İnançlar ve gelenekler

Din ve İnanç

Farklı inançların tarihi, gelenekleri ve kültürdeki yeri hakkında bilgiler. Merak ettiğiniz kartı seçip okuyabilirsiniz.

Bu konudaki kartlarSayfa 1Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
AzimDin ve İnanç

Bizi kendimizden başka kimse kurtaramaz.

Bu söz, Paul Carus’un The Dharma adlı kitabının genişletilmiş 1907 baskısındaki “Ourselves” (Kendimiz) adlı kısa, uyaklı şiirin beşinci dizesidir. Alman asıllı Amerikalı yazar Carus (1852–1919), Budizmi Batılı okurlara tanıtanlardan biriydi. Söz, Dhammapada’daki tek bir dizenin çevirisi değil, serbest bir uyarlamadır. Carus, Buda’nın sözlerini toplayan Dhammapada’dan yola çıkmıştır: 165. dize arınmanın da kirlenmenin de insanın kendisine bağlı olduğunu, kimsenin bir başkasını arındıramayacağını söyler; 276. dize ise çabayı insanın kendisinin göstermesi gerektiğini, Budaların yalnızca yol gösterdiğini anlatır.

DinginlikEdebiyat

Her dinde aşk vardır ama aşkın dini yoktur.

Bu cümle Mevlânâ’nın eserlerinde bulunamamıştır, ama Mesnevi’deki ünlü “Musa ile Çoban” hikâyesini akla getirir. Mesnevi, Mevlânâ’nın Konya’da yazdırdığı uzun Farsça şiirdir. Hikâyede Musa, bir çobanın Allah’a kendi sade diliyle yakardığını duyar: Çoban, Allah’ın çarığını dikmek, saçını taramak, ona süt getirmek ister. Musa çobanı azarlar; Allah ise Musa’ya sitem eder: Sen kullarımı bana yaklaştırmaya mı geldin, benden uzaklaştırmaya mı? Allah’ın sözleri arasında şu dize de geçer: “Aşk dini bütün dinlerden ayrıdır.” Mevlânâ 1273’te öldüğünde, Konya’da onu uğurlayanların arasında Hristiyanlar ve Yahudiler de vardı.

DinginlikDin ve İnanç

Bilgeler cenneti, cehennemi tartışıp duruyor. Elindeki kadehin sorusu ise daha basit: Bu anın farkında mısın?

Bu dizeler, İranlı şair Ömer Hayyam’a (1048-1131) mal edilen dört dizelik şiirlerin, yani rubailerin havasında yazılmış çağdaş bir şiirdir; çeviri değildir. Bilginlerin tartışmasıyla eldeki kadeh arasındaki karşıtlık, Edward FitzGerald’ın İngilizce çevirisinde sık sık karşımıza çıkar. Bir dörtlükte genç şair, bilginlerin ve ermişlerin tartışmalarını hevesle dinler, ama her seferinde girdiği kapıdan girdiği gibi çıkar. Bir başkasında ruhunu öbür dünyadan haber getirsin diye gönderir; ruhu dönüp cennetin de cehennemin de kendisi olduğunu söyler.

MerakDin ve İnanç

Ölü Deniz Yazmaları, 1947’den itibaren Kumran yakınlarındaki mağaralarda bulunan ve yaklaşık MÖ 3. yüzyıl ile MS 1. yüzyıl arasında kopyalanmış Yahudi el yazmalarıdır. Aralarında MÖ 125 dolaylarından kalma Büyük Yeşaya Tomarı da var: Yeşaya Kitabı’nın 66 bölümünün tamamı, yedi metreyi aşan tek bir tomarda yer alır.

İlk yedi tomarı 1946–47’de Bedevi çobanlar, Ölü Deniz’in kuzeybatı kıyısına 1,5 km kadar uzaklıktaki bir mağarada buldu. 1956’ya kadar Kumran çevresindeki on bir mağaradan 981 ayrı el yazmasına ait parçalar çıkarıldı. Bunların çoğu İbranice, bir kısmı Aramice ve Yunancadır. Pek çok araştırmacı yazmaları dönemin sıkı kurallarla yaşayan Yahudi topluluğu Essenilerle ilişkilendirir; kimileri ise Kudüslü rahiplerden ya da başka topluluklardan geldiklerini düşünür. Yazmaların çoğu yalnızca parşömen ve papirüs parçaları olarak günümüze ulaştı. Ester dışında İbranice Kutsal Kitap’ın (Tanah) bütün kitaplarından tam nüshalar ya da parçalar bulundu. Birbirine dikilmiş 17 parşömen yaprağından oluşan Yeşaya tomarı, Kumran’dan neredeyse eksiksiz çıkan tek tomardır. Keşiften önce bilinen en eski İbranice Kutsal Kitap el yazmalarından da yaklaşık bin yıl daha eskidir. Bugün Kudüs’teki İsrail Müzesi’nin Kitabın Mabedi bölümünde korunuyor.

DinginlikDin ve İnanç

Ne düşünürsen o olursun.

Bu söz birebir alıntı değil; Dhammapada’nın açılış dizelerini günümüz diliyle özetler. Dhammapada, geleneğe göre Buda’nın kendi sözlerini bir araya getiren 423 kısa dizelik bir derlemedir; daha çok Sri Lanka’da ve Güneydoğu Asya’da yaygın olan Theravada Budist okulunun kutsal metinleri arasında yer alır. Bazı araştırmacılar özünü MÖ 3. yüzyıla dayandırır. İlk iki dizeye göre yaşadığımız her şeyin başında zihin vardır: Kirli bir zihinle konuşanı ya da davrananı acı izler, tıpkı tekerleğin arabayı çeken öküzün ayağını izlemesi gibi. Temiz bir zihinle davrananı ise mutluluk, hiç ayrılmayan gölgesi gibi izler.

DinginlikDin ve İnanç

Kibrin sonu düşüştür.

Söz, Kitab-ı Mukaddes’te Süleyman’ın Özdeyişleri 16:18’den gelir ve İngilizcede atasözü gibi kullanılır. Ayetin tamamı, yıkımdan önce gururun, düşüşten önce de kibirli bir ruhun geldiğini söyler. Özdeyişler, İbrani Kutsal Kitabı’nda, yani Hristiyanların Eski Ahit dediği bölümde yer alan bir bilgelik sözleri derlemesidir. Gelenek sözlerin birçoğunu Kral Süleyman’a bağlar; araştırmacılar ise kitabın yüzyıllar içinde bir araya gelmiş birkaç derlemeden oluştuğunu düşünür. Ayetin ikinci yarısı, birincisini başka sözcüklerle yineler. Eski Yunanlılarda da aynı düşünce vardı: Hybris, insanın haddini aşan kibriydi; Nemesis ise bu kibri cezalandıran tanrıçaydı.

DinginlikDin ve İnanç

Güneşin altında yeni hiçbir şey yoktur.

Söz, Kitab-ı Mukaddes’teki Vaiz kitabının ilk bölümünden gelir. Kitapta konuşan kişi kendini Kohelet, yani “vaiz” diye tanıtır; Davut’un oğlu ve Kudüs’te kral olduğunu söyler. Gelenek onu Süleyman’la özdeşleştirmiştir, ama İbranice metindeki Farsça kökenli sözcükler kitabın MÖ 450 ile MÖ 180 arasında yazıldığına işaret eder. Kitap, her şeyin “hevel”, yani bir nefes gibi boş ve gelip geçici olduğunu söyleyerek açılır: Güneş doğar, batar; ırmaklar denize akar ama deniz dolmaz; olmuş olan yine olacaktır. Hemingway, Güneş de Doğar romanının adını bu bölümden aldı.

DinginlikDin ve İnanç

Hakikat sizi özgür kılacak.

Yuhanna İncili MS 1. yüzyılın sonlarına doğru yazıldı. Sekizinci bölümde İsa, Kudüs’teki Tapınak’ta öğretisini anlatırken kendisine yeni inananlara şunu söyler: Öğretisine bağlı kalırlarsa hakikati bilecekler, hakikat de onları özgür kılacaktır. Sözünü ettiği özgürlük, günahtan kurtuluştur. Ayet İngilizce ya da Latince (“Veritas vos liberabit”) biçimiyle, aralarında Caltech ve Johns Hopkins’in de bulunduğu pek çok üniversitenin şiarıdır. ABD’nin dış istihbarat örgütü CIA’nın ilk genel merkez binasında da taşa kazınmıştır.

MerakFelsefe

Friedrich Nietzsche 1882’de Şen Bilim’de “Tanrı öldü” diye yazarken bir kutlama yapmıyordu. Tanrı inancının artık Avrupa kültürünü bir arada tutmadığını, bu inanca dayanan ahlakın da dayanağını yitireceğini söylüyordu.

Alman filozof Nietzsche (1844–1900) bir Protestan papazın oğluydu. Ünlü sözü, güpegündüz elinde fenerle pazar yerine koşup Tanrı’yı arayan bir delinin ağzından söyletir. Çevrede duran inançsızlar ona güler; deli de onlara Tanrı’yı “bizim öldürdüğümüzü” söyler. Nietzsche’ye göre modern bilim ve düşünce, eski inancı ayakta tutmayı zorlaştırmıştı. Asıl kaygısı nihilizmdi, yani eski dayanak çöktüğünde hiçbir şeyin değeri kalmadığı duygusu. Böyle Buyurdu Zerdüşt’te (1883–1885) geliştirdiği yanıta göre insanlar değerlerini kendileri yaratmak zorunda kalacaktı; bu ideale Übermensch, yani “üstinsan” adını verdi. Söz, modern felsefenin en çok alıntılanan cümlelerinden biri oldu; Heidegger’den 1960’ların ilahiyatçılarına kadar pek çok düşünür anlamını tartıştı.

MerakFelsefe

“Pascal’ın bahsi”ne göre Tanrı’ya inanmak akıllıca bir bahistir: Tanrı varsa inanan sonsuz bir kazanç elde eder, yoksa pek bir şey kaybetmez. Bu akıl yürütmeyi 17. yüzyılda Fransız düşünür Blaise Pascal ortaya koydu.

Blaise Pascal (1623–1662), Pierre de Fermat ile birlikte olasılık kuramının temellerini atan bir matematikçi ve fizikçiydi; ilk mekanik hesap makinelerinden birini de o yaptı. Hayatının son yıllarında kendini dine verdi ve Hristiyanlığı savunacak bir kitap için notlar almaya başladı. Kitabı bitiremeden öldü; notları 1670’te Düşünceler (Pensées) adıyla yayımlandı. Türkçede “Pascal’ın kumarı” diye de bilinen bahis, Tanrı’nın var olduğunu kanıtlamaya çalışmaz. Bir karar verme yöntemidir: Akıl bir soruyu çözemiyorsa, her seçeneğin olası kazancı ve kaybı tartılır. Bu yüzden karar kuramının ilk örneği sayılır. Eleştirmenler, pek çok dinin benzer vaatlerde bulunduğunu, bu yüzden bahsin hangi tanrıya oynanacağını söylemediğini ve insanın inanmaya öylece karar veremeyeceğini öne sürdü. Pascal’ın yanıtı, inanç gelene dek inananlar gibi yaşamaktı.

MerakDin ve İnanç

Süleyman’ın Özdeyişleri 29:18, İngilizcenin ünlü King James çevirisinde “Görüm olmayan yerde halk yok olur” diye geçer. Buradaki “görüm” bir kurumun vizyonu değil, peygambere gelen vahiydir.

Modern çeviriler “görüm” yerine genellikle “vahiy” ya da “peygamberlik görümü”, “yok olur” yerine de “başıboş kalır” der. İbranice sözcük chazon’dur; Kutsal Kitap’ta peygamberlere gelen görümler için kullanılır, örneğin Yeşaya Kitabı’nın ilk ayetinde. Ayetin ikinci yarısı Tanrı’nın yasasına uyanın mutlu olduğunu söyler; yani konusu Tanrı’nın sözü ve ona bağlılıktır. Süleyman’ın Özdeyişleri, geleneksel olarak Kral Süleyman’a bağlanan bilgelik sözlerinden oluşan bir kitaptır. Şirketlerin vizyon sloganı olarak kullanıldığında ayet bu asıl anlamını yitirir.

MerakTarih

Ragnarök, İskandinav mitolojisinde tanrıların son savaşıdır: Eski dünya yıkılır, ardından yepyeni bir dünya doğar.

Hikâye büyük ölçüde 13. yüzyıldan kalma iki İzlanda kitabı sayesinde bilinir. Manzum Edda, yazarı bilinmeyen daha eski şiirleri bir araya getirir; bunların başında “Kâhin Kadının Kehaneti” anlamına gelen Völuspá gelir. Nesir Edda ise şair ve İzlandalı reis Snorri Sturluson’un 1220 dolayında yazdığı bir mitoloji kılavuzudur. Son savaşta kurt Fenrir Odin’i yutar; Thor dünya yılanı Jörmungandr’ı öldürür, ama onun zehriyle kendisi de ölür; Loki ile tanrıların bekçisi Heimdall de birbirini öldürür. Yine de hikâye burada bitmez: Odin’in oğlu Vídar babasının öcünü alır, denizden yemyeşil bir dünya yükselir ve bir koruda saklanarak kurtulan iki insan, Líf ile Lífthrasir, insan soyunu yeniden başlatır.

DinginlikDin ve İnanç

Üç şey uzun süre gizlenemez: güneş, ay ve gerçek.

Bu ifade hiçbir Budist kutsal metninde geçmez. Pali Kanonu’ndaki Anguttara Nikaya’da (3.131) yer alan kısa bir öğretinin yeniden yazılmış hâlidir. O metin, gizlilik içinde yürütülen şeylerle açıkça parlayan üç şeyi karşılaştırır: ay, güneş ve Tathagata’nın öğretisi. Tathagata, Buda’nın kendisi için kullandığı bir unvandır. Hintli Budist yazar P. Lakshmi Narasu 1907’de bunları dünyanın önünde parlayan ve gizlenemeyen üç şey diye aktardı. Sonraki sürümler, açıklık üzerine bir sözü gerçeğin er geç ortaya çıkacağı vaadine çevirdi; Türkçedeki “Güneş balçıkla sıvanmaz” atasözü de bu anlama yakındır.

DinginlikSanat

Tibetli Budist keşişler, bir tanrının sarayını gösteren, daire biçiminde ince işlenmiş kum resimlerini, yani mandalaları, günler hatta haftalar boyunca tane tane yapar. Sonra bu resimleri törenle süpürüp kumu akan suya bırakırlar.

Renkli kum, çak-pur denen, üzeri tırtıklı ince metal hunilerden dökülür: Tırtıkların üzerinde bir çubuk gezdirildikçe kum birkaç tane birkaç tane akar. Her mandala, üç boyutlu kutsal bir sarayın düz bir planıdır; yalnızca Kalaçakra mandalasında 722 tanrı figürü bulunur. Resim tamamlanınca keşişler bir dağıtma töreni yapar. Deseni süpürüp bir yığın hâline getirir, kumu ipeğe sarılı bir kavanoza doldurur ve bir nehre ya da başka bir akarsuya götürürler; böylece taşıdığı bereketin dünyaya yayılacağına inanılır. Bütün bu tören, Budizmin hiçbir maddi şeyin kalıcı olmadığı öğretisini, yani geçiciliği yaşatır.

MerakTarih

Papa VI. Stephanus 897’de, kendinden önceki papalardan Formosus’un cesedini mezardan çıkarttı, papalık giysileri giydirtip bir tahta oturttu ve yargılattı. “Kadavra Sinodu” diye anılan bu kilise mahkemesinde ceset adına bir diyakoz cevap verdi; ceset suçlu bulundu.

Formosus 891-896 yılları arasında papalık yapmış ve yaklaşık dokuz ay önce ölmüştü. Yargılama siyasiydi: Roma’nın soylu aileleri papalık için birbiriyle yarışıyordu. Formosus, güçlü Spoleto ailesinin rakibi olan bir Alman hükümdarı imparator olarak taçlandırmıştı; Stephanus ise papalığını bu aileye borçluydu. Karara göre Formosus hiçbir zaman meşru bir papa olmamıştı; aldığı kararlar, atadığı rahipler de dahil, geçersiz sayıldı ve sağ elinin kutsamada kullanılan üç parmağı kesildi. Ceset sonradan Tiber Nehri’ne atıldı. Halkın öfkesi büyüdü ve birkaç ay içinde Stephanus tahttan indirilip hapsedildi ve boğularak öldürüldü. Sonraki papalar bu yargılamayı geçersiz ilan etti ve ölülerin yargılanmasını yasakladı.

DinginlikDin ve İnanç

Hac, bedenen ve maddi olarak gücü yeten her yetişkin Müslümanın ömründe bir kez Mekke’ye yapması gereken ibadettir. Hacılar birkaç gün boyunca ihrama girer (erkekler dikişsiz iki beyaz örtüye bürünür), Kâbe’nin çevresinde yedi kez dolaşır, Safa ile Merve arasında gidip gelir ve Arafat’ta dua ederek vakfeye durur.

Hac, Hicrî takvimin son ayı olan Zilhicce’de yapılır. Bu takvim ay yılına dayandığı için haccın tarihi her yıl yaklaşık 11 gün öne kayar. Haccın en önemli bölümü, ayın dokuzuncu günü öğleden gün batımına kadar Arafat’ta yapılan vakfedir. Hacılar ardından geceyi Müzdelife’de geçirir; Mina’da da Hz. İbrahim’in şeytanın kışkırtmasına boyun eğmeyişini anmak için üç taş sütuna küçük taşlar atarlar. Buna şeytan taşlama denir. Onuncu gün, bütün dünyadaki Müslümanların kutladığı Kurban Bayramı’nın ilk günüdür. Hac, İslam’ın beş şartından biridir. Son yıllarda her yıl yaklaşık 1,7–1,8 milyon kişi hacca katıldı.

MerakMimarlık

İstanbul’da 537’de Konstantinopolis’in katedrali olarak tamamlanan Ayasofya, mimarlık tarihinin en etkili iç mekânlarından birine sahiptir. Büyük kubbesi, yuvarlak bir kubbenin kare bir plana oturmasını sağlayan pandantiflere, yani kavisli üçgen duvar parçalarına dayanır; kubbenin eteğindeki 40 pencere içeriyi ışıkla doldurur.

İmparator I. Justinianus, 532’deki ayaklanmada eski kilise yanınca yenisini yaptırdı. Tasarımı, matematik ve mekanikte usta iki bilgin, Trallesli Anthemios ile Miletli İsidoros üstlendi; yapı altı yıldan kısa bir sürede bitirildi. Kubbenin çapı 31 metre kadardır, tepesi zeminden 55 metreye yükselir. Tarihçi Prokopios, kubbenin taş duvarlara oturmadığını, gökten altın bir zincirle sarkıtılmış gibi durduğunu yazmıştı. 558’deki depremlerde ilk kubbenin bir bölümü çöktü; yerine daha yüksek ve daha dik bir kubbe yapıldı. Yapı 900 yılı aşkın süre katedral olarak kullanıldı; 1453’teki Osmanlı fethinden sonra camiye, 1934’te müzeye dönüştürüldü ve 2020’den bu yana yeniden camidir.

MerakMimarlık

Kuzey Etiyopya’daki Lalibela’nın on bir kilisesi, Orta Çağ’da tek parça volkanik kayadan oyuldu. Her biri derin hendeklerin içinde yukarıdan aşağıya biçimlendirildi; kiliseler bugün de Etiyopyalı Hristiyanların hac yeridir.

Gelenek, kiliseleri 12. yüzyılın sonu ile 13. yüzyılın başında hüküm süren Zagwe hanedanından Kral Gebre Meskel Lalibela’ya bağlar; arkeologlara göre bazı bölümler daha eskidir ve yapım sırası hâlâ tartışılıyor. Efsaneye göre kral, Selahaddin Eyyubi’nin 1187’de Kudüs’ü almasından sonra burayı yeni bir Kudüs olarak tasarladı. Bölgedeki pek çok yer, adını Ürdün Nehri’nden alan bir dere gibi, Kutsal Kitap’tan gelen adlar taşır. Ustalar önce hendek kazarak bir kaya bloğunu çevresinden ayırdı, sonra odaları, sütunları, pencereleri ve kapıları bu bloğun içinden oydu. En ünlü kilise olan Bete Giyorgis, yukarıdan bakıldığında haç biçimindedir. Tünellerle birbirine bağlanan kiliseler bugün de her gün kullanılıyor. UNESCO, kiliseleri 1978’de Dünya Mirası Listesi’ne aldı.

MerakMimarlık

Barselona’daki Sagrada Família, Antoni Gaudí’nin 1883’ten 1926’daki ölümüne kadar üzerinde çalıştığı bazilikadır ve yapımı hâlâ sürüyor. Ağaç gibi dallanan sütunları ve doğadan alınmış biçimleri Gaudí’nindir; onun sağlığında tamamlanan Doğuş cephesi ve kripta (yeraltı kilisesi) UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alır.

Gaudí projeyi 1883’te mimar Francisco de Paula del Villar’dan devraldı ve sıradan bir neo-Gotik kiliseyi bambaşka bir yapıya dönüştürdü. Daha önceki bir kilise için kemerleri asılı zincirlerle incelemişti: iki ucundan asılan bir zincir kendiliğinden bir eğri çizer; bu eğri ters çevrildiğinde, taş bir kemerin yükü yalnızca basınçla taşıdığı biçim ortaya çıkar. Hiperboloit gibi, kavisli görünse de tamamen düz çizgilerle kurulabilen regle yüzeyleri de kullandı; bu, karmaşık taşların kesilmesini kolaylaştırdı. Günahların kefareti için yapılan bir “kefaret kilisesi” olduğundan bağışlarla, bugün de büyük ölçüde ziyaretçi biletleriyle finanse ediliyor; yapımın bu kadar uzun sürmesinin bir nedeni de bu. Papa XVI. Benediktus 2010’da yapıyı bazilika olarak kutsadı. Gaudí, bazilikanın kriptasında gömülüdür.

MerakDin ve İnanç

Trundholm Güneş Arabası yaklaşık 3.400 yıl önce Danimarka’da yapıldı: tekerlekli bronz bir at, bir yüzü altınla kaplı bronz bir diski çeker. Güneşin gökyüzünde bir atla taşındığı inancını gösterdiği düşünülür.

Araba 1902’de, Zelanda Adası’nın kuzeybatısındaki Trundholm bataklığında toprağı süren bir çiftçinin sabanına takıldı. 1998’de arkeologlar ve metal dedektörcüler aynı yere dönüp tekerlek parçaları dahil 21 parça daha buldu. Tunç Çağı İskandinavları yazı bırakmadığı için inançlarına dair en önemli ipucu nesnenin kendisidir. Pek çok arkeolog diskin iki yüzünü gündüz ve gece olarak yorumlar: parlak yüz, güneşin gündüz doğudan batıya yolculuğunu; karanlık yüz ise geceleyin görünmeden geri dönüşünü anlatır. MÖ 1400 dolaylarına tarihlenen araba, Kopenhag’daki Danimarka Ulusal Müzesi’nde sergileniyor.

MerakMimarlık

Tunus’taki Kayrevan Ulu Camii, İslam dünyasının en eski camilerinden biridir: 670’te kuruldu, bugünkü hâlini büyük ölçüde 836’daki yeniden yapımla aldı. Geniş avlusu, sütunlu ibadet salonu ve kare minaresi, Kuzey Afrika’daki camilere örnek oldu.

Arap komutan Ukbe bin Nafi, 670’te Kayrevan kentini kurarken caminin yerini de seçti. Cami birkaç kez yeniden yapıldı; bugün ayakta olan yapının büyük bölümü, Emir I. Ziyadetullah’ın 836’da yaptırdığı yeniden yapımdan kalmadır. İbadet salonu hipostil bir salondur, yani çatısı sıra sıra dizilmiş sütunlara oturur. Mermer, granit ve porfirden 414 sütun, Kartaca gibi antik kentlerden getirilmiştir; bu yüzden gövdeleri ve başlıkları birbirinden farklıdır. Kare bir kaide üzerinde üç kademe hâlinde yükselen 31,5 metrelik minare, hâlâ ayakta duran en eski minare kabul edilir. Cami, Mısır’ın batısında kalan Kuzey Afrika topraklarında, yani Mağrip’te sonraki camilere örnek oldu ve UNESCO Dünya Mirası listesindeki Kayrevan kentinin bir parçasıdır.

DinginlikMüzik

Kavvali, Güney Asya’daki tasavvuf geleneğinden doğan dinî bir müziktir. Baş okuyucu bir şiir dizesini söyler, koro ona karşılık verir; el çırpmaları, armonyum ve davullar eşliğinde tekrarlanan dizeler giderek güçlenir ve bütün meclisi birlikte sarar.

Kavvali, Güney Asya’da müziğin dinleyiciyi Tanrı’ya yaklaştırdığına inanılan tasavvuf dergâhlarında ve türbelerinde gelişti. Geleneğin kurucusu olarak genellikle Delhili şair ve müzisyen Emir Hüsrev (1253–1325) gösterilir. Okunan sözler Urduca, Farsça, Pencapça ya da Hintçe tasavvuf şiirleridir. Baş okuyucu tek bir dizeyi dakikalarca işleyebilir: vurgusunu değiştirir, çevresinde doğaçlama yapar; koro dizeyi yineler, dinleyiciler de karşılık verir. 20. yüzyılda Sabri Kardeşler ve özellikle Pakistanlı Nusrat Fateh Ali Khan kavvaliyi dünyanın dört bir yanındaki konser salonlarına taşıdı. Nusrat’ın 1990’larda Batılı müzisyenlerle yaptığı ortak çalışmalar bu müziği bütün dünyada tanıttı.

DinginlikDil

Vedik okuma, Hinduizmin en eski kutsal metinleri olan Sanskritçe Vedaların ezberden okunmasıdır. Okuyucular yaklaşık üç bin yıldır sözcükleri, perde vurgularını ve telaffuzu hiç değiştirmeden aktarıyor; bunun için sözcükleri her hatayı kolayca ele veren kalıplarla da tekrarlıyorlar.

Dört Vedadan en eskisi olan Rigveda, kabaca MÖ 1500 ile 1000 arasında oluşturuldu ve yazıya geçirilmeden önce yüzyıllar boyunca ezberden aktarıldı; öğrenciler bugün de onu öğretmenlerinden dinleyerek öğreniyor. Okuyucular metni baştan sona okumanın yanı sıra, patha denen sabit düzenlerle yeniden dizerek de ezberler. Basit bir düzende sözcükler ikişer ikişer, bir öncekiyle örtüşerek okunur (1-2, 2-3, 3-4); en karmaşığı olan ghanada ise sözcükler ileri geri giden uzun, iç içe döngülerle tekrarlanır. Her dizilişin öbürleriyle birebir tutması gerektiğinden, birindeki tek bir sürçme hemen fark edilir. UNESCO, Vedik okuma geleneğini 2003’te İnsanlığın Sözlü ve Somut Olmayan Mirasının Başyapıtlarından biri ilan etti.