Başlamak ve devam etmek

Azim

Bazen ilk adım, bazen biraz cesaret.

Çalışmak, yeniden denemek ve yola devam etmek üzerine sözler ve düşünceler.

Okuma seçeneğiSayfa 4Ek açıklama ve kaynaklar

Bu seçkide neler var?

Azim

Bir işe başlamak ya da zorlandığınızda devam etmek için okuyabileceğiniz sözleri bir araya getirdik.

AzimDil

İnsanlar en çok yeni bir adım atmaktan, yeni bir söz söylemekten korkar.

Bu düşünce, Suç ve Ceza’nın daha ilk sayfalarında Raskolnikov’un aklından geçer. Dostoyevski romanı 1866’da bir dergide tefrika etmişti. Raskolnikov, Petersburg’da yoksulluk içinde yaşayan eski bir hukuk öğrencisidir. Boğucu bir temmuz akşamı ev sahibesine görünmeden sokağa çıkar ve kafasında kurup durduğu bir suçun provasını yapmaya gider. Yolda kendi korkusuyla alay eder; sonra belki de hiçbir şey yapmadığı için gevezelik ettiğini düşünür. “Yeni söz” romanın ilerleyen bölümlerinde yeniden karşımıza çıkar: Raskolnikov bir makalesinde, olağanüstü insanların ahlak kurallarını çiğneyebileceğini savunmuştur. Roman, bu fikrin ona neye mal olduğunu anlatır.

AzimFelsefe

Bir ağacı kesmem için bana altı saat verin, ilk dördünü baltayı bilemeye ayırırım.

1865’te ölen Abraham Lincoln’ün bu sözü söylediğine dair hiçbir kanıt yoktur. Alıntı araştırmacısı Garson O’Toole sözün izini, Oklahoma City’de Papaz W. H. Alexander’ın 1944’te yaptığı bir konuşmaya kadar sürdü. Alexander, ağacı kesmek için beş dakikası olsa üçünü baltasını bilemeye ayıracak bir oduncudan söz ediyordu. Sözü Lincoln’e bağlayan bilinen ilk örnek, 1960 tarihli bir sondaj makinesi reklamıdır; orada da süre dakikayla ölçülür. Saatli biçimler sonradan ortaya çıktı. Fikir ise daha eskidir: ABD’de 1856’da yayımlanan “Kör Balta” başlıklı bir vaaz da aynı şeyi söyler.

AzimFelsefe

“Deneyin” diyorum; hiç denemezsek asla başaramayız.

Lincoln bu satırları 13 Ekim 1862’de General George B. McClellan’a yazdı. McClellan, Amerikan İç Savaşı’nda Kuzey’in Potomac Ordusu’nun komutanıydı. Yaklaşık bir ay önce Antietam’da Robert E. Lee’nin Güney ordusunu durdurmuş, ama savaşın en kanlı günü olan bu çarpışmadan sonra çekilen orduyu kovalamamıştı. Lincoln ona “aşırı temkinliliğini” hatırlatır; Lee’yi yakından izlemesini ve Güney’in başkenti Richmond’a ondan önce varmayı hiç değilse denemesini ister. McClellan yine ağır davrandı; Lincoln de 5 Kasım’da onu komutadan aldı.

AzimFelsefe

Yaratılmış her şey bir madendir, her insan da bir madenci.

Abraham Lincoln, Keşifler ve İcatlar konferansına bu cümleyle başlar. O sırada Illinois’de avukatlık yapıyordu; konferansı ilk kez Nisan 1858’de Bloomington’da verdi, sonra eyaletin başka kasabalarında da tekrarladı. Ardından yeryüzünün, insan da dâhil, damarlarla dolu olduğunu söyler. Kullandığı “lead” sözcüğü, madencilerin cevher damarına verdiği addır; insan kaderini bu damarlardan kazıp çıkaracaktır. Hayvanlar da çalışır, der, ama işini geliştiren tek canlı insandır. Konferans konuşmayı, yazıyı ve matbaayı över, patent sistemiyle biter: Lincoln’e göre bu sistem “dehanın ateşine kazancın yakıtını eklemiştir”. Konuyu yakından biliyordu: 1849’da tekneleri sığlıklardan geçirmeye yarayan bir düzeneğin patentini almıştı. Bugün hâlâ patent sahibi tek ABD başkanıdır.

AzimFelsefe

Bugün yapılabilecek hiçbir şeyi yarına bırakma.

Bu satır, Lincoln’ün genç avukatlar için hazırladığı bir dersin notlarında geçer. Sekreterleri John Nicolay ile John Hay notları 1850 tarihli saydı, ama bu tarih biraz erken olabilir; Lincoln’ün dersi verip vermediği de bilinmez. “Usta bir avukat değilim” diye söze girer, ardından her meslekte başlıca kuralın çalışkanlık olduğunu söyler. Avukatlara mektuplarını biriktirmemelerini, komşuları mahkemeye gitmek yerine uzlaşmaya ikna etmelerini ve her şeyden önce dürüst olmalarını öğütler. Öğüt eskidir: Lord Chesterfield 1749’da oğluna aynı şeyi yazmıştı. Türkçede de “Bugünün işini yarına bırakma” denir.

AzimFelsefe

Hayal gücü, eyleme dönüşmedikçe hiçbir şey ifade etmez.

Charlie Chaplin’in resmî internet sitesi bu cümlenin kaynağı olarak Chaplin’in kendi el yazısıyla tuttuğu notları gösterir. Söz zaman zaman yanlışlıkla, Büyük Diktatör’ü savunduğu 1940 tarihli New York Times yazısına bağlanır. Cümle Chaplin’in çalışma biçimine de uyar. Büyük Diktatör’e kadar hiçbir filmini bitmiş bir senaryoyla çekmedi: Dekorları kurdurur, fikirlerini kameranın önünde dener, sahne oturana kadar yeniden çekerdi. Yumurcak (The Kid, 1921) için yaptığı her 53 çekimden yalnızca biri filme girdi.

AzimFelsefe

İmkânsızın peşine düşelim. Tarih boyunca büyük başarılar, imkânsız görüneni fethederek kazanıldı.

Chaplin bu sözleri 22 Temmuz 1942’de, New York’taki Madison Square Park’ta toplanan kalabalığa Hollywood’dan telefonla seslenirken söyledi. Kalabalık “ikinci cephe” açılmasını, yani Müttefiklerin Batı Avrupa’ya çıkarma yapmasını istiyordu; Almanya’ya karşı kara savaşının yükünü o güne dek büyük ölçüde Sovyetler Birliği çekiyordu. Chaplin fabrikada ve tarlada çalışanlardan, askerlerden baharda zafer kazanmayı hedeflemelerini istedi; konuşmasını da bu cümleyle bitirdi. Müttefikler Normandiya’ya Haziran 1944’te çıktı. Chaplin’in savaş yıllarındaki bu çabaları, sonradan komünist olduğu yönündeki iddiaları besledi.

AzimFelsefe

Bu zalim dünyada hiçbir şey kalıcı değildir, dertlerimiz bile.

Söz, Chaplin’in 1947 yapımı kara komedisi Mösyö Verdoux’da geçer. Chaplin filmi Orson Welles’in bir fikrinden yola çıkarak yazdı, yönetti ve Verdoux’yu kendisi oynadı. Verdoux, işini kaybeden Fransız bir banka memurudur; ailesini geçindirmek için zengin dul kadınlarla evlenir, sonra onları öldürür. Yağmurlu bir gece, cezaevinden yeni çıkmış Belçikalı bir mülteciyi evine götürür; niyeti yeni bir zehri onun üzerinde denemektir. Ona bu teselli sözünü söyler. Ama kadın kocasını anlatır: Savaşta yaralanıp sakat kalmış, ona o bakmıştır. Verdoux’nun içi yumuşar; kadının şarabını fark ettirmeden değiştirir, eline biraz para verip onu uğurlar.

AzimFelsefe

Herkesin düşündüğünü söylemek her zaman cesaret ister.

Söz yaygın olarak Fransız hekim ve romancı Georges Duhamel’e (1884–1966) mal edilir, ama nerede yazdığı bulunamamıştır. Duhamel Birinci Dünya Savaşı’nda ordu cerrahı olarak çalıştı, 1918’de Goncourt Ödülü’nü kazandı. Psikolojide sözün ardındaki suskunluğun bir adı var: çoğulcu cehalet. Herkes bir düşünceden içten içe kuşku duyar, ama başkalarının onu benimsediğini sanır; sonunda kimse sesini çıkarmaz. 1993’te Princeton’da Deborah Prentice ile Dale Miller öğrencilere kampüsteki yoğun içki alışkanlığını sordu. Çoğu, arkadaşlarının bu alışkanlıktan kendilerinden daha hoşnut olduğunu sandı.

AzimFelsefe

Alışkanlıklarına bak. Onları sayısız küçük korkaklık ve tembellik mi biçimlendirdi, yoksa cesaretin ve yaratıcı aklın mı?

Bu satırlar Şen Bilim’in 308. bölümünde geçer. Alman filozof Friedrich Nietzsche (1844–1900) kitabı 1882’de yayımladı, 1887’de genişletti. Kitap kısa, numaralı parçalardan oluşur; bu parça dördüncü kısımdadır ve başlığı “Her günün hikâyesi”dir. Nietzsche okura günlerinin neyden oluştuğunu sorar, yanıtı da kendisi verir: alışkanlıklarından. Karttaki sorunun ardından asıl iğneyi batırır: Bu iki hayat birbirinden ne kadar farklı olursa olsun, insanlar ikisini de aynı ölçüde övebilir, sen de her iki durumda onlara aynı yararı sağlayabilirsin. Övgü, yarar ve saygınlık, yalnızca vicdanı rahat olsun isteyen biri için yetebilir; ama yüreklerin içini okuyan, vicdanın ne olduğunu bilen senin için yetmez.

AzimFelsefe

Hiçbir şeyin faydası yok. Ya kendi kendime yardım edeceğim ya da işim bitti.

Nietzsche bu satırları 22 Şubat 1883’te, İtalya kıyısındaki Rapallo’dan yazdı. Mektup, Basel Üniversitesi’nde ilahiyat profesörü olan sadık dostu Franz Overbeck’e yazılmıştı. Çok hastaydı: Midesi uyku ilaçlarını bile kaldırmıyor, geceleri uykusuz ve acı içinde geçiyordu. Lou Salomé ile dostluğu bir önceki yıl kırgınlıkla bitmişti. Dokuz gün önce de Richard Wagner Venedik’te ölmüştü; Wagner bir zamanlar en yakın dostuydu, sonra Nietzsche onun karşısına geçmişti. Nietzsche mektupta Wagner’i tanıdığı en dolu insan diye anar, Böyle Buyurdu Zerdüşt’ün ilk kısmının çoktan baskıya girmiş olması gerektiğini yazar ve şöyle haykırır: “Hayır! Bu hayat! Üstelik ben hayatın savunucusuyum!” Cenova’ya taşınmayı, tam bir yalnızlık içinde sağlığını aramayı, mevsim elverince dağlara gitmeyi planlar. Karttaki cümle bu planların hemen ardından gelir.

AzimFelsefe

Bin millik yolculuk tek bir adımla başlar.

Söz, Tao Te Ching’in 64. bölümünden gelir. Taocu felsefenin bu klasiği geleneksel olarak bilge Laozi’ye (Lao Tzu) mal edilir; bugüne ulaşan en eski nüshaları MÖ 300 dolaylarına tarihlenir. Çincesinin kelimesi kelimesine anlamı şudur: Bin li’lik yol insanın ayağının dibinden başlar. Li, Çin’de kullanılan bir uzunluk ölçüsüdür; bugün yarım kilometreye eşittir. Aynı bölümde, iki kolla sarılamayacak kadar kalın bir ağacın minicik bir filizden büyüdüğü de söylenir: Büyük işler küçük başlar; en iyisi, işler büyümeden onlarla ilgilenmektir. Türkçedeki “Damlaya damlaya göl olur” atasözü de küçük birikimlerin zamanla büyük sonuçlar doğurduğunu anlatır.

AzimFelsefe

Dilin kemiği yoktur ama kalp kırar.

Eski biçimiyle dilin kemiği yoktur ama kemik kırar: Kelimeler de darbe kadar can yakabilir. 1760 tarihli bir İtalyanca-İngilizce sözlükte “La lingua non ha osso, e osso fa rompere” diye geçer; Yunancada da vardır. Osmanlı devlet adamı Ahmed Vefik Paşa’nın 19. yüzyıldaki atasözü derlemesinde de “Dilin kemiği yok, kemiği kırar” biçimiyle yer alır. Bugün söylenen kısa biçim “Dilin kemiği yok”, Türk Dil Kurumu’na göre insanın doğru ya da yanlış her şeyi söyleyebileceğini anlatır. Svahilice söyleyişi de aynıdır: “Ulimi hauna mfupa.” Kalpten söz eden biçim ise sonraki bir İngilizce söyleyişe benzer.

AzimFelsefe

Sağlığı olanın umudu vardır; umudu olanın her şeyi vardır.

İngilizce özlü söz derlemeleri bu sözü en az 1860’lardan beri “Arap atasözü” diye verir; Tryon Edwards’ın A Dictionary of Thoughts (Düşünceler Sözlüğü, 1891) kitabı bunlardan biridir. Ama bu kitaplarda Arapça bir asıl gösterilmez, bu yüzden nitelemeye temkinle bakmak gerekir. Fikir pek çok kültürde ortaktır: Sağlıklı insan plan yapabilir, aksiliklerden sonra toparlanabilir. Türkçede de “Her şeyin başı sağlık” denir; bir bardak kırıldığında söylenen “Sağlık olsun” da herkes iyi olduğu sürece gerisinin önemli olmadığını anlatır.

AzimFelsefe

Tek bilezik şıngırdamaz.

Söz genellikle Kongo atasözü olarak bilinir; ama onu anan kitaplar, bölgede konuşulan pek çok dilden hangisine ait olduğunu söylemez. Charlotte ve Wolf Leslau’nun African Proverbs (1962) derlemesi ise onu yer adı vermeden aktarır. İmge yalındır: Bilekteki tek bilezik ses çıkarmaz; şıngırtı ancak bir başkasına değince duyulur. Söz, el birliğinin gücünü anlatır. Kwanzaa, Afrika kökenli Amerikalıların 26 Aralık ile 1 Ocak arasında kutladığı bir bayramdır; bu bayramla ilgili kitaplar sözü, Svahilice “birlik” anlamındaki umoja ilkesini anlatmak için kullanır. Türkçede de “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” denir.

AzimFelsefe

Eylemsiz vizyon gündüz düşüdür. Vizyonsuz eylem ise kâbustur.

Söz genellikle Japon atasözü diye anılır, ama Japonca bir aslı bulunamamıştır. İngilizce iş ve yönetim kitaplarında 1990’ların ortasından beri görülür. Buradaki “vizyon”, varılmak istenen yere dair açık bir fikir demektir. Aynı konudaki daha eski bir söz, 1920’lerde kilise yayınlarında zaten dolaşıyordu: “Görevsiz vizyon yalnızca bir düştür; vizyonsuz görev ise angaryadır.” Bu sözün de 18. yüzyılda bir İngiliz kilisesindeki bir yazıttan geldiği söylenir, ama bu da doğrulanmamıştır.

AzimFelsefe

Birine balık verirsen bir gün doyurursun. Balık tutmayı öğretirsen ömür boyu doyurursun.

Söz sık sık eski bir Çin atasözü diye anılır, ama bilinen bir Çince kaynağı yoktur. Bilinen en eski biçimi Anne Isabella Thackeray Ritchie’nin Mrs Dymond (1885) romanındadır: Birine balık verirsen bir saat sonra yine acıkır; balık tutmayı öğretirsen ona iyilik etmiş olursun. Yazar, romancı William Makepeace Thackeray’in kızıydı. “Ömür boyu doyurursun” biçimi 1961’de görülür. Fikir daha eskidir: 12. yüzyılın Yahudi bilgini İbn Meymun (Maimonides), yoksula yapılan iyiliğin en üstününün, onu kendi geçimini sağlayacak hâle getirmek olduğunu yazar. Türkçede söz “Balık verme, balık tutmayı öğret” diye de dolaşır.

AzimFelsefe

Karanlığa lanet etmektense bir mum yakmak yeğdir.

Söz çoğu zaman Çin atasözü diye anılır ya da Konfüçyüs’e mal edilir; ama bilinen en eski biçimi İngilizcedir. Metodist vaiz William L. Watkinson, 1907’de yayımlanan bir vaazında kötülüğe karşı öfkeli nutuklar atmanın iyilik yapmaktan çok daha kolay olduğunu söyler: Karanlığa lanet etmektense mumu yakmak daha iyidir. Vaaz aynı yıl, Çin’de çalışan misyonerlerin dergisi China’s Millions’da yeniden basıldı; sözün sonradan Çin’e bağlanması bununla açıklanabilir. Katolik Christophers hareketi sözü kendine şiar edindi; 1962’de Adlai Stevenson da Eleanor Roosevelt’i bu sözle andı.

AzimFelsefe

Hayallerinin yerini pişmanlıklar almadıkça insan yaşlanmaz.

“Büyük Profil” lakaplı John Barrymore (1882–1942), döneminin en ünlü Amerikalı oyuncularındandı. Eleştirmenler, 1922’de Broadway’de ve 1925’te Londra’da oynadığı Hamlet’ten sonra onu yaşayan en büyük Amerikalı trajedi oyuncusu saydı. Barrymore ardından Grand Hotel (1932) gibi filmlerde başrol oynadı. Ölümünden sonra yakın dostu Gene Fowler onun hayatını Good Night, Sweet Prince (İyi Geceler, Tatlı Prens) adlı kitapta anlattı. Söz orada “Barrymore bir keresinde şöyle demişti” diye aktarılır. Fowler kitabın adını, Horatio’nun ölmekte olan Hamlet’e veda sözlerinden almıştır.

AzimFelsefe

Hayat sürdükçe umut vardır.

Romalı devlet adamı Cicero, MÖ 49’da dostu Atticus’a yazdığı bir mektupta bu sözü halk arasında söylenen bir deyiş olarak aktarır. O sırada Sezar ile Pompeius arasında iç savaş sürmektedir. Cicero’ya göre hasta için nasıl “nefes oldukça umut var” denirse, o da Pompeius İtalya’da kaldıkça umudunu yitirmemiştir. Daha kısa Latince biçim Dum spiro, spero (“Nefes aldıkça umut ederim”) ise kaynağı bilinmeyen bir sözdür; ABD’nin Güney Carolina eyaletinin ve İskoçya’daki St Andrews kasabasının mottosudur.

AzimFelsefe

Eğri ağaç kendi ömrünü yaşar; düz ağaç ise kesilip kereste olur.

Bu sözün Çince bir aslı bulunamamıştır; düşünce ise Zhuangzi’den gelir. Zhuangzi, MÖ 4. ve 3. yüzyıllarda yazılmış bir Çin felsefesi klasiğidir. Kitaptaki hikâyelerden birinde bir marangoz, köy sunağının yanındaki dev bir meşenin önünden dönüp bakmadan geçer, çünkü ağacın kerestesi hiçbir işe yaramaz. O gece ağaç marangozun rüyasına girer ve onu hayatta tutanın tam da bu işe yaramazlık olduğunu söyler. Başka bir bölümde aynı düşünce açıkça söylenir: “Düz ağaç önce kesilir.” Türkçede de benzer bir söz vardır: “Meyve veren ağaç taşlanır.”

AzimFelsefe

Kendini ölmüş say. Ömrünü yaşadın. Şimdi geriye kalanı gerektiği gibi yaşa.

Marcus Aurelius, MS 161-180 yılları arasında Roma imparatoruydu. Bu notları kendisi için Yunanca yazdı; bir kısmını Tuna sınırındaki ordugâhlarda kaleme aldı. Kitabın adı sonradan konmuştur; Türkçede Kendime Düşünceler diye bilinir. Karttaki metin Gregory Hays’in 2002 tarihli İngilizce çevirisine dayanır. George Long’un 1862 çevirisi Yunancaya daha yakındır: Kalan ömrünü “doğaya uygun” yaşa. Stoacılar için bu, akla ve erdeme göre yaşamak demekti. Bu bir memento mori alıştırmasıdır; Latince bu söz “öleceğini unutma” anlamına gelir. Hayatını bitmiş sayarsan, kalan zaman sana bir armağan gibi gelir.

AzimFelsefe

Gülmeden geçen gün, boşa geçmiş bir gündür.

Bu düşünce, devrim öncesi Paris’te nüktedanlığıyla ünlü Fransız yazar Nicolas Chamfort’a (1741-1794) aittir. Chamfort şöyle yazmıştı: “La plus perdue de toutes les journées est celle où l’on n’a pas ri”, yani günlerin en boşa geçeni, hiç gülmediğimiz gündür. Devrimi coşkuyla karşıladı, ama sivri dili ona düşman kazandırdı; 1794’te, Terör Dönemi’nde öldü. Söz ertesi yıl yayımlandı. Chaplin’e mal edilmesi ise yenidir: 1992 yapımı Shining Through filminde bir karakter sözü ona atfeder.

AzimFelsefe

Yere bakarken gökkuşağını asla göremezsin.

Bu dize, Chaplin’in 1928 yapımı sessiz komedisi Sirk’in 1969’daki yeniden gösterimi için yazdığı “Swing Little Girl” (Sallan, küçük kız) şarkısında geçer. Filmde Şarlo, gezici bir sirkte farkında olmadan gösterinin yıldızı olur. Şarkıyı önce bir erkek şarkıcı seslendirdi, ama kayıt beğenilmedi. Bunun üzerine aranjör Eric James, yalnızca ailesi dinlesin diye Chaplin’in kendi sesini de kaydetmeyi önerdi. Sonunda filme 79 yaşındaki Chaplin’in sesi girdi. Şarkı, açılış yazıları boyunca Merna Kennedy trapezde sallanırken çalar.

Diğer okuma seçeneğiDinginlikDurup düşünmeye zaman ayırın.