Koleksiyon 02

Daha sakin bir zihin

Uyku, sabır ve bakış açısı üzerine kartlar. Günün koşturmacasında durup düşünmek için kısa bir okuma.

Bu koleksiyon hakkında

Aynı temadaki kartlar bir arada.

Dinlenmek, sabretmek ve düşüncelerinizi toparlamak üzerine kartları bir araya getirdik.

AzimFelsefe

Sağlığı olanın umudu vardır; umudu olanın her şeyi vardır.

İngilizce özlü söz derlemeleri bu sözü en az 1860’lardan beri “Arap atasözü” diye verir; Tryon Edwards’ın A Dictionary of Thoughts (Düşünceler Sözlüğü, 1891) kitabı bunlardan biridir. Ama bu kitaplarda Arapça bir asıl gösterilmez, bu yüzden nitelemeye temkinle bakmak gerekir. Fikir pek çok kültürde ortaktır: Sağlıklı insan plan yapabilir, aksiliklerden sonra toparlanabilir. Türkçede de “Her şeyin başı sağlık” denir; bir bardak kırıldığında söylenen “Sağlık olsun” da herkes iyi olduğu sürece gerisinin önemli olmadığını anlatır.

AzimFelsefe

Karanlığa lanet etmektense bir mum yakmak yeğdir.

Söz çoğu zaman Çin atasözü diye anılır ya da Konfüçyüs’e mal edilir; ama bilinen en eski biçimi İngilizcedir. Metodist vaiz William L. Watkinson, 1907’de yayımlanan bir vaazında kötülüğe karşı öfkeli nutuklar atmanın iyilik yapmaktan çok daha kolay olduğunu söyler: Karanlığa lanet etmektense mumu yakmak daha iyidir. Vaaz aynı yıl, Çin’de çalışan misyonerlerin dergisi China’s Millions’da yeniden basıldı; sözün sonradan Çin’e bağlanması bununla açıklanabilir. Katolik Christophers hareketi sözü kendine şiar edindi; 1962’de Adlai Stevenson da Eleanor Roosevelt’i bu sözle andı.

DinginlikSağlık

2013’te farelerde yapılan bir çalışmaya göre beyin, Alzheimer hastalığında biriken beta-amiloid proteinini uykuda daha hızlı temizliyordu. 2024’te yine farelerde, ama parlayan küçük bir boya ve başka yöntemlerle yapılan bir çalışma ise uykuda temizliğin yavaşladığını buldu. Uykunun bu temizliğe etkisi hâlâ tartışılıyor.

2013 çalışması, Rochester Üniversitesi’nde Maiken Nedergaard’ın laboratuvarından çıktı. Aynı ekip 2012’de “glimfatik sistem” adını verdiği bir temizlik yolu tanımlamıştı: Beyni çevreleyen berrak sıvı, yani beyin omurilik sıvısı, kan damarlarının çevresindeki kanallardan beynin içine akar ve dokuyu yıkar. Ekip, uykuda beyin hücreleri arasındaki boşluğun yaklaşık %60 genişlediğini ve sıvının daha rahat aktığını bildirdi. 2024’te Imperial College London’dan Nick Franks ile William Wisden boyaların hareketini doğrudan ölçtü ve uyuyan ya da narkoz altındaki farelerde temizliğin belirgin biçimde azaldığını buldu. 2025’te ise Nedergaard’ın ekibi şunu bildirdi: Gecenin büyük bölümünü oluşturan REM dışı uykuda, yani rüyalarla ilişkili hızlı göz hareketlerinin görülmediği evrelerde, kimyasal haberci noradrenalinin düzeyi yavaş dalgalar hâlinde inip çıkıyor. Bu dalgalar kan damarlarını düzenli olarak daraltıp gevşetiyor ve sıvıyı bir pompa gibi beyne itiyor. Çalışmaların yöntemleri farklı ve hiçbiri insanlarda yapılmadı.

AzimZihin

Nöroplastisite, beynin yaşadıklarına göre bağlantılarını, hatta yapısını değiştirebilme yeteneğidir. Bu yetenek çocuklukta en güçlüdür, ama yetişkinlikte de sürer. Yetişkinlerin yeni bir dil, bir çalgı ya da başka bir beceri öğrenebilmesi bu sayededir; yalnızca çoğu zaman daha uzun sürer.

20. yüzyılın büyük bölümünde bilim insanları yetişkin beyninin aşağı yukarı sabit olduğuna inanıyordu. Beyin taramaları bu görüşü değiştirdi. 2004’te Almanya’da araştırmacılar yetişkinlere üç ay boyunca üç topla jonglörlük yapmayı öğretti. Taramalar, hareket eden nesneleri izleyen bölgelerde gri maddenin, yani sinir hücreleriyle dolu dokunun arttığını, alıştırma bırakılınca yeniden azaldığını gösterdi. 2008’deki bir devam çalışması aynı türden değişimi 60 yaş civarındaki gönüllülerde de buldu; ama onlar jonglörlüğü 20 yaşındakiler kadar iyi öğrenemedi. En bilinen örnek Londra’dan: Katherine Woollett ve Eleanor Maguire, kentin 25.000 sokağını ezberleyen taksici adaylarını dört yıl boyunca izledi. Sınavı geçenlerde, yön bulmada rol oynayan hipokampusun arka bölümünde gri madde arttı; sınavı geçemeyenlerde ve bu eğitimi hiç almayanlarda böyle bir değişim görülmedi.

DinginlikFelsefe

Doğa acele etmez, yine de her şey tamamlanır.

Lao Tzu’ya yaygın biçimde mal edilir; ama ne Tao Te Ching’de ne de başka bir Çince kaynakta bulunmuştur, ifade moderndir. Yine de kitabın temel düşüncesi wu wei’yi yansıtır. Çoğu zaman “eylemsizlik” diye çevrilen wu wei, hiçbir şey yapmamak değil, suyun kendine yol bulması gibi zorlamadan, didinmeden davranmaktır. 37. bölüm bunu açıkça söyler: Tao, yani Yol, hiçbir şey yapmaz, yine de yapılmamış hiçbir şey kalmaz. 73. bölüm de ekler: Göğün yolu çekişmez ama kazanır; acele etmez ama tasarladığı gerçekleşir.

AzimFelsefe

İktisatçı Amartya Sen’in geliştirdiği kabiliyet (yapabilirlik) yaklaşımı, insanların ne kadar iyi yaşadığını yalnızca paralarına ya da kaynaklarına bakarak değil, gerçekte neler yapabildiklerine ve nasıl bir hayat sürebildiklerine bakarak ölçer.

Aynı gelir; sağlığa, güvenliğe, eğitime, engelliliğe, cinsiyete, ulaşıma ve toplumsal özgürlüklere göre çok farklı hayatlar anlamına gelebilir: Tekerlekli sandalye kullanan biri, aynı şehirde dolaşabilmek için başkalarından daha fazla kaynağa ihtiyaç duyar. Sen bu fikri 1979’da “Neyin Eşitliği?” başlıklı bir konferansta ortaya koydu ve 1980’ler boyunca geliştirdi. Felsefeci Martha Nussbaum 2000’de yaklaşımı genişletti ve her devletin güvence altına alması gerektiğini savunduğu on temel kabiliyetten oluşan bir liste hazırladı; sağlık, oyun ve siyasi kararlarda söz sahibi olmak bunlardan bazılarıdır. Yaklaşım, 1990’da iktisatçı Mahbub ul Haq’ın Sen’le birlikte geliştirdiği Birleşmiş Milletler İnsani Gelişme Endeksi’ne de yön verdi; bu endeks ülkeleri gelirin yanında sağlık ve eğitime göre de sıralar.

AzimFelsefe

Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.

Söz, Romalı şair Juvenalis’in MS 2. yüzyılın başlarında yazdığı Onuncu Yergi’den gelir. Şiir zenginlik, güç, ün, güzellik ya da uzun ömür için dua edenlerle alay eder; çünkü bu dilekler çoğu zaman insanın başına felaket getirir. Juvenalis’e göre dua edilecekse “mens sana in corpore sano”, yani sağlam bir bedende sağlam bir akıl ve ölümden korkmayan cesur bir yürek istenmelidir. Yüzyıllar sonra söz sporun sloganı oldu. Türkiye’de ise “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” biçimiyle çoğu zaman Atatürk’e mal edilir.

DinginlikEdebiyat

Yara, ışığın içine girdiği yerdir.

Bu cümle, Amerikalı şair Coleman Barks’ın dizelerinden kısaltılmıştır. Barks’ın serbest uyarlamaları Mevlânâ’yı İngilizcede çok satan bir şair yaptı; Barks Farsça bilmiyordu, akademik çevirileri kendi diliyle yeniden yazıyordu. 1990 tarihli “Çocukluk Arkadaşları” şiirinde okura “sargılı yere” bakmayı sürdürmesini söyler: Işık oradan girer. Şiirin kaynağı Mevlânâ’nın Mesnevi’sidir. Mevlânâ 13. yüzyılda Konya’da yaşamış bir şair ve mutasavvıftı; eserlerini Farsça yazdı. Mesnevi’de yaralıya, manevi bir rehberin yarasına sürdüğü merhemden yüz çevirmemesini öğütler: İyileşme o merhemin ışığından gelir, insanın kendisinden değil.

DinginlikEdebiyat

Gülü seven dikenine katlanır.

Türk Dil Kurumu sözlüğü bu atasözünü şöyle açıklar: İnsan, sevdiği kimse ya da sevdiği iş yüzünden gelecek sıkıntılara katlanır. Gül ile diken, Türk ve Fars şiirinin eski bir ikilisidir. Divan şiirinde bülbül güle âşıktır; diken ise çoğu zaman aşkın acısını simgeler. İngilizcedeki “No rose without a thorn” sözünün Türkçesi de vardır: “Dikensiz gül olmaz.” Ama o söz yalnızca her güzel şeyin sıkıntılı bir yanı olduğunu söyler; “Gülü seven dikenine katlanır” ise seven insanın bu sıkıntıyı göze aldığını anlatır.

DinginlikEdebiyat

Her dinde aşk vardır ama aşkın dini yoktur.

Bu cümle Mevlânâ’nın eserlerinde bulunamamıştır, ama Mesnevi’deki ünlü “Musa ile Çoban” hikâyesini akla getirir. Mesnevi, Mevlânâ’nın Konya’da yazdırdığı uzun Farsça şiirdir. Hikâyede Musa, bir çobanın Allah’a kendi sade diliyle yakardığını duyar: Çoban, Allah’ın çarığını dikmek, saçını taramak, ona süt getirmek ister. Musa çobanı azarlar; Allah ise Musa’ya sitem eder: Sen kullarımı bana yaklaştırmaya mı geldin, benden uzaklaştırmaya mı? Allah’ın sözleri arasında şu dize de geçer: “Aşk dini bütün dinlerden ayrıdır.” Mevlânâ 1273’te öldüğünde, Konya’da onu uğurlayanların arasında Hristiyanlar ve Yahudiler de vardı.

DinginlikEdebiyat

Göğün sırrını çözeceğim diye ömrünü harcama. Gidip de cevabı getiren olmadı. Otur, soluklan, bu anın tadını çıkar.

Bu dizeler, Ömer Hayyam’ın rubailerinden esinlenerek yazılmış çağdaş bir şiirdir; Hayyam’dan çeviri değildir. Hayyam (1048-1131), Nişabur’da yaşamış İranlı bir matematikçi ve gökbilimciydi. Celali takvimini hazırlayan ekibin başındaydı; bugün İran’da kullanılan takvim bu takvime dayanır. Rubai denen dört dizelik şiirler ona ölümünden sonra mal edildi; bunların ne kadarının gerçekten Hayyam’a ait olduğu hâlâ tartışılıyor. Bu şiir, Edward FitzGerald’ın ünlü İngilizce çevirisindeki bir dörtlüğü çağrıştırır: Karanlığın kapısından geçip giden onca insandan biri bile dönüp de bize o yolu anlatmadı.

DinginlikDin ve İnanç

Bilgeler cenneti, cehennemi tartışıp duruyor. Elindeki kadehin sorusu ise daha basit: Bu anın farkında mısın?

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. Bilginlerin tartışmasıyla eldeki kadeh arasındaki karşıtlık, Edward FitzGerald’ın İngilizce çevirisinde sık sık karşımıza çıkar. Bir dörtlükte genç şair, bilginlerin ve ermişlerin tartışmalarını hevesle dinler, ama her seferinde girdiği kapıdan girdiği gibi çıkar. Bir başkasında ruhunu öbür dünyadan haber getirsin diye gönderir; ruhu dönüp cennetin de cehennemin de kendisi olduğunu söyler.

DinginlikEdebiyat

Bu toprak kadeh bir zamanlar canlı bir eldi, gülen bir ağızdı, bir sevgilinin yüzüydü. Onu usulca tut. Her şey toprağa döner.

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. İmgesi de o şiirlerin en bilinenlerindendir: Çömlekçinin kili, bir zamanlar yaşamış insanların toprağıdır. Farsça bir rubaiye göre testi bir zamanlar bir âşıkmış, kulpu da bir sevgilinin boynuna dolanan bir kolmuş. Edward FitzGerald’ın 1859 tarihli İngilizce çevirisinde “Testiler Kitabı” adlı koca bir bölüm vardır; bir dörtlükte de ıslak kil, onu yoğuran çömlekçiye “Yavaş, kardeşim, yavaş, ne olursun!” diye mırıldanır.

DinginlikEdebiyat

Bugününü yarına kaptırma. Vaat edilen bir cennet bile önündeki hayatı kaçırmana bahane olabilir.

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. Edward FitzGerald’ın 1859 tarihli İngilizce çevirisi, bugün tatlıysa henüz doğmamış yarın ve ölmüş dün için neden dertlenelim diye sorar. Sonraki bir baskı da cenneti özleyenlere şöyle seslenir: “Peşin olanı al, veresiyeyi boş ver.” Yani vaat edileni değil, eldekini seç. FitzGerald’ın bir dörtlüğünde Hayyam, takvimi düzelttiği için övülen hesaplarıyla bile dalga geçer: Tek yaptığı, takvimden doğmamış yarını ve ölmüş dünü silmek olmuştur.

DinginlikEdebiyat

Evren bir bilmeceyse, buraya yalnızca cevabının derdine düşmeye gelmedin. Şarkı söylemeye de geldin.

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. Sondaki şarkı, Edward FitzGerald’ın İngilizce çevirisindeki en ünlü dörtlüğe gönderme yapar: Dal altında bir şiir kitabı, bir testi şarap, bir somun ekmek ve ıssız kırda yanında şarkı söyleyen sevgili. 1859’daki ilk baskı neredeyse hiç satmadı; yayıncı sonradan kitapları bir peniye elden çıkardığını övünerek anlatırdı. Kitap 1890’lara gelindiğinde iki milyondan fazla satmıştı.

DinginlikEdebiyat

İki sessizlik arasında birer yolcuyuz. Asıl mucize hayatın bitmesi değil, bize verilmiş olmasıdır.

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. Şiirin hayatı iki bilinmez arasında kısa bir yolculuk gibi görmesi, Edward FitzGerald’ın İngilizce çevirisindeki bir dörtlüğe çok yakındır: Bu dünyaya neden ve nereden geldiğimizi bilmeden, ister istemez akan bir su gibi geliriz; çölde esen bir rüzgâr gibi de gideriz. Bunun ne kadarının Hayyam’a ait olduğu belli değildir. FitzGerald da çevirisinin “hiç de harfi harfine olmadığını”, pek çok dörtlüğü birbirine kattığını kabul etmiştir.

DinginlikEdebiyat

Büyük bir zekâ ve derin bir kalp için acı ve ıstırap her zaman kaçınılmazdır.

Raskolnikov bu sözü Suç ve Ceza’nın (1866) üçüncü kısmında söyler. St. Petersburg’da yaşayan yoksul bir eski hukuk öğrencisidir ve yaşlı bir tefeci kadını öldürmüştür. Şimdi de sorgu yargıcı Porfiri Petroviç’in karşısındadır. Porfiri, Raskolnikov’un bir makalesini okumuştur; makalede “olağanüstü” insanların büyük bir düşünce uğruna ahlak yasasını çiğneme hakkı olduğu savunulur. Arkadaşı Razumihin, böyle insanların döktükleri kan için hiç değilse acı çekmeleri gerekmez mi diye sorar. Raskolnikov vicdanı olan birinin zaten acı çekeceğini söyler, ardından dalgın dalgın bu cümleyi ekler.

DinginlikEdebiyat

Sevgiyle yapılan her şey daima iyinin ve kötünün ötesinde olur.

Bu söz, Nietzsche’nin İyinin ve Kötünün Ötesinde (1886) kitabındaki 153. aforizmadır. Kitabın dördüncü bölümü, La Rochefoucauld gibi Fransız yazarları örnek alan kısa ve özlü sözlerden, yani aforizmalardan oluşur. Almancası şöyledir: “Was aus Liebe gethan wird, geschieht immer jenseits von Gut und Böse.” Kitabı İngilizceye ilk çeviren Helen Zimmern, Nietzsche’yi şahsen tanıyordu. Nietzsche (1844-1900), iyiyle kötünün değişmez karşıtlar olmadığını savunuyordu. Aforizma, sevginin her şeyi mazur gösterdiğini söylemez. Söylediği şudur: Sevgiyle yapılan bir iş, kurallar tartılarak yapılmaz; bu yüzden alışılmış ahlak hesabıyla tam olarak yargılanamaz.

DinginlikEdebiyat

Mutsuz evliliklere yol açan şey sevgi eksikliği değil, dostluk eksikliğidir.

Bu söz genellikle Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin kısa ve özlü düşüncelerden, yani aforizmalardan oluşan ilk kitabı İnsanca, Pek İnsanca’ya (1878) dayandırılır; oysa ne bu kitapta ne de öteki eserlerinde geçer. Kitapta ona çok yakın iki düşünce vardır. 378. aforizmaya göre en iyi dost büyük olasılıkla en iyi eşi de bulur, çünkü iyi bir evlilik dostluk yeteneğine dayanır. 406. aforizma ise evlenecek kişiye kendine şunu sormasını öğütler: Bu insanla yaşlandığımda da sohbet etmekten keyif alacak mıyım?

DinginlikEdebiyat

Ruh huzuruna ve mutluluğa ulaşmak istiyorsan inan. Hakikatin izinden gitmek istiyorsan araştır.

Sonradan Almanya’nın en etkili filozoflarından biri olacak Friedrich Nietzsche, Lutheran bir papazın oğluydu. 1864’te Bonn Üniversitesi’nde teoloji okumaya başladı, ama bir dönem sonra annesini öfkelendirmeyi göze alarak bıraktı ve Hristiyan inancını yitirdi. 11 Haziran 1865’te, yirmi yaşındayken, dindar kız kardeşi Elisabeth’e bu değişimi anlatan bir mektup yazdı. Karttaki cümleler, mektupta “İnsanların yolları burada ayrılır” sözünün hemen ardından gelir. Aynı yılın sonbaharında, eski Yunanca ve Latince metinleri inceleyen klasik filolojiyi okumak için Leipzig’e geçti.

DinginlikEdebiyat

Kitap, cepte taşınan bir bahçe gibidir.

Söz, Arap nesrinin büyük ustalarından Câhiz’e (yaklaşık 776-868) dayanır. Bugünkü Irak’ta, Basra’da yoksul bir ailede büyüyen Câhiz, gençliğinde ailesine yardım etmek için balık sattı. Kitabı övdüğü ünlü bir yazısında onu ilimle dolu bir kap, yende taşınan bir bahçe, kucakta sayfaları çevrilen bir çayır diye anlatır; kitap, der, ölülerin ağzından konuşur, yaşayanların sözünü aktarır. Yen, giysinin koludur; sözün bugünkü söyleyişinde bahçe cebe girmiştir. Rivayete göre Câhiz, üzerine devrilen bir kitap yığınının altında kalarak öldü.

DinginlikEdebiyat

Ne ekersen onu biçersin.

Türkçede bu atasözü tam da bu biçimde kullanılır; İngilizcede de “As you sow, so shall you reap” denir. İmge ikisinden de çok eskidir. Cicero, MÖ 55’te yazdığı Hatip Üzerine (De Oratore) adlı eserinde, bir Romalı politikacının yeni bir yasa üzerine yapılan tartışmada rakibine bu sözle karşılık verdiğini anlatır: “Ut sementem feceris, ita metes.” Yaklaşık bir yüzyıl sonra Pavlus da Galatyalılara Mektup’ta aynı sözü kullanır. Türkçede sözün daha sert bir biçimi de vardır: “Rüzgâr ekip fırtına biçmek”, yani yapılan kötülüğün çok daha kötüsüyle karşılaşmak.

DinginlikEdebiyat

Ne kadar sessizleşirsen, o kadar çok şey duyabilirsin.

Söz sık sık 13. yüzyılın büyük şairi Mevlânâ’ya mal edilir, ama onu Mevlânâ’ya bağlayan güvenilir bir kaynak yoktur. Genellikle Ram Dass’a atfedilir ve 1971 tarihli Be Here Now (Şimdi Burada Ol) kitabından olduğu söylenir; yine de tam kaynağını göstermek zordur. Asıl adı Richard Alpert olan Ram Dass, Harvard’da psikoloji hocalığı yaptı, 1967’de Hindistan’a gidip guru Neem Karoli Baba’nın öğrencisi oldu. Söz, meditasyonda sık yaşanan bir deneyimi anlatır: Zihnindeki gürültü dindikçe, başından beri orada olan sesleri ve düşünceleri fark etmeye başlarsın.

DinginlikEdebiyat

Senden benden önce de gece vardı, gündüz vardı; dönen felek de işini görüyordu. Yeryüzünde nereye ayak basarsan bas, orası bir zamanlar bir güzelin göz bebeğiydi.

Ömer Hayyam (1048–1131) bugünkü İran’ın kuzeydoğusundaki Nişabur’da doğdu. Yaşarken daha çok matematikçi ve gökbilimci olarak ünlüydü: Üçüncü dereceden denklemleri geometriyle çözdü, Celali takviminin hazırlanmasında görev aldı. Sonraki yüzyıllarda ona yüzlerce rubai, yani dört dizelik şiir mal edildi; bunların birçoğu muhtemelen başka şairlerindir. Modern bir eleştirel basım bu rubainin bir biçimini “büyük olasılıkla Hayyam’ın” olanlar arasında sayar. Düşüncesi bütün rubailerde yankılanır: Üzerinde yürüdüğümüz toprak bir zamanlar yaşayan insanlardı, felek de bizden önce dönüyordu. Rubaiyi Farsça aslından biz çevirdik.

DinginlikEdebiyat

Yalnızlığımı çalıp karşılığında bana gerçek bir dostluk sunmayanlardan nefret ederim.

Bu söz, çoğu zaman “Yalnızlığım insanların varlığına ya da yokluğuna bağlı değildir” diye başlayan daha uzun bir biçimiyle Nietzsche’nin adıyla yaygın olarak paylaşılır; ama kitaplarında, notlarında ya da mektuplarında bugüne dek bulunamadı. Yine de yalnızlık Nietzsche’nin hayatında gerçekti. Sağlığı bozulunca 1879’da Basel Üniversitesindeki profesörlüğünü bıraktı ve sonraki on yıl emekli maaşıyla tek başına yaşadı; yazları İsviçre Alpleri’nde, kışları Cenova, Nice ve Torino’da geçirdi. Böyle Buyurdu Zerdüşt’te (1883) okurlarına yalnızlığa sığınmalarını öğütler.

DinginlikEdebiyat

Anlarımızın gerçek değerini ancak hatıranın sınavından geçtiklerinde anlarız.

Georges Duhamel (1884-1966), Birinci Dünya Savaşı’nda dört yıl ordu cerrahı olarak görev yapmış Fransız bir hekimdi; 1918’de Fransa’nın en tanınmış edebiyat ödülü olan Goncourt Ödülü’nü kazandı. La Possession du monde adlı kitabını savaş sürerken yazdı. Bu cümleden biraz önce, savaş yüzünden kendi çocuğunu yalnızca yedi kez görebildiğini ve her seferinde onu zor tanıdığını anlatır; artık içinde çocuğunun yedi güzel görüntüsünü taşımaktadır. Ona göre duygularımız da, fotoğrafçının altın banyosuna daldırdığı baskılar gibi, gerçek rengini ancak sonradan alır.

DinginlikEdebiyat

Hafızana güvenme; delik deşik bir ağdır, en güzel avlar içinden kayıp gider.

Söz, Fransız yazar Georges Duhamel’in Birinci Dünya Savaşı’nda ordu cerrahıyken yazdığı La Possession du monde (1919) kitabında geçer. İnsanın bulduklarını başkalarıyla paylaşmasını konu alan bölümde Duhamel, neredeyse her gün, sabah aklına güzel bir düşünce geldiğini ama onu unuttuğunu söyleyen bir arkadaşından söz eder. Öğüdü, cepte küçük bir defter taşımaktır: İnsanın ruhu çamur, ot, çiçek ve altın sürükleyen coşkun bir ırmaktır; altın tanelerini akıntı alıp götürmeden ayıklamak gerekir.

DinginlikEdebiyat

Yaşamak için bir “neden”i olan, hemen her “nasıl”a katlanabilir.

Söz, Putların Alacakaranlığı’nı açan “Özdeyişler ve Oklar” bölümünün 12. maddesidir. Friedrich Nietzsche kitabı 1888’de, İsviçre Alpleri’ndeki Sils Maria’da bir haftayı biraz aşan bir sürede yazdı. Maddeyi bir iğnelemeyle bitirir: İnsan mutluluk peşinde koşmaz, bunu yalnızca İngilizler yapar. Sözü ünlü yapan, dört Nazi kampından sağ çıkan Avusturyalı psikiyatr Viktor Frankl oldu. Frankl, İnsanın Anlam Arayışı’nda (1946), yaşamak için bir nedeni olan mahkûmların, örneğin dışarıda kendilerini bekleyen biri olanların, kampa daha iyi dayandığını yazar.

DinginlikEdebiyat

Kesin inançlar, hakikatin yalanlardan daha tehlikeli düşmanlarıdır.

Bu cümle, İnsanca, Pek İnsanca’daki (1878) “Hakikatin Düşmanları” başlıklı 483. aforizmanın tamamıdır. Kitap, Friedrich Nietzsche’nin aforizmalarla, yani kendi başına bir bütün olan kısa düşüncelerle yazdığı ilk kitaptı ve bir zamanlar hayran olduğu besteci Richard Wagner’le yollarını ayırmasının ardından yayımlandı. Nietzsche kitabın sonlarına doğru kesin inancı, insanın bir konuda mutlak hakikate sahip olduğuna inanması diye tanımlar. Yalan yakalanıp düzeltilebilir; kesin inanç ise insanın aramayı bırakmasına yol açar. On yıl sonra Deccal’de bunu daha sert bir dille söyledi: Kesin inançlar birer hapishanedir.

DinginlikEdebiyat

İnsan, hiç istememektense hiçliği istemeyi yeğler.

Friedrich Nietzsche’nin Ahlakın Soykütüğü Üzerine (1887) adlı kitabı üç denemeden oluşur. Üçüncü denemenin konusu çileci ideallerdir: yoksulluk, alçakgönüllülük ve iffet gibi, insana kendini dünya nimetlerinden yoksun bırakmayı öğütleyen idealler. Nietzsche insanların bunlara neden bu kadar değer verdiğini sorar ve şöyle cevaplar: İnsan anlamsız görünen acıya dayanamaz; acısına hiç anlam vermemektense, kendisini hayata düşman eden bir anlam vermeyi bile yeğler. Ona göre bu boşluk korkusu insan iradesinin temel gerçeğidir: İrade bir amaç ister. Cümle denemenin başında geçer, kitabın son satırında da yinelenir.

DinginlikEdebiyat

Daha zayıf yaradılışları yok eden zehir, güçlüleri güçlendirir; onlar buna zehir bile demez.

Söz, Şen Bilim’in (1882) “Kötülük” başlıklı 19. aforizmasının sonunda geçer. Nietzsche okurdan, en iyi ve en verimli insanların ve ulusların hayatına bakmasını ister: Gururla göğe doğru yükselecek bir ağaç, kötü havasız ve fırtınasız büyüyebilir mi? Ona göre kıskançlık, düşmanlık ve sıkıntı, büyük bir gelişmenin önünde engel değil, koşulları arasında olabilir. Nietzsche zorluğu yaşayarak tanıyordu: Hastalığı yüzünden 1879’da Basel’deki profesörlüğünü bırakmak zorunda kalmıştı. Sonradan aynı düşünceyi daha kısa söyledi: Beni öldürmeyen şey güçlendirir.

DinginlikFelsefe

Dans edenleri, müziği duyamayanlar deli sandı.

Bu söz Nietzsche’nin yazılarında geçmez. Ünlü sözlerin kökenini araştıran Quote Investigator sitesi, sözü Nietzsche’ye bağlayan ilk kaydı 2003’te, yani ölümünden bir asır sonra internette paylaşılmış bir iletide buldu. Benzetme çok daha eskidir: Fransız yazar Germaine de Staël 1813’te, hayatın bazen müziği duyulmayan bir baloya benzediğini, o zaman dansın delilik gibi göründüğünü yazmıştı. 1927’de İngiliz gazetesi The Times, sözün bir biçimini eski bir atasözü olarak andı; komedyen George Carlin de onu 1997’de yaygınlaştırdı. Karışıklık anlaşılır: Nietzsche dansı özgür düşüncenin imgesi olarak çok severdi.

DinginlikEdebiyat

Kendindeki ve başkalarındaki yanılsamaları yıkan kişiyi, zorbaların en katısı olan doğa cezalandırır.

Söz, Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası’nın (1874) yedinci bölümünde geçer. Bu deneme, Friedrich Nietzsche’nin Çağa Aykırı Düşünceler adıyla topladığı dört denemenin ikincisidir. Nietzsche o sırada Basel’de genç bir klasik filoloji profesörüydü, yani eski Yunan ve Latin metinleri okutuyordu. Çağının tarihe boğulduğunu savunuyordu. Ona göre yalnızca söküp dağıtan tarih araştırması, aşkın ve inancın yaşamak için muhtaç olduğu yanılsamaları yok eder ve bu işle uğraşanları hayattan bezdirir. Nietzsche bu cümleyi tırnak içinde verir, ama kimin sözü olduğunu söylemez.

DinginlikSağlık

Siz uyurken beyniniz gün içinde öğrendiklerinizi pekiştirir. Bu sürece bellek pekiştirme denir ve hem isim, tarih gibi bilgileri hem de bir müzik parçasını çalmak gibi becerileri kapsar. Kısa ya da sık bölünen bir uykudan sonra beyin yeni öğrendiklerini daha zor tutar.

Bellek pekiştirme, taze ve kırılgan bir anının kalıcı hâle gelmesini sağlayan yavaş bir süreçtir ve büyük bölümü uykuda gerçekleşir. 1997’de Alman araştırmacılar Werner Plihal ve Jan Born, gecenin farklı bölümlerinin farklı türde belleğe yardım ettiğini gösterdi. Yirmi sağlıklı erkek, kelime çiftlerinden oluşan listeler öğrendi ve ayna çizimi alıştırması yaptı, yani bir şekli yalnızca aynadaki yansımasına bakarak çizdi. Kelime çiftlerini hatırlama en çok, derin uykunun ağır bastığı gecenin ilk yarısında gelişti. Çizim becerisi ise en çok gecenin ikinci yarısında ilerledi; bu bölümde, canlı rüyaların görüldüğü REM uykusu daha uzun sürer. Araştırmacılar şöyle düşünüyor: Beyin uykuda günün deneyimlerini yeniden canlandırır ve yeni anıları, derinlerdeki hipokampusta tutulan geçici kayıtlardan dış katmandaki korteksin daha kalıcı ağlarına aktarır.

AzimSağlık

CDC’nin de yaygınlaştırdığı ABD rehberine göre egzersizin bazı faydaları, egzersizi yaptığınız gün başlar. Tempolu bir yürüyüş gibi orta ya da yüksek şiddette tek bir egzersizden sonra tansiyon düşebilir, kaygı hafifleyebilir; o geceki uyku ve bazı zihinsel beceriler de iyileşebilir.

CDC (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri), ABD’nin 1946’da Atlanta’da kurulan ulusal halk sağlığı kurumudur. Egzersizle ilgili önerileri, ABD’nin Fiziksel Aktivite Rehberi’ne dayanır. Rehberin 2018’de yayımlanan ikinci baskısı, önceki on yılın araştırmaları gözden geçirilerek hazırlandı. Eski öneriler daha çok yıllar içinde hastalıkları önlemeye odaklanıyordu; yeni baskı hemen hissedilen faydaları da sıraladı. Tek bir egzersiz, kaygıyı hafifletip tansiyonu düşürmenin yanı sıra vücudun insüline, yani kandaki şekeri hücrelere taşıyan hormona daha iyi yanıt vermesini de sağlar. Bu etkilerin çoğu düzenli hareketle büyür; kondisyon, güç ve tansiyonda kalıcı bir düşüş gibi kazanımlar ise haftalar ya da aylar alır. Rehber, haftada en az 150 dakika orta şiddette hareket önerir.

Sıradaki koleksiyonBilimden şaşırtıcı bilgiler