İş dünyasından hikâyeler

İş Dünyası

Şirketlerin, girişimcilerin ve iş hayatını değiştiren fikirlerin hikâyeleri.

Bu konudaki kartlarSayfa 1Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
AzimTeknoloji

Toyota’nın otomobil fabrikalarında hata fark eden her işçi bir ipi çekerek yardım çağırabilir; sorun hemen giderilemezse bütün üretim hattı durur.

Bu fikir, Toyota’nın dokumacılıktan gelen köklerine dayanır. Sakichi Toyoda 1924’te, iplik koptuğu anda kendiliğinden duran otomatik bir dokuma tezgâhı yaptı; böylece kusurlu kumaş çıkmıyor, tek bir kişi birçok tezgâha birden bakabiliyordu. Oğlu Kiichiro 1930’larda ailenin tezgâh şirketini otomobil üretimine yöneltti; daha sonra Taiichi Ohno’nun önderliğindeki mühendisler bu ilkeyi Toyota Üretim Sistemi’nin temel taşlarından biri yaptı. Japoncada jidoka denen bu ilke, genellikle “insan dokunuşlu otomasyon” diye çevrilir. İşçilerin çektiği ipe andon denir; adını Japonların kâğıt fenerinden alır, çünkü ip çekilince bir uyarı panosu yanar. Mantık basittir: Bir hatayı hemen düzeltmek, onu bitmiş arabalarda bulmaktan çok daha ucuzdur.

AzimTeknoloji

Post-it notlar bir kazadan doğdu: 3M’in kimyageri Spencer Silver 1968’de çok güçlü bir yapıştırıcı ararken, tam tersine zayıf ama tekrar tekrar yapışabilen bir yapıştırıcı buldu.

Silver’ın yapıştırıcısı yıllarca ne işe yarayacağı bilinmeden bekledi. 1974’te kilise korosunda şarkı söyleyen iş arkadaşı Art Fry, ilahi kitabından düşmeyen ve sayfalara zarar vermeyen bir ayraç arıyordu; bu yapıştırıcıyla yapışıp yeniden sökülebilen notlar yapılabileceğini fark etti. Ürün 1977’de dört kentte Press ‘n Peel adıyla denendi ama pek satmadı. 1978’de 3M, Idaho eyaletinin Boise kentindeki bürolara ücretsiz örnekler dağıttı; deneyenlerin %90’ından fazlası satın alacağını söyledi. Post-it notlar 1980’de ABD’nin her yerinde, 1981’de de Kanada ve Avrupa’da satışa çıktı. Bilinen kanarya sarısı renk ise tesadüfen seçildi: Yan laboratuvarda yalnızca sarı müsvedde kâğıdı vardı.

AzimZihin

Google en etkili ekiplerini inceleyince en güçlü etkenin psikolojik güvenlik olduğunu gördü: Bu ekiplerde kimse soru sormaktan, hatasını söylemekten ya da itiraz etmekten çekinmiyordu, çünkü bunun için cezalandırılmayacağını ya da küçük düşmeyeceğini biliyordu.

Project Aristotle adlı bu araştırma 2012’de başladı ve Google’ın kendi bünyesindeki 180’den fazla ekibi karşılaştırdı. Ekipte kimlerin olduğu, yani kıdem ya da kişilik gibi özellikler, üyelerin birlikte nasıl çalıştığından daha az önemliydi. Beş etken öne çıktı: psikolojik güvenlik, birbirine güvenebilmek, net bir yapı ve rol dağılımı, işin anlamlı gelmesi ve işin bir etki yarattığı duygusu. Psikolojik güvenlik bunların açık ara başındaydı. Kavramı 1999’da Harvard İşletme Okulu’ndan Amy Edmondson tanımlamıştı: Ekipte, örneğin bir hatayı itiraf etmek gibi kişisel riskler almanın güvenli olduğuna dair ortak inanç. Bulgular 2016’da New York Times Magazine’de çıkan bir yazıyla geniş kitlelere ulaştı; Google verilerini hakemli bir bilimsel çalışma olarak yayımlamadı.

AzimTeknoloji

Standart yük konteyneri sayesinde eşya gemiden trene, trenden kamyona hiç boşaltılmadan geçer. Malcolm McLean’in 1956’da yaygınlaştırmaya başladığı bu sistem dünya ticaretini çok ucuzlattı.

Konteynerden önce yükler tek tek taşınırdı: Çuvalları, sandıkları ve fıçıları liman işçileri gemiye taşır, gemiler de limanda çoğu zaman günlerce beklerdi. Amerikalı kamyon taşımacısı Malcolm McLean, Nisan 1956’da tankerden dönüştürülen Ideal X gemisiyle 58 konteyneri Newark’tan Houston’a gönderdi. Kendi hesabına göre parça yükü gemiye yüklemenin tonu 5,86 dolara, konteynerle ise yaklaşık 16 sente mal oluyordu. 1960’ların sonunda uluslararası standartlar kutuların ölçülerini ve onları vinçlere, kamyonlara ve birbirine kilitleyen köşe bağlantılarını belirledi; böylece her liman her konteyneri taşıyabilir oldu. Limanlarda çok daha az işçiye ihtiyaç kaldı; birçok kent de eski limanlarından uzakta yeni konteyner terminalleri kurdu.

AzimTarih

Grameen Bank, ekonomist Muhammad Yunus’un Bangladeş’te kurduğu bankadır. Sıradan bankaların geri çevirdiği yoksullara teminatsız, çok küçük krediler veren mikrokredinin dünyaya yayılmasına öncülük etti.

1974’teki Bangladeş kıtlığı sırasında Chittagong Üniversitesi’nde iktisat profesörü olan Yunus, yakınlardaki Jobra köyünde insanların çok küçük borçlar yüzünden tefecilerin elinde kaldığını gördü. 1976’da kendi cebinden, çoğu bambu tabure yapan 42 köylüye toplam 27 dolar borç verdi. Bu girişim 1983’te bir hükümet kararnamesiyle Grameen Bank’a dönüştü. Borçlular teminat göstermek yerine birbirine destek olan küçük gruplara katılır; üyelerin yaklaşık %97’si kadındır. Yunus ve banka 2006 Nobel Barış Ödülü’nü paylaştı. Sonraki araştırmalar daha temkinli: Farklı ülkelerde yapılan ve 2015’te birlikte yayımlanan altı randomize kontrollü çalışma, mikrokredinin ılımlı yararlar sağladığını ama yoksulluğu belirgin biçimde azaltmadığını buldu.

AzimTeknoloji

M-Pesa, 2007’de Kenya’da başlayan bir mobil para hizmetidir: Sıradan bir cep telefonuyla para gönderilir ve saklanır, nakit ise mahalle dükkânlarından çekilir.

Pesa, Svahilicede “para” demektir. Hizmeti Mart 2007’de mobil operatör Safaricom ile ortağı Vodafone, kısmen İngiltere hükümetinin desteklediği bir deneme aşamasının ardından başlattı. Müşteri nakit parayı, çoğu zaman kontör satan bir bakkal olan temsilciye verir; para telefonunda bakiye olarak görünür. Bu parayı kısa mesajla yüzlerce kilometre ötedeki birine gönderebilir; alıcı da parayı başka bir temsilciden nakit olarak çeker. 2011 sonunda M-Pesa’nın Kenya’da yaklaşık 17 milyon kullanıcısı vardı. Tavneet Suri ile William Jack’in 2016’da Science dergisinde yayımlanan çalışmasına göre bu hizmete erişim, Kenya’daki hanelerin %2’sini, yani yaklaşık 194.000 haneyi yoksulluktan kurtardı; en çok da kadınların geçindirdiği haneler yararlandı.

AzimTeknoloji

Telefonla okuttuğumuz siyah beyaz kare, yani QR kod, 1994’te Japonya’da fabrikalardaki otomobil parçalarını izlemek için icat edildi.

QR kodu, Japon otomotiv parçası şirketi Denso Wave’de Masahiro Hara’nın yönettiği küçük bir ekip geliştirdi. Sıradan bir barkoda yalnızca 20 kadar karakter sığıyordu ve işçiler her parça kutusunda birkaç barkod okutmak zorunda kalıyordu. Ekip, çok daha fazla bilgi taşıyan ve her açıdan hızla okunabilen bir kod istiyordu. Hara, siyah beyaz karelerden oluşan ızgaranın Go oyunundaki taşlardan esinlendiğini anlatır. Köşelerdeki üç büyük kare, basılı malzemede neredeyse hiç rastlanmayan bir siyah beyaz şerit düzeniyle çizilir; böylece tarayıcı kodu hemen bulur ve hangi yöne baktığını anlar. Denso Wave, standart kodlar için patent hakkını kullanmamaya karar verdi ve kodu herkes serbestçe kullanabildi. Telefon kameraları da onu menülere, biletlere ve ödeme ekranlarına taşıdı.

AzimTarih

1956’da İspanya’nın Bask Bölgesi’nde kurulan Mondragon, dünyanın en büyük işçi kooperatifi gruplarından biridir; çalışanlarının birçoğu aynı zamanda şirketin ortağıdır.

Hikâye, İspanya İç Savaşı’nın yoksulluğundan henüz çıkamamış Mondragón kasabasına 1941’de gelen genç Katolik rahip José María Arizmendiarrieta ile başlar. Arizmendiarrieta 1943’te bir teknik okul açtı. 1956’da okulun eski öğrencilerinden beşi, parafin sobası üreten Ulgor adlı küçük bir atölyeyi kooperatif olarak kurdu. Grup bugün sanayi, perakende, finans ve eğitim alanlarında çalışıyor; 2024’te 70 binden fazla çalışanı vardı ve bunların yaklaşık 30 bini Bask Bölgesi’ndeydi. Kooperatiflerde her ortak çalışanın genel kurulda bir oyu vardır; yönetim kurulunu genel kurul seçer, kâr ve zarar ortaklar arasında paylaşılır. Yine de herkes ortak değildir: Özellikle yurt dışındaki şirketlerde çalışanların birçoğu sıradan ücretli personeldir.

AzimTeknoloji

Mumbai’nin dabbawalaları her iş günü evlerde pişen öğle yemeklerini banliyö trenleriyle ofislere taşır, boş kapları da geri getirir. Yollarını adres yerine her kabın üstüne boyanmış kodlarla bulurlar.

Dabba yemek kabı, dabbawala da “kutu taşıyan” demektir. Hizmet 1890’da, Mahadeo Havaji Bachche’nin Bombay’da yaklaşık yüz kişiyle, işe uzun yoldan gelen ve evinin yemeğini isteyen ofis çalışanlarına öğle yemeği taşımaya başlamasıyla doğdu. Bugün 4.500 ile 5.000 arasında dabbawala, günde 175.000 ile 200.000 arasında yemek kabı taşıyor. Her kap birkaç elden geçer: Mutfaktan alınır, istasyonda ayrılır, trenle taşınır, yeniden ayrılır ve teslim edilir; bunun için kapağa boyanmış harfler, sayılar ve renkler kullanılır. Ünlü bir iddiaya göre altı ya da sekiz milyon teslimatta bir hata yaparlar. Oysa bu rakam bir denetimden değil, bir Forbes muhabirinin, dabbawala derneğinin başkanının “belki iki ayda bir” tahmininden yola çıkarak yaptığı hesaptan doğdu.

AzimTeknoloji

Repair Café, gönüllülerin bozuk lambaları, su ısıtıcılarını, giysileri ve bisikletleri onarmaya yardım ettiği ücretsiz bir mahalle buluşmasıdır. Eşyalar atılmak yerine tamir edilir, sahipleri de bu arada onarmayı öğrenir.

İlk Repair Café, 18 Ekim 2009’da Amsterdam’da toplandı. Hollandalı gazeteci Martine Postma bunu yerel bir sürdürülebilirlik projesi olarak düzenlemişti. İlgi o kadar büyük oldu ki Postma, başkalarının da bu fikri uygulayabilmesi için bir vakıf kurdu. Bugün dünyada 2.500’ü aşkın Repair Café var; köy salonlarında da, şehir kütüphanelerinde de toplanıyorlar. Ziyaretçi bozuk eşyasını getirir ve elektrikçi, terzi ya da bisiklet ustası gibi bir gönüllüyle birlikte onu tamir eder. Onarım ücretsizdir, bağış kabul edilir. Pek çok buluşma, gelen eşyaları ve tamir edilip edilemediklerini de kaydeder; bu kayıtlar hangi ürünlerin zor onarıldığını gösteren bir kanıta dönüşür.

MerakTicaret

Hansa Birliği, Alman tüccar loncalarının ve ticaret kentlerinin kurduğu bir birlikti; 13. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar Baltık ve Kuzey Denizi ticaretine hâkim oldu. Birliğin fiilî merkezi Lübeck’ti; Londra’dan Novgorod’a kadar ticaret büroları vardı.

Birlik 12. yüzyılın sonunda birkaç kuzey Alman kentinden doğdu ve en parlak döneminde bugünkü sekiz ülkeye yayılan 200’e yakın yerleşimi kapsadı. Kralı, ordusu ya da kalıcı bir hükûmeti yoktu. Üye kentler zaman zaman toplanan ve Hansetag denen meclislere temsilci gönderir, ticaret ayrıcalıklarını paylaşır, gerektiğinde rakiplerini abluka altına alır, hatta onlarla savaşırdı; 1370’te Danimarka’ya karşı kazanılan savaş bunun bir örneğidir. Yurt dışındaki büyük ticaret büroları, yani kontorlar, Londra, Brugge, Bergen ve Novgorod’daydı. Güçlü toprak devletleri ortaya çıktıkça birlik etkisini yitirdi; son meclisini 1669’da topladı. Hamburg ve Bremen bugün de kendilerini “Özgür Hansa Kenti” olarak adlandırır.

MerakTicaret

Konteynerler, yani standart ölçülerde yapılmış çelik kutular, yükün boşaltılmadan gemiden kamyona, kamyondan trene geçmesini sağlar. 1956’daki ilk konteyner seferinden bu yana yükleme maliyetlerini öylesine düşürdüler ki bugünkü küresel ticaretin doğmasına yardım ettiler.

Konteynerden önce liman işçileri gemileri çuval çuval, sandık sandık, varil varil yüklerdi; bir geminin yüklenmesi günler, hatta haftalar sürebilirdi. Bunu, kamyon nakliyesinden gelen Amerikalı girişimci Malcolm McLean değiştirdi. 26 Nisan 1956’da, tankerden dönüştürülmüş Ideal X gemisi güvertesinde 58 konteynerle Newark’tan Houston’a yola çıktı. McLean’in hesabına göre yükleme maliyeti ton başına 16 sente inmişti; tek tek yüklenen mallarda bu rakam altı dolara yakındı. 1968–1970 arasında konteyner ölçüleri ve köşe bağlantıları uluslararası standarda bağlandı; artık her kutu her vince, gemiye ve kamyona uyuyordu. Limanlar değişti, birçok liman işçisi işini kaybetti; malı satıldığı yerden çok uzakta üretmek ucuzladı.

MerakTicaret

Sekizinci yüzyıldan itibaren Sahra’yı aşan deve kervanları, Batı Afrika’yı Kuzey Afrika’ya ve Akdeniz’e bağladı. Kuzeye altın, güneye tuz taşındı; kitaplar, âlimler ve fikirler de iki yönde yol aldı.

Develer MS ilk yüzyıllarda Sahra’ya yayılınca çölü geçmek mümkün hâle geldi; kuyular ve vahalar arasında günlerce susuz yürüyebiliyorlardı. Taghaza gibi çöl madenlerinden kesilen tuza, altını bol ama tuzu az olan Batı Afrika savanında büyük talep vardı; Gana, Mali ve Songhay imparatorluklarının altını da Akdeniz’deki darphanelere ulaşıyordu. Kervanlar binlerce deveden oluşabiliyordu. Bu ticaretle zenginleşen Timbuktu, 14. yüzyıldan itibaren Sankore gibi camilerin çevresinde gelişen bir İslam ilim merkezine dönüştü; kütüphanelerindeki binlerce el yazması günümüze ulaştı. Aynı yollar, köleleştirilmiş Afrikalıları da çölün kuzeyine taşıdı.

MerakTicaret

1565’ten 1815’e kadar Manila kalyonları denen İspanyol gemileri, Filipinler’deki Manila ile Meksika’daki Acapulco arasında Pasifik’i geçti. Doğuya Asya ipeği, porseleni ve baharatı taşıyan kalyonlar, Amerikan gümüşüyle geri döndü.

Genellikle her yönde yılda yalnızca bir ya da iki kalyon sefer yapardı. Acapulco’dan batıya yolculuk alize rüzgârlarıyla üç ay kadar sürerdi. Dönüşte ise gemiler batı rüzgârlarını yakalamak için çok kuzeyden dolaşmak zorundaydı ve yolculuk dört ila altı ay sürebilirdi; iskorbüt ve fırtınalar pek çok denizcinin canına mal oldu. Bugünkü Bolivya’daki Potosí ile Meksika’daki Zacatecas madenlerinden çıkan gümüşün büyük bölümü, ekonomisi giderek gümüşe dayanan Çin’e gitti. Meksika’ya ulaşan Çin porseleni, Puebla kentinin mavi-beyaz Talavera seramiklerini etkiledi; Manila da Çinli, İspanyol, Filipinli ve Japon tüccarların buluştuğu bir kente dönüştü. Rotanın 250 yıllık tarihinde onlarca kalyon battı.

MerakTicaret

Kauri denen küçük deniz salyangozlarının parlak kabukları, dayanıklı, sayması ve taşıması kolay, taklidi zor oldukları için Afrika, Asya ve Pasifik’in bazı bölgelerinde yüzyıllarca para olarak kullanıldı.

Kauriler Çin’de 3.000 yılı aşkın bir süre önce, Şang Hanedanı döneminde kullanılıyordu; Çincede “kabuk” anlamına gelen işaret bugün hâlâ “mal” ve “satın almak” gibi parayla ilgili birçok karakterin içinde yer alır. Asya’da ve Afrika’da kullanılan kaurilerin çoğu Maldiv Adaları’ndan geliyordu. Gezgin İbn Battuta, 1350’lerde Mali İmparatorluğu’nda bu kabukların para olarak kullanıldığını gördü. 16. yüzyıldan itibaren Avrupa gemileri kaurileri, çoğu zaman safra olarak, tonlarca Batı Afrika’ya taşıdı. Orada gündelik alışverişte ve vergilerde kullanıldılar; Atlantik köle ticaretinde köleleştirilen insanların bedeli de bu kabuklarla ödendi. İthalat arttıkça değerleri düştü ve 1900 dolaylarında yerlerini sömürge paraları aldı.

AzimTicaret

1602’de kurulan Hollanda Doğu Hindistan Şirketi (VOC), yatırımı, deniz taşımacılığını, askerî gücü ve sömürge ticaretini bir araya getirerek tarihin ilk küresel şirketlerinden biri oldu.

Hollanda Genel Meclisi, VOC’ye Ümit Burnu’nun doğusundaki Hollanda ticaretinde 21 yıllık bir tekel verdi. Bununla da kalmadı, normalde yalnızca devletlerin sahip olduğu yetkileri de tanıdı: Şirket kale kurabiliyor, ordu besleyebiliyor, savaş açabiliyor, antlaşma imzalayabiliyor ve para basabiliyordu. Sermaye toplamak için halka hisse sattı; bu hisselerin Amsterdam’da alınıp satılması, onu hisseleri serbestçe el değiştiren ilk şirketlerden biri yaptı. Asya’daki merkezi Batavia’dan, yani bugünkü Cakarta’dan baharat ticaretine hâkim oldu ve bunu çoğu zaman zor kullanarak yaptı: 1621’de muskat ticaretini ele geçirmek için Banda Adaları halkının büyük bölümünü öldürdü ya da sürdü. En güçlü döneminde on binlerce kişi çalıştırıyordu. Borçlar ve yolsuzluk şirketin sonunu getirdi; VOC 1799’da feshedildi.

AzimTicaret

12. ve 13. yüzyıllarda Fransa’nın kuzeydoğusundaki Champagne bölgesinde her yıl kurulan altı panayır, Avrupa ticaretinin başlıca buluşma yerlerindendi. Flaman kumaşı burada İtalyan tüccarlarla, Akdeniz baharatıyla, kredi ve para değişimiyle buluşuyordu.

Panayırlar dört kasaba arasında dönerdi: Lagny, Bar-sur-Aube, Provins ve Troyes. Her biri birkaç hafta sürdüğü için hepsi birlikte yılın büyük bölümünü kaplardı. Champagne kontları yollarda tüccarların güvenliğini sağlıyor, panayır görevlileri de sözleşmelerin uygulanmasını gözetip borcunu ödemeyenleri cezalandırıyordu. Böylece uzak kentlerden gelen, birbirini tanımayan tüccarlar birbirine güvenebiliyordu. Hesaplar çoğu zaman kâğıt üzerinde görülürdü: Bir panayırda biriken borçlar panayırın sonunda kapatılır ya da bir sonrakine devredilirdi. Bu, modern bankacılığa doğru atılmış erken bir adımdı. Panayırlar 14. yüzyılın başında geriledi. Champagne, 1284’te bölgenin vârisi Jeanne’ın ileride IV. Philippe olacak veliahtla evlenmesiyle Fransız tacına geçmişti; ardından kraliyet vergileri arttı, savaş Flaman ticaretini sekteye uğrattı ve İtalyan gemileri doğrudan Brugge’ye gitmeye başladı.

AzimTicaret

1397’de Floransa’da kurulan Medici Bankası, 15. yüzyıl Avrupa’sının en güçlü bankalarından biri oldu. Bankanın kârı, Medici ailesinin siyasi gücünü ve Donatello, Botticelli gibi sanatçılara yaptığı hamiliği finanse etti.

Bankayı Giovanni di Bicci de’ Medici kurdu; kârının büyük bölümü papaların mali işlerini yürütmekten geliyordu. Kilise faiz almayı yasakladığı için banka parasını poliçelerle kazanıyordu: Bir tüccar bir kentte ödeme yapıyor, parasını başka bir kentte başka bir para birimiyle geri alıyordu; bankanın payı da kurun içinde gizliydi. Giovanni’nin oğlu Cosimo döneminde bankanın Roma, Venedik, Milano, Cenevre, Avignon, Brugge ve Londra gibi kentlerde şubeleri vardı. Sonraki yöneticiler, İngiltere Kralı IV. Edward ve Burgonya Dükü Cesur Charles gibi borcunu ödeyemeyen hükümdarlara büyük krediler verdi; şubeler birer birer kapandı. Banka, Medicilerin Floransa’dan kovulduğu 1494’te tamamen çöktü.

AzimMühendislik

Hoover Barajı, 1931–1936 yılları arasında Colorado Nehri üzerindeki Black Canyon’da, Nevada ile Arizona sınırında yapıldı. Taşkınları önler, Mead Gölü’nde su biriktirir ve Amerika’nın güneybatısına hidroelektrik enerji sağlar.

Baraj, binlerce insanın iş bulmak için çöle geldiği Büyük Buhran yıllarında yapıldı. Resmî kayıtlara göre inşaat sırasında 96 işçi kazalarda hayatını kaybetti. 221 metre yüksekliğiyle tamamlandığında dünyanın en yüksek barajıydı ve ABD’nin hacim bakımından en büyük baraj gölü olan Mead Gölü’nü oluşturdu. Suyu, 1922 tarihli Colorado Nehri Sözleşmesi’yle yedi ABD eyaleti arasında, 1944’te imzalanan bir antlaşmayla da Meksika ile paylaşılıyor. Nehrin suyunun o kadar büyük bölümü kentlere ve tarlalara çekiliyor ki Colorado artık denize nadiren ulaşıyor. Yıllar süren kuraklığın ardından Mead Gölü 2022’de, ilk dolduğu günden bu yana en düşük seviyesine indi.

AzimTicaret

Mısır’daki Süveyş Kanalı 1869’da açıldı ve Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağladı; böylece Avrupa ile Asya arasında sefer yapan gemiler Afrika’nın çevresini dolaşmak zorunda kalmadı. Kısmen zorla çalıştırılan işçilerce kazılan ve sonra imparatorlukların üzerinde çekiştiği kanal, bugün de dünya ticaretinin önemli bir bölümünü taşıyor.

Kanalı kazan şirketin başında Fransız diplomat Ferdinand de Lesseps vardı. İlk yıllarda on binlerce Mısırlı köylü, angarya denen ücretsiz ve zorunlu çalışma düzeniyle kanalda çalıştırıldı; bu uygulamaya 1864’te son verildi. Borç batağına düşen Mısır, 1875’te kanaldaki yüzde 44’lük hissesini Britanya’ya satmak zorunda kaldı; İngiliz askerleri kanal bölgesinde 1956’ya kadar kaldı. Aynı yıl Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır kanalı millîleştirdi; Britanya, Fransa ve İsrail de Mısır’a saldırdı. Başta ABD olmak üzere uluslararası baskı onları geri çekilmeye zorladı; bu kriz, Avrupa’nın Orta Doğu’daki sömürge çağının sona ermesinde bir dönüm noktası oldu. Mart 2021’de Ever Given adlı konteyner gemisi karaya oturdu ve kanalı altı gün boyunca kapattı.

MerakMühendislik

Bugün neredeyse her pencerede kullanılan float cam, erimiş camın erimiş kalay banyosunun üzerine dökülmesiyle üretilir. Cam kalayın üzerinde yayılarak düzgün bir levhaya dönüşür; yüzeyleri taşlamaya ya da cilaya gerek kalmadan pürüzsüz çıkar.

Float camdan önce büyük ve saydam levhalar döküm camı olarak üretilirdi: cam dökülür ya da haddelenir, sonra iki yüzü de taşlanıp cilalanırdı; bu yavaş ve pahalı bir işti. Pilkington Brothers şirketinden Alastair Pilkington ile Kenneth Bickerstaff yeni yöntemi 1953–1957 arasında şirketin İngiltere’deki St Helens fabrikasında geliştirdi. Yöntem, camın kalaydan hafif olmasına ve onunla karışmamasına dayanır: erimiş metalin üzerinde yüzen cam, yerçekimi ve yüzey gerilimiyle kendiliğinden düzleşir, ardından kesintisiz bir şerit hâlinde yavaş yavaş soğutulur. Şirket yöntemi 1959’da duyurdu, 1960’ta kârlı seri satışa geçti ve 1960’lar boyunca lisans vererek bütün dünyaya yaydı; float cam kısa sürede eski yöntemlerin yerini aldı.

AzimMühendislik

Bessemer yöntemi, erimiş demirin içinden hava üfleyerek çelik üretir: hava, demirdeki fazla karbonu ve öteki safsızlıkları yakar. Henry Bessemer’in 1856’da patentini aldığı yöntem, çeliği demiryolu, köprü ve gemi yapımında kullanılacak kadar ucuzlattı.

Bessemer’in konvertörü, içi ateşe dayanıklı tuğlayla kaplı, armut biçimli büyük bir kaptı. Alttan üflenen hava karbonu, silisyumu ve manganezi yakıyor, bu yanma o kadar ısı çıkarıyordu ki demir dışarıdan yakıt eklenmeden erimiş kalıyordu. Üç ila beş ton demir 10–20 dakikada çeliğe dönüşebiliyordu; aynı iş daha önce en az bir tam gün ısıtma, karıştırma ve yeniden ısıtma gerektiriyordu. İlk yöntem fosforu gideremediği için yalnızca az bulunan, fosforu düşük cevherlerle işe yarıyordu. 1878’de Sidney Gilchrist Thomas ile kuzeni Percy Gilchrist, içi kireçtaşı türü bazik bir astarla kaplı konvertörü geliştirince bu engel kalktı. Çeliğin tonu yaklaşık 40 sterlinden 6–7 sterline düştü.

MerakTasarım

A4 bir kâğıdı uzun kenarının ortasından ikiye kestiğinizde, oranları birebir aynı iki A5 yaprak elde edersiniz. Bunun sırrı, uluslararası kâğıt standardı ISO 216’nın kenarlar arasında kurduğu orandır: 1’e karekök 2, yani yaklaşık 1’e 1,414.

Fikrin geçmişi eskidir. Alman bilim insanı Georg Christoph Lichtenberg, karekök 2 oranının avantajlarına 1786’da bir mektubunda değinmiş, devrim dönemi Fransa’sı da benzer ölçüleri 1798 tarihli bir vergi yasasında sıralamıştı. Bugünkü sistem, Alman mühendis Walter Porstmann’ın önerisine dayanır. Bu öneri 1920’lerin başında Alman standardı DIN 476 olarak yürürlüğe girdi, ardından uluslararası ISO 216 standardına dönüştü. En büyük boy olan A0’ın alanı bir metrekaredir; A1 bunun yarısı, A2 onun da yarısıdır ve dizi A4’e, oradan daha küçük boylara iner. Bütün boyların biçimi aynı olduğu için bir sayfa fotokopide kırpılmadan büyütülüp küçültülebilir. Bu standart yerine hâlâ çoğunlukla Letter gibi başka ölçüler kullanan başlıca ülkeler ABD ile Kanada’dır.