Bir duyguya ad koymak, beynin alarm sistemini yatıştırabilir. 2007’de UCLA’de yapılan bir beyin görüntüleme çalışmasında katılımcılar öfkeli ya da korkmuş yüzlerdeki duyguyu bir sözcükle adlandırınca, beynin tehdit algılayıcısı amigdala, yüzleri başka biçimde tanımladıkları zamankinden daha zayıf tepki verdi.

UCLA çalışması, Psychological Science, 2007

Zihin

Kartın devamı

Psychological Science dergisinde yayımlanan çalışmayı psikolog Matthew Lieberman yönetti. Terapistler insanları uzun zamandır duygularını sözcüklere dökmeye teşvik eder; bu çalışma, araştırmacıların “duygu adlandırma” dediği bu işin beyinde neyi değiştirdiğini gösterdi. Beynin derinlerindeki amigdala, olası bir tehlikeye hızla tepki verir. Duyguya ad koymak ise beynin ön kısmında, duyguları denetlemekle ilişkili bir bölgenin, sağ ventrolateral prefrontal korteksin etkinliğini artırdı; bu bölge ne kadar etkinleştiyse amigdala o kadar sakinleşti. Aynı üniversiteden bir ekip 2012’de bu fikri örümcekten korkan kişilerde denedi. Canlı bir örümcekle karşı karşıyayken hissettiklerini yüksek sesle anlatanlar, bir hafta sonra başka bir örümcekle karşılaştıklarında başka yöntemler kullananlardan daha az bedensel tepki gösterdi; bu tepki derideki terlemeyle ölçüldü. Yine de kendilerini daha az korkmuş hissettiklerini söylemediler. Duyguya ad koymak kaygının ilacı değildir; ama beynin onu işleme biçimini değiştiriyor gibi görünüyor.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

Kaynak: UCLA (Lieberman)

İlgili kaynak: Affect labeling
Sıradaki kartİsveçli psikolog Anders Ericsson, uzmanların zayıf noktalarına odaklanarak ve çoğu zaman bir öğretmenden geri bildirim alarak, yani “bilinçli pratikle” ilerlediğini gösterdi. Ünlü “10.000 saat kuralı” ise çalışmalarının sonradan basitleştirilmiş hâlidir; Ericsson herkesin aşması gereken böyle bir eşikten hiç söz etmedi.Devam et →