Az söz, çok şey

Atasözleri

Farklı dillerden ve kültürlerden atasözleri. Birkaç kelimeye sığan deneyimler ve öğütler.

Bu konudaki kartlarSayfa 4Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
DinginlikFelsefe

Durgun sular derin olur.

Romalı tarihçi Quintus Curtius Rufus, MS 1. yüzyılda Büyük İskender’i anlatırken “En derin ırmaklar en az sesle akar” sözünü, Orta Asya’daki Baktriya’nın bir atasözü olarak kaydetmiştir. Söz bugün genellikle, sessiz birinin derin duygular ya da keskin bir zekâ taşıyabileceği anlamında kullanılır. Eskiden bir uyarı anlamı da vardı: Durgun bir yüzeyin altında tehlike saklı olabilir. Fransızlar hâlâ “Uyuyan sudan kötü su yoktur” der. Türkçedeki “Yere bakan yürek yakan” sözü de uysal görünen birinin sinsice kötülük yapabileceğini anlatır.

AzimFelsefe

Gecenin en karanlık anı, şafak sökmeden hemen öncedir.

Bilinen en eski biçimi, İngiliz din adamı Thomas Fuller’ın Kutsal Topraklar üzerine yazdığı A Pisgah-Sight of Palestine (1650) adlı kitaptadır: “Gün ağarmadan hemen önce ortalık hep en karanlıktır.” Fuller’a göre en büyük sıkıntı çoğu zaman ferahlıktan hemen önce gelir. Verdiği örnek Davut’tur: Kendi adamları onu taşlamaya hazırdı, ama çok geçmeden kral ilan edildi. Astronomi açısından söz tam doğru değildir: Gece en karanlık hâlini ortasında alır, gökyüzü de güneş doğmadan bir saat ya da daha önce ağarmaya başlar. Türkçedeki “Gün doğmadan neler doğar” sözü de umudun en beklenmedik anda belirebileceğini anlatır.

DinginlikFelsefe

İyi yolculuk etmek, varmaktan yeğdir.

Bu söz sık sık Buda’ya atfedilir, ama hiçbir Budist metinde geçmez. Define Adası’nın yazarı İskoç Robert Louis Stevenson’ın bir cümlesinin modern bir uyarlaması gibi görünür. Stevenson, Virginibus Puerisque (1881) kitabındaki “El Dorado” denemesinde, umutla yol almanın varmaktan daha iyi olduğunu, asıl başarının emek vermek olduğunu yazar: İnsan, uğruna çabalayacağı bir şey varken daha mutludur. Buda ise açık bir hedefi olan bir yol öğretmişti: acıdan kurtuluş.

DinginlikFelsefe

En çok sesi boş kaplar çıkarır.

Söz gündelik hayattan bir gözleme dayanır: Boş bir tencereye ya da fıçıya vurunca gür bir ses çıkar, dolusu ise yalnızca boğuk bir ses verir. İnsanlara uyarlandığında, en az bilenin çoğu zaman en çok konuştuğunu anlatır. Söz 1599 dolaylarında bile eskiydi: Shakespeare’in V. Henry oyununda bir çocuk, palavracı asker Pistol’ü seyrettikten sonra “Boş kap en çok sesi çıkarır” sözünün ne kadar doğru olduğunu söyler. Türkçede buna en yakın söz “Boş başak dik durur”dur: Dolu başak başını eğer, boş başak dimdik durur; bilgisiz olan da üstün görünmek için kasılır.

AzimFelsefe

Paylaşılan dert yarıya iner.

Düşünce eskidir. Romalı devlet adamı Cicero, dostluğun zor günleri bölüşerek hafiflettiğini yazmıştı. Francis Bacon da 1625’te yayımlanan “Dostluk Üzerine” denemesinde, dostluğun sevinçleri ikiye katladığını, dertleri yarıya indirdiğini söyler. Almancada “Paylaşılan acı yarım acıdır” denir; Türkçede de “Derdini söylemeyen derman bulamaz.” Psikolog Simone Schnall’ın yürüttüğü 2008 tarihli bir araştırmada, yanında bir arkadaşı duran katılımcılar önlerindeki tepeyi, yalnız olanlardan daha az dik gördü.

AzimFelsefe

Küçük bir tökezleme insanı düşmekten kurtarabilir.

Bu İngiliz atasözü, hekim Thomas Fuller’ın 1732’de yayımladığı ve binlerce atasözü içeren Gnomologia adlı derlemesinde geçer. Ondan önce, 1643 tarihli siyasi bir bildiride de tökezleyip düşmeyenin yol kaybetmediği, tersine yol aldığı söylenmişti. Fikir basittir: gevşek bir basamağa takılmak gibi küçük bir sendeleme, önlem almaya vakit varken gelen bir uyarıdır. İş güvenliğinde de aynı mantık vardır: zarar vermeden atlatılan “ramak kala” olaylar incelenir ve ciddi kazaların önüne çoğu zaman böyle geçilir.

DinginlikZihin

Başında beklenen tencere bir türlü kaynamaz.

Benjamin Franklin 1785’te “izlenen tencere geç kaynar” diye yazmış ve sözü kendi Poor Richard almanaklarına bağlamıştı, ama söz o almanakların hiçbirinde geçmez. Bugün bilinen kalıp ise Elizabeth Gaskell’in 1848 tarihli Mary Barton romanında geçer. Su, bakılsa da bakılmasa da aynı sürede kaynar; değişen, beklemenin ne kadar uzun geldiğidir. Psikologlar Delwin Cahoon ve Ed Edmonds bunu 1980’de denedi: tencerenin başında durup suyun ne zaman kaynadığını haber vermesi istenen kişiler, dört dakikalık bir süreyi böyle bir görevi olmayanlardan daha uzun sandı.

DinginlikFelsefe

Köprüye varmadan köprüyü geçmeye kalkma.

Bu söz ilk kez Ocak 1849’da New York’ta çıkan The Independent gazetesinde basıldı. Şair Henry Wadsworth Longfellow bir yıl sonra onu günlüğüne not etti, 1851’de de The Golden Legend adlı şiirinde kullanıp eski bir atasözü olduğunu söyledi. Verdiği öğüt, sorunlarla ancak karşımıza çıktıklarında uğraşmak, olası her derdi önceden yaşamamaktır. Türkçede bu öğüdün tam karşılığı vardır: “Dereyi görmeden paçaları sıvama.” İki söz de insanı, henüz görünmeyen engeller için boşuna telaşlanmamaya çağırır.

MerakFelsefe

Filler dövüşürken acısını çimen çeker.

Bu Doğu Afrika atasözü en çok Svahili dilindeki hâliyle bilinir: “Wapiganapo tembo nyasi huumia.” Kenya ve Tanzanya’da konuşulan Kikuyuca gibi başka dillerde de benzerleri vardır. Tanzanya’nın ilk devlet başkanı Julius Nyerere, ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabetin faturasını Afrika’nın ödediği Soğuk Savaş yıllarını anlatmak için bu sözü kullandı. Söz, güçlüler çatıştığında bedeli çoğu zaman aradakilerin ödediğini anlatır. Türkçede de aynı fikri anlatan çok tanıdık bir söz vardır: “Atlar tepişir, arada eşekler ezilir.”

DinginlikZihin

Balta unutur, ağaç unutmaz.

Bu atasözü Zimbabve’deki Şona halkına aittir. Cape Town Üniversitesi’nden dilbilimci G. Fortune sözü 1955’te yayımladığı Şona dilbilgisinde kaydetti; oradaki hâlinde unutmayan, kesilmiş ağacın kütüğüdür. Şair Maya Angelou 1997’deki bir deneme kitabında kısa hâlini kullanınca söz İngilizcede de yayıldı. Anlattığı şey incitmenin iki yüzüdür: vuran çabucak unutur, yarayı alan ise izini yıllarca taşır. Türkçedeki “Kılıç yarası geçer, dil yarası geçmez” sözü de acının, ona yol açanda değil, onu yaşayanda kaldığını anlatır.

MerakZihin

Uyuyor numarası yapan birini uyandıramazsın.

Bu söz çoğu zaman Amerika yerlilerine, özellikle Navajolara atfedilir, ama kayıtlar başka yerleri gösterir. Çok benzer bir hâli 1888’de Hindistan’ın Kalküta kentinde bir gazetede çıktı, Mahatma Gandhi de 1928’de kullandı. Derleyiciler sonradan Nijerya’daki Yorubalar, Etiyopya’daki Oromolar ve Somali’de de benzer atasözleri buldu. Navajo etiketi ise ancak 1990’larda ortaya çıkar. Mantığı her yerde geçerlidir: uyuyan kişi seslenince uyanır, ama uyuyormuş gibi yapan duymamayı seçmiştir; daha yüksek sesle seslenmek bu seçimi değiştirmez.

DinginlikFelsefe

Aydınlanmadan önce odun kes, su taşı. Aydınlanmadan sonra odun kes, su taşı.

Bu söz genellikle Zen atasözü diye anılır. Zen, Çin’de Chan adıyla doğan ve Japonya’da bu adla tanınan bir Budizm okuludur; aydınlanmanın gündelik hayatın içinde bulunduğunu öğretir. Sözün en açık kökü, Çinli Budist Layman Pang’ın (740–808) bir dizesidir: Pang, kendi mucizevi gücünün su taşımaktan ve odun getirmekten ibaret olduğunu söyler. Bugünkü “önce” ve “sonra” biçimi çok sonra, Zen üzerine yazılan modern kitaplarla yayıldı. Söz, aydınlanmanın kimseyi gündelik işlerden kurtarmadığını, yalnızca o işlere gösterilen dikkati değiştirdiğini anlatır.

MerakDil

En soluk mürekkep bile en güçlü hafızadan iyidir.

Bu söz sık sık eski bir Çin atasözü diye anılır, hatta Konfüçyüs’e mal edilir; oysa onunla hiçbir bağı bulunamamıştır. İngilizce bir hâlini 1900 dolaylarında, Çin’de elli yıldan uzun yaşamış Amerikalı misyoner Arthur H. Smith, Proverbs and Common Sayings from the Chinese adlı derlemesinde kaydetti. Çincede de benzer bir söz vardır: 好记性不如烂笔头, yani “iyi bir hafıza, eskimiş bir kalemin yerini tutmaz.” İkisi de aynı şeyi söyler: aceleyle alınmış bir not bile, bugün emin olduğumuz bir anıdan daha uzun yaşar.

MerakFelsefe

Bilge biriyle yapılan tek bir sohbet, on yıllık çalışmaya bedeldir.

Bu söz, Ming hanedanı döneminde (1368–1644) derlenen ve Çin’de yüzyıllar boyunca çocuklara okutulan Zengguang Xianwen adlı özdeyişler kitabında geçer. Oradaki satır, bilge biriyle yapılan tek bir sohbetin on yıl kitap okumaktan daha değerli olduğunu söyler. Çincede bugün de yararlı bir konuşmanın ardından karşıdakine söylenen yaygın bir iltifattır. Bir kitap her okura aynı cevabı verir; bilge bir insan ise karşısındakinin kendi durumunu dikkatle dinler ve kimsenin aklına gelmemiş o soruyu sorabilir.

AzimFelsefe

Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı atlas.

Bu atasözü, zaman isteyen iki dönüşümü yan yana koyar. Koruk, olgunlaşmamış ekşi üzümdür; asmada zamanla olgunlaşıp tatlanır, helva da bu tatlılığı temsil eder. Atlas ise ipekten dokunan parlak bir kumaştır; ipek de dut yaprağıyla beslenen ipekböceklerinin ördüğü kozalardan elde edilir. İki örnekte de değersiz görünen bir şey değerli bir şeye dönüşür, ama ancak zamanla. İngilizcede Çin atasözü olarak dolaşan bir söz de aynı resmi kullanır: zaman ve sabırla dut yaprağı ipek elbise olur.

DinginlikFelsefe

Dere ne kadar uzağa akarsa aksın, kaynağını unutmaz.

Bu söz, Batı Afrika’da, çoğu Nijerya’nın güneybatısında, bir kısmı da Benin ve Togo’da yaşayan Yoruba halkının atasözü olarak çok yaygın biçimde aktarılır; ama sözlü kültürden gelen pek çok atasözü gibi yazılı bir kaynağı yoktur. Yoruba kültüründe nehirlerin özel bir yeri vardır: Osun Nehri, tanrıça Osun ile özdeşleştirilir ve Osogbo’daki kutsal ormanı UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndedir. Atasözü, uzaklara giden ya da yükselen insanlara, kendilerini yetiştiren aileye ve topraklara bağlı kalmalarını öğütler.

DinginlikFelsefe

İnsanlar birbirine sığınarak yaşar.

Söz, İrlandaca “Ar scáth a chéile a mhaireann na daoine” atasözünden gelir. Anahtar sözcük scáth hem gölge hem sığınak demektir; bu yüzden söz, insanların hem birbirinin gölgesinde hem de birbirinin korumasında yaşadığını anlatır. Komşuların bir araya gelip sırayla birbirinin hasadını kaldırdığı eski İrlanda geleneği meitheal de aynı fikre dayanır. İrlandalı şair Pádraig Ó Tuama, 2015’te yayımlanan In the Shelter adlı kitabının adını bu sözden aldı. Türkçedeki “Ağaç yaprağıyla gürler” sözü de insanın çevresindekilerle güçlü olduğunu söyler.

MerakDin ve İnanç

Süleyman’ın Özdeyişleri 29:18, İngilizcenin ünlü King James çevirisinde “Görüm olmayan yerde halk yok olur” diye geçer. Buradaki “görüm” bir kurumun vizyonu değil, peygambere gelen vahiydir.

Modern çeviriler “görüm” yerine genellikle “vahiy” ya da “peygamberlik görümü”, “yok olur” yerine de “başıboş kalır” der. İbranice sözcük chazon’dur; Kutsal Kitap’ta peygamberlere gelen görümler için kullanılır, örneğin Yeşaya Kitabı’nın ilk ayetinde. Ayetin ikinci yarısı Tanrı’nın yasasına uyanın mutlu olduğunu söyler; yani konusu Tanrı’nın sözü ve ona bağlılıktır. Süleyman’ın Özdeyişleri, geleneksel olarak Kral Süleyman’a bağlanan bilgelik sözlerinden oluşan bir kitaptır. Şirketlerin vizyon sloganı olarak kullanıldığında ayet bu asıl anlamını yitirir.

AzimFelsefe

Per aspera ad astra: zorluklardan yıldızlara.

Motto, “zorluklardan geçerek yıldızlara” anlamına gelir. Hiçbir Romalı yazar onu tam bu biçimde yazmadı; söz daha eski dizelerden doğdu. Vergilius’un MÖ 1. yüzyılda yazdığı Aeneis destanında “sic itur ad astra”, yani “yıldızlara böyle gidilir” dizesi geçer; Seneca’nın Hercules Furens adlı tragedyasında da yeryüzünden yıldızlara giden yolun kolay olmadığı söylenir. Bugün bu söz ve türevleri okulların, hava kuvvetlerinin ve ABD’nin Kansas eyaletinin mottosudur; Kansas sıralamayı tersine çevirip “Ad astra per aspera” der.

AzimAtasözleri

Bir çivi yüzünden nal, bir nal yüzünden at kaybedildi.

Küçük kayıplardan oluşan bu zincir yüzyıllardır anlatılır. 1230 dolaylarına ait Almanca bir dize, çivinin nalı, nalın atı, atın adamı, adamın da kaleyi koruduğunu söyler. Şair George Herbert 1640’ta buna yakın bir İngilizce biçimini yayımladı; Benjamin Franklin de 1758’de Poor Richard’s Almanack’te zinciri bir krallığın kaybına kadar uzattı. Türkçede de aynı fikri anlatan bir atasözü vardır: “Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır.” Ders, bakımın önemidir: İhmal edilen küçük bir ayrıntı büyük bir şeyi yıkabilir.

DinginlikAtasözleri

Paylaşılan sevinç iki katına çıkar, paylaşılan keder yarıya iner.

İsveççesi: “Delad glädje är dubbel glädje, delad sorg är halv sorg.” Fikir çok eskidir: Romalı devlet adamı Cicero, MÖ 44’te yazdığı Dostluk Üzerine’de dostluğun iyi günleri daha parlak kıldığını, kötü günleri ise bölüşüp paylaşarak hafiflettiğini söyler. Almancada da aynı ikili vardır: “Geteilte Freude ist doppelte Freude, geteiltes Leid ist halbes Leid.” Türkçede de benzer bir söz dilden dile dolaşır: “Mutluluk paylaştıkça çoğalır, dert paylaştıkça azalır.”

AzimAtasözleri

Risk almayan kazanamaz.

Portekizcesi: “Quem não arrisca não petisca”, kelimesi kelimesine “risk almayan bir lokma bile tadamaz”. Arrisca ile petisca arasındaki kafiye sözü hafif ve akılda kalıcı yapar. Aynı fikir pek çok dilde karşımıza çıkar: İngilizler “nothing ventured, nothing gained”, Fransızlar “qui ne risque rien n’a rien” der; Latincede de “talih cesurdan yanadır” denirdi. Türkçedeki karşılığı: “Korkak bezirgân ne kâr eder ne zarar.”

DinginlikAtasözleri

Kısmetinde olan seni bulur.

İskoççası: “Whit’s fur ye’ll no go by ye.” Bir iş, bir ev ya da bir ilişki elden kaçtığında teselli için söylenir: Gerçekten senin için olan şey, bir gün yine karşına çıkar. Kaderin nasıl işlediğine dair bir iddiadan çok, elinde olmayanı sıkı sıkı tutmayı bırakmanın bir yoludur. Arapçadaki “mektub” (yazılmış) sözü de Türkçedeki “alın yazısı” da aynı düşünceyi taşır. Türkçede sözün neredeyse birebir karşılığı ise şudur: “Nasip ise gelir Hint’ten Yemen’den.”

AzimAtasözleri

Yavaş giden sağ salim gider, uzağa varır.

İtalyancası: “Chi va piano, va sano e va lontano”, yani “yavaş giden sağ salim gider, uzağa varır”. Söz, eski Latince “festina lente” (yavaş acele et) özdeyişini hatırlatır; Romalı tarihçi Suetonius, İmparator Augustus’un bu sözü sık sık Yunanca tekrarladığını yazar. Venedikli matbaacı Aldus Manutius da onu yunuslu ve çapalı amblemiyle birlikte kullandı. Ezop’un kaplumbağa ile tavşan masalı da aynı şeyi anlatır. Türkçede benzer bir sağduyuyu “Acele işe şeytan karışır” sözü taşır.