Az söz, çok şey

Atasözleri

Farklı dillerden ve kültürlerden atasözleri. Birkaç kelimeye sığan deneyimler ve öğütler.

Bu konudaki kartlarSayfa 1Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
AzimFelsefe

Değişim rüzgârları estiğinde kimi duvar örer, kimi yel değirmeni kurar.

Söz çoğu zaman eski bir Çin atasözü diye paylaşılır, ama Çince bir kaynağı bulunamamıştır. İmgenin anlaşılması için kaynağa gerek de yoktur: Duvar rüzgârı dışarıda tutar; yel değirmeni ise onu yakalar ve gücünü tahıl öğütmek, su çekmek gibi işlere çevirir. İnsan aynı değişime direnebilir de, onu işine yarayan bir güce dönüştürebilir de. “Değişim rüzgârı” deyimi, İngiltere Başbakanı Harold Macmillan’ın 1960’ta Cape Town’da yaptığı konuşmayla ünlendi. Macmillan bu sözle Afrika’yı saran bağımsızlık hareketlerini anlatıyordu.

AzimFelsefe

Susamadan kuyuyu kaz.

Çincede “lín kě jué jǐng” (临渴掘井), yani “ancak susayınca kuyu kazmak” diye bir deyim vardır; hazırlığı son ana bırakanlar için söylenir. İmgenin kökü, iki bin yıldan uzun süre önce derlenen Çin tıp kitabı Huangdi Neijing’e (Sarı İmparator’un İç Klasiği) uzanır. Kitaba göre hastalık yerleştikten sonra tedaviye başlamak, susayınca kuyu kazmaya ya da savaş başladıktan sonra silah dökmeye benzer. Türkçede aynı öğüdü “Ak akçe kara gün içindir” atasözü verir: Biriktirilen para, dar günde insanı kurtarır.

AzimFelsefe

Mücevher sürtünmeden parlatılamaz.

Söz İngilizcede en geç 1836’da basılmıştı. Sonradan Hong Kong valisi olan İngiliz Çin uzmanı John Francis Davis, The Chinese adlı kitabında sözün tamamını Çin sözleri arasında şöyle verir: “Mücevher sürtünmeden parlatılamaz, insan da sıkıntı çekmeden olgunlaşamaz.” Benzer bir imge, Konfüçyüsçülüğün temel kitaplarından Liji’de (Törenler Kitabı) de geçer: İşlenmeyen yeşim işe yarar bir kap olmaz; öğrenmeyen insan da doğru yolu bilemez. Türkçede aynı düşünceyi “Zahmetsiz rahmet olmaz” atasözü anlatır.

AzimFelsefe

İyilik yap, denize at.

Söz, Doğu Akdeniz’in ortak malıdır. Araplar da “İyilik yap, denize at” der; Yunanlılar aynı sözü kafiyeli söyler: “Káne to kaló ke ríxto sto gialó.” Türkçede sözün bir devamı da vardır: “İyilik et denize at, balık bilmezse Halik bilir.” Halik, yaratan yani Allah demektir. Denize atmak ise iyiliği yapıp unutmaktır: Hesabı tutulmaz, karşılığı beklenmez. Yolda bulduğu cüzdanı adını bile vermeden sahibine ulaştıran kişi, tam da bunu yapar.

AzimFelsefe

Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.

Cenevre doğumlu filozof Jean-Jacques Rousseau bu cümleyi, mektuplardan oluşan ve çok okunan romanı Julie ya da Yeni Heloise’de (1761) kullanır. Birinci bölümün 46. mektubunda Julie, bu sözü sevdiği adama, öğretmeni Saint-Preux’ye yazar: “La patience est amère, mais son fruit est doux.” Soylu olmayan Saint-Preux’yle evlenmesine babası izin vermez. Söz aslında Rousseau’dan çok daha eskidir. İranlı şair Sadi, 1258’de yazdığı Gülistan’da sabrın acı olduğunu ama tatlı meyve verdiğini söyler. Türkçede de bir atasözü olarak yaşar.

AzimFelsefe

Küçük bir ateş, üstüne basılınca çabucak söner; büyümesine göz yumulursa ırmaklar bile söndüremez.

Shakespeare, VI. Henry oyunlarının üçüncü bölümünü 1591 dolaylarında yazdı. Oyun, 15. yüzyılda İngiliz tahtı için Lancaster ve York hanedanları arasında süren Güller Savaşı’nda geçer. Dördüncü perdenin sekizinci sahnesinde, York hanedanından sürgündeki Kral IV. Edward’ın bir orduyla karaya çıktığı ve Londra’ya yürüdüğü haberi gelir. Clarence, Edward’ın kardeşidir ama karşı tarafa katılmıştır; Kral Henry’nin yanındakilerin hemen harekete geçmesini ister. Dizedeki “suffered”, “göz yumulursa, izin verilirse” anlamındadır. Uyarı geç kalmıştır: Sahne bitmeden Edward, Henry’yi esir alır.

AzimFelsefe

Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır.

Söz, halk arasında “Bilmemek ayıp değil, sormamak ayıp” diye de çok söylenir. Türk Dil Kurumu sözlüğü atasözünü şöyle açıklar: İnsanın her şeyi bilmemesi kusur değildir; ama bilmediği bir işi sorup öğrenmeden yapmaya kalkışması kusurdur. İnsanlar çoğu zaman yetersiz görünmekten çekindikleri için soru sormaz. Oysa Alison Wood Brooks, Francesca Gino ve Maurice Schweitzer’in 2015’teki araştırmasında akıl danışanlar, danıştıkları kişilerin gözünde daha yetkin göründü; özellikle de iş zorsa.

AzimFelsefe

Bir vurmakla ağaç devrilmez.

Macar atasözü araştırmacısı Gyula Paczolay, Avrupa’nın 55 dilinden atasözlerini derlediği kitabında (1997) bu sözü şu anlamla kaydeder: Yerleşik düşünceleri değiştirmek ya da güçlü bir konumdaki birini yerinden etmek gibi zor işler bir anda olmaz; ancak adım adım, azar azar başarılır. Baltanın her darbesi, aynı yarığı biraz daha derinleştirir. Benjamin Franklin de 1750’de Poor Richard’s Almanack adlı yıllığında aynı imgeyi kullanır: “Küçük darbeler büyük meşeleri devirir.”

AzimFelsefe

Demir tavında dövülür.

Atasözündeki “tav”, bir malzemenin işlenmeye hazır olduğu ısı ya da nem kıvamıdır; mecazen en uygun an demektir. Demirci demiri kor gibi kızarana dek ısıtır, çünkü demir ancak o zaman dövülüp biçim alır; soğuyunca direnir, zorlanırsa çatlayabilir. Öğüt Avrupa’da da çok eskidir: 13. yüzyılın sonlarından kalma bir Fransızca metinde geçer; İngiliz şair Geoffrey Chaucer da 1386 dolaylarında kullanır.

AzimFelsefe

Dost kara günde belli olur.

“Kara gün” sıkıntılı, acılı zaman demektir; böyle günlerde de yanından ayrılmayan dosta Türkçede “kara gün dostu” denir. Fikir çok eskidir. Romalı şair Ennius, sağlam dostun belirsiz zamanlarda tanındığını yazmıştı. Devlet adamı Cicero da Dostluk Üzerine (MÖ 44) adlı eserinde bu sözü aktarır ve çoğu insanın bu sınavı geçemediğini ekler: Kimi, işleri iyi gidince dostunu küçümser; kimi de dostu zora düşünce onu yüzüstü bırakır.

AzimFelsefe

Kötü arkadaşlıktansa yalnızlık yeğdir.

İspanyolca aslı şöyledir: “Más vale estar solo que mal acompañado.” Portekizcede de neredeyse aynısı söylenir: “Antes só do que mal acompanhado.” Söz dostluğa karşı değildir; kimi yakınımıza aldığımıza dikkat etmemizi öğütler, çünkü çevremiz bizi biçimlendirir. Türkçede bunu “Üzüm üzüme baka baka kararır” atasözü anlatır. George Washington da gençken 110 maddelik Nezaket Kuralları’nı defterine geçirmişti. Kurallar, Cizvitlerin 1590’larda yazdığı bir Fransız görgü kitabına dayanıyordu. 56. madde aynı öğüdü verir: “Kötü arkadaşlıktansa yalnızlık yeğdir.”

AzimFelsefe

Yarın çoğu zaman haftanın en yoğun günüdür.

Bu şakacı sözün İspanyolca bir aslı bulunamamıştır; geleneksel İspanyol sözü “No dejes para mañana lo que puedas hacer hoy” biçimindedir ve Türkçedeki “Bugünün işini yarına bırakma” ile aynı şeyi söyler. Şakanın ardında gerçek bir alışkanlığımız yatar. Psikologlar Daniel Kahneman ve Amos Tversky 1979’da buna planlama yanılgısı adını verdi: İşlerin ne kadar süreceğini hep olduğundan kısa tahmin ederiz; bu yüzden yarın gözümüze olduğundan boş görünür. 1994’te yapılan bir araştırmada, tez yazan öğrenciler tezlerini ortalama olarak kendi “en kötü ihtimal” tahminlerinden bile geç bitirdi.

AzimFelsefe

Kapalı ağza sinek girmez.

İtalyancası “In bocca chiusa non entrano mosche”, İspanyolcası “En boca cerrada no entran moscas”. İspanyolcayı tanıtan Instituto Cervantes’e göre söz büyük olasılıkla Endülüs Araplarından kalmadır; 14. yüzyılda, İspanya’nın güneyindeki Müslüman Endülüs’te derlenen Arapça atasözü kitaplarında geçer. Görüntü komiktir ama kastedilen, ağızdan çıkan sözdür: Susmak, insanı sonradan pişman olacağı lafı söylemekten korur. Öfkeyle yazılıp da gönderilmeyen e-posta, bunun güncel bir örneğidir. Türkçede de “Söz gümüşse sükût altındır” denir.

AzimFelsefe

Daha uzun yaşayamıyorsan, daha derin yaşa.

Söz sık sık İtalyan atasözü diye paylaşılır, ama İtalyanca bir aslı bulunamamıştır. Düşüncenin kendisi ise eskidir. Romalı filozof Seneca, MS 49 dolaylarında yazdığı Hayatın Kısalığı Üzerine adlı eserinde, hayatın aslında yeterince uzun olduğunu ama büyük kısmını boşa harcadığımız için kısa geldiğini söyler. Amerikalı yazar Ralph Waldo Emerson da “Ölümsüzlük” adlı denemesinde (1875) bu söze çok yakın bir cümle kurar: “Mesele hayatın uzunluğu değil, derinliğidir.”

AzimFelsefe

Oyun bitince şah da piyon da aynı kutuya girer.

Sözün İtalyan atasözü diye anılması, en azından Amerikalı yazar H. L. Mencken’in 1942 tarihli alıntılar sözlüğüne uzanır; ama imge daha eskidir. Canterbury Katedrali’nin dekanı John Boys’un ölümünden dört yıl sonra, 1629’da basılan eserlerinde, oyun bitince satranç taşlarının “bir torbaya karmakarışık atıldığı” anlatılır. Daha da önce, Don Kişot’un 1615’te yayımlanan ikinci cildinde Cervantes, Sancho Panza’nın ağzından hayatı satranca benzetir: Oyun sürerken her taşın kendi görevi vardır; oyun bitince hepsi aynı torbaya konur, tıpkı hayatın mezarda bitmesi gibi. Türkçede de benzer bir hatırlatma vardır: “Kefenin cebi yok.”

AzimFelsefe

Tanrı dişsize ceviz verir.

Portekizcesi “Deus dá nozes a quem não tem dentes”. İspanyolcada da yakın bir söz vardır: “Dios da pan a quien no tiene dientes”, yani “Tanrı dişsize ekmek verir.” Portekizce sözlüklere göre söz, eline geçen imkânı yetersizlik ya da ihmal yüzünden değerlendiremeyen biri için kullanılır. Çoğu zaman buruk bir gülümsemeyle söylenir: emekliliğe birkaç ay kala gelen terfi için ya da değerini bilmeyen birinde harcanıp giden yetenek için. Cevizin seçilmesi de boşuna değildir: Sert kabuğu ancak sağlam dişler kırar.

AzimFelsefe

Yumuşak su, sert taşı eninde sonunda deler.

Portekizce aslı kafiyelidir: “Água mole em pedra dura, tanto bate até que fura.” Yani sert taşa durmadan vuran yumuşak su, sonunda onu deler. Sözün atası Latincedir. Romalı şair Ovidius, Karadeniz kıyısındaki Tomis’e (bugünkü Köstence) sürgün edilmişti. Orada, MS 1. yüzyılın başlarında yazdığı Pontus’tan Mektuplar’da “gutta cavat lapidem”, yani “damla taşı oyar” der; Lucretius da bu imgeyi ondan önce kullanmıştı. Orta Çağ’da söze bir açıklama eklendi: “non vi, sed saepe cadendo”, yani “güçle değil, sık sık düşerek”. Türkçede de “Damlayan su taşı deler” denir.

AzimFelsefe

En ucuzu çoğu zaman en pahalıya patlar.

Almancada “Wer billig kauft, kauft teuer”, yani “Ucuz alan pahalı öder” denir. Türkçede de birebir karşılığı vardır: “Ucuz alan, pahalı alır.” Tamir, yenileme ya da boşa giden zaman yüzünden sonunda daha pahalıya patlayan tasarrufa İngilizcede “false economy” denir. İngiliz yazar Terry Pratchett bunu Men at Arms (1993) romanında unutulmaz biçimde anlatır: Zenginin aldığı sağlam botlar yıllarca dayanır; yoksul ise ucuz botları tekrar tekrar alır, sonunda daha çok para harcar ve ayakları yine ıslak kalır. Bu düşünce bugün “bot teorisi” diye anılır.

AzimFelsefe

Başlamak kolaydır, asıl hüner sürdürmektir.

Almancası “Anfangen ist leicht, Beharren eine Kunst” biçimindedir. Aristoteles, başlangıcın işin yarısı olduğunu söyleyen daha eski bir Yunan sözünü aktarır; Alman atasözü ise asıl zor olanın öbür yarı olduğunu hatırlatır. Türkçede sebatın karşılığını “Sabreden derviş muradına ermiş” sözü anlatır. University College London’da 2010’da yapılan bir araştırmada gönüllüler, öğle yemeğinde meyve yemek gibi yeni bir alışkanlığı her gün tekrarladı. Davranışın kendiliğinden yapılır hâle gelmesi tipik olarak 66 gün sürdü; kimi için 18, kimi için 254 gün. Arada bir günü atlamak ise pek fark yaratmadı.

AzimFelsefe

Temiz vicdan yumuşak yastıktır.

Almanca aslı kafiyelidir: “Ein gutes Gewissen ist ein sanftes Ruhekissen.” “Gewissen” vicdan, “Ruhekissen” yastık demektir. İmge yerindedir, çünkü kaygı çoğu zaman gece bastırır: Pişman olduğumuz ya da ortaya çıkmasından korktuğumuz şeyler uykumuzu kaçırır. İngilizcede daha iddialı bir söz vardır: “A quiet conscience sleeps in thunder”, yani rahat vicdan gök gürlerken bile uyur. Çinliler de “Gündüz vicdanına aykırı iş yapmayan, gece yarısı kapısını çalan hayaletten korkmaz” der.

AzimFelsefe

Küçük dereler birleşince büyük ırmak olur.

Danca aslı “Mange bække små gør en stor å” biçimindedir; İsveççede de hemen hemen aynı sözcüklerle söylenir. “Bæk” dere, “å” küçük ırmak demektir. Birikimde ya da bir bağış kampanyasında olduğu gibi, tek başına önemsiz görünen katkılar bir araya gelip büyüdüğünde söylenir. Fransızcası da neredeyse aynıdır: “Les petits ruisseaux font les grandes rivières.” İngiltere ve İskoçya’da da “Many a little makes a mickle” denir; “mickle”, “çok” demektir. Türkçede bu fikrin iki yüzünü iki atasözü karşılar: Birikmeyi “Damlaya damlaya göl olur”, bir araya gelmeyi “Birlikten kuvvet doğar” anlatır.

AzimFelsefe

Kırılmaktansa eğilmek yeğdir.

“Better bend than break” sözü, Alexander Hislop’un ilk kez 1862’de yayımlanan The Proverbs of Scotland (İskoç Atasözleri) derlemesinde geçer; ama fikir çok daha eskidir. En bilinen hâli Ezop’un Meşe ile Kamış masalıdır: Fırtına kibirli meşeyi kökünden söker, rüzgârla eğilen kamış ise ayakta kalır. Fransız şair La Fontaine masalı 1668’de yeniden yazar; kamış orada “Eğilirim ama kırılmam” der. Japoncada da “Yanagi ni yuki-ore nashi”, yani “Söğüt dalı karla kırılmaz” denir.

AzimFelsefe

Tarla, kafada evirip çevirmekle sürülmez.

İrlanda atasözü olarak aktarılan bu söz, İngilizcedeki bir çift anlama dayanır: “Turn over” hem toprağı altüst etmek, yani tarlayı sürmek, hem de bir şeyi kafada evirip çevirmek demektir. Kafada ne kadar evirip çevrilirse çevrilsin, bunun hiçbiri tarlaya ulaşmaz. Seçenekleri tartmaktan bir türlü işe başlayamama hâline analiz felci denir. Haftalarca planlanıp tek satırı yazılmayan ödev, bunun tanıdık bir örneğidir. Türkçede “Lafla peynir gemisi yürümez” atasözü de benzer bir öğüt verir.