Nasıl yaşamalı?

Felsefe

Hayat, insan davranışı ve anlam üzerine sorular. Farklı düşünürlerden sözler ve bakış açıları.

Bu konudaki kartlarSayfa 4Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
AzimFelsefe

Bugün yapılabilecek hiçbir şeyi yarına bırakma.

Bu satır, Lincoln’ün genç avukatlar için hazırladığı bir dersin notlarında geçer. Sekreterleri John Nicolay ile John Hay notları 1850 tarihli saydı, ama bu tarih biraz erken olabilir; Lincoln’ün dersi verip vermediği de bilinmez. “Usta bir avukat değilim” diye söze girer, ardından her meslekte başlıca kuralın çalışkanlık olduğunu söyler. Avukatlara mektuplarını biriktirmemelerini, komşuları mahkemeye gitmek yerine uzlaşmaya ikna etmelerini ve her şeyden önce dürüst olmalarını öğütler. Öğüt eskidir: Lord Chesterfield 1749’da oğluna aynı şeyi yazmıştı. Türkçede de “Bugünün işini yarına bırakma” denir.

AzimFelsefe

Hayal gücü, eyleme dönüşmedikçe hiçbir şey ifade etmez.

Charlie Chaplin’in resmî internet sitesi bu cümlenin kaynağı olarak Chaplin’in kendi el yazısıyla tuttuğu notları gösterir. Söz zaman zaman yanlışlıkla, Büyük Diktatör’ü savunduğu 1940 tarihli New York Times yazısına bağlanır. Cümle Chaplin’in çalışma biçimine de uyar. Büyük Diktatör’e kadar hiçbir filmini bitmiş bir senaryoyla çekmedi: Dekorları kurdurur, fikirlerini kameranın önünde dener, sahne oturana kadar yeniden çekerdi. Yumurcak (The Kid, 1921) için yaptığı her 53 çekimden yalnızca biri filme girdi.

AzimFelsefe

İmkânsızın peşine düşelim. Tarih boyunca büyük başarılar, imkânsız görüneni fethederek kazanıldı.

Chaplin bu sözleri 22 Temmuz 1942’de, New York’taki Madison Square Park’ta toplanan kalabalığa Hollywood’dan telefonla seslenirken söyledi. Kalabalık “ikinci cephe” açılmasını, yani Müttefiklerin Batı Avrupa’ya çıkarma yapmasını istiyordu; Almanya’ya karşı kara savaşının yükünü o güne dek büyük ölçüde Sovyetler Birliği çekiyordu. Chaplin fabrikada ve tarlada çalışanlardan, askerlerden baharda zafer kazanmayı hedeflemelerini istedi; konuşmasını da bu cümleyle bitirdi. Müttefikler Normandiya’ya Haziran 1944’te çıktı. Chaplin’in savaş yıllarındaki bu çabaları, sonradan komünist olduğu yönündeki iddiaları besledi.

AzimFelsefe

Bu zalim dünyada hiçbir şey kalıcı değildir, dertlerimiz bile.

Söz, Chaplin’in 1947 yapımı kara komedisi Mösyö Verdoux’da geçer. Chaplin filmi Orson Welles’in bir fikrinden yola çıkarak yazdı, yönetti ve Verdoux’yu kendisi oynadı. Verdoux, işini kaybeden Fransız bir banka memurudur; ailesini geçindirmek için zengin dul kadınlarla evlenir, sonra onları öldürür. Yağmurlu bir gece, cezaevinden yeni çıkmış Belçikalı bir mülteciyi evine götürür; niyeti yeni bir zehri onun üzerinde denemektir. Ona bu teselli sözünü söyler. Ama kadın kocasını anlatır: Savaşta yaralanıp sakat kalmış, ona o bakmıştır. Verdoux’nun içi yumuşar; kadının şarabını fark ettirmeden değiştirir, eline biraz para verip onu uğurlar.

AzimFelsefe

Herkesin düşündüğünü söylemek her zaman cesaret ister.

Söz yaygın olarak Fransız hekim ve romancı Georges Duhamel’e (1884–1966) mal edilir, ama nerede yazdığı bulunamamıştır. Duhamel Birinci Dünya Savaşı’nda ordu cerrahı olarak çalıştı, 1918’de Goncourt Ödülü’nü kazandı. Psikolojide sözün ardındaki suskunluğun bir adı var: çoğulcu cehalet. Herkes bir düşünceden içten içe kuşku duyar, ama başkalarının onu benimsediğini sanır; sonunda kimse sesini çıkarmaz. 1993’te Princeton’da Deborah Prentice ile Dale Miller öğrencilere kampüsteki yoğun içki alışkanlığını sordu. Çoğu, arkadaşlarının bu alışkanlıktan kendilerinden daha hoşnut olduğunu sandı.

AzimFelsefe

Alışkanlıklarına bak. Onları sayısız küçük korkaklık ve tembellik mi biçimlendirdi, yoksa cesaretin ve yaratıcı aklın mı?

Bu satırlar Şen Bilim’in 308. bölümünde geçer. Alman filozof Friedrich Nietzsche (1844–1900) kitabı 1882’de yayımladı, 1887’de genişletti. Kitap kısa, numaralı parçalardan oluşur; bu parça dördüncü kısımdadır ve başlığı “Her günün hikâyesi”dir. Nietzsche okura günlerinin neyden oluştuğunu sorar, yanıtı da kendisi verir: alışkanlıklarından. Karttaki sorunun ardından asıl iğneyi batırır: Bu iki hayat birbirinden ne kadar farklı olursa olsun, insanlar ikisini de aynı ölçüde övebilir, sen de her iki durumda onlara aynı yararı sağlayabilirsin. Övgü, yarar ve saygınlık, yalnızca vicdanı rahat olsun isteyen biri için yetebilir; ama yüreklerin içini okuyan, vicdanın ne olduğunu bilen senin için yetmez.

AzimFelsefe

Hiçbir şeyin faydası yok. Ya kendi kendime yardım edeceğim ya da işim bitti.

Nietzsche bu satırları 22 Şubat 1883’te, İtalya kıyısındaki Rapallo’dan yazdı. Mektup, Basel Üniversitesi’nde ilahiyat profesörü olan sadık dostu Franz Overbeck’e yazılmıştı. Çok hastaydı: Midesi uyku ilaçlarını bile kaldırmıyor, geceleri uykusuz ve acı içinde geçiyordu. Lou Salomé ile dostluğu bir önceki yıl kırgınlıkla bitmişti. Dokuz gün önce de Richard Wagner Venedik’te ölmüştü; Wagner bir zamanlar en yakın dostuydu, sonra Nietzsche onun karşısına geçmişti. Nietzsche mektupta Wagner’i tanıdığı en dolu insan diye anar, Böyle Buyurdu Zerdüşt’ün ilk kısmının çoktan baskıya girmiş olması gerektiğini yazar ve şöyle haykırır: “Hayır! Bu hayat! Üstelik ben hayatın savunucusuyum!” Cenova’ya taşınmayı, tam bir yalnızlık içinde sağlığını aramayı, mevsim elverince dağlara gitmeyi planlar. Karttaki cümle bu planların hemen ardından gelir.

AzimFelsefe

Bin millik yolculuk tek bir adımla başlar.

Söz, Tao Te Ching’in 64. bölümünden gelir. Taocu felsefenin bu klasiği geleneksel olarak bilge Laozi’ye (Lao Tzu) mal edilir; bugüne ulaşan en eski nüshaları MÖ 300 dolaylarına tarihlenir. Çincesinin kelimesi kelimesine anlamı şudur: Bin li’lik yol insanın ayağının dibinden başlar. Li, Çin’de kullanılan bir uzunluk ölçüsüdür; bugün yarım kilometreye eşittir. Aynı bölümde, iki kolla sarılamayacak kadar kalın bir ağacın minicik bir filizden büyüdüğü de söylenir: Büyük işler küçük başlar; en iyisi, işler büyümeden onlarla ilgilenmektir. Türkçedeki “Damlaya damlaya göl olur” atasözü de küçük birikimlerin zamanla büyük sonuçlar doğurduğunu anlatır.

DinginlikEdebiyat

Yara, ışığın içine girdiği yerdir.

Bu cümle, Amerikalı şair Coleman Barks’ın dizelerinden kısaltılmıştır. Barks’ın serbest uyarlamaları Mevlânâ’yı İngilizcede çok satan bir şair yaptı; Barks Farsça bilmiyordu, akademik çevirileri kendi diliyle yeniden yazıyordu. 1990 tarihli “Çocukluk Arkadaşları” şiirinde okura “sargılı yere” bakmayı sürdürmesini söyler: Işık oradan girer. Şiirin kaynağı Mevlânâ’nın Mesnevi’sidir. Mevlânâ 13. yüzyılda Konya’da yaşamış bir şair ve mutasavvıftı; eserlerini Farsça yazdı. Mesnevi’de yaralıya, manevi bir rehberin yarasına sürdüğü merhemden yüz çevirmemesini öğütler: İyileşme o merhemin ışığından gelir, insanın kendisinden değil.

AzimFelsefe

Dilin kemiği yoktur ama kalp kırar.

Eski biçimiyle dilin kemiği yoktur ama kemik kırar: Kelimeler de darbe kadar can yakabilir. 1760 tarihli bir İtalyanca-İngilizce sözlükte “La lingua non ha osso, e osso fa rompere” diye geçer; Yunancada da vardır. Osmanlı devlet adamı Ahmed Vefik Paşa’nın 19. yüzyıldaki atasözü derlemesinde de “Dilin kemiği yok, kemiği kırar” biçimiyle yer alır. Bugün söylenen kısa biçim “Dilin kemiği yok”, Türk Dil Kurumu’na göre insanın doğru ya da yanlış her şeyi söyleyebileceğini anlatır. Svahilice söyleyişi de aynıdır: “Ulimi hauna mfupa.” Kalpten söz eden biçim ise sonraki bir İngilizce söyleyişe benzer.

DinginlikEdebiyat

Gülü seven dikenine katlanır.

Türk Dil Kurumu sözlüğü bu atasözünü şöyle açıklar: İnsan, sevdiği kimse ya da sevdiği iş yüzünden gelecek sıkıntılara katlanır. Gül ile diken, Türk ve Fars şiirinin eski bir ikilisidir. Divan şiirinde bülbül güle âşıktır; diken ise çoğu zaman aşkın acısını simgeler. İngilizcedeki “No rose without a thorn” sözünün Türkçesi de vardır: “Dikensiz gül olmaz.” Ama o söz yalnızca her güzel şeyin sıkıntılı bir yanı olduğunu söyler; “Gülü seven dikenine katlanır” ise seven insanın bu sıkıntıyı göze aldığını anlatır.

AzimFelsefe

Sağlığı olanın umudu vardır; umudu olanın her şeyi vardır.

İngilizce özlü söz derlemeleri bu sözü en az 1860’lardan beri “Arap atasözü” diye verir; Tryon Edwards’ın A Dictionary of Thoughts (Düşünceler Sözlüğü, 1891) kitabı bunlardan biridir. Ama bu kitaplarda Arapça bir asıl gösterilmez, bu yüzden nitelemeye temkinle bakmak gerekir. Fikir pek çok kültürde ortaktır: Sağlıklı insan plan yapabilir, aksiliklerden sonra toparlanabilir. Türkçede de “Her şeyin başı sağlık” denir; bir bardak kırıldığında söylenen “Sağlık olsun” da herkes iyi olduğu sürece gerisinin önemli olmadığını anlatır.

AzimFelsefe

Tek bilezik şıngırdamaz.

Söz genellikle Kongo atasözü olarak bilinir; ama onu anan kitaplar, bölgede konuşulan pek çok dilden hangisine ait olduğunu söylemez. Charlotte ve Wolf Leslau’nun African Proverbs (1962) derlemesi ise onu yer adı vermeden aktarır. İmge yalındır: Bilekteki tek bilezik ses çıkarmaz; şıngırtı ancak bir başkasına değince duyulur. Söz, el birliğinin gücünü anlatır. Kwanzaa, Afrika kökenli Amerikalıların 26 Aralık ile 1 Ocak arasında kutladığı bir bayramdır; bu bayramla ilgili kitaplar sözü, Svahilice “birlik” anlamındaki umoja ilkesini anlatmak için kullanır. Türkçede de “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” denir.

AzimFelsefe

Eylemsiz vizyon gündüz düşüdür. Vizyonsuz eylem ise kâbustur.

Söz genellikle Japon atasözü diye anılır, ama Japonca bir aslı bulunamamıştır. İngilizce iş ve yönetim kitaplarında 1990’ların ortasından beri görülür. Buradaki “vizyon”, varılmak istenen yere dair açık bir fikir demektir. Aynı konudaki daha eski bir söz, 1920’lerde kilise yayınlarında zaten dolaşıyordu: “Görevsiz vizyon yalnızca bir düştür; vizyonsuz görev ise angaryadır.” Bu sözün de 18. yüzyılda bir İngiliz kilisesindeki bir yazıttan geldiği söylenir, ama bu da doğrulanmamıştır.

AzimFelsefe

Birine balık verirsen bir gün doyurursun. Balık tutmayı öğretirsen ömür boyu doyurursun.

Söz sık sık eski bir Çin atasözü diye anılır, ama bilinen bir Çince kaynağı yoktur. Bilinen en eski biçimi Anne Isabella Thackeray Ritchie’nin Mrs Dymond (1885) romanındadır: Birine balık verirsen bir saat sonra yine acıkır; balık tutmayı öğretirsen ona iyilik etmiş olursun. Yazar, romancı William Makepeace Thackeray’in kızıydı. “Ömür boyu doyurursun” biçimi 1961’de görülür. Fikir daha eskidir: 12. yüzyılın Yahudi bilgini İbn Meymun (Maimonides), yoksula yapılan iyiliğin en üstününün, onu kendi geçimini sağlayacak hâle getirmek olduğunu yazar. Türkçede söz “Balık verme, balık tutmayı öğret” diye de dolaşır.

AzimFelsefe

Karanlığa lanet etmektense bir mum yakmak yeğdir.

Söz çoğu zaman Çin atasözü diye anılır ya da Konfüçyüs’e mal edilir; ama bilinen en eski biçimi İngilizcedir. Metodist vaiz William L. Watkinson, 1907’de yayımlanan bir vaazında kötülüğe karşı öfkeli nutuklar atmanın iyilik yapmaktan çok daha kolay olduğunu söyler: Karanlığa lanet etmektense mumu yakmak daha iyidir. Vaaz aynı yıl, Çin’de çalışan misyonerlerin dergisi China’s Millions’da yeniden basıldı; sözün sonradan Çin’e bağlanması bununla açıklanabilir. Katolik Christophers hareketi sözü kendine şiar edindi; 1962’de Adlai Stevenson da Eleanor Roosevelt’i bu sözle andı.

AzimFelsefe

Hayallerinin yerini pişmanlıklar almadıkça insan yaşlanmaz.

“Büyük Profil” lakaplı John Barrymore (1882–1942), döneminin en ünlü Amerikalı oyuncularındandı. Eleştirmenler, 1922’de Broadway’de ve 1925’te Londra’da oynadığı Hamlet’ten sonra onu yaşayan en büyük Amerikalı trajedi oyuncusu saydı. Barrymore ardından Grand Hotel (1932) gibi filmlerde başrol oynadı. Ölümünden sonra yakın dostu Gene Fowler onun hayatını Good Night, Sweet Prince (İyi Geceler, Tatlı Prens) adlı kitapta anlattı. Söz orada “Barrymore bir keresinde şöyle demişti” diye aktarılır. Fowler kitabın adını, Horatio’nun ölmekte olan Hamlet’e veda sözlerinden almıştır.

AzimFelsefe

Hayat sürdükçe umut vardır.

Romalı devlet adamı Cicero, MÖ 49’da dostu Atticus’a yazdığı bir mektupta bu sözü halk arasında söylenen bir deyiş olarak aktarır. O sırada Sezar ile Pompeius arasında iç savaş sürmektedir. Cicero’ya göre hasta için nasıl “nefes oldukça umut var” denirse, o da Pompeius İtalya’da kaldıkça umudunu yitirmemiştir. Daha kısa Latince biçim Dum spiro, spero (“Nefes aldıkça umut ederim”) ise kaynağı bilinmeyen bir sözdür; ABD’nin Güney Carolina eyaletinin ve İskoçya’daki St Andrews kasabasının mottosudur.

DinginlikEdebiyat

Her dinde aşk vardır ama aşkın dini yoktur.

Bu cümle Mevlânâ’nın eserlerinde bulunamamıştır, ama Mesnevi’deki ünlü “Musa ile Çoban” hikâyesini akla getirir. Mesnevi, Mevlânâ’nın Konya’da yazdırdığı uzun Farsça şiirdir. Hikâyede Musa, bir çobanın Allah’a kendi sade diliyle yakardığını duyar: Çoban, Allah’ın çarığını dikmek, saçını taramak, ona süt getirmek ister. Musa çobanı azarlar; Allah ise Musa’ya sitem eder: Sen kullarımı bana yaklaştırmaya mı geldin, benden uzaklaştırmaya mı? Allah’ın sözleri arasında şu dize de geçer: “Aşk dini bütün dinlerden ayrıdır.” Mevlânâ 1273’te öldüğünde, Konya’da onu uğurlayanların arasında Hristiyanlar ve Yahudiler de vardı.

AzimFelsefe

Eğri ağaç kendi ömrünü yaşar; düz ağaç ise kesilip kereste olur.

Bu sözün Çince bir aslı bulunamamıştır; düşünce ise Zhuangzi’den gelir. Zhuangzi, MÖ 4. ve 3. yüzyıllarda yazılmış bir Çin felsefesi klasiğidir. Kitaptaki hikâyelerden birinde bir marangoz, köy sunağının yanındaki dev bir meşenin önünden dönüp bakmadan geçer, çünkü ağacın kerestesi hiçbir işe yaramaz. O gece ağaç marangozun rüyasına girer ve onu hayatta tutanın tam da bu işe yaramazlık olduğunu söyler. Başka bir bölümde aynı düşünce açıkça söylenir: “Düz ağaç önce kesilir.” Türkçede de benzer bir söz vardır: “Meyve veren ağaç taşlanır.”

DinginlikEdebiyat

Göğün sırrını çözeceğim diye ömrünü harcama. Gidip de cevabı getiren olmadı. Otur, soluklan, bu anın tadını çıkar.

Bu dizeler, Ömer Hayyam’ın rubailerinden esinlenerek yazılmış çağdaş bir şiirdir; Hayyam’dan çeviri değildir. Hayyam (1048-1131), Nişabur’da yaşamış İranlı bir matematikçi ve gökbilimciydi. Celali takvimini hazırlayan ekibin başındaydı; bugün İran’da kullanılan takvim bu takvime dayanır. Rubai denen dört dizelik şiirler ona ölümünden sonra mal edildi; bunların ne kadarının gerçekten Hayyam’a ait olduğu hâlâ tartışılıyor. Bu şiir, Edward FitzGerald’ın ünlü İngilizce çevirisindeki bir dörtlüğü çağrıştırır: Karanlığın kapısından geçip giden onca insandan biri bile dönüp de bize o yolu anlatmadı.

DinginlikDin ve İnanç

Bilgeler cenneti, cehennemi tartışıp duruyor. Elindeki kadehin sorusu ise daha basit: Bu anın farkında mısın?

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. Bilginlerin tartışmasıyla eldeki kadeh arasındaki karşıtlık, Edward FitzGerald’ın İngilizce çevirisinde sık sık karşımıza çıkar. Bir dörtlükte genç şair, bilginlerin ve ermişlerin tartışmalarını hevesle dinler, ama her seferinde girdiği kapıdan girdiği gibi çıkar. Bir başkasında ruhunu öbür dünyadan haber getirsin diye gönderir; ruhu dönüp cennetin de cehennemin de kendisi olduğunu söyler.

DinginlikEdebiyat

Bu toprak kadeh bir zamanlar canlı bir eldi, gülen bir ağızdı, bir sevgilinin yüzüydü. Onu usulca tut. Her şey toprağa döner.

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. İmgesi de o şiirlerin en bilinenlerindendir: Çömlekçinin kili, bir zamanlar yaşamış insanların toprağıdır. Farsça bir rubaiye göre testi bir zamanlar bir âşıkmış, kulpu da bir sevgilinin boynuna dolanan bir kolmuş. Edward FitzGerald’ın 1859 tarihli İngilizce çevirisinde “Testiler Kitabı” adlı koca bir bölüm vardır; bir dörtlükte de ıslak kil, onu yoğuran çömlekçiye “Yavaş, kardeşim, yavaş, ne olursun!” diye mırıldanır.

DinginlikEdebiyat

Bugününü yarına kaptırma. Vaat edilen bir cennet bile önündeki hayatı kaçırmana bahane olabilir.

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. Edward FitzGerald’ın 1859 tarihli İngilizce çevirisi, bugün tatlıysa henüz doğmamış yarın ve ölmüş dün için neden dertlenelim diye sorar. Sonraki bir baskı da cenneti özleyenlere şöyle seslenir: “Peşin olanı al, veresiyeyi boş ver.” Yani vaat edileni değil, eldekini seç. FitzGerald’ın bir dörtlüğünde Hayyam, takvimi düzelttiği için övülen hesaplarıyla bile dalga geçer: Tek yaptığı, takvimden doğmamış yarını ve ölmüş dünü silmek olmuştur.