir ruh olarak düşünürdü; Herakleitos bu gücü insanın kendi karakterine yerleştirir. George Eliot, The Mill on the Floss (1860) romanında “karakter kaderdir” sözünü aktarır, ama bunun kaderimizin tamamı olmadığını ekler.

DinginlikDin ve İnanç

Kibrin sonu düşüştür.

Söz, Kitab-ı Mukaddes’te Süleyman’ın Özdeyişleri 16:18’den gelir ve İngilizcede atasözü gibi kullanılır. Ayetin tamamı, yıkımdan önce gururun, düşüşten önce de kibirli bir ruhun geldiğini söyler. Özdeyişler, İbrani Kutsal Kitabı’nda, yani Hristiyanların Eski Ahit dediği bölümde yer alan bir bilgelik sözleri derlemesidir. Gelenek sözlerin birçoğunu Kral Süleyman’a bağlar; araştırmacılar ise kitabın yüzyıllar içinde bir araya gelmiş birkaç derlemeden oluştuğunu düşünür. Ayetin ikinci yarısı, birincisini başka sözcüklerle yineler. Eski Yunanlılarda da aynı düşünce vardı: Hybris, insanın haddini aşan kibriydi; Nemesis ise bu kibri cezalandıran tanrıçaydı.

Diğer okuma seçeneğiMerakMerak edecek çok şey var.