Bilim, sanat, doğa, dil

Merak

Merak edecek çok şey var.

Bir keşif, bir sanatçının hikâyesi ya da doğadan şaşırtıcı bir bilgi. İlginizi çeken yerden başlayın.

Okuma seçeneğiSayfa 7Ek açıklama ve kaynaklar

Bu seçkide neler var?

Merak

Bilimden, sanattan, tarihten ve doğadan merak uyandıran kartları bir araya getirdik.

MerakTeknoloji

CRISPR, bakterilerin virüslere karşı savunma sistemi olarak doğdu: Bakteri, virüs DNA’sından parçalar saklar ve bunlara uyan virüsü tanıyıp keser. 2012’de Jennifer Doudna ile Emmanuelle Charpentier, sistemin DNA’yı hemen her noktadan kesecek şekilde programlanabileceğini gösterdi; böylece gen düzenlemek çok kolaylaştı.

CRISPR, İngilizcede “kümelenmiş, düzenli aralıklı, kısa palindromik tekrarlar” anlamına gelen adın kısaltmasıdır. Ad, bakteri DNA’sında belli aralıklarla yinelenen kısa dizileri anlatır; virüs parçaları bu tekrarların arasında saklanır. Düzeni ilk kez 1987’de Japon araştırmacılar fark etti, İspanyol mikrobiyolog Francisco Mojica da sonradan bunun bir tür bağışıklık belleği olduğunu ortaya koydu. Düzenleme aracında Cas9 adlı kesici bir protein, DNA’nın kimyasal akrabası RNA’dan yapılmış kısa bir kılavuzla çalışır; kılavuz onu DNA’nın eşleşen bölümüne götürür. Hücre kesiği onarırken gen devre dışı kalabilir ya da bilim insanları yerine düzeltilmiş bir kopya yerleştirebilir. Doudna ile Charpentier 2020 Nobel Kimya Ödülü’nü aldı. Kasım 2023’te Birleşik Krallık bir CRISPR tedavisini onaylayan ilk ülke oldu: Casgevy adlı tedavi iki kalıtsal kan hastalığında, orak hücre hastalığında ve Akdeniz anemisi olarak da bilinen beta talasemide kullanılıyor. Yöntem etik soruları da beraberinde getirdi: Çinli bilim insanı He Jiankui 2018’de insan embriyolarının genlerini değiştirdi ve sonradan hapis cezası aldı.

MerakTeknoloji

James Watt, 1781’de buhar makinesindeki pistonun inip kalkışını kesintisiz bir dönme hareketine çeviren düzeneğin patentini aldı. Böylece fabrikalardaki tezgâhları su ya da rüzgâr yerine doğrudan buhar çalıştırabildi.

Thomas Newcomen’in 1712’de yaptığı makine gibi ilk buhar makineleri çoğunlukla madenlerdeki suyu boşaltmak için kullanılıyordu. Watt, makineyi daha önce ayrı bir yoğuşturucuyla çok daha verimli hâle getirmişti: Buhar ana silindirin dışındaki bir haznede soğutuluyor, böylece silindir hep sıcak kalıyordu. Dönme hareketi elde etmenin en kolay yolu krank kullanmaktı, ama James Pickard 1780’de bunun patentini almıştı. Bu yüzden Watt’ın şirketi, çalışanlarından William Murdoch’un önerdiği “güneş ve gezegen” dişlisini kullandı; bu düzenekte bir dişli çark ötekinin çevresinde döner. Watt, ortağı Matthew Boulton ile makinelerini bütün Britanya’ya sattı. Şirket 1800’e kadar yaklaşık 500 makine yapmıştı ve bunların yarısından fazlası fabrika tezgâhlarını çalıştırıyordu. Değirmenler ve fabrikalar artık hızlı akan bir nehrin kıyısına mahkûm değildi; hemen her yerde kurulabiliyordu.

MerakTeknoloji

Elektrikli telgraf 1830’larda ve 1840’larda geliştirildi; mesajları teller üzerinden kodlanmış elektrik sinyalleriyle iletiyordu. At, gemi ya da trenle günlerce yol alan haberler, fiyatlar ve talimatlar artık uzak yerlere dakikalar içinde ulaşabiliyordu.

Britanya’da William Cooke ile Charles Wheatstone 1837’de bir telgrafın patentini aldı; iki yıl geçmeden de telgrafları Londra’daki Paddington İstasyonu’ndan çıkan Great Western Demiryolu hattında çalışmaya başladı. ABD’de Samuel Morse ile Alfred Vail, harfleri kısa ve uzun sinyallerle, yani nokta ve çizgilerle yazan Mors alfabesini geliştirdi. Morse, 24 Mayıs 1844’te Washington’dan Baltimore’a Kutsal Kitap’tan alınmış “Tanrı neler yaptı!” sözünü gönderdi. Çok geçmeden teller denizleri de aştı. 1858’de Atlantik’in dibine döşenen kablo, Kraliçe Victoria’nın ABD Başkanı James Buchanan’a yolladığı kutlama mesajını taşıdı, ama üç hafta kadar sonra bozuldu. Kalıcı bağlantı 1866’da kuruldu; “iki haftadan iki dakikaya” sloganı, gemiyle giden mektuplara göre kazanılan hızı özetliyordu. Demiryolları telgrafı trenleri güvenle yönetmek, gazeteler uzaktaki olayları aynı gün duyurmak, borsalar da fiyatları şehirler arasında paylaşmak için kullandı.

MerakTeknoloji

Fotoğrafçılık 1839’da dünyaya tanıtıldı ve insanlara hiç görmedikleri yerleri, olayları bütün ayrıntısıyla gösterdi. Negatiften baskı almak, ardından fotoğrafları gazetede basmak mümkün olunca tek bir kare binlerce kişiye ulaşabildi.

Bir fotoğraf makinesiyle çekilip günümüze ulaşan en eski fotoğrafı 1826 ya da 1827’de Fransa’da Nicéphore Niépce çekti: Penceresinden görünen manzarayı saatler süren bir pozlamayla kaydetti. Louis Daguerre 1839’da kendi yöntemini Paris’te kamuoyuna açıkladı. Bu yöntemle yapılan her dagerotip, metal bir levha üzerindeki tek bir görüntüydü ve çoğaltılamıyordu. İngiltere’de Henry Fox Talbot ise kâğıttan bir negatif geliştirdi; bu negatiften istenildiği kadar baskı alınabiliyordu. Film fotoğrafçılığı dijital çağa kadar bu fikre dayandı. Roger Fenton’ın 1855’te Kırım Savaşı’nda çektiği fotoğraflar, Britanya’nın Fransa ve Osmanlı Devleti ile birlikte savaştığı bu uzak savaşı İngiliz halkının gözü önüne getirdi. Ancak pozlama uzun sürdüğü için Fenton, poz veren insanları ve manzaraları çekmekle yetinmek zorunda kaldı. Gazeteler uzun süre yalnızca fotoğraflardan kopyalanmış gravürler basabildi. Resmi küçücük noktalara bölen tram baskı sayesinde New York Daily Graphic, 1880’de gerçek anlamda ilk gazete fotoğraflarından birini yayımladı.

MerakTeknoloji

Eterle, ardından kloroformla yapılan anestezi, 1840’larda hastaları ameliyat boyunca acı duymadan derin bir uykuda tutmayı mümkün kıldı. Artık ameliyatı olabildiğince çabuk bitirmek gerekmiyordu; cerrahlar daha uzun ve özenli ameliyatlara girişebildi.

Anesteziden önce ameliyat son çareydi; cerrahlar acıyı ve kan kaybını azaltmak için her şeyden çok hıza önem verirdi. ABD’li hekim Crawford Long 1842’de Georgia’da eter kullandı, ama sonuçlarını 1849’a kadar yayımlamadı. Dönüm noktası 16 Ekim 1846’da Boston’daki Massachusetts Genel Hastanesi’nde yaşandı: Diş hekimi William Morton, Edward Gilbert Abbott adlı hastaya eter verdi, cerrah John Collins Warren da hastanın boynundaki tümörü aldı. Aralık ayında Londra’daki cerrahlar da eteri kullanıyordu. 1847’de Edinburgh’da çalışan kadın doğum uzmanı James Young Simpson kloroformu kullanmaya başladı; Kraliçe Victoria’ya da 1853’te sekizinci çocuğunu doğururken kloroform verildi. Yine de anestezi tek başına ameliyatı güvenli kılmadı. Joseph Lister 1860’larda yaraları ve aletleri mikrop öldürücü karbolik asitle temizlemeye başlayıp antiseptik cerrahinin temelini atana kadar, enfeksiyon pek çok hastanın ölümüne yol açtı.

MerakBilim

İlk aşıyı İngiliz hekim Edward Jenner 1796’da çiçek hastalığına karşı geliştirdi. Dünya Sağlık Örgütü 1980’de çiçeğin yeryüzünden silindiğini ilan etti; çiçek, kökü kazınan ilk ve hâlâ tek insan hastalığıdır.

Jenner’dan çok önce Çin’de, Hindistan’da ve Osmanlı topraklarında çocukları korumak için onlara bilerek hafif bir çiçek bulaştırılırdı; bu yönteme variolasyon ya da çiçek aşılaması denir. İngiliz büyükelçinin eşi Lady Mary Wortley Montagu bu uygulamayı İstanbul’da gördü ve 1718’de oğlunu orada aşılattı. Jenner, sığırlarda görülen hafif bir hastalık olan inek çiçeğini geçiren sağımcı kızların çiçeğe pek yakalanmadığını fark etmişti. 1796’da bu gözlemini sekiz yaşındaki James Phipps üzerinde denedi. İngilizcede aşı anlamına gelen vaccine sözcüğü, Latincede inek demek olan vacca’dan gelir. Aşıya rağmen çiçek, yalnızca 20. yüzyılda tahminen 300 milyon kişiyi öldürdü. Dünya Sağlık Örgütü 1967’de küresel kampanyayı hızlandırdı. Kampanyanın temeli vakaları tek tek bulmak ve her vakanın çevresindeki herkesi aşılamaktı; buna halka aşılama denir. Doğal yolla görülen son vaka, Ekim 1977’de Somali’de hastane aşçısı olarak çalışan Ali Maow Maalin’di.

MerakTeknoloji

Düzenli radyo yayınları 1920 dolaylarında başladı ve yirmi yıl içinde tek bir ses aynı anda milyonlarca eve ulaşır oldu. Liderler radyoyla halka doğrudan seslendi: kimi zaman güven vermek, kimi zaman insanları bir amaç etrafında toplamak, kimi zaman da propaganda yapmak için.

Pittsburgh’daki KDKA istasyonu 2 Kasım 1920’de ABD başkanlık seçiminin sonuçlarını yayınladı; bu yayın çoğu zaman ticari radyonun başlangıcı sayılır. Britanya’da BBC’nin öncülü British Broadcasting Company 1922’de kuruldu. Türkiye’de ilk yayın 6 Mayıs 1927’de İstanbul’da, Sirkeci’deki Büyük Postane binasının bodrum katından yapıldı. Neredeyse kimsenin radyosu olmadığı için yayın, binanın kapısının üstüne konan bir hoparlörden dinletiliyordu. ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt 1933’ten 1944’e kadar “ocak başı sohbetleri” denen sakin akşam konuşmaları yaptı; savaş yıllarında bu konuşmaları ortalama olarak radyo dinleyicilerinin yarısından fazlası dinledi. Sohbetlerin başladığı 1933’te Hitler’in propaganda bakanı Joseph Goebbels, olabildiğince çok Alman rejimin sesini duyabilsin diye Volksempfänger, yani “halkın alıcısı” adlı ucuz bir radyoyu piyasaya sürdürdü.

MerakTeknoloji

Manhattan Projesi, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sırasında Birleşik Krallık ve Kanada ile gizlice yürüttüğü programdı; ilk atom bombaları bu projede yapıldı. İlk bomba 16 Temmuz 1945’te New Mexico’da denendi, ağustosta da iki bomba Hiroşima ve Nagazaki’ye atıldı.

1939’da Albert Einstein, fizikçi Leo Szilard’ın kaleme aldığı bir mektubu imzalayarak ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt’i, Almanya’nın uranyumdan bomba yapabileceği konusunda uyardı. Proje 1942’de General Leslie Groves’un yönetiminde hayata geçti; bombaların tasarlandığı New Mexico’daki Los Alamos laboratuvarını J. Robert Oppenheimer yönetti. En yoğun döneminde projede 130.000’e yakın kişi çalıştı, maliyeti de 2 milyar dolara yaklaştı. Hiroşima ve Nagazaki’ye 6 ve 9 Ağustos 1945’te atılan bombalar, çoğu sivil 150.000 ile 246.000 arasında insanın ölümüne yol açtı. Sovyetler Birliği 8 Ağustos’ta Japonya’ya savaş ilan etti, Japonya da 15 Ağustos’ta teslim olacağını duyurdu. Tarihçiler bu olayların teslim kararındaki payını hâlâ tartışıyor. Sovyetler Birliği Ağustos 1949’da kendi bombasını denedi ve nükleer silahlanma yarışı başladı.

MerakBilim

James Watson ile Francis Crick 1953’te Cambridge’de, DNA’nın birbirine sarılmış iki zincirden oluşan bir çift sarmal olduğunu öne sürdü. Modelleri, Rosalind Franklin ile öğrencisi Raymond Gosling’in Londra’daki King’s College’da elde ettiği X-ışını görüntülerine ve ölçümlere, ayrıca Maurice Wilkins’in çalışmalarına dayanıyordu.

X-ışını kırınımı, bir maddeden X-ışını geçirip ışınların filme düşürdüğü desenden maddenin yapısını çıkarma yöntemidir. Franklin’in yanında çalışan Gosling, bugün Fotoğraf 51 diye bilinen net görüntüyü 2 Mayıs 1952’de çekti. Wilkins bu fotoğrafı Ocak 1953’te Franklin’den izin almadan Watson’a gösterdi; Crick de Franklin’in hesaplarını içeren bir araştırma raporunu gördü. Model 25 Nisan 1953’te Nature dergisinde, Franklin ile Gosling’in ve Wilkins’in ekibinin makaleleriyle yan yana yayımlandı. Watson, Crick ve Wilkins 1962 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü aldı. Franklin 1958’de, 37 yaşında kanserden ölmüştü; Nobel kuralları ölmüş birine ödül verilmesine izin vermiyordu. Tarihçiler Matthew Cobb ile Nathaniel Comfort, 2023’te yeni bulunan belgelere dayanarak Nature’da yayımladıkları yazıda, Franklin’in yalnızca fotoğrafı elinden alınan biri olmadığını, yapının çözülmesinde eşit pay sahibi olduğunu savundu.

MerakTeknoloji

Sovyetler Birliği’ne bağlı Ukrayna’daki Çernobil Nükleer Santrali’nin 4 numaralı reaktörü, 26 Nisan 1986’da bir güvenlik testi sırasında patladı. Kusurlu tasarım, kötü yönetilen test ve yetkililerin gizlilik tutumu bir araya gelince ortaya tarihin en ağır iki nükleer kazasından biri çıktı.

Test, elektrik kesildiğinde yavaşlayarak dönmeyi sürdüren türbinin soğutma pompalarını çalıştırmaya yetip yetmeyeceğini anlamak için yapılıyordu. RBMK adlı Sovyet reaktörünün tehlikeli bir özelliği vardı: Soğutma suyu kaynayıp buhara dönüştüğünde nükleer tepkime yavaşlayacağına hızlanıyordu. Gece 01.23’te reaktörün gücü kontrolden çıktı, bir buhar patlaması reaktörü parçaladı ve çekirdekte çıkan yangın radyoaktif maddeleri Sovyetler Birliği’ne ve Avrupa’ya yaydı. Santral çalışanlarının yaşadığı Pripyat kenti ancak 36 saat kadar sonra boşaltıldı; ilk aşamada yaklaşık 49.000 kişi bölgeden çıkarıldı. Sovyet hükûmeti kazayı, 1.000 kilometreden uzaktaki İsveç’in Forsmark santralinde alarmlar çaldıktan sonra kabul etti. İki çalışan patlamada öldü, 28 kişi de üç ay içinde radyasyon hastalığından hayatını kaybetti. 2016’da kalıntıların üzerine, “Yeni Güvenli Muhafaza” adı verilen dev bir çelik kemer kaydırıldı.

MerakTeknoloji

Steve Jobs, iPhone’u 9 Ocak 2007’de “üçü bir arada” bir cihaz olarak tanıttı: bir telefon, geniş ekranlı bir iPod ve bir internet iletişim aracı. Telefon 29 Haziran 2007’de ABD’de satışa çıktı ve zamanla çok daha fazla cihazın yerini aldı.

Jobs, iPhone’u San Francisco’daki Macworld fuarında tanıttı. Asıl yenilik, tuş takımı ya da kalem yerine aynı anda birden çok parmağı algılayan çoklu dokunmatik ekrandı. İlk modelde 2 megapiksellik bir kamera vardı, ama GPS yoktu ve başka şirketlerin uygulamaları yüklenemiyordu; telefon iki yıllık sözleşmeyle 499 ya da 599 dolara satılıyordu. Büyük dönüşüm, 10 Temmuz 2008’de App Store’un 500 uygulamayla açılmasıyla geldi. O günden sonra telefon haritanın, fotoğraf makinesinin, müzik çaların, çalar saatin, gazetenin ve birçok kişi için banka şubesinin yerini tutmaya başladı. 2008’den itibaren satılan ilk Android telefonlar da aynı yoldan gitti. Temmuz 2025’e kadar 3 milyardan fazla iPhone satıldı.

MerakTeknoloji

John Bardeen ile Walter Brattain, Aralık 1947’de ABD’nin New Jersey eyaletindeki Bell Labs’te, William Shockley’nin grubunda ilk çalışan transistörü yaptı. Bu küçük aygıt, o güne dek ancak hantal cam vakum tüplerinin yapabildiği bir işi, elektrik sinyalini güçlendirmeyi başarıyordu.

Transistör, küçük bir elektrik akımıyla daha büyük bir akımı yöneten bir aygıttır; bu sayede sinyali güçlendirebilir ya da bir anahtar gibi açılıp kapanabilir. İlk transistör, bir germanyum parçasına değen ve birbirine çok yakın duran iki altın uçtan oluşuyordu. Germanyum bir yarı iletkendir, yani elektriği ne kadar ileteceği denetlenebilir. Belirleyici deney 16 Aralık’ta yapıldı, aygıt da 23 Aralık’ta Bell Labs yöneticilerine gösterildi. Vakum tüpleri ısınıyor, kolay kırılıyor ve çok enerji harcıyordu. “Transistör” adını mühendis John R. Pierce buldu. Shockley kısa süre sonra daha sağlam ve üretimi daha kolay bir tür tasarladı; üçü 1956 Nobel Fizik Ödülü’nü paylaştı, Bardeen de 1972’de ikinci kez Nobel Fizik Ödülü aldı. Transistör cep radyolarını ve modern bilgisayarları mümkün kıldı; bugün tek bir çipte on milyarlarca transistör bulunabiliyor.

MerakTeknoloji

İnternetin öncüsü ARPANET’teki ilk mesajı, 29 Ekim 1969’da Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nden (UCLA) bir öğrenci, Stanford Araştırma Enstitüsü’ndeki bir bilgisayara gönderdi. Öğrenci oturum açmak için “login” yazmak istiyordu, ama sistem “l” ve “o” harflerinden sonra çöktü.

Mesajı gönderen öğrenci, Leonard Kleinrock’un laboratuvarında çalışan Charley Kline’dı; 500 kilometreden uzaktaki Stanford Araştırma Enstitüsü’nde ise programcı Bill Duvall bekliyordu. Bir saat kadar sonra ikinci deneme başarılı oldu. ARPANET’i, üniversiteler az sayıdaki pahalı bilgisayarı ortaklaşa kullanabilsin diye ABD Savunma Bakanlığı’nın araştırma kurumu ARPA finanse etmişti. Ağ, paket anahtarlama denen yöntemle çalışıyordu: Mesaj küçük parçalara bölünür, parçalar ayrı ayrı yol alır ve varış noktasında yeniden birleştirilir. Bu fikri ABD’de Paul Baran, Britanya’da Donald Davies birbirinden bağımsız olarak geliştirmişti. 5 Aralık 1969’da ağ artık dört merkezi birbirine bağlıyordu: UCLA, Stanford Araştırma Enstitüsü, Santa Barbara’daki Kaliforniya Üniversitesi ve Utah Üniversitesi. ARPANET 1 Ocak 1983’te, bilgisayarların internette bugün de kullandığı ortak iletişim kurallarına, yani TCP/IP’ye geçti; bu tarih çoğu zaman internetin doğum günü sayılır.

MerakTeknoloji

ABD’deki BBN şirketinde mühendis olan Ray Tomlinson, 1971’de bir ağ üzerinden iki bilgisayar arasında ilk e-postayı gönderdi. Kişinin adını bilgisayarının adından ayırmak için araya @ işaretini koydu; bugün bütün e-posta adresleri bu düzeni kullanıyor.

O güne kadar insanlar yalnızca aynı bilgisayarı kullanan kişilere mesaj bırakabiliyordu. Tomlinson, bu işe yarayan SNDMSG programını kendi yazdığı CPYNET adlı dosya aktarma programıyla birleştirdi; böylece mesajlar internetin öncüsü ARPANET üzerinden başka bilgisayarlara gidebildi. İlk denemeyi yan yana duran iki bilgisayar arasında yaptı. Sonradan, deneme mesajlarının akılda kalacak bir yanı olmadığını, büyük olasılıkla klavyenin üst sırasındaki QWERTYUIOP gibi rastgele harflerden oluştuğunu söyledi. @ işaretini seçti, çünkü klavyede zaten vardı, adlarda neredeyse hiç geçmiyordu ve İngilizcede “at”, yani “-de, -da” anlamına geliyordu. Ticarette de uzun zamandır “tanesi şu fiyattan” anlamında kullanılıyordu. İşaretin birçok dilde kendine özgü bir adı vardır: İtalyanlar chiocciola (salyangoz), Hollandalılar apenstaart (maymun kuyruğu) der; Türkçede kuyruklu a diye bilinir ve genellikle “et” diye okunur.

MerakTeknoloji

İlk ticari sabit disk sürücüsü IBM’in 350 disk birimiydi; şirket onu 14 Eylül 1956’da IBM 305 RAMAC bilgisayarıyla birlikte duyurdu. Sürücü 5 milyon karakter (harf ya da rakam), yani bugünkü ölçüyle yaklaşık 3,75 megabayt veri saklıyordu ve yaklaşık bir ton ağırlığındaydı.

RAMAC, İngilizcede “muhasebe ve denetim için rastgele erişim yöntemi” anlamına gelen adın kısaltmasıydı. Asıl yenilik de rastgele erişimdi, yani istenen kayda doğrudan gidebilmek. Şirket kayıtları genellikle delikli kartlarda ya da manyetik bantlarda tutuluyordu ve bunların baştan sona sırayla taranması gerekiyordu. Disk sürücüsü ise herhangi bir kayda bir saniyeden kısa sürede, ortalama 600 milisaniyede ulaşabiliyordu. İçinde her biri 61 santimetre çapında 52 disk dakikada 1.200 devirle dönüyor, aralarında gidip gelen bir kol veriyi okuyup yazıyordu. Bütün RAMAC sistemi ayda 3.200 dolara kiralanabiliyordu. Sürücü, IBM’in Kaliforniya’nın San Jose kentindeki laboratuvarında geliştirildi; seri üretilen ilk örnekler 1957’de teslim edildi. Bugün bir telefon bunun on binlerce katını saklayabiliyor.

MerakTeknoloji

Mikroçip, yani tümleşik devre, transistörleri ve öteki elektronik parçaları silisyum gibi bir malzemeden küçük tek bir parça üzerinde toplar. İlkini Texas Instruments’tan Jack Kilby 12 Eylül 1958’de gösterdi; Fairchild Semiconductor’dan Robert Noyce da ondan habersiz, yaklaşık altı ay sonra daha kullanışlı bir çip geliştirdi.

Çipten önce her transistör, direnç ve kondansatör ayrı bir parçaydı ve bunların birbirine elle bağlanması gerekiyordu; bu yüzden karmaşık devreler dev boyutlara ulaşıyor, sık sık arıza veriyordu. Kilby’nin ilk çipi, ince altın tellerle birbirine bağlanmış bir germanyum parçasıydı. Kilby devreye akım verdiğinde, elektrik sinyallerini ekranda çizen osiloskopta düzgün bir dalga belirdi: Çip çalışıyordu. Noyce’un çipi ise silisyumdan yapılmıştı ve iş arkadaşı Jean Hoerni’nin geliştirdiği düzlemsel yöntemi kullanıyordu. Bu yöntemde parçalar ve aralarındaki bağlantılar ince, düz katmanlar hâlinde üst üste oluşturulur. Böylece çipler kolayca seri üretilebildi; bugün de neredeyse bütün çipler aynı ilkeyle yapılıyor. Noyce 1968’de Intel’in kurucuları arasında yer aldı ve 1990’da öldü. Nobel Ödülü ölmüş kişilere verilmez; Kilby ise buluştaki payı nedeniyle 2000’de Nobel Fizik Ödülü’nü aldı.

MerakTeknoloji

Ücretsiz işletim sistemi Linux’u, 1991’de Helsinki’de 21 yaşında bir üniversite öğrencisi olan Linus Torvalds başlattı. Herkes onu kullanabilir ve değiştirebilir. Kasım 2017’den bu yana, dünyanın en hızlı süper bilgisayarlarını sıralayan TOP500 listesindeki makinelerin hepsi Linux’la çalışıyor.

Torvalds 25 Ağustos 1991’de projesini internetteki bir tartışma grubunda duyurdu ve yazdığı ücretsiz işletim sisteminin “sadece bir hobi” olduğunu söyledi. Linux aslında bir çekirdektir, yani işletim sisteminin işlemciyi, belleği ve donanımı yöneterek öteki programların çalışmasını sağlayan temel parçası. Torvalds ona Freax adını vermek istiyordu, ama dosyaların ilk paylaşıldığı Fin üniversite ağı sunucusunun yöneticilerinden Ari Lemmke klasöre Linux adını verdi ve bu ad tuttu. Torvalds 1992’de kodu GNU Genel Kamu Lisansı’yla yayımladı. Bu lisans, değiştirilmiş sürümler de özgür kaldığı sürece herkesin kodu kullanmasına, incelemesine, değiştirmesine ve paylaşmasına izin verir. Bugün Linux’u binlerce gönüllü ve şirket geliştiriyor. Linux çekirdeği her Android telefonun içinde çalışıyor, internet sunucularının da büyük bölümü ona dayanıyor.

MerakTeknoloji

Fiber optik kablolar veriyi, insan saçı kadar ince ve çok saf camdan yapılmış liflerin içinde ışık darbeleri hâlinde taşır. Kablolarda bir araya getirilen bu lifler sokakların altından ve okyanus tabanlarından geçerek telefon görüşmelerini, videoları ve ödemeleri kıtadan kıtaya ulaştırır.

Işık, lifin içinde tam iç yansıma sayesinde kalır: Lifi saran dış cam katmanın sınırına yatık bir açıyla çarpınca dışarı kaçmaz, içeri geri yansır. 1966’da İngiltere’de çalışan Charles Kao ile George Hockham, yeterince saf camın ışığı uzun mesafelere taşıyabileceğini öne sürdü; Kao sonradan 2009 Nobel Fizik Ödülü’nü aldı. Kullanılabilecek kadar berrak ilk lifi 1970’te Corning adlı cam şirketi üretti. Atlantik’i aşan ilk fiber optik kablo TAT-8, 1988’de çalışmaya başladı. Tek bir lif, bakır bir telden çok daha fazla veri taşır ve uzun mesafelerde daha az sinyal kaybeder. Bugün okyanusları aşan verinin büyük bölümü uydular yerine deniz altındaki kablolardan geçer. Balıkçı ağları, gemi çapaları ya da depremler bu kabloları kopardığında onarmak için hazır bekleyen gemiler vardır.

MerakTeknoloji

Robert Metcalfe, 22 Mayıs 1973’te Xerox’un Kaliforniya’daki araştırma merkezi Xerox PARC’ta, laboratuvardaki bilgisayarları kabloyla bağlamanın yolunu anlatan bir not yazdı. David Boggs’la birlikte bu fikri Ethernet’e dönüştürdü; ağ aynı yılın kasımında ilk kez çalıştı. Kablolu ağların çoğu bugün de Ethernet kullanıyor.

Ethernet adı “esir”den (İngilizcesi ether) gelir: 19. yüzyıl fizikçileri ışığın bu görünmez ortamda yayıldığını düşünüyordu, sonradan böyle bir ortamın olmadığı anlaşıldı. Metcalfe’ın kablosu da veri için ortak bir ortam olacaktı. Fikir, Hawaii Üniversitesi’ndeki ALOHAnet adlı telsiz ağından doğdu: Orada bütün bilgisayarlar tek bir kanalı paylaşıyor, iki mesaj çarpışırsa gönderen bilgisayarlar rastgele bir süre bekleyip yeniden deniyordu. Ethernet buna, göndermeden önce hattı dinleme kuralını ekledi. 11 Kasım 1973’te ilk kez çalışan Ethernet, Xerox Alto bilgisayarlarını saniyede yaklaşık 3 milyon bitlik bir hızla birbirine bağlıyordu; bugünkü sürümler saniyede yüz milyarlarca bite ulaşıyor. Metcalfe 1979’da 3Com şirketini kurdu. Xerox, Intel ve Digital Equipment 1980’de Ethernet’i her üreticinin kullanabileceği açık bir standart olarak yayımladı; 1983’te de mühendislik kuruluşu IEEE onu resmî standart olarak kabul etti. Metcalfe 2023’te bilgisayar biliminin en büyük ödülü sayılan Turing Ödülü’nü aldı.

MerakTeknoloji

Bluetooth (mavi diş), adını 10. yüzyılda yaşamış Danimarka kralı Harald Gormsson’un lakabından alır. Harald, Danimarka’daki kabileleri tek krallıkta birleştirmişti. Intel mühendisi Jim Kardach 1990’larda bu adı, telefonları, bilgisayarları ve öteki cihazları aynı biçimde birleştirecek kısa menzilli kablosuz standart için önerdi.

Harald, yaklaşık 958’den 986’ya kadar Danimarka’yı yönetti ve ülkeye Hristiyanlığı getirdi. Jelling’de diktirdiği büyük run taşında bütün Danimarka’yı ve Norveç’i kazandığı yazılıdır; ama Norveç’teki hâkimiyeti yalnızca birkaç yıl sürdü. Lakabının, koyu renkli çürük bir dişinden geldiği söylenir; eski İskandinav dilinde “mavi” sözcüğü mavimsi siyahı, yani koyu renkleri de karşılıyordu. Kardach, Kral Harald’ı ilk kez Ericsson mühendisi Sven Mattisson’dan duydu; Mattisson ona, Vikingleri konu alan The Long Ships adlı romandan hikâyeler aktarmıştı. Bluetooth’u yöneten sektör birliğine göre Kardach bu adı 1996’da, pazarlamacılar daha iyisini bulana kadar kullanılacak geçici bir ad olarak önerdi. Asıl ad için en güçlü aday PAN’dı, ama bu kısaltma zaten çok yaygın kullanılıyordu; öteki aday RadioWire için gereken marka araştırması da zamanında bitirilemedi. Böylece Bluetooth adı kalıcı oldu. Logo da Harald’ın baş harfleri H ile B’yi Viking çağının run harfleriyle tek bir işarette birleştirir.

MerakTeknoloji

İngiliz bilim insanı Tim Berners-Lee, dünyanın ilk web sitesini 20 Aralık 1990’da Cenevre yakınlarındaki Avrupa fizik laboratuvarı CERN’de yayına açtı. Site, World Wide Web’in ne olduğunu, tarayıcının nasıl kullanılacağını ve web sunucusunun nasıl kurulacağını anlatıyordu.

Berners-Lee bu fikri Mart 1989’da önermişti. Amacı, CERN’deki bilim insanlarının farklı bilgisayarlarda duran belgelere bağlantılara tıklayarak ulaşabilmesiydi. 1990’ın sonunda WorldWideWeb adlı ilk tarayıcıyı ve ilk web sunucusunu yazmıştı. İkisi de bir NeXT bilgisayarında çalışıyordu; makinenin üzerinde, kimse kapatmasın diye elle yazılmış bir uyarı notu vardı. Site info.cern.ch adresinde yayındaydı. Berners-Lee, Ağustos 1991’de bir internet tartışma grubunda CERN dışındakileri de projeye katılmaya çağırdı. Nisan 1993’te CERN, Web yazılımını herkesin ücretsiz kullanımına açtı ve Web bu sayede bütün dünyaya yayıldı. Web ile internet aynı şey değildir: İnternet birbirine bağlı bilgisayarların ağıdır; Web ise bu ağın üzerinde çalışan ve sayfaları birbirine bağlantılarla bağlayan sistemdir.

MerakTeknoloji

Ağustos 1994’te ABD’de satışa çıkan IBM Simon, dokunmatik ekranlı bir cep telefonuydu. E-posta ve faks gönderebiliyordu; içinde takvim, adres defteri gibi uygulamalar da vardı. iPhone’dan 13 yıl önce çıkan Simon, çoğu zaman ilk akıllı telefon olarak anılır.

IBM mühendisi Frank Canova, çiplerin ve kablosuz iletişim donanımının artık avuç içine sığacak kadar küçüldüğünü fark etmişti. IBM, Sweetspot kod adlı ilk örneği Kasım 1992’de Las Vegas’taki COMDEX teknoloji fuarında tanıttı. Bu örnekte harita, borsa fiyatları ve haberler bile vardı; üstelik bu hizmetler henüz yaygınlaşmamıştı. Satışa sunulan telefonu Mitsubishi Electric üretti. Amerikan operatörü BellSouth cihaza Simon Personal Communicator adını verdi ve iki yıllık sözleşmeyle 899 dolara sattı. Yazı, ekrandaki klavyeye özel bir kalemle dokunarak giriliyordu. Yüksek fiyatı ve yalnızca bir saat kadar dayanan pili satışları kısıtladı: Altı ayda yaklaşık 50.000 adet satıldı ve telefon Şubat 1995’te piyasadan çekildi.

MerakTeknoloji

Açık kaynak yazılımlar kaynak koduyla, yani programcıların yazdığı, insanların okuyup anlayabildiği komutlarla birlikte yayımlanır. Lisansları, bu kodu herkesin incelemesine, değiştirmesine ve paylaşmasına izin verir. Linux, Firefox tarayıcısı ve Wikipedia’yı çalıştıran MediaWiki de böyle yazılımlardır.

Bilgisayarların ilk yıllarında kod paylaşmak olağan bir şeydi. 1980’lerde yazılımların çoğu kapalı hâle gelince Richard Stallman özgür yazılım hareketini başlattı. Linus Torvalds’ın 1991’de yayımladığı Linux, bugün dünyanın en yoğun web sunucularının çoğunda ve en hızlı 500 süper bilgisayarın hepsinde çalışıyor; Android de Linux üzerine kurulu. “Açık kaynak” terimini 1998’de Christine Peterson önerdi; amaç, fikri şirketlere daha çekici göstermekti. Açık Kaynak Girişimi (Open Source Initiative) de aynı yıl kuruldu. Lisanslar birbirinden farklıdır. MIT ya da Apache gibi esnek lisanslar, kodun neredeyse hiçbir koşul olmadan yeniden kullanılmasına izin verir. GNU GPL gibi “copyleft” lisanslar ise kodu değiştirip dağıtan herkesin, yeni sürümü de aynı koşullarla paylaşmasını şart koşar. Projeleri gönüllüler, şirketler ya da ikisi birlikte yürütür.

MerakTeknoloji

Makine öğrenmesinde bilgisayar bir işi, elle yazılmış kurallara uyarak değil, örneklerden öğrenerek yapar. Örneğin istenmeyen e-postaları (spam) ayıklayan bir filtreye, önceden spam olup olmadığı işaretlenmiş binlerce e-posta gösterilir. Filtre, spam’i ele veren ipuçlarını kendisi bulur.

Terimi 1959’da IBM araştırmacısı Arthur Samuel ortaya attı; Samuel’in dama oynayan programı, oynadıkça ustalaşıyordu. Öğrenen bir sistemin çok sayıda iç ayarı vardır. Eğitim sırasında bu ayarlar, sistem örneklerde olabildiğince doğru yanıt verene kadar defalarca değiştirilir. Sistem sonra aynı ayarlarla, daha önce hiç görmediği durumları değerlendirir. Dönüm noktası 2012’de geldi: Toronto Üniversitesi’nde geliştirilen AlexNet, fotoğraflardaki nesneleri önceki yöntemlerden çok daha iyi tanıdı. AlexNet, beynin çalışmasından kabaca esinlenen, katman katman dizilmiş “yapay sinir ağları” kullanıyordu. Bugün çeviri uygulamaları, sesli asistanlar, film ve müzik önerileri makine öğrenmesiyle çalışıyor; tıbbi görüntülerin incelenmesinde de bu yöntem kullanılıyor. Sistem verilerden öğrendiği için verideki eksikler ve önyargılar da yanıtlarına yansır.

Diğer okuma seçeneğiAzimBazen ilk adım, bazen biraz cesaret.