Az söz, çok şey

Atasözleri

Farklı dillerden ve kültürlerden atasözleri. Birkaç kelimeye sığan deneyimler ve öğütler.

Bu konudaki kartlarSayfa 3Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
AzimFelsefe

Bir kuşak ağaç diker, bir başkası gölgesinde serinler.

Çincede atasözü “qián rén zāi shù, hòu rén chéng liáng” diye söylenir: Öncekiler ağacı diker, sonrakiler gölgesinde serinler. Sözün bir biçimi, bilgin Zhai Hao’nun 1751 tarihli Tongsu bian derlemesinde gündelik deyişler arasında yer alır. Düşünce daha da eskidir. Romalı devlet adamı Cicero, “Yaşlılık Üzerine” adlı denemesinde komedi şairi Caecilius Statius’tan bir dize aktarır; dizede çiftçi, ağaçları başka bir kuşağa yarasın diye diker. Söz, gelecek kuşaklar için harcanan her emeğe uyar; okullardan ormanlara kadar.

AzimFelsefe

Meyve yüklü ağaç her zaman eğilir.

Bengalli Hindu mistik Sri Ramakrishna’nın (1836–1886) sözlerini öğrencileri kayda geçirdi. Bu söz, Oxfordlu bilgin Max Müller’in 1898’de yayımlanan Ramakrishna: His Life and Sayings adlı kitabında 235 numarayla yer alır. İmge Hindistan’da çok daha eskidir: 4. ya da 5. yüzyılda yaşamış Sanskrit şairi Kalidasa’nın Şakuntala oyunundaki bir dizeye göre, ağaçlar meyve yükü altında nasıl eğilirse iyi insanlar da varlık içinde öyle alçak gönüllü kalır. Thomas Fuller’ın 1732’de kaydettiği bir İngiliz atasözü de aynı şeyi söyler: En çok meyve veren dal en aşağı sarkar. Türkçede aynı öğüdü “Ağacın meyvesi olunca, başını aşağı salar” atasözü verir.

AzimFelsefe

Misafir bir saatte, ev sahibinin bir yılda gördüğünden fazlasını görür.

İngilizce atasözü derlemeleri bu sözü Polonya’ya, bazen de Hindistan’a mal eder; ama Lehçe ya da herhangi bir Hint dilinde aslı bulunamamıştır. Yidişçede uyaklı bir benzeri vardır: Kısa süre kalan misafir, bir mil öteyi görür. Evine misafir gelen herkes bu duyguyu bilir: Bir evde bir yıl oturunca çatlak fayansı, eğri asılmış tabloyu görmez olursunuz; gelen bir dost ise daha ceketini çıkarmadan ikisini de fark eder. Atasözünün söylediği de budur: Alışkanlığın gizlediğini yeni bir göz görür.

AzimFelsefe

Fil darda kalınca kurbağa bile ona tekme atar.

İngilizce derlemeler bu sözü Hint atasözü diye verir, ama aslı bulunamamıştır. İmge yalındır: Fil güçlüyken hiçbir kurbağa ona dokunmaya cesaret edemez; fil bir yere saplanınca ya da yaralanınca en küçük hayvan bile saldırıya katılır. Bir patron, şampiyon ya da ünlü gücünü yitirince dün susanlar birden eleştirmeye başlar; söz tam da böyle anlarda söylenir. Ezop’un bir masalında da yaşlanıp güçten düşen aslana bir eşek tekme atar, aslan da bu hakaretin iki kez ölmek gibi olduğunu söyler. Türkçede buna yakın bir düşünceyi “Düşenin dostu olmaz” atasözü dile getirir.

AzimFelsefe

Talih cesurdan yanadır.

Bu Latince atasözünün birkaç biçimi vardır. Oyun yazarı Terentius, MÖ 161’de sahnelenen Phormio adlı komedisinde “fortes fortuna adiuvat” sözüne yer verir; hatip Cicero da sonradan bunun eski bir atasözü olduğunu söyler. Vergilius’un Aeneis destanında savaşçı Turnus, adamlarını saldırıya çağırırken “audentis Fortuna iuvat” diye haykırır. Fortuna, Romalıların talih tanrıçasıydı; yani söz ilk başta tanrıçanın kendisinin cesurdan yana olduğunu anlatıyordu. Bugün pek çok askerî birlik, okul ve aile bu sözü şiar edinmiştir. Türkçede aynı düşünceyi tersinden “Korkak bezirgân ne kâr eder ne zarar” atasözü dile getirir.

AzimFelsefe

Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.

Söz, Romalı şair Juvenalis’in MS 2. yüzyılın başlarında yazdığı Onuncu Yergi’den gelir. Şiir zenginlik, güç, ün, güzellik ya da uzun ömür için dua edenlerle alay eder; çünkü bu dilekler çoğu zaman insanın başına felaket getirir. Juvenalis’e göre dua edilecekse “mens sana in corpore sano”, yani sağlam bir bedende sağlam bir akıl ve ölümden korkmayan cesur bir yürek istenmelidir. Yüzyıllar sonra söz sporun sloganı oldu. Türkiye’de ise “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” biçimiyle çoğu zaman Atatürk’e mal edilir.

AzimFelsefe

Tanrılar, kendine yardım edene yardım eder.

Söz eski Yunanistan’da doğdu; belki daha o zaman bir atasözüydü. Atinalı oyun yazarı Sofokles, harekete geçmeyene tanrıların yardım etmediğini yazar. Ezop’un “Herakles ile Arabacı” masalında ise arabası saplanıp kalan bir arabacı Herakles’e yalvarır; Herakles de ona önce kendisinin işe koyulmasını söyler. “Tanrı” sözcüğüyle kurulan İngilizce biçim, 17. yüzyılda yaşamış İngiliz siyaset yazarı Algernon Sidney’e dayanır; Benjamin Franklin de sözü 1736’da Poor Richard’s Almanack adlı yıllığında yayımladı. Söz Tevrat’ta da İncil’de de yer almaz. Türkçede aynı düşünceyi “Nerede hareket, orada bereket” atasözü dile getirir.

AzimFelsefe

En yüksek ağaca tırmanan en uzağı görür ama en sert de o düşer.

Bu söz yaygın biçimde Fars atasözü diye paylaşılır, ama Farsçada aslı bulunamamıştır. Gerçek bir Fars atasözü benzer bir şeyi ağaç yerine bir dam üzerinden anlatır: “Her ki bâmeş bîş, berfeş bîşter”, yani damı büyük olanın karı da çok olur. İnsan yükseldikçe daha uzağı görür, ama taşıyacağı ve kaybedebileceği şey de artar. Yeni terfi eden bir yönetici bunu iyi bilir: Artık bütün şirketi görür, ama şirketin bütün dertleri de onun omzundadır. Türkçede aynı gözlemi “Büyük başın derdi büyük olur” atasözü dile getirir.

AzimFelsefe

Tehlikeli bir yerde durup vurulmamayı umma.

Bu söz İngilizcede Etiyopya atasözü diye dolaşır, ama Etiyopya dillerinde aslı bulunamamıştır. Aynı öğüt çok daha eski bir biçimde Talmud’da, yani Yahudi hukukunu ve öğretisini bir araya getiren büyük eserde geçer. 3. yüzyılda yaşamış bilgin Rabbi Yannai, kimsenin mucizeye güvenerek tehlikeli bir yerde durmaması gerektiğini söylemiş; kendisi de karşıya geçmeden önce kayığı dikkatle yoklarmış. Öğüt basittir: Önlenebilir bir tehlikeye karşı şansa güvenmek yerine oradan uzaklaşmak gerekir. Türkçede buna yakın bir öğüdü “Korkulu rüya görmektense uyanık yatmak evladır” atasözü verir.

AzimFelsefe

Mezarlık, kendini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur.

Mayıs 1907’de Amerikalı yazar Elbert Hubbard, çıkardığı The Philistine dergisinde mezarlıkların, dünyanın onlarsız yapamayacağı insanlarla dolu olduğunu yazdı. Hubbard yazar ve yayıncıydı; New York eyaletindeki East Aurora’da Roycroft adlı bir zanaatkâr topluluğu da kurmuştu. “Vazgeçilmez” sözcüğünün geçtiği bir biçim, 1924’te İrlanda parlamentosunda Dublin’deki Glasnevin Mezarlığı için kullanıldı. Söz çoğu zaman Fransız devlet adamları Charles de Gaulle’e ya da Georges Clemenceau’ya mal edilir, ama ikisi için de kanıt zayıftır.

AzimFelsefe

Hırsız herkesi kendi gibi sanır.

Atasözü Dancada “tyv tror hver mand stjæler” biçimindedir: Hırsız, herkesin çaldığına inanır. Söz, kendi kusurunu herkeste varsayan ve çoğu zaman bunu kendine bahane eden kişiler için söylenir. Söz, halk bilimci Peter Christen Asbjørnsen’in 1871’de yayımladığı “Gullfuglen” (Altın Kuş) adlı Norveç masalında da geçer: Bir trole yakalanan prens, ona bu sözle karşılık verir. Psikologlar, insanın kendi kusurlarını başkalarında görmesine yansıtma der. Türkçede de aynı düşünce “Hırsız herkesi kendi gibi sanır” diye söylenir.

AzimFelsefe

Bin millik yolculuk tek bir adımla başlar.

Söz, Tao Te Ching’in 64. bölümünden gelir. Taocu felsefenin bu klasiği geleneksel olarak bilge Laozi’ye (Lao Tzu) mal edilir; bugüne ulaşan en eski nüshaları MÖ 300 dolaylarına tarihlenir. Çincesinin kelimesi kelimesine anlamı şudur: Bin li’lik yol insanın ayağının dibinden başlar. Li, Çin’de kullanılan bir uzunluk ölçüsüdür; bugün yarım kilometreye eşittir. Aynı bölümde, iki kolla sarılamayacak kadar kalın bir ağacın minicik bir filizden büyüdüğü de söylenir: Büyük işler küçük başlar; en iyisi, işler büyümeden onlarla ilgilenmektir. Türkçedeki “Damlaya damlaya göl olur” atasözü de küçük birikimlerin zamanla büyük sonuçlar doğurduğunu anlatır.

DinginlikEdebiyat

Yara, ışığın içine girdiği yerdir.

Bu cümle, Amerikalı şair Coleman Barks’ın dizelerinden kısaltılmıştır. Barks’ın serbest uyarlamaları Mevlânâ’yı İngilizcede çok satan bir şair yaptı; Barks Farsça bilmiyordu, akademik çevirileri kendi diliyle yeniden yazıyordu. 1990 tarihli “Çocukluk Arkadaşları” şiirinde okura “sargılı yere” bakmayı sürdürmesini söyler: Işık oradan girer. Şiirin kaynağı Mevlânâ’nın Mesnevi’sidir. Mevlânâ 13. yüzyılda Konya’da yaşamış bir şair ve mutasavvıftı; eserlerini Farsça yazdı. Mesnevi’de yaralıya, manevi bir rehberin yarasına sürdüğü merhemden yüz çevirmemesini öğütler: İyileşme o merhemin ışığından gelir, insanın kendisinden değil.

AzimFelsefe

Dilin kemiği yoktur ama kalp kırar.

Eski biçimiyle dilin kemiği yoktur ama kemik kırar: Kelimeler de darbe kadar can yakabilir. 1760 tarihli bir İtalyanca-İngilizce sözlükte “La lingua non ha osso, e osso fa rompere” diye geçer; Yunancada da vardır. Osmanlı devlet adamı Ahmed Vefik Paşa’nın 19. yüzyıldaki atasözü derlemesinde de “Dilin kemiği yok, kemiği kırar” biçimiyle yer alır. Bugün söylenen kısa biçim “Dilin kemiği yok”, Türk Dil Kurumu’na göre insanın doğru ya da yanlış her şeyi söyleyebileceğini anlatır. Svahilice söyleyişi de aynıdır: “Ulimi hauna mfupa.” Kalpten söz eden biçim ise sonraki bir İngilizce söyleyişe benzer.

DinginlikEdebiyat

Gülü seven dikenine katlanır.

Türk Dil Kurumu sözlüğü bu atasözünü şöyle açıklar: İnsan, sevdiği kimse ya da sevdiği iş yüzünden gelecek sıkıntılara katlanır. Gül ile diken, Türk ve Fars şiirinin eski bir ikilisidir. Divan şiirinde bülbül güle âşıktır; diken ise çoğu zaman aşkın acısını simgeler. İngilizcedeki “No rose without a thorn” sözünün Türkçesi de vardır: “Dikensiz gül olmaz.” Ama o söz yalnızca her güzel şeyin sıkıntılı bir yanı olduğunu söyler; “Gülü seven dikenine katlanır” ise seven insanın bu sıkıntıyı göze aldığını anlatır.

AzimFelsefe

Sağlığı olanın umudu vardır; umudu olanın her şeyi vardır.

İngilizce özlü söz derlemeleri bu sözü en az 1860’lardan beri “Arap atasözü” diye verir; Tryon Edwards’ın A Dictionary of Thoughts (Düşünceler Sözlüğü, 1891) kitabı bunlardan biridir. Ama bu kitaplarda Arapça bir asıl gösterilmez, bu yüzden nitelemeye temkinle bakmak gerekir. Fikir pek çok kültürde ortaktır: Sağlıklı insan plan yapabilir, aksiliklerden sonra toparlanabilir. Türkçede de “Her şeyin başı sağlık” denir; bir bardak kırıldığında söylenen “Sağlık olsun” da herkes iyi olduğu sürece gerisinin önemli olmadığını anlatır.

AzimFelsefe

Eylemsiz vizyon gündüz düşüdür. Vizyonsuz eylem ise kâbustur.

Söz genellikle Japon atasözü diye anılır, ama Japonca bir aslı bulunamamıştır. İngilizce iş ve yönetim kitaplarında 1990’ların ortasından beri görülür. Buradaki “vizyon”, varılmak istenen yere dair açık bir fikir demektir. Aynı konudaki daha eski bir söz, 1920’lerde kilise yayınlarında zaten dolaşıyordu: “Görevsiz vizyon yalnızca bir düştür; vizyonsuz görev ise angaryadır.” Bu sözün de 18. yüzyılda bir İngiliz kilisesindeki bir yazıttan geldiği söylenir, ama bu da doğrulanmamıştır.

AzimFelsefe

Birine balık verirsen bir gün doyurursun. Balık tutmayı öğretirsen ömür boyu doyurursun.

Söz sık sık eski bir Çin atasözü diye anılır, ama bilinen bir Çince kaynağı yoktur. Bilinen en eski biçimi Anne Isabella Thackeray Ritchie’nin Mrs Dymond (1885) romanındadır: Birine balık verirsen bir saat sonra yine acıkır; balık tutmayı öğretirsen ona iyilik etmiş olursun. Yazar, romancı William Makepeace Thackeray’in kızıydı. “Ömür boyu doyurursun” biçimi 1961’de görülür. Fikir daha eskidir: 12. yüzyılın Yahudi bilgini İbn Meymun (Maimonides), yoksula yapılan iyiliğin en üstününün, onu kendi geçimini sağlayacak hâle getirmek olduğunu yazar. Türkçede söz “Balık verme, balık tutmayı öğret” diye de dolaşır.

AzimFelsefe

Karanlığa lanet etmektense bir mum yakmak yeğdir.

Söz çoğu zaman Çin atasözü diye anılır ya da Konfüçyüs’e mal edilir; ama bilinen en eski biçimi İngilizcedir. Metodist vaiz William L. Watkinson, 1907’de yayımlanan bir vaazında kötülüğe karşı öfkeli nutuklar atmanın iyilik yapmaktan çok daha kolay olduğunu söyler: Karanlığa lanet etmektense mumu yakmak daha iyidir. Vaaz aynı yıl, Çin’de çalışan misyonerlerin dergisi China’s Millions’da yeniden basıldı; sözün sonradan Çin’e bağlanması bununla açıklanabilir. Katolik Christophers hareketi sözü kendine şiar edindi; 1962’de Adlai Stevenson da Eleanor Roosevelt’i bu sözle andı.

AzimFelsefe

Hayat sürdükçe umut vardır.

Romalı devlet adamı Cicero, MÖ 49’da dostu Atticus’a yazdığı bir mektupta bu sözü halk arasında söylenen bir deyiş olarak aktarır. O sırada Sezar ile Pompeius arasında iç savaş sürmektedir. Cicero’ya göre hasta için nasıl “nefes oldukça umut var” denirse, o da Pompeius İtalya’da kaldıkça umudunu yitirmemiştir. Daha kısa Latince biçim Dum spiro, spero (“Nefes aldıkça umut ederim”) ise kaynağı bilinmeyen bir sözdür; ABD’nin Güney Carolina eyaletinin ve İskoçya’daki St Andrews kasabasının mottosudur.

AzimFelsefe

Eğri ağaç kendi ömrünü yaşar; düz ağaç ise kesilip kereste olur.

Bu sözün Çince bir aslı bulunamamıştır; düşünce ise Zhuangzi’den gelir. Zhuangzi, MÖ 4. ve 3. yüzyıllarda yazılmış bir Çin felsefesi klasiğidir. Kitaptaki hikâyelerden birinde bir marangoz, köy sunağının yanındaki dev bir meşenin önünden dönüp bakmadan geçer, çünkü ağacın kerestesi hiçbir işe yaramaz. O gece ağaç marangozun rüyasına girer ve onu hayatta tutanın tam da bu işe yaramazlık olduğunu söyler. Başka bir bölümde aynı düşünce açıkça söylenir: “Düz ağaç önce kesilir.” Türkçede de benzer bir söz vardır: “Meyve veren ağaç taşlanır.”

DinginlikFelsefe

Düşmek başarısızlık değildir. Başarısızlık, düştüğün yerde kalmaktır.

Bu sözün yazarı bilinmiyor; genellikle isimsiz paylaşılır. Düşünce ise pek çok gelenekte karşımıza çıkar. Japonlar “nana korobi ya oki”, yani “yedi kez düş, sekiz kez kalk” der. İrlandalı yazar Oliver Goldsmith, İngiltere’yi gezen Çinli bir yolcunun kaleminden çıkmış gibi yazdığı The Citizen of the World (Dünya Yurttaşı, 1760-1761) mektuplarında buna çok yakın bir söz kurar: En büyük şerefimiz hiç düşmemek değil, her düştüğümüzde yeniden kalkmaktır. Bu uydurma anlatıcı yüzünden söz hâlâ sık sık Konfüçyüs’e mal edilir. Türkçede de “Düşmez kalkmaz bir Allah” denir.

DinginlikEdebiyat

Kitap, cepte taşınan bir bahçe gibidir.

Söz, Arap nesrinin büyük ustalarından Câhiz’e (yaklaşık 776-868) dayanır. Bugünkü Irak’ta, Basra’da yoksul bir ailede büyüyen Câhiz, gençliğinde ailesine yardım etmek için balık sattı. Kitabı övdüğü ünlü bir yazısında onu ilimle dolu bir kap, yende taşınan bir bahçe, kucakta sayfaları çevrilen bir çayır diye anlatır; kitap, der, ölülerin ağzından konuşur, yaşayanların sözünü aktarır. Yen, giysinin koludur; sözün bugünkü söyleyişinde bahçe cebe girmiştir. Rivayete göre Câhiz, üzerine devrilen bir kitap yığınının altında kalarak öldü.

DinginlikEdebiyat

Ne ekersen onu biçersin.

Türkçede bu atasözü tam da bu biçimde kullanılır; İngilizcede de “As you sow, so shall you reap” denir. İmge ikisinden de çok eskidir. Cicero, MÖ 55’te yazdığı Hatip Üzerine (De Oratore) adlı eserinde, bir Romalı politikacının yeni bir yasa üzerine yapılan tartışmada rakibine bu sözle karşılık verdiğini anlatır: “Ut sementem feceris, ita metes.” Yaklaşık bir yüzyıl sonra Pavlus da Galatyalılara Mektup’ta aynı sözü kullanır. Türkçede sözün daha sert bir biçimi de vardır: “Rüzgâr ekip fırtına biçmek”, yani yapılan kötülüğün çok daha kötüsüyle karşılaşmak.