Nasıl yaşamalı?

Felsefe

Hayat, insan davranışı ve anlam üzerine sorular. Farklı düşünürlerden sözler ve bakış açıları.

Bu konudaki kartlarSayfa 6Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
DinginlikEdebiyat

Yalnızlığımı çalıp karşılığında bana gerçek bir dostluk sunmayanlardan nefret ederim.

Bu söz, çoğu zaman “Yalnızlığım insanların varlığına ya da yokluğuna bağlı değildir” diye başlayan daha uzun bir biçimiyle Nietzsche’nin adıyla yaygın olarak paylaşılır; ama kitaplarında, notlarında ya da mektuplarında bugüne dek bulunamadı. Yine de yalnızlık Nietzsche’nin hayatında gerçekti. Sağlığı bozulunca 1879’da Basel Üniversitesindeki profesörlüğünü bıraktı ve sonraki on yıl emekli maaşıyla tek başına yaşadı; yazları İsviçre Alpleri’nde, kışları Cenova, Nice ve Torino’da geçirdi. Böyle Buyurdu Zerdüşt’te (1883) okurlarına yalnızlığa sığınmalarını öğütler.

DinginlikEdebiyat

Yaşamak için bir “neden”i olan, hemen her “nasıl”a katlanabilir.

Söz, Putların Alacakaranlığı’nı açan “Özdeyişler ve Oklar” bölümünün 12. maddesidir. Friedrich Nietzsche kitabı 1888’de, İsviçre Alpleri’ndeki Sils Maria’da bir haftayı biraz aşan bir sürede yazdı. Maddeyi bir iğnelemeyle bitirir: İnsan mutluluk peşinde koşmaz, bunu yalnızca İngilizler yapar. Sözü ünlü yapan, dört Nazi kampından sağ çıkan Avusturyalı psikiyatr Viktor Frankl oldu. Frankl, İnsanın Anlam Arayışı’nda (1946), yaşamak için bir nedeni olan mahkûmların, örneğin dışarıda kendilerini bekleyen biri olanların, kampa daha iyi dayandığını yazar.

DinginlikEdebiyat

Kesin inançlar, hakikatin yalanlardan daha tehlikeli düşmanlarıdır.

Bu cümle, İnsanca, Pek İnsanca’daki (1878) “Hakikatin Düşmanları” başlıklı 483. aforizmanın tamamıdır. Kitap, Friedrich Nietzsche’nin aforizmalarla, yani kendi başına bir bütün olan kısa düşüncelerle yazdığı ilk kitaptı ve bir zamanlar hayran olduğu besteci Richard Wagner’le yollarını ayırmasının ardından yayımlandı. Nietzsche kitabın sonlarına doğru kesin inancı, insanın bir konuda mutlak hakikate sahip olduğuna inanması diye tanımlar. Yalan yakalanıp düzeltilebilir; kesin inanç ise insanın aramayı bırakmasına yol açar. On yıl sonra Deccal’de bunu daha sert bir dille söyledi: Kesin inançlar birer hapishanedir.

DinginlikEdebiyat

İnsan, hiç istememektense hiçliği istemeyi yeğler.

Friedrich Nietzsche’nin Ahlakın Soykütüğü Üzerine (1887) adlı kitabı üç denemeden oluşur. Üçüncü denemenin konusu çileci ideallerdir: yoksulluk, alçakgönüllülük ve iffet gibi, insana kendini dünya nimetlerinden yoksun bırakmayı öğütleyen idealler. Nietzsche insanların bunlara neden bu kadar değer verdiğini sorar ve şöyle cevaplar: İnsan anlamsız görünen acıya dayanamaz; acısına hiç anlam vermemektense, kendisini hayata düşman eden bir anlam vermeyi bile yeğler. Ona göre bu boşluk korkusu insan iradesinin temel gerçeğidir: İrade bir amaç ister. Cümle denemenin başında geçer, kitabın son satırında da yinelenir.

DinginlikEdebiyat

Daha zayıf yaradılışları yok eden zehir, güçlüleri güçlendirir; onlar buna zehir bile demez.

Söz, Şen Bilim’in (1882) “Kötülük” başlıklı 19. aforizmasının sonunda geçer. Nietzsche okurdan, en iyi ve en verimli insanların ve ulusların hayatına bakmasını ister: Gururla göğe doğru yükselecek bir ağaç, kötü havasız ve fırtınasız büyüyebilir mi? Ona göre kıskançlık, düşmanlık ve sıkıntı, büyük bir gelişmenin önünde engel değil, koşulları arasında olabilir. Nietzsche zorluğu yaşayarak tanıyordu: Hastalığı yüzünden 1879’da Basel’deki profesörlüğünü bırakmak zorunda kalmıştı. Sonradan aynı düşünceyi daha kısa söyledi: Beni öldürmeyen şey güçlendirir.

DinginlikFelsefe

Dans edenleri, müziği duyamayanlar deli sandı.

Bu söz Nietzsche’nin yazılarında geçmez. Ünlü sözlerin kökenini araştıran Quote Investigator sitesi, sözü Nietzsche’ye bağlayan ilk kaydı 2003’te, yani ölümünden bir asır sonra internette paylaşılmış bir iletide buldu. Benzetme çok daha eskidir: Fransız yazar Germaine de Staël 1813’te, hayatın bazen müziği duyulmayan bir baloya benzediğini, o zaman dansın delilik gibi göründüğünü yazmıştı. 1927’de İngiliz gazetesi The Times, sözün bir biçimini eski bir atasözü olarak andı; komedyen George Carlin de onu 1997’de yaygınlaştırdı. Karışıklık anlaşılır: Nietzsche dansı özgür düşüncenin imgesi olarak çok severdi.

DinginlikEdebiyat

Kendindeki ve başkalarındaki yanılsamaları yıkan kişiyi, zorbaların en katısı olan doğa cezalandırır.

Söz, Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası’nın (1874) yedinci bölümünde geçer. Bu deneme, Friedrich Nietzsche’nin Çağa Aykırı Düşünceler adıyla topladığı dört denemenin ikincisidir. Nietzsche o sırada Basel’de genç bir klasik filoloji profesörüydü, yani eski Yunan ve Latin metinleri okutuyordu. Çağının tarihe boğulduğunu savunuyordu. Ona göre yalnızca söküp dağıtan tarih araştırması, aşkın ve inancın yaşamak için muhtaç olduğu yanılsamaları yok eder ve bu işle uğraşanları hayattan bezdirir. Nietzsche bu cümleyi tırnak içinde verir, ama kimin sözü olduğunu söylemez.

DinginlikFelsefe

Durgun sular derin olur.

Romalı tarihçi Quintus Curtius Rufus, MS 1. yüzyılda Büyük İskender’i anlatırken “En derin ırmaklar en az sesle akar” sözünü, Orta Asya’daki Baktriya’nın bir atasözü olarak kaydetmiştir. Söz bugün genellikle, sessiz birinin derin duygular ya da keskin bir zekâ taşıyabileceği anlamında kullanılır. Eskiden bir uyarı anlamı da vardı: Durgun bir yüzeyin altında tehlike saklı olabilir. Fransızlar hâlâ “Uyuyan sudan kötü su yoktur” der. Türkçedeki “Yere bakan yürek yakan” sözü de uysal görünen birinin sinsice kötülük yapabileceğini anlatır.

AzimFelsefe

Gecenin en karanlık anı, şafak sökmeden hemen öncedir.

Bilinen en eski biçimi, İngiliz din adamı Thomas Fuller’ın Kutsal Topraklar üzerine yazdığı A Pisgah-Sight of Palestine (1650) adlı kitaptadır: “Gün ağarmadan hemen önce ortalık hep en karanlıktır.” Fuller’a göre en büyük sıkıntı çoğu zaman ferahlıktan hemen önce gelir. Verdiği örnek Davut’tur: Kendi adamları onu taşlamaya hazırdı, ama çok geçmeden kral ilan edildi. Astronomi açısından söz tam doğru değildir: Gece en karanlık hâlini ortasında alır, gökyüzü de güneş doğmadan bir saat ya da daha önce ağarmaya başlar. Türkçedeki “Gün doğmadan neler doğar” sözü de umudun en beklenmedik anda belirebileceğini anlatır.

DinginlikFelsefe

“Nereye gidersen git, bütün kalbinle git.” Bu yaygın söz sık sık Konfüçyüs’e atfedilir, ama onun öğretisini aktaran klasik metinlerde izine rastlanmaz.

Konfüçyüs (MÖ 551-479), Çin’in doğusundaki Lu Devleti’nde yaşamış bir öğretmen ve devlet görevlisiydi. Kendisi kitap yazmadı; sözlerini öğrencileri Konuşmalar adlı derlemede topladı. Bu söze ne Konuşmalar’da ne de başka bir eski metinde rastlanmıştır; görünüşe göre ünlü bir ismi ödünç almış modern bir sözdür. Konuşmalar’da benzer ruhta gerçek bir söz ise vardır: Gerçeği bilen, onu seven kadar olamaz; onu seven de ondan zevk alan kadar olamaz.

DinginlikFelsefe

Üstün insan hâlinden hoşnut ve sakindir; küçük insan ise hep sıkıntı içindedir.

Bu cümle, Konfüçyüs’ün (MÖ 551-479) sözlerini toplayan Konuşmalar’ın yedinci kitabında geçer. Karttaki biçimi, İskoç Çin uzmanı James Legge’nin 1861’de yaptığı İngilizce çeviriye dayanır. “Üstün insan” diye çevrilen junzi kelimesi kelimesine “hükümdar oğlu” demektir ve soylular için kullanılırdı; Konfüçyüs bu sözcüğü, karakteri soylu olan herkes için kullandı. Karşıtı xiaoren ise “küçük insan” demektir. Konfüçyüs başka bir yerde, üstün insanın aklının doğrulukta, küçük insanın aklının ise kazançta olduğunu söyler. Bu yüzden birinin korkacak bir şeyi yoktur, öteki ise hep kaybetmekten korkar.

DinginlikFelsefe

İyi yolculuk etmek, varmaktan yeğdir.

Bu söz sık sık Buda’ya atfedilir, ama hiçbir Budist metinde geçmez. Define Adası’nın yazarı İskoç Robert Louis Stevenson’ın bir cümlesinin modern bir uyarlaması gibi görünür. Stevenson, Virginibus Puerisque (1881) kitabındaki “El Dorado” denemesinde, umutla yol almanın varmaktan daha iyi olduğunu, asıl başarının emek vermek olduğunu yazar: İnsan, uğruna çabalayacağı bir şey varken daha mutludur. Buda ise açık bir hedefi olan bir yol öğretmişti: acıdan kurtuluş.

DinginlikFelsefe

En çok sesi boş kaplar çıkarır.

Söz gündelik hayattan bir gözleme dayanır: Boş bir tencereye ya da fıçıya vurunca gür bir ses çıkar, dolusu ise yalnızca boğuk bir ses verir. İnsanlara uyarlandığında, en az bilenin çoğu zaman en çok konuştuğunu anlatır. Söz 1599 dolaylarında bile eskiydi: Shakespeare’in V. Henry oyununda bir çocuk, palavracı asker Pistol’ü seyrettikten sonra “Boş kap en çok sesi çıkarır” sözünün ne kadar doğru olduğunu söyler. Türkçede buna en yakın söz “Boş başak dik durur”dur: Dolu başak başını eğer, boş başak dimdik durur; bilgisiz olan da üstün görünmek için kasılır.

AzimFelsefe

Paylaşılan dert yarıya iner.

Düşünce eskidir. Romalı devlet adamı Cicero, dostluğun zor günleri bölüşerek hafiflettiğini yazmıştı. Francis Bacon da 1625’te yayımlanan “Dostluk Üzerine” denemesinde, dostluğun sevinçleri ikiye katladığını, dertleri yarıya indirdiğini söyler. Almancada “Paylaşılan acı yarım acıdır” denir; Türkçede de “Derdini söylemeyen derman bulamaz.” Psikolog Simone Schnall’ın yürüttüğü 2008 tarihli bir araştırmada, yanında bir arkadaşı duran katılımcılar önlerindeki tepeyi, yalnız olanlardan daha az dik gördü.

AzimFelsefe

Mücadele yoksa ilerleme de yoktur.

Frederick Douglass bu sözü Ağustos 1857’de New York eyaletindeki Canandaigua’da söyledi. Toplantı, Britanya’nın Karayipler’deki sömürgelerinde köleliğin kaldırılışını kutlamak için düzenlenmişti; ABD’nin güneyinde ise kölelik hâlâ yasaldı. Douglass sözünü şöyle sürdürür: Özgürlük isteyip de protestodan kaçınanlar, toprağı sürmeden ürün, gök gürlemeden yağmur isteyenlere benzer; iktidar, talep edilmedikçe hiçbir şeyden vazgeçmez. Ona göre mücadele ahlaki de olabilir, fiziksel de; ama mutlaka bir mücadele olmalıdır. Douglass (yaklaşık 1818-1895) Maryland’de köle olarak doğdu, 1838’de kaçtı ve köleliğe karşı mücadelenin önde gelen seslerinden biri oldu.

DinginlikDil

İngilizcedeki “nice” sözcüğü, Latincede “bilmeyen” demek olan nescius’tan Fransızca yoluyla gelir. 1300 dolaylarında İngilizceye girdiğinde “aptal, cahil” anlamındaydı; sonra “çekingen”, “titiz” ve “kesin” gibi anlamlardan geçti, “hoş” anlamı ancak 18. yüzyılda yerleşti.

Sözlüklere göre değişim kabaca şöyle ilerledi: 1300 dolaylarında “aptal” ve “çekingen”, 14. yüzyılın sonunda “titiz, zor beğenen”, 1400 dolaylarında “narin”, 16. yüzyılda “kesin, özenli”. Bu son anlam, “a nice distinction” (ince bir ayrım) deyiminde hâlâ yaşar. “Hoş, keyifli” anlamı 1769’dan, “nazik, düşünceli” anlamı 1830 dolaylarından itibaren kayıtlara geçti. Eski anlamlar yenileriyle bir süre yan yana yaşadı; Oxford İngilizce Sözlüğü, 16. ve 17. yüzyıl metinlerinde sözcüğün hangi anlamda kullanıldığını kestirmenin çoğu zaman zor olduğunu belirtir. Dilbilimciler, olumsuz bir anlamın olumluya dönmesine anlam iyileşmesi der; tersine, yani anlam kötüleşmesine bir örnek “silly”dir: Eski İngilizcede “mutlu, kutsanmış” demekti. Jane Austen yeni anlamın yayılışını romanına taşıdı. 1817’de yayımlanan Northanger Manastırı’nda genç Catherine Morland okuduğu gotik romana “the nicest book in the world” (dünyanın en güzel kitabı) deyince Henry Tilney onunla tatlı tatlı alay eder ve bu sözcüğün artık “her şeye uyduğunu” söyler.

DinginlikFelsefe

Stoacı Yunan filozof Epiktetos’un öğütlerini toplayan Enkheiridion, yani “El Kitabı”, hayatı ikiye ayırarak açılır. Yargılarımız, niyetlerimiz, isteklerimiz ve hoşlanmadıklarımız bize bağlıdır. Bedenimiz, malımız, ünümüz ve mevkimiz ise bize bağlı değildir; onları elimizdeymiş gibi görmek insanı hayal kırıklığına sürükler.

Epiktetos MS 50 dolaylarında, bugün Denizli’deki Pamukkale’nin hemen yanında bulunan antik Hierapolis kentinde köle olarak doğdu. Gençliğini Roma’da, Neron’un sekreterliğini yapmış zengin bir azatlı olan Epafroditos’un kölesi olarak geçirdi. Stoa felsefesini öğrendi, azat edildikten sonra da ders vermeye başladı. İmparator Domitianus MS 93 civarında filozofları Roma’dan sürünce Kuzeybatı Yunanistan’daki Nikopolis’e yerleşip bir okul açtı. Kendisi hiçbir şey yazmadı. Öğrencisi Arrianos derslerini Söylevler adıyla kaleme aldı, en önemli öğütleri de Enkheiridion’da topladı. Bu sözcük Yunancada “el kitabı”, yani hep elin altında duran şey demektir. Marcus Aurelius, Epiktetos’un derslerini kendisine ödünç veren hocası Rusticus’a Kendime Düşünceler’de teşekkür eder. El Kitabı daha sonra Yunanca konuşulan manastırlar için uyarlandı ve 15. yüzyılda Latinceye çevrildi.

AzimFelsefe

Eyleme engel olan şey, eylemi ilerletir. Yolu tıkayan şey, yolun kendisi olur.

Marcus Aurelius MS 161–180 yılları arasında Roma imparatoruydu. Kendime Düşünceler’i Yunanca, yalnızca kendisi için tuttuğu notlar olarak yazdı; bir kısmını Tuna kıyısındaki seferlerde kaleme aldı. Bu pasajda yoluna çıkan insanları düşünür: Onlar bir işini engelleyebilir, der, ama niyetini engelleyemez; çünkü zihin engeli üzerinde çalışılacak bir malzemeye, örneğin sabır göstermek için bir fırsata dönüştürür. Karttaki söz, Gregory Hays’in 2002 tarihli İngilizce çevirisinden alındı; Ryan Holiday’in 2014’te yayımlanan The Obstacle Is the Way adlı kitabı da sözü ünlü yaptı.

DinginlikFelsefe

Çevrende olan her şeyi kontrol edemezsin. Ama dikkatin, seçimlerin ve tepkilerin, panik anında sandığından çok daha fazla senin elindedir.

Bu fikir, MÖ 300 dolaylarında Atina’da doğan Stoa felsefesinin özüdür; onu en açık anlatanlardan biri de azat edilmiş bir köle olan Epiktetos’tur. Fikir 1965’te zorlu bir sınavdan geçti: Amerikalı pilot James Stockdale’in uçağı Kuzey Vietnam üzerinde düşürüldü. Stockdale’e Stanford’da öğrenciyken Epiktetos’un El Kitabı hediye edilmişti. Yedi buçuk yıl süren esaret boyunca kitabın dersine tutundu: Onu esir tutanlar neredeyse her şeyi kontrol ediyordu, ama yargılarını ve davranışlarını değil.

DinginlikFelsefe

Stoacılardan kalma pratik bir soru: Bu konuda bir şey yapmam mı gerekiyor, yoksa yalnızca kabullenmem mi? Kaygının çoğu, bu ikisini aynı iş sanmaktan doğar.

Soru Stoacı öğretmen Epiktetos’a dayanır; Epiktetos el kitabına, her şeyi bize bağlı olanlar ve olmayanlar diye ayırarak başlar. Psikologlar da benzer bir ayrım yapar. Richard Lazarus ve Susan Folkman, 1984’te yayımlanan stres kitaplarında iki başa çıkma yolunu birbirinden ayırdı: stresin kaynağına yönelen problem odaklı başa çıkma ve duyguları yatıştıran duygu odaklı başa çıkma. Durum değiştirilebiliyorsa soruna yönelmek genellikle işe yarar; bir kayıptan sonra ya da kronik bir hastalıkta ise duyguları yatıştırmak ve olaya başka bir açıdan bakmak çoğu zaman daha çok yardım eder.

AzimFelsefe

İnsanlar kimi zaman kendi kaderlerinin efendisidir: / Başkalarının buyruğunda yaşıyorsak, sevgili Brutus, / suç yıldızlarımızda değil, kendimizde.

Bu dizeleri, Shakespeare’in 1599’da yazdığı Julius Caesar’ın 1. perdesinde Cassius söyler. Brutus’a, Caesar’ı yücelten ve kendilerini onun buyruğuna düşüren şeyin gökyüzü değil, kendi boyun eğişleri olduğunu anlatır. O dönemde pek çok insan kaderin yıldızlarda yazılı olduğuna inanırdı. Bugün dize “hayatının sorumluluğunu üstlen” anlamında alıntılanır; John Green’in Türkçeye Aynı Yıldızın Altında adıyla çevrilen romanı da özgün adını, The Fault in Our Stars’ı bu dizeden alır. Oyunda ise bu sözler hesaplı bir iltifattır: Cassius, Brutus’u Caesar’ı öldürme planına çekmeye çalışmaktadır.

DinginlikZihin

“Uyaranla tepki arasında bir boşluk vardır. Bu boşlukta tepkimizi seçme gücümüz yatar.”

Viktor Frankl (1905–1997), Auschwitz’ten sağ çıkmış Avusturyalı bir psikiyatristtir. 1946’da yazdığı İnsanın Anlam Arayışı’nda, karşılaştığımız duruma nasıl bir tavır alacağımızı seçme özgürlüğünü kimsenin elimizden alamayacağını savunur. Söz bu yüzden ona çok yakışır, ama yazılarında hiç bulunamamıştır. Amerikalı psikolog Rollo May, uyaranla tepki arasındaki bu duraksamayı 1963’te anlatmıştı. Stephen Covey düşünceyi 1989’da Frankl’ın adıyla birlikte yaygınlaştırdı; sonradan onu bir kütüphane kitabında okuduğunu, ama yazarını unuttuğunu söyledi.

MerakZihin

“Hayatta hiçbir şey, onu düşünürken sandığın kadar önemli değildir.”

Daniel Kahneman (1934–2024), insanların nasıl yargıya vardığı üzerine çalışmalarıyla 2002 Nobel Ekonomi Ödülü’nü paylaşan İsrailli-Amerikalı bir psikologdu. Söz, Hızlı ve Yavaş Düşünme kitabının mutluluk bölümünde geçer. Kahneman bu etkiye “odaklanma yanılsaması” adını verdi: İnsanın o an düşündüğü şey, örneğin bir maaş artışı ya da taşınmak, mutluluğu için gerçekte olduğundan daha önemli görünür. 1998’deki bir çalışmada Amerika’nın orta batısındaki öğrenciler, güzel havası yüzünden Kaliforniyalıların daha mutlu olduğunu sandı; oysa iki grup da hayatından aşağı yukarı aynı ölçüde memnundu.

MerakFelsefe

Atinalı filozof Sokrates, MÖ 399’da öldüğünde ardında tek satır yazı bırakmamıştı. Onu bugün başta öğrencileri Platon ile Ksenophon’un yazdıklarından, bir de daha hayattayken onunla alay eden bir komediden tanıyoruz.

Sokrates (yaklaşık MÖ 470–399), Atina’nın sokaklarında ve meydanlarında sorular sorarak öğretirdi. Yetmiş yaşlarındayken tanrılara saygısızlık etmek ve gençleri yoldan çıkarmakla suçlanarak yargılandı ve ölüme mahkûm edildi. En ünlü öğrencisi Platon onu onlarca diyaloğun başkişisi yaptı; Ksenophon da onu anlatan anılar yazdı. Oyun yazarı Aristophanes ise daha önce, MÖ 423’te sahnelenen Bulutlar’da onu gençlere laf cambazlığı öğreten tuhaf bir adam olarak göstermişti. Bu üç portre çoğu zaman birbirini tutmaz; gerçek Sokrates’e ulaşmanın bu güçlüğüne “Sokrates sorunu” denir. Yazmaması bilinçli bir tercih de olabilir: Platon’un Phaidros diyaloğunda Sokrates, yazının belleği zayıflattığını ve yazılı bir metnin kendisine sorulan sorulara yanıt veremeyeceğini söyler.