The curse of knowledge is the difficulty of imagining what it is like not to know something you know. Economists named it in 1989, after better-informed people in an experiment kept letting their own knowledge leak into predictions of what less-informed people would do, even when paid to be accurate.
Colin Camerer, George Loewenstein & Martin Weber, 1989 study
The story behind the card
The study, by Colin Camerer, George Loewenstein and Martin Weber, gave some participants real information about companies' earnings and asked them to predict the forecasts of people who lacked it. Their guesses kept drifting towards what they themselves knew. A famous later demonstration came in 1990, when the Stanford graduate student Elizabeth Newton asked people to tap out well-known songs such as 'Happy Birthday' on a table. The tappers expected listeners to name about half the songs; the listeners named 3 out of 120. The tappers could hear the melody in their heads, and the listeners could not. The same bias explains why experts skip steps that feel too obvious to mention when they explain something to a beginner.
Türkçe oku
Bilgi laneti, bildiğimiz bir şeyi bilmeyen birinin yerine kendimizi koymakta zorlanmamızdır. İktisatçılar bu adı 1989'daki bir deneyden sonra koydu: daha çok bilgisi olan katılımcılar, az bilenlerin ne yapacağını tahmin ederken kendi bilgilerini bir kenara bırakamıyordu, üstelik doğru tahmin için para almalarına rağmen.
Colin Camerer, George Loewenstein ve Martin Weber'in çalışmasında bazı katılımcılara şirketlerin kazançlarıyla ilgili gerçek bilgiler verildi ve bu bilgiye sahip olmayanların nasıl tahmin yürüteceğini kestirmeleri istendi. Tahminleri durmadan kendi bildiklerine doğru kaydı. Daha sonraki ünlü bir gösteri 1990'da geldi: Stanford'da doktora öğrencisi olan Elizabeth Newton, katılımcılardan “Mutlu Yıllar” gibi bilinen şarkıların ritmini masaya vurmalarını istedi. Vuranlar, dinleyicilerin şarkıların yarısını bileceğini sanıyordu; dinleyiciler 120 şarkıdan yalnızca 3'ünü bildi. Çünkü vuranlar ezgiyi kafalarında duyuyordu, dinleyiciler duymuyordu. Uzmanların bir şeyi yeni başlayan birine anlatırken kendilerine fazla bariz gelen adımları atlaması da aynı yanılgıdan kaynaklanır.