İş dünyasından hikâyeler

İş Dünyası

Şirketlerin, girişimcilerin ve iş hayatını değiştiren fikirlerin hikâyeleri.

Bu konudaki kartlarSayfa 2Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
MerakTasarım

Valentine, İtalyan Olivetti firmasının 1969’da çıkardığı taşınabilir bir daktiloydu. Parlak kırmızı plastik gövdesi, saplı ve aynı renkteki kutusuna kayarak yerleşiyordu. Ettore Sottsass’ın Perry King’le birlikte tasarladığı Valentine, bir büro aletini renkli ve kişisel bir eşyaya dönüştürdü.

Olivetti, Valentine’ı 1969’da Sevgililer Günü’nde tanıttı. İçinde firmanın sağlamlığı kanıtlanmış Lettera 32 daktilosunun mekanizması vardı; yenilik, dayanıklı ve renkli ABS plastikten gövdesiyle tasarımın parçası hâline gelen kutusundaydı. Daktiloların çoğunun siyah, gri ya da bej olduğu bir dönemde Valentine, büro eşyası gibi değil, insanın kendine ait bir eşyası gibi hissettirmek için tasarlanmıştı. Olivetti milyonlarca satmayı umuyordu, ama satışlar ancak birkaç on bine ulaştı. Yine de bir tasarım klasiği oldu; bugün New York’taki MoMA’nın, Londra’daki V&A ve Tasarım Müzesi’nin koleksiyonlarında yer alıyor. Sonradan Memphis tasarım grubunu kuran Sottsass, zamanla adının hep bu kırmızı makineyle anılmasından yakınır oldu.

MerakTasarım

Thonet No. 14, 1859’dan beri kafelerde gördüğümüz klasik bükme ahşap sandalyedir. Buharla bükülmüş altı parça kayın, on vida, iki somun ve hasır bir oturaktan oluştuğu için seri üretilebiliyor, sökülü hâlde gönderilip satılacağı yerde kuruluyordu.

Almanya’da doğup Viyana’ya yerleşen marangoz Michael Thonet, masif ahşabı buharla bükerek sağlam ve her seferinde aynı çıkan kıvrımlar elde etmek için yıllarca uğraştı. Böylece sandalye yapımını yavaşlatan oymaların ve birleşim yerlerinin çoğu ortadan kalktı; firması Gebrüder Thonet, bugünkü Çekya’daki Moravya’da bulunan fabrikalarında birbirinin aynı parçaları çok sayıda üretebildi. Ucuz, hafif ve kalabalık kafelere dayanacak kadar sağlam olan sandalyeden 1859 ile 1930 arasında yaklaşık 50 milyon satıldı; döneminin en çok satan sandalyesi oldu. Parçalar sıkı paketlenebildiği için sandalyeler trenle ve gemiyle dünyanın dört bir yanına ulaştı. Farklı versiyonları bugün de üretiliyor.

AzimTasarım

Yalnızca tek yönde takılabilen bir fiş yanlış takılamaz. Ürünleri ve işleri, hata yapılamayacak ya da yapılan hata hemen fark edilecek biçimde tasarlamaya poka-yoke denir; Japonca “hatayı önleme” demektir.

Fikri 1960’larda, Toyota’ya danışmanlık yapan Japon mühendis Shigeo Shingo geliştirdi. Bir fabrikada küçük bir şalteri monte eden işçiler, iki yaydan birini takmayı zaman zaman unutuyordu. Shingo onlardan önce iki yayı da küçük bir kaba koymalarını, sonra kaptan alıp takmalarını istedi; kapta yay kalırsa hata hemen göze çarpıyordu. Yönteme önce “aptala karşı koruma” anlamına gelen baka-yoke adını verdi, ama bu sözcük işçileri incitebileceği için adı poka-yoke olarak değiştirdi: poka “dalgınlıkla yapılan hata”, yokeru ise “kaçınmak” demektir. Yalnızca tek yönde takılan hafıza kartı ya da kapağı açılınca duran mikrodalga fırın, gündelik hayattan örneklerdir. Shingo’ya göre hatayı önlemek, sonradan bulmaktan çok daha ucuzdur.

MerakTeknoloji

Linotip, dizgici klavyede yazdıkça metni satır satır erimiş metalden döken bir dizgi makinesiydi. Ottmar Mergenthaler’in icadı olan makineyi ilk kez 1886’da New York Tribune gazetesi kullandı; gazeteler neredeyse bir yüzyıl boyunca onunla dizildi.

Linotip’ten önce dizgiciler metal harfleri kasadan tek tek elle alıp dizerdi; bir gazete sayfasını hazırlamak saatler sürerdi. Almanya’da saatçi çırağı olarak yetişip ABD’ye göç eden ve Baltimore’da çalışan Mergenthaler, her tuşa basıldığında bir harfin küçük pirinç kalıbını düşüren bir makine yaptı. Satır tamamlanınca makine bu kalıp dizisine erimiş metal döker, tek parça bir satır çıkarır, sonra kalıpları yeniden kullanılmak üzere yerlerine gönderirdi. Adı İngilizce “line o’ type”, yani “bir satır harf” sözünden gelir. Tuşlar harflerin kullanılma sıklığına göre dizildiği için satırı bozan dizgici parmağını ilk sütunlarda gezdirir, ortaya “etaoin shrdlu” çıkardı; bu anlamsız söz bazen yanlışlıkla gazeteye de geçerdi. Linotip, 1970’lerde yerini fotodizgiye bıraktı.

MerakTicaret

Orta Çağ İngiltere’sinde kraliyet hazinesi hesaplarını çetele çubuklarıyla tutardı: bir tahta parçasına açılan çentikler tutarı gösterir, sonra çubuk boyuna ikiye yarılırdı. Her taraf bir yarıyı saklardı; yalnızca gerçek eşler birbirine tam oturduğu için iki parça borcu kanıtlardı.

Çentik ne kadar büyükse tutar da o kadar büyüktü. Tahta hiçbir zaman aynı biçimde yarılmadığı için sahte bir yarım eşine uymazdı; bu yüzden çubuk hem makbuz hem kanıt işi görürdü. İngiltere’nin kraliyet hazinesi Exchequer, çeteleleri 12. yüzyıldan 1826’da kaldırılana kadar kullandı. Ekim 1834’te eski çubuklar Lordlar Kamarası’nın altındaki sobalarda yakılırken bacalar aşırı ısındı; çıkan yangın Orta Çağ’dan kalma Westminster Sarayı’nın büyük bölümünü yok etti. Bugün orada duran ve Big Ben’in saat kulesini de barındıran bina, yerine yapıldı. Çentikli sayı çubukları başka pek çok yerde de kullanıldı; Türkçedeki “çetele tutmak” deyimi de bu alışkanlıktan kalmadır.

AzimTicaret

Poliçe, başka bir şehirdeki birine belirli bir tutarı, çoğu zaman başka bir para birimiyle ödemesini bildiren yazılı bir emirdi. Orta Çağ’da İtalyan tüccarların geliştirdiği bu belge sayesinde, ağır ve kolay çalınan sikkeler taşımadan Avrupa’nın dört bir yanında ticaret yapılabiliyordu.

Örneğin Floransa’daki bir tüccar, parayı kendi şehrindeki bir bankere öderdi. Banker de Brugge’deki ortağına, tüccarın oradaki temsilcisine aynı tutarı yerel parayla ödemesini bildiren bir poliçe yazardı. Yolculuk eden yalnızca kâğıttı. Poliçe, temel özelliklerini 13. ile 15. yüzyıllar arasında İtalya’da kazandı, ama daha eski fikirlere dayanıyordu: Tang dönemi Çin’inde 8. yüzyılda “uçan para” denen belgeler vardı, İslam dünyasındaki tüccarlar da süftece adlı benzer bir senet kullanıyordu. Daha sonra Fransa’da ciro yaygınlaştı: poliçeyi elinde tutan, arkasını imzalayarak başkasına devredebiliyordu; böylece tek bir poliçe, ödenene kadar birkaç borcu kapatabiliyordu. Poliçeler yüzyıllarca Avrupa ticaretini finanse etti; bugünkü çek de aslında bankaya çekilmiş bir poliçedir. Türkçedeki “poliçe” ve “kambiyo” sözcükleri de İtalyancadan gelir.

Azimİş Dünyası

Çift taraflı kayıt sisteminde her işlem aynı anda iki hesaba yazılır: birine borç, ötekine alacak olarak. İki tarafın toplamı her zaman eşit olması gerektiğinden, tutmayan bir hesap bir yerde yanlış kayıt yapıldığını ele verir.

Diyelim ki bir dükkân 100 florinlik malı peşin alıyor: stok hesabı 100 artar, kasa hesabı 100 azalır ve defter yine denk kalır. Yöntem, Orta Çağ’ın sonlarında İtalyan tüccarların uygulamalarından doğdu. Bugüne ulaşan en eski eksiksiz örnek, Amatino Manucci’nin Floransalı bir şirket için 1299–1300’de tuttuğu defterdir. Leonardo da Vinci’nin dostu olan Fransisken rahip ve matematikçi Luca Pacioli, 1494’te Venedik’te basılan bir ders kitabında yöntemi ayrıntılı biçimde anlattı. Bu yüzden çoğu zaman “muhasebenin babası” diye anılır, ama yöntemi o icat etmedi. Denk bir defter dürüstlüğü kanıtlamaz, ama pek çok hatayı kolayca yakalatır. Şirket hesapları bugün de aynı mantıkla tutulur.

MerakTicaret

Çin’in Jiangxi eyaletindeki Jingdezhen, yüzyıllardır dünyanın önde gelen porselen merkezlerinden biridir. Song Yingxing 1637’de yazdığı ansiklopedide, tek bir parçanın bitene kadar “yetmiş iki elden” geçtiğini, bu sayının bile ince işlerin hepsini kapsamadığını söyler.

Porselenin olmazsa olmazı olan beyaz kil kaolin, adını Jingdezhen yakınlarındaki Gaoling köyünden alır; kentin fırınları için kil burada çıkarılırdı. Kent bugünkü adını 1004’te bir Song imparatorunun Jingde dönemi adından aldı; 1369’dan itibaren de Ming sarayı burada imparatorluk fırınları işletti. Song Yingxing’in Tiangong Kaiwu adlı eseri, döneminin tarım ve zanaat yöntemlerini anlatır. Yazarın sözünü ettiği “yetmiş iki el”, işin ne kadar ince bölündüğünü gösterir: kili hazırlayan, biçim veren, desen çizen, sırlayan ve fırınlayan ayrı ayrı ustalardı. Jingdezhen’in mavi-beyaz porseleni Asya’nın dört bir yanına ve Avrupa’ya satıldı; İznik çinilerine ve Delft seramiklerine ilham verdi. İstanbul’daki Topkapı Sarayı, çoğu Jingdezhen yapımı olan on binden fazla Çin porseleni barındırır.

AzimBiyografi

Amerikalı kimyager Percy Julian, 1935’te çalışma arkadaşı Josef Pikl ile birlikte göz tansiyonu ilacı fizostigmini basit kimyasallardan ilk kez üretti. Daha sonra birçok hormonun hammaddesi olan sterolleri soya fasulyesinden fabrika ölçeğinde elde etmenin yolunu buldu; progesteron ve kortizon gibi ilaçlar böylece çok ucuzladı.

Fizostigmin, Batı Afrika’daki Calabar fasulyesinden elde edilen kıt bir maddeydi. Julian’ın Indiana’daki DePauw Üniversitesi’nde yaptığı sentez, ünlü İngiliz kimyager Robert Robinson’ın aynı madde için yayımladığı sentezin hatalı olduğunu da gösterdi. Bu başarıya rağmen DePauw, siyahi olduğu için ona profesörlük vermedi. Julian 1936’da Chicago’daki Glidden boya şirketine araştırma direktörü olarak geçti. Orada bir gün arıtılmış soya yağıyla dolu bir tanka su sızdı ve yağ katı bir kütleye dönüştü. Julian bu kütlenin, insan hormonlarıyla aynı temel yapıyı taşıyan bitkisel bileşikler olan sterollerce zengin olduğunu fark etti ve kazayı bir fabrika yöntemine çevirdi. Böylece progesteron, daha sonra da kortizon çok ucuzladı. 130’dan fazla patent alan Julian, 1973’te ABD Ulusal Bilimler Akademisi’ne seçilen ilk Afrikalı Amerikalı kimyager oldu.