Denizin altında

Okyanus

Deniz canlıları, akıntılar ve okyanusların henüz az bildiğimiz derinlikleri.

Bu konudaki kartlarSayfa 1Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
DinginlikBilim

Kelp ormanları bitkilerden değil, soğuk kıyı sularında yetişen dev esmer alglerden oluşur. Birçok balığa, omurgasıza, foka ve deniz samuruna barınak olur.

Kelpler büyük esmer alglerdir. Kökleri yoktur; onun yerine kayaya pençe gibi tutunan bir tabanları vardır. Gazla dolu küçük keseler de yapraksı kısımlarını ışığa doğru ayakta tutar. Dev kelp günde 60 santimetreye kadar uzayabilir ve boyu 30 metreyi geçebilir; su yüzeyinde, bir ormanın ağaç tepeleri gibi bir örtü oluşturur. Kelp ormanları Kaliforniya ve Şili’den Güney Afrika’ya, Avustralya’ya ve Norveç’e kadar soğuk kıyılarda yetişir. Kuzey Pasifik’te deniz samurları, kelpleri kemiren deniz kestanelerini yiyerek bu ormanları korur. Samurların kürkleri için avlanıp yok edildiği yerlerde deniz kestaneleri çoğaldı ve ormanları çıplak kayalığa çevirdi.

MerakBilim

Mercanlar, resifleri oluşturan küçük deniz hayvanlarıdır. Bazı geceler koloniler yumurta ve spermlerini hep birlikte, aynı anda denize bırakır.

Bilim insanları bu olaya toplu yumurtlama der. Avustralya’daki Büyük Set Resifi’nde genellikle ekim ile aralık arasında, su ısındıktan sonra dolunaydan birkaç gece sonra yaşanır. Bırakım hava karardıktan sonra başlar ve pek çok tür aynı kısa zaman aralığında ürer. Dalgıçlar, suyun pembe ve turuncu küçük paketlerle dolduğunu, yukarı doğru yağan bir kar gibi göründüğünü anlatır. Hepsinin aynı anda bırakılması, avcıların yiyebileceğinden çok daha fazla yumurta demektir; farklı kolonilerden gelen yumurta ile spermin karşılaşma şansı da böylece artar. Döllenen yumurtalar larvaya dönüşür, günlerce ya da haftalarca sürüklendikten sonra resife tutunup yeni mercanlar oluşturur. Araştırmacılar, ısınan denizlerin bu zamanlamayı bozup bozmadığını inceliyor.

MerakOkyanus

Devasa kalamar, doğal ortamında, derin denizde ilk kez Mart 2025’te canlı olarak görüntülendi: yaklaşık 30 santimetre boyunda, neredeyse saydam bir yavru.

Görüntüyü 9 Mart 2025’te Schmidt Okyanus Enstitüsü’nün uzaktan kumandalı sualtı aracı SuBastian, Güney Atlantik’teki Güney Sandwich Adaları açıklarında, yaklaşık 600 metre derinlikte çekti. Türün bilim dünyasına tanıtılmasının üzerinden tam yüz yıl geçmişti. Devasa kalamar (Mesonychoteuthis hamiltoni), daha çok bilinen dev kalamardan ayrı bir türdür: Boyu daha kısa, ama çok daha ağırdır. Bugüne dek tartılan en büyük örnek 2007’de Ross Denizi’nde yakalandı ve 495 kilogramdı; bu da onu bilinen en ağır omurgasız yapıyor. Yaklaşık 27 santimlik gözleri, ölçülmüş en büyük hayvan gözleridir. 2025’e kadar bu kalamar yalnızca balinaların ve deniz kuşlarının midesinden çıkan kalıntılardan ve balıkçıların ölmek üzereyken yüzeye çektiği yetişkinlerden tanınıyordu.

MerakOkyanus

2025’te Antarktika’dan dev bir buzdağı koptuğunda bilim insanları hemen bölgeye gitti ve yüzyıllardır buzun altında kalmış deniz tabanında canlılarla dolu bir dünya görüntüledi.

A-84 adlı buzdağı Ocak 2025’te Antarktika Yarımadası’ndaki George VI Buz Sahanlığı’ndan koptu. Yaklaşık 510 kilometrekarelik, kabaca Chicago büyüklüğünde bir buz kütlesiydi ve yüzyıllardır yüzen buzla örtülü bir deniz tabanını açığa çıkardı. Kısa süre sonra Schmidt Okyanus Enstitüsü’nün Falkor (too) adlı araştırma gemisi bölgeye ulaştı ve uzaktan kumandalı sualtı robotu SuBastian’ı suya indirdi. Robot iri mercanlar ve süngerler, buz balıkları, dev deniz örümcekleri, ahtapotlar ve hayalet gibi görünen bir denizanası buldu. Bazı hayvanlar o kadar büyüktü ki orada onlarca, belki yüzlerce yıldır büyüyor olmalıydılar. Güneş ışığı almayan bu yerde bu kadar canlı beklemeyen bilim insanları, besinin buzun altına okyanus akıntılarıyla taşındığını düşünüyor.

MerakOkyanus

Yeni Zelanda sularında yaşayan küçük bir köpekbalığı türü olan rig köpekbalığı, elle tutulduğunda keskin tıkırtılar çıkarır. 2025’te kaydedilen bu sesler, bir köpekbalığının kendi ürettiği sesin belgelenen ilk örneği oldu.

Pek çok kemikli balık, köpekbalıklarında bulunmayan ve içi gazla dolu bir kese olan yüzme kesesiyle homurtuya ya da davul sesine benzer sesler çıkarır; bu yüzden köpekbalıklarının uzun süre sessiz olduğu düşünüldü. Deniz biyoloğu Carolin Nieder’in Auckland Üniversitesi’nde yönettiği ekip, havuzlarda tutulan genç rig köpekbalıklarını kaydetti ve hayvanların yavaşça tutulduklarında tıkırdadığını gördü. Sesin özel bir organdan değil, köpekbalığının yassı, üst üste binen dişlerini birbirine vurmasından çıktığı sanılıyor. Tıkırtıların ne işe yaradığı henüz bilinmiyor; yakalanınca verilen bir irkilme tepkisi olabilir. Bulgular Mart 2025’te Royal Society Open Science dergisinde yayımlandı; araştırmacılar şimdi başka köpekbalıklarının da ses çıkarıp çıkarmadığını merak ediyor.

MerakOkyanus

Amerikan ticaret gemisi Mary Celeste, 1872’de Atlas Okyanusu’nda sağlam ama bomboş hâlde sürüklenirken bulundu. Yükü yerindeydi, mutfakta yiyecek vardı, mürettebatın eşyalarına dokunulmamıştı. Gemideki on kişiden bir daha haber alınamadı.

Kanada bandıralı Dei Gratia, gemiye 4 Aralık 1872’de Azor Adaları açıklarında rastladı. Mary Celeste bir ay önce, 1.701 varil sanayi alkolüyle New York’tan Cenova’ya doğru yola çıkmıştı. Tek filikası yoktu ve seyir defterindeki son kayıt on gün önceye aitti; bu da gemidekilerin aceleyle ama düzen içinde ayrıldığını düşündürüyor. Kaptan Benjamin Briggs’in yanında karısı ve iki yaşındaki kızı da vardı. Güvertede, ambardaki suyu ölçmeye yarayan derme çatma bir iskandil çubuğu bulundu. İlk kuramlardan birine göre yanlış bir ölçüm, Briggs’e geminin hızla su aldığını düşündürmüş olabilir. Bir başka olasılık da alkol buharından korkmuş olmaları. Arthur Conan Doyle’un pek çok ayrıntıyı kendisi uydurduğu 1884 tarihli öyküsü, olayın bir efsaneye dönüşmesinde büyük rol oynadı.

MerakGöç

Polinezyalı denizciler pusula, harita ya da hiçbir alet kullanmadan Pasifik’in binlerce kilometrelik açık sularını aştı. Yönlerini doğan ve batan yıldızlardan, güneşten, okyanus dalgalarından ve deniz kuşlarından bulur, hızlarını ve rotalarını akıllarında tutarlardı.

1970’lere gelindiğinde bu eski bilgi neredeyse unutulmuştu ve bazı araştırmacılar Pasifik adalarına insanların rastgele sürüklenen kanolarla ulaştığını ileri sürüyordu. Polinezya Denizcilik Derneği bu görüşü sınamak için Mikronezya’daki küçük Satawal adasından usta denizci Mau Piailug’dan yardım istedi. Satawal’da bu geleneğin yakın bir akrabası hâlâ yaşıyordu. Piailug 1976’da çift gövdeli Hōkūleʻa kanosunu hiçbir alet kullanmadan Hawaii’den Tahiti’ye, yaklaşık 4.000 kilometre götürdü. Yolculuk, uzak adalara bilerek ve yön bularak gidilebileceğini gösterdi. Piailug daha sonra aralarında Nainoa Thompson’ın da bulunduğu Hawaiili denizcileri yetiştirdi; geleneksel yön bulma bugün Pasifik’in pek çok yerinde yeniden yaşıyor.

MerakKültür

Haenyeolar, Güney Kore’nin güneyindeki Jeju Adası’nda tüp kullanmadan dalan kadınlardır. Nefeslerini bir ila üç dakika tutarak 20 metreye kadar iner, deniz kulağı, deniz kestanesi, ahtapot ve yosun toplarlar.

Haenyeo, Korecede “deniz kadınları” demektir. Kızlar bu işi geleneksel olarak köydeki yaşlı dalgıçlardan öğrenir. Kadınlar köylerde dalgıç dernekleri kurar; ne zaman ve neyin toplanacağına bu dernekler karar verir, dalgıçlar da birbirinin güvenliğini gözetir. UNESCO, denizi bu şekilde ortaklaşa koruyan kültürü 2016’da Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne aldı. Sayıları hızla azaldı: 1965’te 23.081 olan haenyeo sayısı 1970’te 14.143’e indi; bugün birkaç bin kişi kaldı. Çoğu 60 yaşın üzerinde; en yaşlıları 80’i geçmiş olmasına rağmen hâlâ dalıyor.

MerakOkyanus

Mercan resifleri okyanus tabanının yüzde 1’inden azını kaplar; buna karşın bilinen deniz türlerinin yaklaşık dörtte biri resiflere bağlı yaşar. Resifler kıyıları fırtına dalgalarından da korur.

Resifleri mercan polipleri kurar: Denizanalarıyla akraba olan ve kireçtaşından iskelet yapan küçük hayvanlar. Resif mercanlarının çoğu, dokularının içinde tek hücreli algler taşır. Algler fotosentez yaparak mercanı besler, karşılığında barınak bulur; mercana rengini de onlar verir. Su uzun süre fazla ısınınca mercanlar algleri dışarı atar ve bembeyaz kalır; buna mercan beyazlaması denir. Sıcaklık sürerse mercanlar açlıktan ölür. 2014–2017 arasındaki küresel beyazlama, dünya resiflerinin yaklaşık üçte ikisini etkiledi. Kayıtlardaki en şiddetli olay olan ve 2023–2025 arasında yaşanan dördüncü küresel beyazlama ise resif alanının yaklaşık yüzde 84’üne ulaştı.

DinginlikOkyanus

Mangrovlar, tuz bataklıkları ve deniz çayırları havadaki karbondioksiti alır ve kıyıdaki suya doymuş çamura, çoğu zaman yüzyıllarca kalacak biçimde gömer. Bilim insanları bu şekilde depolanan karbona “mavi karbon” der.

Terim, 2009’da yayımlanan bir Birleşmiş Milletler raporuyla yaygınlaştı. Kıyı çamurunda oksijen o kadar azdır ki ölü kökler ve yapraklar çok yavaş çürür; böylece karbon havaya dönmez, toprakta birikmeye devam eder. Bu ortamlar deniz tabanının küçük bir bölümünü kaplar, ama okyanus tortullarına gömülen karbonun yaklaşık yarısının buralarda biriktiği düşünülüyor. Mangrovlar ayrıca dalgaları kırar, tortuyu tutar, köklerinin arasında yavru balıklara ve yengeçlere sığınak olur. Bu sulak alanlar karides çiftlikleri ya da yapılaşma için kurutulur veya temizlenirse, içlerinde saklanan karbon yeniden atmosfere karışabilir.

MerakOkyanus

Hidrotermal bacalar, okyanusun derinlerinde deniz tabanından fışkıran sıcak su kaynaklarıdır ve zifiri karanlıkta kalabalık hayvan topluluklarını besler. Buradaki besin zinciri güneş ışığıyla değil, bacadan çıkan sudaki kimyasallardan besin üreten mikroplarla başlar; buna kemosentez denir.

Şubat 1977’de jeolog Jack Corliss ve ekibi, Alvin denizaltısıyla Pasifik tabanındaki bir yarık olan Galápagos Rifti’ne, yaklaşık 2.500 metre derinliğe indi. Çıplak kaya bekliyorlardı; bunun yerine çevresi deniz tarakları, midyeler, yengeçler ve boru kurtlarıyla dolu ılık bacalar buldular. Baca suyu, çoğu canlı için zehirli bir gaz olan hidrojen sülfürce zengindir; ama bazı bakteriler, bitkilerin güneş ışığını kullanması gibi, bu gazdan enerji alıp şeker üretebilir. Ağzı ve bağırsağı olmayan dev boru kurtları bu bakterileri vücutlarının içinde barındırır ve onların ürettiğiyle yaşar. Bu keşif, yaşamın Dünya’da ve belki başka gezegenlerde nerelerde var olabileceğine dair düşünceleri değiştirdi.

MerakGöç

Avrupa yılan balıkları Avrupa ve Kuzey Afrika’nın nehirlerinde yaşar, ama hayata yaklaşık 5.000 kilometre ötede, Atlas Okyanusu’nun batısındaki Sargasso Denizi’nde başlar. Yetişkinler üremek için oraya geri yüzer; yine de onları yumurtlarken gören olmamıştır.

Yılan balıklarının nasıl ürediği 2.000 yılı aşkın bir süre çözülemedi; Aristoteles onların çamurdan doğduğunu düşünüyordu. 1900’lerin başında Danimarkalı biyolog Johannes Schmidt yaklaşık yirmi yıl boyunca Atlas Okyanusu’nda yılan balığı larvası topladı. Batıya gittikçe larvalar küçülüyordu; en küçükleri yalnızca Sargasso Denizi’nde çıktı. Larvalar Golf Akıntısı’yla Avrupa’ya sürüklenir ve kıyıya yaklaşınca “cam yılan balığı” denen saydam yavrulara dönüşür. 2022’de araştırmacılar, Azor Adaları’nda uydu vericisi takılıp salınan yılan balıklarını izleyerek yetişkinlerin Sargasso Denizi’ne ulaştığını ilk kez doğrudan gösterdi. Ama henüz ne yumurta ne de yumurtlayan bir yetişkin bulundu. Tür bugün kritik tehlike altındadır.

MerakEvrim

Yaklaşık 538 milyon yıl önce başlayan Kambriyen patlamasında, bugün yaşayan başlıca hayvan gruplarının çoğu 20 milyon yıl kadar içinde denizlerde ortaya çıktı. İlk eklembacaklılar, yumuşakçalar ve omurgalıların erken akrabaları da bunlar arasındaydı.

Adı ani bir olayı çağrıştırsa da Kambriyen patlaması milyonlarca yıla yayıldı ve kendinden önceki Ediacara Dönemi’nin daha basit canlıları üzerine kuruldu. Asıl değişen çeşitlilikti. Gözler, bacaklar, kabuklar ve sert iskeletler bu dönemde ortaya çıkar; deniz tabanına kazılmış oyuklar ve avcıların av peşine düştüğünü gösteren ilk açık izler de öyle. İki olağanüstü fosil yatağı yumuşak dokuları bile korumuştur: Çin’deki yaklaşık 518 milyon yıllık Chengjiang ve Kanada’daki yaklaşık 508 milyon yıllık Burgess Şeyli. Deniz tabanında yaşayan zırhlı eklembacaklılar olan trilobitler dönemin başlarında ortaya çıktı ve 270 milyon yıl kadar varlığını sürdürdü. Bu ani çeşitlenme için öne sürülen başlıca açıklamalar, okyanuslarda artan oksijen, beden kurmaya yarayan yeni genetik araçlar ve avcılarla avları arasındaki silahlanma yarışıdır.

MerakTicaret

Hint Okyanusu’ndaki deniz ticareti, iki bin yılı aşkın bir süre mevsimle yön değiştiren muson rüzgârlarına göre yapıldı. Yolculuklarını bu rüzgârlara göre ayarlayan tüccarlar Doğu Afrika’yı, Arabistan’ı, Hindistan’ı, Güneydoğu Asya’yı ve Çin’i işlek limanlardan oluşan bir zincirle birbirine bağladı.

Hint Okyanusu’nun kuzeyinde muson yazın güneybatıdan, kışın kuzeydoğudan eser; bu yüzden bir gemi bir mevsimin rüzgârıyla açılıp ötekinin rüzgârıyla dönebilirdi. MS 1. yüzyıldan kalma Yunanca bir denizcilik rehberi olan Eritre Denizi Periplus’u, Mısır, Arabistan, Doğu Afrika ve Hindistan arasındaki bu ticareti daha o zaman anlatır. Arap ve İranlı denizcilerin dau denen ahşap yelkenlileri, Hint ve Malay gemileri, daha sonra da Çin filoları aynı düzeni kullandı; Amiral Zheng He’nin seferleri 1400’lerin başında Doğu Afrika’ya kadar ulaştı. Kilva, Kalikut ve Malakka gibi limanlar baharat, pamuklu kumaş, porselen ve altın ticaretiyle zenginleşti. İslam, Svahili kültürü ve pek çok sözcük de aynı yollardan yayıldı.

MerakTicaret

1565’ten 1815’e kadar Manila kalyonları denen İspanyol gemileri, Filipinler’deki Manila ile Meksika’daki Acapulco arasında Pasifik’i geçti. Doğuya Asya ipeği, porseleni ve baharatı taşıyan kalyonlar, Amerikan gümüşüyle geri döndü.

Genellikle her yönde yılda yalnızca bir ya da iki kalyon sefer yapardı. Acapulco’dan batıya yolculuk alize rüzgârlarıyla üç ay kadar sürerdi. Dönüşte ise gemiler batı rüzgârlarını yakalamak için çok kuzeyden dolaşmak zorundaydı ve yolculuk dört ila altı ay sürebilirdi; iskorbüt ve fırtınalar pek çok denizcinin canına mal oldu. Bugünkü Bolivya’daki Potosí ile Meksika’daki Zacatecas madenlerinden çıkan gümüşün büyük bölümü, ekonomisi giderek gümüşe dayanan Çin’e gitti. Meksika’ya ulaşan Çin porseleni, Puebla kentinin mavi-beyaz Talavera seramiklerini etkiledi; Manila da Çinli, İspanyol, Filipinli ve Japon tüccarların buluştuğu bir kente dönüştü. Rotanın 250 yıllık tarihinde onlarca kalyon battı.

MerakTicaret

Kauri denen küçük deniz salyangozlarının parlak kabukları, dayanıklı, sayması ve taşıması kolay, taklidi zor oldukları için Afrika, Asya ve Pasifik’in bazı bölgelerinde yüzyıllarca para olarak kullanıldı.

Kauriler Çin’de 3.000 yılı aşkın bir süre önce, Şang Hanedanı döneminde kullanılıyordu; Çincede “kabuk” anlamına gelen işaret bugün hâlâ “mal” ve “satın almak” gibi parayla ilgili birçok karakterin içinde yer alır. Asya’da ve Afrika’da kullanılan kaurilerin çoğu Maldiv Adaları’ndan geliyordu. Gezgin İbn Battuta, 1350’lerde Mali İmparatorluğu’nda bu kabukların para olarak kullanıldığını gördü. 16. yüzyıldan itibaren Avrupa gemileri kaurileri, çoğu zaman safra olarak, tonlarca Batı Afrika’ya taşıdı. Orada gündelik alışverişte ve vergilerde kullanıldılar; Atlantik köle ticaretinde köleleştirilen insanların bedeli de bu kabuklarla ödendi. İthalat arttıkça değerleri düştü ve 1900 dolaylarında yerlerini sömürge paraları aldı.

MerakOkyanus

Balinalar derinlerde beslenir, besin açısından zengin dışkılarını ise yüzeye yakın sularda bırakır. Bu dışkı, okyanus besin zincirinin temelindeki fitoplanktonu, yani suda sürüklenen minik algleri gübreler. Bilim insanları buna balina pompası der.

Terim, deniz bilimciler Joe Roman ile James McCarthy’nin, ABD’nin kuzeydoğu açıklarındaki Maine Körfezi’nde balinaları ve fokları incelediği 2010 tarihli çalışmadan gelir. Pek çok balina beslenmek için dalar, sonra dinlenmek ve nefes almak için yüzeye çıkar; burada azotça zengin, dağınık ve suyun üstünde kalan dışkı bulutları bırakır. Araştırmacılar, deniz memelilerinin körfezin güneş alan yüzey katmanına her yıl yaklaşık 23.000 ton azot geri taşıdığını hesapladı; bu miktar, körfeze dökülen bütün nehirlerin getirdiğinden fazladır. Sanayi ölçeğinde balina avcılığı başlamadan önce bu akışın çok daha büyük olduğu tahmin ediliyor. Başka çalışmalar, Güney Okyanusu’nda demir için benzer bir etki buldu. Fitoplankton karbondioksit de emdiği için balina nüfusunun toparlanması, hem okyanusun verimliliğine hem de karbon tutulmasına katkı sağlayabilir.

MerakGöç

Avustronezya dil ailesinden dilleri konuşan denizciler, 4.000 yılı aşkın bir süre önce Tayvan’dan yola çıkarak Güneydoğu Asya adalarına ve Pasifik’in büyük bölümüne yerleşti. Hawaii, Yeni Zelanda ve Paskalya Adası’na kadar ilerlediler, batıda da Madagaskar’a ulaştılar.

Dilbilimcilerin, arkeologların ve genetikçilerin çoğu, bu yayılmanın Tayvan’da başladığı ve MÖ 2000 dolaylarında Filipinler’e ulaştığı görüşünde; ancak yeni gelenler adalarda zaten yaşayan halklarla yoğun biçimde karıştı. Bir yanlarındaki yüzdürücüyle dengelenen kanolarla yol alan bu denizciler yanlarında taro, yam, domuz, köpek ve tavuk taşıdı. Yaklaşık 3.300 yıl öncesinden itibaren Lapita adı verilen, damga desenli kendine özgü bir çömlek türü, batı Pasifik’e yayılışlarının izini sürmeyi sağlar. Yıldızlardan, okyanus dalgalarından ve kuşlardan yön bulan Polinezyalı denizciler daha sonra Hawaii’ye, Paskalya Adası’na ve en son, MS 1250–1300 dolaylarında Yeni Zelanda’ya ulaştı. Yaklaşık 1.500 yıl önce ise başka bir grup Hint Okyanusu’nu aşıp Madagaskar’a vardı; Malgaşçanın en yakın akrabasının Borneo’da konuşulan bir dil olmasının nedeni budur.

MerakGöç

Sardalya göçü her yıl kabaca mayıs ile temmuz arasında Güney Afrika’nın doğu kıyısında yaşanır: dev sardalya sürüleri, kıyı boyunca uzanan serin bir su şeridini izleyerek kuzeye ilerler. Yunuslar, sümsük kuşları, köpek balıkları, foklar ve balinalar bu sürülerle beslenmek için toplanır.

Sardalyalar normalde Güney Afrika’nın güney ve batı kıyılarındaki serin sularda yaşar. Bazı kışlar Doğu Kap ile KwaZulu-Natal kıyısında, sahil ile ılık Agulhas Akıntısı arasında dar bir soğuk su şeridi oluşur ve balıklar bu şerit boyunca kuzeye ilerler. Kilometrelerce uzayabilen sürüler havadan gözcü uçaklarıyla izlenir. Yunuslar sardalyaları yüzeye yakın sıkı yumaklar hâlinde toplar, sümsük kuşları yüksekten suya dalar; köpek balıkları, Kap kürklü fokları ve Bryde balinaları da açıkta kalan balıklarla beslenir. Göçü her yıl neyin başlattığı hâlâ tam bilinmiyor: bazı yıllar zayıf geçiyor ya da neredeyse hiç yaşanmıyor, bunun nedeni de henüz tam açıklanamadı.

AzimTicaret

Mısır’daki Süveyş Kanalı 1869’da açıldı ve Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağladı; böylece Avrupa ile Asya arasında sefer yapan gemiler Afrika’nın çevresini dolaşmak zorunda kalmadı. Kısmen zorla çalıştırılan işçilerce kazılan ve sonra imparatorlukların üzerinde çekiştiği kanal, bugün de dünya ticaretinin önemli bir bölümünü taşıyor.

Kanalı kazan şirketin başında Fransız diplomat Ferdinand de Lesseps vardı. İlk yıllarda on binlerce Mısırlı köylü, angarya denen ücretsiz ve zorunlu çalışma düzeniyle kanalda çalıştırıldı; bu uygulamaya 1864’te son verildi. Borç batağına düşen Mısır, 1875’te kanaldaki yüzde 44’lük hissesini Britanya’ya satmak zorunda kaldı; İngiliz askerleri kanal bölgesinde 1956’ya kadar kaldı. Aynı yıl Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır kanalı millîleştirdi; Britanya, Fransa ve İsrail de Mısır’a saldırdı. Başta ABD olmak üzere uluslararası baskı onları geri çekilmeye zorladı; bu kriz, Avrupa’nın Orta Doğu’daki sömürge çağının sona ermesinde bir dönüm noktası oldu. Mart 2021’de Ever Given adlı konteyner gemisi karaya oturdu ve kanalı altı gün boyunca kapattı.

MerakDoğa

Büyük fırkateyn kuşları okyanus üzerinde süzülürken uyuyabilir; bazen beynin yalnızca bir yarısıyla, bazen iki yarısıyla birden. Ama havadayken günde yalnızca 40 dakika kadar uyurlar; karada ise günde 12 saatten fazla uyurlar.

Bu bulgu, Almanya’daki Max Planck Ornitoloji Enstitüsü’nden Niels Rattenborg’un yönettiği 2016 tarihli bir araştırmadan geliyor. Ekip, Galápagos Adaları’nda kuluçkaya yatan büyük fırkateyn kuşlarına, on güne kadar süren uçuşlar boyunca beyin etkinliğini kaydeden küçük cihazlar taktı. Uykunun çoğu yaklaşık on ikişer saniyelik kısa parçalar hâlinde, genellikle kuşlar yükselen sıcak hava akımlarında daire çizerek tırmanırken geldi. Beynin yalnızca bir yarısı uyurken uyanık yarıya bağlı göz çoğunlukla uçuş yönüne bakıyordu. Fırkateyn kuşları açık denizde avlanır, ama tüyleri kolayca ıslandığı için suya konup dinlenemez. Bu kadar az uykuyla nasıl idare ettikleri hâlâ bilinmiyor.

MerakOkyanus

Bazı deniz sümüklüböcekleri, yedikleri alglerin kloroplastlarını, yani güneş ışığını besine çeviren minik yeşil yapıları, kendi vücutlarında çalışır hâlde tutar. Bu çalıntı kloroplastlar günlerce, bazı türlerde aylarca fotosentez yapmayı sürdürebilir.

Bu sümüklüböcekler Sacoglossa adı verilen bir gruba girer. Yaptıklarına ise Yunanca “hırsız” ve “biçimlenmiş” sözcüklerinden gelen kleptoplasti adı verilir. Alg hücrelerini delip içini emerler, kloroplastları da bağırsaklarını döşeyen hücrelerde saklarlar. En bilinen örnek, Kuzey Amerika’nın Atlantik kıyılarında yaşayan zümrüt yeşili Elysia chlorotica’dır: Vaucheria litorea adlı algden aldığı kloroplastları aylarca çalıştırabilir. Bilim insanları bir zamanlar bu sümüklüböceğin, kloroplastları ayakta tutmak için alg genlerini kendi DNA’sına aldığını düşünüyordu; ancak sonraki genetik çalışmalar bunu doğrulamadı. Kloroplastların bu kadar uzun süre nasıl dayandığı hâlâ tartışılıyor. Sümüklüböceği ne kadar beslediği de öyle: bazı deneylerde karanlıkta tutulan aç sümüklüböcekler, ışıkta tutulanlar kadar uzun yaşadı.

MerakOkyanus

Her gece sayısız deniz canlısı beslenmek için derinlerden yüzeye doğru yükselir, şafaktan önce yeniden derine iner. Günlük dikey göç denen bu yolculuk, karbonu okyanusun derinliklerine taşır.

Bu göç tesadüfen fark edildi. 1942’de C. F. Eyring, R. J. Christensen ve R. W. Raitt, USS Jasper gemisinde sonarla çalışırken gündüz 300-500 metre derinlikte görünen, geceleri ise daha yukarıda duran sahte bir deniz tabanıyla karşılaştı. Yankı milyonlarca canlıdan geliyordu; bunların başında, okyanusun loş orta derinliklerinde yaşayan ve gazla dolu yüzme keseleri sesi yansıtan küçük balıklar vardı. Bu tabakaya bugün derin saçılma tabakası deniyor. Hayvanlar karanlığın örtüsü altında plankton yemek için yükselir, şafakta görerek avlanan yırtıcılardan saklanmak için derine iner. Kütle bakımından sık sık yeryüzünün en büyük göçü olarak anılır. Derinde soluk alıp verdikçe, dışkı bıraktıkça ve başka canlılara yem oldukça karbonu da aşağı taşırlar.