Hayatı değiştiren icatlar

Teknoloji

Günlük hayatımıza giren teknolojilerin kökenleri ve onları geliştiren insanların hikâyeleri.

Bu konudaki kartlarSayfa 5Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
MerakTeknoloji

YouTube’un ilk videosu “Me at the zoo” (Hayvanat bahçesinde ben), 23 Nisan 2005’te yüklendi. 19 saniyelik videoda kurucu ortak Jawed Karim, San Diego Hayvanat Bahçesi’nde fillerin önünde durup hortumlarının ne kadar uzun olduğundan söz eder.

YouTube’u aynı yılın şubat ayında PayPal’in eski çalışanları Chad Hurley, Steve Chen ve Jawed Karim kurmuştu. Karim’in anlattığına göre fikir, 2004’ün iki büyük olayının, Super Bowl devre arası gösterisindeki skandalın ve Hint Okyanusu tsunamisinin videolarını internette bulamamasından doğdu. Hayvanat bahçesi videosunu Karim’in okul arkadaşı Yakov Lapitsky çekti; video Kaliforniya saatiyle 20.31’de yüklendi. Google, YouTube’u Kasım 2006’da 1,65 milyar dolara satın aldı. 2019’da siteye her dakika 500 saatten fazla video yükleniyordu; “Me at the zoo” da bugüne kadar 400 milyondan fazla kez izlendi.

MerakTeknoloji

1971’de yazılan Creeper, genellikle ilk bilgisayar solucanı sayılır. Solucan, bir ağda kendini kopyalayarak bilgisayardan bilgisayara yayılan programdır. Creeper hiçbir zarar vermedi; ulaştığı her makinede yalnızca “I’M THE CREEPER: CATCH ME IF YOU CAN” (Ben Creeper’ım, yakalayabilirsen yakala) yazısını yazdırdı.

Creeper’ı Bob Thomas, Massachusetts’teki BBN şirketinde, internetin öncüsü olan ABD araştırma ağı ARPANET üzerinde bir deneme olarak yazdı. İlk sürüm bir bilgisayardan ötekine taşınıyordu; aynı yıl ağ üzerinden e-postayı geliştiren mühendis Ray Tomlinson, programı taşınmak yerine kendini kopyalayacak biçimde değiştirdi. Creeper en fazla 28 makineye ulaşabilirdi; ARPANET’te o sırada TENEX işletim sistemini çalıştıran makine sayısı buydu. Tomlinson 1972’de, ağda dolaşıp Creeper’ı silen ve çoğu zaman ilk antivirüs programı sayılan Reaper’ı yazdı. Solucan ile virüs aynı şey değildir: Solucan kendi kendine yayılır; virüs ise başka programların ya da dosyaların içine gizlenir ve onlar çalıştırıldığında yayılır. Zararlı solucanlar sonra geldi: 1988’deki Morris solucanı, o dönemin internetindeki binlerce bilgisayarı kullanılamaz hâle getirdi.

AzimTeknoloji

“123456”, en yaygın şifreler listelerinin başından hiç inmiyor. Birleşik Krallık Ulusal Siber Güvenlik Merkezi (NCSC), veri sızıntılarında açığa çıkan hesapları 2019’da incelediğinde, 23,2 milyon hesabın şifresinin tam olarak bu olduğunu gördü.

Bu listeler, suçluların giriş bilgilerini içeren veritabanlarını çalıp yayımladığı veri sızıntılarından derlenir. NCSC, güvenlik araştırmacısı Troy Hunt’ın yürüttüğü Have I Been Pwned arşivini kullandı; en yaygın öteki şifreler “123456789”, “qwerty”, “password” ve “1111111” idi. Saldırganlar önce en yaygın şifreleri denediği için basit şifreler çabucak kırılır. Aynı şifreyi birçok yerde kullanmak da risklidir: Suçlular sızdırılan e-posta ve şifre çiftlerini başka sitelerde dener; bu yönteme “kimlik bilgisi doldurma” (credential stuffing) denir. NCSC, rastgele ama akılda kalıcı üç sözcüğü birleştirmeyi önerir; ABD’nin standartlar kurumu NIST de karmaşık karakter kuralları yerine uzunluğu öne çıkarır. Şifre yöneticisi denen uygulamalar her hesap için farklı ve güçlü bir şifre üretip saklar; böylece hiçbirini ezberlemek gerekmez.

MerakTeknoloji

QWERTY klavye düzeni adını üst sıradaki ilk altı harften alır ve 1870’lerde Christopher Latham Sholes’un daktilosu için geliştirildi. Bugün hâlâ kullanılıyorsa, en hızlı düzen olduğu kanıtlandığı için değil; herkes onu öğrendiği ve makineler hep bu düzenle üretildiği için.

Milwaukee’li bir matbaacı ve gazeteci olan Sholes, 1868’de Carlos Glidden ve Samuel Soule ile birlikte ilk daktilolardan birinin patentini aldı, sonra tuşların yerini yıllarca değiştirip durdu. Yaygın anlatıya göre sık yan yana gelen harfler, metal harf kolları birbirine takılmasın diye birbirinden uzağa kondu. Bazı tarihçiler ise düzeni, bu makinelerle Mors kodunu yazıya geçiren telgrafçıların belirlediğini savunur. Remington şirketi Sholes ve Glidden daktilosunu 1874’te satışa çıkardı. 1878’de çıkan Remington No. 2, büyük harf için Shift tuşu olan ilk modeldi ve QWERTY’yi standart hâline getirdi. 1936’da geliştirilen Dvorak düzeni daha hızlı yazmayı vaat ediyordu, ama sonraki araştırmalar belirgin bir üstünlük bulamadı. Türkiye’de yaygın Q klavye, bu düzene Türkçe harflerin eklenmiş hâlidir. Türkiye’nin kendine özgü bir düzeni de var: 1955’te Türkçedeki harf sıklığına göre tasarlanan F klavye. Bu klavyeyle yazan Türk daktilocular 1960’lardan bu yana pek çok dünya şampiyonluğu kazandı.

MerakTeknoloji

Spacewar!, Steve Russell ve arkadaşlarının 1962’de MIT’deki PDP-1 bilgisayarında yazdığı bir oyundu: İki oyuncu, bir yıldızın çevresinde uzay gemilerini yönetip birbirine ateş ediyordu. Bugün en eski ve en etkili video oyunlarından biri sayılır.

Fikir 1961’de üç arkadaştan çıktı: Steve Russell, Martin Graetz ve Wayne Wiitanen. Üçü de E. E. Smith’in Lensman romanları gibi bilimkurgu kitaplarının hayranıydı. Kodun çoğunu Russell yazdı; Şubat 1962’de oynanabilir bir sürüm hazırdı. Başkaları da oyuna bir şeyler kattı: Peter Samson arka plana gerçek gece gökyüzünün yavaşça kayan bir haritasını ekledi, Dan Edwards yıldıza gemileri kendine çeken bir çekim gücü verdi, Bob Saunders da elde tutulan kumanda kutuları yaptı. PDP-1’in fiyatı yaklaşık 120.000 dolardı ve yalnızca 53 tane satıldı; ama oyun laboratuvardan laboratuvara kopyalanarak yayıldı. Anlatılana göre üretici DEC, yeni makineleri denemek için bile onu kullanıyordu. Sonradan Atari’nin kurucularından olacak Nolan Bushnell, fikri 1971’de ilk jetonlu video oyunlarından Computer Space’e dönüştürdü. Spacewar! 2007’de tarihin en önemli on video oyunu listesine alındı.

MerakTeknoloji

Barkodun patentini 1952’de iki Amerikalı mucit, Norman Joseph Woodland ile Bernard Silver aldı. Ama barkod ancak 1970’lerde, lazer okuyucular ve bilgisayarlar onu market kasalarında kullanışlı hâle getirince yaygınlaştı.

1948’de Philadelphia’daki Drexel Teknoloji Enstitüsü’nde lisansüstü öğrenci olan Bernard Silver, yerel bir market zincirinin yöneticisinin, ürün bilgilerini kasada otomatik olarak okuyacak bir yöntem aradığını tesadüfen duydu. Arkadaşı Woodland ile birlikte işe koyuldular. Woodland aradığı fikri Florida’da bir kumsalda buldu: Mors alfabesinin nokta ve çizgilerini kuma çizdi, sonra onları aşağı doğru uzatarak ince ve kalın çubuklara dönüştürdü. Patentte hedef tahtasına benzeyen yuvarlak bir biçim de vardı; ama onu okumak için 500 vatlık bir ampul gerekiyordu ve teknoloji henüz hazır değildi. 1973’te ABD’deki market sektörü, IBM’den George Laurer’ın tasarladığı Evrensel Ürün Kodu’nu (UPC) seçti. 26 Haziran 1974’te Ohio’nun Troy kentindeki bir Marsh süpermarketinde, 10’lu bir paket Wrigley’s Juicy Fruit sakızı kasada okutulan ilk UPC’li ürün oldu. Kasa 67 sent yazdı.

DinginlikTeknoloji

Bugün onların; ama asıl uğruna çalıştığım gelecek benim.

Nikola Tesla (1856–1943), bugün evlere ulaşan alternatif akım (AA) elektriğini kullanışlı hâle getiren buluşlarıyla tanınan Sırp asıllı Amerikalı mühendistir. Belgrad’da çıkan Politika gazetesi, Nisan 1927’de onunla yapılmış bir söyleşi yayımladı. Tesla’ya patent anlaşmazlıkları, bu arada radyoyu kimin icat ettiği soruldu. Aktarıldığına göre, herkesi yaptığı işe göre geleceğin değerlendirmesi gerektiğini söyledi: Bugün rakiplerinindi, gelecek ise onun. Adı bugün manyetik alan ölçü birimi teslada ve Ay’daki bir kraterde yaşıyor.

MerakTeknoloji

Analitik Makine cebirsel desenler dokur; tıpkı Jacquard tezgâhının çiçek ve yaprak dokuması gibi.

Söz, Ada Lovelace’in 1843’te yazdığı notlardan Not A’da geçer. Lovelace, İtalyan mühendis Luigi Menabrea’nın Charles Babbage’ın Analitik Makinesi üzerine yazdığı makaleyi İngilizceye çevirmiş, çeviriye makalenin yaklaşık üç katı uzunlukta notlar eklemişti. Jacquard dokuma tezgâhı, karmaşık desenleri delikli kart dizileriyle kendiliğinden dokuyordu. Lovelace, kartların aynı biçimde sayıları ve simgeleri de yönetebileceğini, yani makinenin aritmetiğin çok ötesine geçebileceğini gördü. Not G’de ise matematikte önemli bir sayı dizisi olan Bernoulli sayılarının bu makinede nasıl hesaplanacağını adım adım anlatır. Bu, çoğu zaman yayımlanmış ilk bilgisayar programı olarak anılır.

DinginlikTeknoloji

İleriyi ancak kısa bir mesafe görebiliyoruz, ama o mesafede yapılması gereken çok şey görüyoruz.

Bu cümle, Alan Turing’in (1912–1954) 1950’de Mind dergisinde yayımladığı “Hesaplama Makineleri ve Zekâ” makalesinin son sözleridir. Makale “Makineler düşünebilir mi?” sorusuyla açılır ve bu soruyu, sonradan Turing testi adını alacak taklit oyunuyla değiştirir: Bir hakem, bir insanla ve bir makineyle yazışarak hangisinin hangisi olduğunu bulmaya çalışır. Turing ardından dokuz itirazı tek tek yanıtlar; bunlardan birine, makinenin ancak kendisine ne yapacağı söylenirse iş görebileceğini yazan Ada Lovelace’in adını verir. Turing, İkinci Dünya Savaşı sırasında Bletchley Park’ta Alman donanmasının Enigma şifrelerini çözen ekibin başındaydı.

MerakTeknoloji

“Algoritma” sözcüğü, 9. yüzyılda Bağdat’ta yaşamış matematikçi Hârizmî’nin adının Latince biçiminden gelir. “Cebir” ise onun en tanınmış kitabının adındaki el-cebr kelimesinden türemiştir.

Muhammed bin Musa el-Hârizmî (yaklaşık 780–850), 820’ler dolayında Abbasi halifelerinin Bağdat’taki bilim ve kütüphane merkezi Beytü’l-Hikme’de çalıştı. Hint rakamlarıyla hesap üzerine yazdığı kitabın Latince çevirisi “Dixit Algorizmi” (“Hârizmî şöyle dedi”) diye başlıyordu. Bu addan önce Hint-Arap rakamlarıyla hesap yapmanın eski adı “algorism”, zamanla da bir problemi belirli adımlarla çözme yöntemi anlamına gelen “algoritma” doğdu. Denklemler üzerine yazdığı kitabın adındaki el-cebr ise “yerine koyma, onarma” demektir: Denklemin bir tarafından çıkarılan terimi öbür tarafa geçirip eşitliği dengede tutmayı anlatır.

MerakTarih

Gutenberg’in matbaasından sonraki yaklaşık elli yılda Avrupa’daki matbaacılar, otuz bin kadar farklı baskıdan tahminen yirmi milyon kitap bastı.

Avrupa’da 1501’den önce basılan kitaplara incunabula denir. Sözcük Latincede kundak ya da beşik anlamına gelir ve matbaacılığın henüz beşikte olduğu dönemi anlatır. Johannes Gutenberg, 1450 dolaylarında Mainz’de metal hareketli harflerle basıma başladı ve ünlü İncil’ini 1455 civarında tamamladı. Ondan önce kitaplar çoğunlukla elle yazılarak çoğaltılıyor, tek bir nüsha aylar sürebiliyordu. Matbaa kısa sürede iki yüzü aşkın kente yayıldı. Tarihçiler toplam üretimi yaklaşık yirmi milyon nüsha olarak tahmin ediyor; British Library’deki Incunabula Short Title Catalogue ise bugün yaklaşık 30.000 farklı baskı kaydediyor.

MerakTarih

Eyfel Kulesi, 1889 Paris Dünya Fuarı için yalnızca 20 yıl ayakta kalmak üzere yapıldı. 1909’dan sonra yıkılmamasının başlıca nedeni, o zamana kadar değerli bir radyo direğine dönüşmüş olmasıydı.

Gustave Eiffel’in sözleşmesi, kuleyi 1889 fuarından sonra 20 yıl işletme hakkı veriyordu. 1909’da kule Paris Belediyesi’ne geçecekti ve belediye onu yıktırabilirdi. Kuleyi kurtaran, yüksekliği oldu. Orada 1898’de telsiz deneyleri başladı. 1903’ten itibaren asker mühendis Gustave Ferrié kuleye askerî bir radyo vericisi kurdu; bu vericinin menzili 1908’e kadar yaklaşık 400 kilometreden 6.000 kilometreye çıktı. 1909’da güney ayağının yakınına kalıcı bir yeraltı radyo istasyonu yapıldı; istasyon bugün de duruyor. Kulenin yerinde kalmasına izin verildi ve 1910’dan itibaren buradan her gün yayımlanan saat sinyalleri, denizdeki gemilerin saatlerini ayarlamasına yaradı.

MerakTeknoloji

Nintendo, 1889’da Kyoto’da hanafuda denen geleneksel Japon oyun kâğıtlarını üretmek için kuruldu. İlk video oyunlarını ancak 80 yılı aşkın bir süre sonra yaptı.

Fusajiro Yamauchi dükkânı 1889’da Kyoto’da açtı. Hanafuda, yani “çiçek kartları”, küçük ve sert kartlardan oluşur; yılın her ayı için bir takım vardır ve her takım o mevsimin bir çiçeği ya da bitkisiyle süslüdür. Bu kartlarla birçok geleneksel Japon oyunu oynanır. Nintendo onlarca yıl bir kart şirketi olarak kaldı: 1959’da Disney karakterli oyun kâğıtları basmaya başladı ve bunlar çok sattı. 1960’larda oyuncak işine girdi, 1970’lerin ortasında da oyun salonu makinelerine ve ev video oyunlarına geçti. 1983’te çıkardığı ve yurt dışında NES adıyla satılan Family Computer, şirketin adını bütün dünyaya duyurdu. Nintendo bugün de Japonya’da hanafuda destesi üretip satıyor.

MerakTarih

Jikji, 1377’de Kore’de basılmış bir Budist öğretileri derlemesidir ve hareketli metal harflerle basılıp günümüze ulaşan en eski kitaptır. Gutenberg İncili’nden 78 yıl önce basıldı.

Tam adı kabaca “Büyük Budist Rahiplerin Zen Öğretileri Derlemesi” anlamına gelir; keşiş Baegun tarafından derlenmiş ve Temmuz 1377’de Cheongju’daki Heungdeok Tapınağı’nda basılmıştır. Hareketli harf, her karakterin ayrı bir parça olarak döküldüğü, dizilip mürekkeplendikten sonra basılan ve yeniden kullanılabilen harf demektir. Kayıtlara göre Koreli matbaacılar metal harfi daha 13. yüzyılda kullanıyordu, ama bu yöntemle basılmış daha eski bir kitap günümüze ulaşmadı. Jikji’nin iki cildinden yalnızca ikincisi bugüne kaldı. Fransız diplomat Victor Collin de Plancy onu 1800’lerin sonunda Seul’de edindi; koleksiyoncu Henri Vever 1911’de bir müzayedede satın aldı ve kitap 1950’de Fransa Millî Kütüphanesi’ne (Bibliothèque nationale de France) geçti. UNESCO onu 2001’de Dünya Belleği Kayıtları’na ekledi.

MerakTeknoloji

ABD Donanması’nda görev yapan matematikçi Grace Hopper, programlamayı ham makine kodundan İngilizce sözcüklerle yazılan dillere taşıyan öncülerden biriydi. Bu çalışmaların sonunda COBOL dili doğdu.

Hopper 1943’te ABD Donanması’na katıldı ve Harvard Mark I bilgisayarının ilk programcılarından biri oldu. 1952’de, UNIVAC bilgisayarını üreten şirkette çalışırken ilk derleyicilerden biri olan A-0’ı tamamladı. Derleyici, insanların yazdığı komutları bilgisayarın çalıştırabileceği makine koduna çeviren programdır. Pek çok meslektaşı bilgisayarların yalnızca aritmetik işlem yapabileceğine inanıyordu; Hopper ise programların İngilizce sözcüklerle yazılabileceğini savundu. Ekibinin geliştirdiği FLOW-MATIC dili de tam olarak bunu yaptı. Bu dil, 1959’da oluşturulan ve bankalarla devlet kurumlarında bugün hâlâ kullanılan iş dünyası dili COBOL’un başlıca örneği oldu. Hopper 1986’da, 79 yaşında tuğamiral olarak donanmadan emekli oldu; 2016’da ölümünden sonra Başkanlık Özgürlük Madalyası’na layık görüldü.

MerakBilim

2019’da yayımlanan ilk kara delik görüntüsü, dünyanın dört bir yanındaki radyo teleskoplarını Dünya büyüklüğünde tek bir teleskop gibi birlikte çalıştırarak elde edildi.

Kara delik, yaklaşık 55 milyon ışık yılı uzaklıktaki M87 galaksisinin merkezindedir ve kütlesi Güneş’inkinin yaklaşık 6,5 milyar katıdır. Kara delikler kendileri ışık yaymaz; görüntüde, karanlık gölgesinin çevresinde parlayan sıcak gazdan bir halka görülür. Nisan 2017’de, Hawaii’den Şili’ye, İspanya’dan Güney Kutbu’na altı ayrı yerdeki sekiz radyo teleskobu, her biri bir atom saatiyle zamanlanarak aynı anlarda bu kara deliği gözledi. Kayıtlar internetten gönderilemeyecek kadar büyüktü; bu yüzden sabit diskler, verilerin birleştirileceği ABD ve Almanya’daki hesaplama merkezlerine uçakla taşındı. Olay Ufku Teleskobu’nun 200’ü aşkın bilim insanından oluşan ekibi sonucu 10 Nisan 2019’da açıkladı. Ekip 2022’de de kendi galaksimizin merkezindeki kara delik Sagittarius A*’nın görüntüsünü yayımladı.

MerakTeknoloji

Usturlap, dönen gökyüzünü düz bir disk üzerinde gösteren, elde taşınan pirinç bir alettir. Onunla saati bulmak, yıldızları tanımak ve namaz vakitlerini hesaplamak mümkündü.

Usturlap, gök kubbeyi düz bir yüzeye çizmeyi sağlayan ve Yunan gökbilimcilerinin geliştirdiği stereografik izdüşüm yöntemine dayanır. Bu yöntemi Hipparkos’un kullanmış olabileceği düşünülür; İskenderiyeli Theon da MS 4. yüzyılda usturlap üzerine bir inceleme yazmıştır. Aletin üstünde, parlak yıldızları gösteren uçlar taşıyan, delikli ve dönen bir levha bulunur; buna örümcek denir. Örümcek, kullanıcının bulunduğu enleme göre kazınmış bir levhanın üzerinde çevrildiğinde, gece ya da gündüz, herhangi bir saatteki gökyüzünü gösterir. İslam dünyasının bilginleri alete 8. yüzyılda sahip çıktı; oradaki ilk usturlabı Fezârî’nin yaptığı söylenir. Bu bilginler namaz vakitleri için ölçekler, bazı modellere de kıble yönünü ekledi. Tasarım Endülüs üzerinden Avrupa’ya ulaştı. İngiliz şair Geoffrey Chaucer da 1391 dolaylarında oğlu için usturlabın kullanımını anlatan bir kitap yazdı.

AzimTeknoloji

Toyota’nın otomobil fabrikalarında hata fark eden her işçi bir ipi çekerek yardım çağırabilir; sorun hemen giderilemezse bütün üretim hattı durur.

Bu fikir, Toyota’nın dokumacılıktan gelen köklerine dayanır. Sakichi Toyoda 1924’te, iplik koptuğu anda kendiliğinden duran otomatik bir dokuma tezgâhı yaptı; böylece kusurlu kumaş çıkmıyor, tek bir kişi birçok tezgâha birden bakabiliyordu. Oğlu Kiichiro 1930’larda ailenin tezgâh şirketini otomobil üretimine yöneltti; daha sonra Taiichi Ohno’nun önderliğindeki mühendisler bu ilkeyi Toyota Üretim Sistemi’nin temel taşlarından biri yaptı. Japoncada jidoka denen bu ilke, genellikle “insan dokunuşlu otomasyon” diye çevrilir. İşçilerin çektiği ipe andon denir; adını Japonların kâğıt fenerinden alır, çünkü ip çekilince bir uyarı panosu yanar. Mantık basittir: Bir hatayı hemen düzeltmek, onu bitmiş arabalarda bulmaktan çok daha ucuzdur.

AzimTeknoloji

Post-it notlar bir kazadan doğdu: 3M’in kimyageri Spencer Silver 1968’de çok güçlü bir yapıştırıcı ararken, tam tersine zayıf ama tekrar tekrar yapışabilen bir yapıştırıcı buldu.

Silver’ın yapıştırıcısı yıllarca ne işe yarayacağı bilinmeden bekledi. 1974’te kilise korosunda şarkı söyleyen iş arkadaşı Art Fry, ilahi kitabından düşmeyen ve sayfalara zarar vermeyen bir ayraç arıyordu; bu yapıştırıcıyla yapışıp yeniden sökülebilen notlar yapılabileceğini fark etti. Ürün 1977’de dört kentte Press ‘n Peel adıyla denendi ama pek satmadı. 1978’de 3M, Idaho eyaletinin Boise kentindeki bürolara ücretsiz örnekler dağıttı; deneyenlerin %90’ından fazlası satın alacağını söyledi. Post-it notlar 1980’de ABD’nin her yerinde, 1981’de de Kanada ve Avrupa’da satışa çıktı. Bilinen kanarya sarısı renk ise tesadüfen seçildi: Yan laboratuvarda yalnızca sarı müsvedde kâğıdı vardı.

AzimTeknoloji

Standart yük konteyneri sayesinde eşya gemiden trene, trenden kamyona hiç boşaltılmadan geçer. Malcolm McLean’in 1956’da yaygınlaştırmaya başladığı bu sistem dünya ticaretini çok ucuzlattı.

Konteynerden önce yükler tek tek taşınırdı: Çuvalları, sandıkları ve fıçıları liman işçileri gemiye taşır, gemiler de limanda çoğu zaman günlerce beklerdi. Amerikalı kamyon taşımacısı Malcolm McLean, Nisan 1956’da tankerden dönüştürülen Ideal X gemisiyle 58 konteyneri Newark’tan Houston’a gönderdi. Kendi hesabına göre parça yükü gemiye yüklemenin tonu 5,86 dolara, konteynerle ise yaklaşık 16 sente mal oluyordu. 1960’ların sonunda uluslararası standartlar kutuların ölçülerini ve onları vinçlere, kamyonlara ve birbirine kilitleyen köşe bağlantılarını belirledi; böylece her liman her konteyneri taşıyabilir oldu. Limanlarda çok daha az işçiye ihtiyaç kaldı; birçok kent de eski limanlarından uzakta yeni konteyner terminalleri kurdu.

MerakSanat

Bir filmde duyduğumuz ayak seslerinin, kumaş hışırtılarının ve küçük gündelik seslerin çoğu çekimden sonra yeniden yapılır. Bunları Foley sanatçıları, stüdyoda görüntüyü izleyerek canlı olarak seslendirir.

Bu zanaat, adını Universal Pictures’ta çalışan Jack Foley’den alır. Sinemaya ses geldiğinde, sessiz film olarak çekilmeye başlanan Show Boat’a (1929) çekimden sonra ses eklemek gerekti; Foley ve ekibi efektleri perdeye yansıyan görüntüyle eşzamanlı olarak canlı seslendirdi. Foley bu işi yaklaşık 30 yıl sürdürdü. Bugün Foley sanatçıları farklı ayakkabılarla çakıl, tahta ya da beton döşenmiş tablalarda yürür, mikrofonun önünde kumaş sürter, aksesuarlar kullanır: Örneğin deri bir kesenin içinde sıkılan mısır nişastası, karda yürüyen ayakların sesini verir. Setteki mikrofon çoğunlukla diyalogları kaydeder; bu yüzden bu sesler ayrıca eklenir. Film başka dillere dublajlanırken de bu ayrı efekt kaydına ihtiyaç duyulur.

AzimTeknoloji

M-Pesa, 2007’de Kenya’da başlayan bir mobil para hizmetidir: Sıradan bir cep telefonuyla para gönderilir ve saklanır, nakit ise mahalle dükkânlarından çekilir.

Pesa, Svahilicede “para” demektir. Hizmeti Mart 2007’de mobil operatör Safaricom ile ortağı Vodafone, kısmen İngiltere hükümetinin desteklediği bir deneme aşamasının ardından başlattı. Müşteri nakit parayı, çoğu zaman kontör satan bir bakkal olan temsilciye verir; para telefonunda bakiye olarak görünür. Bu parayı kısa mesajla yüzlerce kilometre ötedeki birine gönderebilir; alıcı da parayı başka bir temsilciden nakit olarak çeker. 2011 sonunda M-Pesa’nın Kenya’da yaklaşık 17 milyon kullanıcısı vardı. Tavneet Suri ile William Jack’in 2016’da Science dergisinde yayımlanan çalışmasına göre bu hizmete erişim, Kenya’daki hanelerin %2’sini, yani yaklaşık 194.000 haneyi yoksulluktan kurtardı; en çok da kadınların geçindirdiği haneler yararlandı.

AzimTeknoloji

Kaldırımın yola indiği yerdeki küçük rampalar, tekerlekli sandalye kullananlar için engellilerin verdiği mücadeleyle yapıldı. Bugün bebek arabası iten, valiz çeken, alışveriş arabası süren herkesin işine yarıyor.

Kaldırım rampalarının ilk örneklerinden biri 1940’larda ABD’nin Michigan eyaletindeki Kalamazoo kentinde yapıldı. Fikir, engelli gazilerin işe gidebilmesini isteyen avukat ve savaş gazisi Jack H. Fischer’dan çıkmıştı. 1970’lerde Kaliforniya’nın Berkeley kentinde, engellilerin kendi yönettiği ve Ed Roberts’ın kurucuları arasında olduğu Bağımsız Yaşam Merkezi, Telegraph ve Shattuck caddeleri boyunca rampa yapılmasını sağladı. Böylece bir Amerikan kentinde tekerlekli sandalyeyle basamağa takılmadan baştan sona gidilebilen ilk yollardan biri açıldı. 1990’da çıkan Engelli Amerikalılar Yasası, yeni yapılan ve yenilenen sokaklarda rampayı ülke genelinde zorunlu kıldı. Politika uzmanı Angela Glover Blackwell 2017’de bu örüntüye “kaldırım rampası etkisi” adını verdi: Bir grup için yapılan düzenleme çoğu zaman neredeyse herkesin işine yarar.

AzimSağlık

1990’da piyasaya çıkan OXO Good Grips mutfak gereçleri, eli ağrıyan ya da güçlükle kavrayan insanlar için kalın, yumuşak saplarla tasarlandı ve herkes için daha kullanışlı çıktı.

Mutfak eşyası sektöründen emekli olmuş girişimci Sam Farber, eşi Betsey’nin elindeki artrit yüzünden sıradan metal bir soyacağı tutmakta zorlandığını fark etti. New York’taki Smart Design stüdyosuyla birlikte çalıştı ve aralarında döner bıçaklı bir soyacağın da bulunduğu ilk 15 OXO Good Grips ürünü, 1990’da San Francisco’daki Gourmet Products Show fuarında tanıtıldı. Saplar yumuşak, kaymayan sentetik kauçuktandı; ıslak ya da güçsüz bir elde dönmesin diye geniş ve oval yapılmıştı. Ürünler artriti olmayanlar arasında da çok sevildi ve “evrensel tasarım”ın en bilinen örneklerinden biri oldu. Evrensel tasarım, gündelik eşyaları özel bir uyarlamaya gerek kalmadan olabildiğince çok insanın kullanabileceği biçimde yapmak demektir.