Sanata yakından bakın

Sanat

Sanatçıların hayatlarından, eserlerinden ve kullandıkları tekniklerden kısa hikâyeler.

Bu konudaki kartlarSayfa 4Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
MerakSanat

Ultramarin, Orta Çağ ve Rönesans ressamlarının kullandığı en derin maviydi. Afganistan’ın ücra bir vadisinde çıkarılan lapis lazuli taşı öğütülerek yapılırdı ve kimi zaman altın kadar pahalıya gelirdi.

Taş neredeyse tamamen Afganistan’ın kuzeydoğusundaki Sar-i-Sang madenlerinden çıkar, uzun ticaret yollarından geçerek Avrupa’ya ulaşırdı. Adı da buradan gelir: Latince ultramarinus “denizin ötesinden” demektir. Taşı boyaya dönüştürmek de zahmetliydi; lapis lazuli yalnızca öğütüldüğünde soluk, grimsi bir mavi verir. Rönesans’ta resim ısmarlayan varlıklı kişiler, ressamın ne kadar ultramarin kullanacağını çoğu zaman sözleşmeye yazdırırdı; ressamlar da bu boyayı Meryem Ana’nın giysisi gibi en önemli ayrıntılara saklardı. 1824’te bir Fransız kurumu, yapay ultramarin üretene 6.000 frank ödül vaat etti. Jean-Baptiste Guimet 1826’da bir yöntem geliştirdi, Alman kimyager Christian Gmelin de kendi yöntemini 1828’de yayımladı. Ucuz sentetik ultramarin kısa sürede ressam boyalarında doğal taşın yerini aldı.

MerakSanat

Safran, ağırlığına göre dünyanın en pahalı baharatlarından biridir. Safran çiğdeminin her çiçeğinin ortasındaki üç kırmızı iplikten elde edilir ve bu ipliklerin hepsi elle toplanır.

Bu kırmızı iplikler, çiçeğin dişi organının ucundaki tepeciklerdir; normalde polen buraya konar. Safran çiğdemi (Crocus sativus) her çiçekte yalnızca üç tepecik taşır. Bu yüzden bir kilo kuru safran için 150.000 ile 200.000 arası çiçek gerekir. Çiçekler sonbaharda yalnızca birkaç hafta açar ve genellikle sabahın erken saatlerinde, güneşte solmadan toplanır; ardından tepecikler tek tek elle ayıklanıp kurutulur. İşin ilginci, safran çiğdemi tohum veremez: Kısırdır ve her yeni bitki, çiftçilerin topraktan çıkarıp bölerek yeniden diktiği soğanlardan yetişir. Dünya safranının yaklaşık yüzde 90’ı İran’da üretilir.

MerakBilim

Morpho kelebeğinin kanatlarındaki göz alıcı mavide hiç mavi boya maddesi yoktur. Bu renk, kanat pullarındaki mikroskobik çıkıntıların ışığı mavi tonları güçlendirecek biçimde yansıtmasından doğar.

Morpho kelebekleri Orta ve Güney Amerika’nın tropik ormanlarında yaşar. Mavileri bir yapısal renktir. Burada bir boya maddesi bazı renkleri soğurup ötekileri yansıtmaz; her kanat pulundaki, saç telinden çok daha ince, kat kat dizilmiş minik çıkıntılar ışığı öyle geri yansıtır ki mavi ışık dalgaları üst üste binip güçlenir, öteki renkler birbirini söndürür. Tavus kuşu tüyleri ve sabun köpüğü de rengini aynı yolla üretir. Renk yapının biçiminde saklı olduğu için bakış açısı değiştikçe renk de değişir, pullar ezilirse mavi kaybolur. Uçarken kanatlar açılıp kapandıkça mavi bir yanıp bir söner; bu, erkeklerin birbirine işaret vermesine ve kuşların kelebeği gözden kaçırmasına yardım ediyor olabilir.

MerakSanat

Terracotta Ordusu, pişmiş kilden yapılmış, insan boyunda binlerce askerden oluşur. Askerler, Çin’in ilk imparatorunun mezarını korusun diye MÖ 210 dolaylarında toprağa gömüldü. Kalıplanmış parçalardan birleştirildiler, ardından elle öyle işlendiler ki hiçbiri ötekine tıpatıp benzemez.

Ordu, savaşan krallıkları birleştirip Çin’in ilk imparatoru olan ve MÖ 221’den MÖ 210’daki ölümüne kadar hüküm süren Qin Shi Huang için yapıldı. Mezarının inşasına, 13 yaşında Qin kralı olduğu MÖ 246’da başlandı. İlk parçaları 29 Mart 1974’te Xi’an yakınlarında kuyu kazan köylüler buldu. Üç ana çukurda 8.000’i aşkın asker, 520 atın çektiği 130 savaş arabası ve 150 süvari atı bulunduğu tahmin ediliyor; figürlerin çoğu hâlâ toprağın altında. Araştırmacılar yaklaşık on temel yüz kalıbı belirledi; ustalar bunların üstüne kil ekleyerek her askere kendi yüzünü verdi. Figürler bir zamanlar rengârenk boyalıydı, ama kuru havada boyanın altındaki vernik 15 saniyede kıvrılıp dört dakika içinde dökülebiliyor.

MerakSanat

Endonezya’nın Sulawesi adasındaki bir mağarada, gerçek boyutlarda bir yaban domuzu resmi var ve en az 45.500 yıllık. Bu resim, bilinen en eski hayvan resimlerinden biridir.

Resim, Leang Tedongnge Mağarası’ndadır ve yaklaşık 136’ya 54 santimetre boyutunda bir Sulawesi siğilli domuzunu gösterir. Demir bakımından zengin, doğal bir kırmızı toprak boya olan koyu kırmızı aşı boyasıyla yapılmıştır; domuzun sırtının üstünde, eli duvara dayayıp çevresine boya püskürtülerek çıkarılmış iki el izi vardır. Adam Brumm ile Maxime Aubert’in yönettiği ekip resmi uranyum serisi yöntemiyle tarihlendirdi: Boyanın üstünde zamanla oluşan ince mineral kabuktaki uranyumun ne kadarının yavaş yavaş toryuma dönüştüğünü ölçtüler. Kabuk resimden sonra oluştuğu için bu yöntem resmin en az kaç yaşında olduğunu verir. Sulawesi, Asya ile Avustralya arasında, ilk modern insanların denizden izlediği yolun üzerindedir. O günden bu yana yakın çevrede daha eski eserler tarihlendi: Leang Karampuang Mağarası’nda bir domuz ve insana benzeyen figürlerden oluşan en az 51.200 yıllık bir sahne (2024) ve Muna adasında en az 67.800 yıllık bir el izi (2026).

MerakSanat

Nazca Çizgileri, güney Peru’daki çölün yüzeyine yapılmış dev çizimlerdir. MÖ 500 ile MS 500 arasında, koyu kırmızımsı taşlar kenara çekilip alttaki açık renkli toprak ortaya çıkarılarak yapıldılar.

Çizgilerin çoğunu, bölgede yaklaşık MÖ 200 ile MS 500 arasında gelişen Nazca kültürü yaptı. Yüzlerce düz çizgi ve geometrik şeklin yanında, 70’i aşkın figür hayvan ve bitkileri gösterir: 93 metre uzunluğunda bir sinek kuşu, 134 metrelik bir kondor, yaklaşık 93’e 58 metrelik bir maymun ve 47 metrelik bir örümcek bunlardan bazılarıdır. Çizgilerin bugüne kalmasının nedeni, bölgenin dünyanın en kurak yerlerinden biri olmasıdır; buraya neredeyse hiç yağmur yağmaz. Ne işe yaradıkları hâlâ tartışılıyor; tören yolları ya da suyla ilgili ayinler için yapılmış olabilecekleri düşünülüyor. Bazı bölümleri çevredeki tepelerden görülebildiği için yapanların havadan bakmasına gerek yoktu. UNESCO çizgileri 1994’te Dünya Mirası Listesi’ne aldı; 2024’te yapay zekâdan yararlanan Japon araştırmacılar yakın çevrede daha önce bilinmeyen 303 figür bulduklarını açıkladı.

DinginlikSanat

Fransa’daki Lascaux Mağarası’nın 17.000 yıllık resimleri 1963’te ziyarete kapatıldı. Binlerce ziyaretçinin nefesi, vücut ısısı ve lambalar, duvarlarda küf ve alg üremesine yol açmıştı.

Mağarayı 12 Eylül 1940’ta dört genç buldu. 18 yaşındaki Marcel Ravidat, devrilmiş bir ağacın açtığı çukura rastladı ve Jacques Marsal, Georges Agnel ve Simon Coencas’la birlikte geri döndü. İçeride yüzlerce hayvan resmi vardı; çoğu at, geyik ve bugün soyu tükenmiş iri bir yabani sığır olan yaban öküzüydü. Kazıma resimlerle birlikte mağarada, yaklaşık 17.000 ile 22.000 yıl önce yapılmış 6.000’e yakın figür bulunur. Lascaux 1948’de ziyarete açıldı; 1955’te günde yaklaşık 1.200 kişi mağarayı geziyordu. Ziyaretçilerin getirdiği karbondioksit ve nem duvarlara zarar verdi ve mağara 1963’te kapatıldı. Bugün ziyaretçiler yakındaki birebir kopyaları geziyor: 1983’te açılan Lascaux II ile 2016’da açılan daha büyük Lascaux IV.

DinginlikSanat

Bizans kiliselerinin mozaikleri, içine altın varak gömülmüş binlerce küçük cam parçasından yapılırdı. Ustalar bu parçaları birbirinden biraz farklı açılarla yerleştirirdi; böylece parçalar mum ve kandil ışığını yakalar, siz yürüdükçe duvarlar ışıldardı.

Mozaiği oluşturan her küçük parçaya tessera denir. Altın bir tessera yapmak için ustalar camın üstüne ince bir altın varak serer, üstünü de ince bir cam tabakasıyla örterdi; böylece altın camın içinde kalır, aşınmazdı. Günümüze ulaşan en ünlü örnekler, İtalya’nın Ravenna kentinde 547’de kutsanan San Vitale Bazilikası’ndadır; buradaki mozaikler İmparator I. Justinianus’u ve İmparatoriçe Theodora’yı saray halkıyla birlikte gösterir. San Vitale, Ravenna’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki sekiz erken dönem Hristiyan yapısından biridir. İstanbul’da Ayasofya’nın ve Kariye’nin (Khora Kilisesi) mozaiklerinde de aynı altınlı cam tekniği kullanılmıştır.

DinginlikSanat

Kells Kitabı, yaklaşık MS 800’de hazırlanmış, dört İncil’in Latince bir kopyasıdır. Sayfaları, özenle hazırlanmış mürekkep ve boyalarla yapılmış sık, renkli süslemelerle doludur.

Kitabı, Aziz Columba’nın kurduğu manastır topluluğunun keşişleri yaptı. Çalışmaya büyük olasılıkla İskoçya açıklarındaki Iona adasında başlandı; Viking akınları keşişleri İrlanda’daki Kells’e göçe zorlayınca iş orada sürdü. Günümüze ulaşan 340 yaprak, yani 680 sayfa, 1661’de Dublin’deki Trinity College’a bağışlandı. Kitap 1953’ten bu yana dört ayrı cilttir; bunlardan biri her zaman sergidedir ve açık duran sayfa 12 haftada bir değiştirilir. Boyalar üzerine yapılan incelemelerde kırmızı ve sarı aşı boyası, bakırdan elde edilen bir yeşil, mavi için çivit otu, mor için de bir liken boyası bulundu. Eskiden kullanıldığı sanılan lapis lazuli de altın da yoktur; çivit otu ve liken, kitabın bugünkü İskoçya’da yapıldığını düşündürüyor.

MerakSanat

Özgürlük Heykeli 1886’da açıldığında yeni bakırın parlak kızıl kahverengisindeydi. Bugünkü ünlü yeşil rengi, bakır hava ve nemle tepkimeye girdikçe yaklaşık otuz yılda oluşan ince bir tabakadan, yani patinadan gelir.

Heykeli Fransız heykeltıraş Frédéric Auguste Bartholdi tasarladı; Fransız halkının Amerika Birleşik Devletleri’ne armağanıdır. İçindeki demir iskeletin tasarımı ise Gustave Eiffel’e aittir. Dış yüzey, yalnızca 2,4 milimetre kalınlığında, yani üst üste konmuş iki bozuk para kadar ince bakır levhalardan oluşur; levhalar elde dövülerek biçimlendirildi. Bakır yağmur, deniz havası ve şehrin dumanıyla tepkimeye girdikçe üzerinde yeşil bir bakır tuzları tabakası oluştu. ABD Ulusal Park Servisi’ne göre heykelin tamamen yeşile dönmesi yaklaşık otuz yıl sürdü. Bu tabaka bir bozulma değildir: Yüzeyi kaplayarak alttaki bakırı daha fazla aşınmaktan korur.

MerakSanat

Auguste Rodin’in Düşünen Adam’ının ilk adı Şair’di. Cehennemin Kapıları adlı büyük kapı heykelinin tepesinde oturup şiirini düşünen bu küçük figürün Dante olduğu düşünülür. Rodin onu 1902’de büyüttü; heykel zamanla dünyanın en tanınmış eserlerinden biri oldu.

Rodin 1880’de, Paris’te kurulması planlanan bir dekoratif sanatlar müzesinin anıtsal kapısını yapmakla görevlendirildi. Kapıyı, Dante’nin ilk bölümü cehennemde geçen orta çağ şiiri İlahi Komedya’dan figürlerle doldurdu. En tepede oturan adam, kendi eserine yukarıdan bakan şairin ta kendisi olacaktı. Rodin figürü sonradan tek başına sergiledi ve yaklaşık 1,8 metreye büyüttü. Halktan toplanan bağışlarla dökülen ilk büyük bronz, 1906’dan 1922’de Musée Rodin’e taşınana kadar Paris’teki Panthéon’un önünde durdu. Bugün dünyada bunun dışında 27 kadar tam boy döküm bilinir.

DinginlikSanat

Gustav Klimt, Öpücük gibi tablolarına gerçek altın ve gümüş varak işledi. Bu yüzden tablonun yüzeyi, ressama ilham veren Bizans mozaikleri gibi ışığı yakalar.

Klimt’in babası altın oymacısıydı; bu yüzden altın, ressamın çocukluğundan tanıdığı bir malzemeydi. Klimt, 1901 tarihli Judith I gibi tablolarında da altın varak kullanmıştı. 1903’teki İtalya gezisinde Ravenna’daki San Vitale Kilisesi’nin ışıl ışıl Bizans mozaiklerini görmesi, onu bu yolda daha da ileri götürdü. 1907-1908’de yağlıboyanın yanı sıra altın varak, gümüş ve platinle yapılan Öpücük, uzmanların “Altın Dönem” dediği evresinin doruğudur. Avusturya devleti tabloyu, 1908’de Viyana’da ilk kez sergilendiğinde, henüz bitmemişken satın aldı. Eser bugün Viyana’daki Yukarı Belvedere Sarayı’nda sergileniyor.

MerakSanat

Soyut resmin öncülerinden Vasili Kandinski, her rengin bir sesi olduğunu düşünüyordu. 1911’de yayımlanan kitabında açık maviyi flüte, koyu maviyi viyolonsele, en koyu maviyi ise orga benzetti.

Sanatta Ruhsallık Üzerine adlı bu kitap, renk ve biçimin, tanınır hiçbir şey göstermeden, tıpkı müzik gibi izleyiciyi doğrudan etkileyebileceğini savunur. Kandinski’ye göre renklerin sesi o kadar belirgindir ki kimse parlak sarıyı kalın, pes notalarla anlatmaya kalkmaz. Moskova’da Wagner’in Lohengrin operasını dinlerken renkler “gördüğünü” de anlatmıştı. Bunun gerçek bir sinestezi, yani bir duyunun başka bir duyuyu da harekete geçirdiği bir durum olup olmadığı hâlâ tartışılıyor. Kandinski 1911’de ressam Franz Marc’la birlikte Münih’te Der Blaue Reiter (Mavi Süvari) grubunu kurdu; resimlerine de Doğaçlama ve Kompozisyon gibi müzikten gelen adlar verdi.

MerakSanat

Ucuz Japon ağaç baskıları 19. yüzyılda Avrupa’ya ulaştığında, Van Gogh ve Monet gibi ressamlar bu resimlerin düz renklerine, cesur kadrajlarına ve gündelik konularına hayran kaldı; kendi resimleri de değişti.

Fransız eleştirmen Philippe Burty, bu merakı anlatmak için “Japonizm” sözcüğünü 1872’de ortaya attı. İlgi, 1850’lerden beri büyüyordu: Japonya iki yüzyıla yakın süren kapalılığın ardından limanlarını dış ticarete açmış, baskıları, yelpazeleri ve seramikleri Paris’e ve Londra’ya ulaşmaya başlamıştı. Monet, Giverny’deki evi için iki yüzü aşkın Japon baskısı topladı. Onları biriktiren Van Gogh ise 1887’de Hiroshige’nin iki baskısını yağlıboyayla aslına çok yakın biçimde kopyaladı ve kenarlarına Japonca yazılar ekledi. Batı resminin değişmez kuralları sanılan tek kaçış noktalı perspektif gibi şeyler, pek çok gelenekten yalnızca biri çıktı.

MerakSanat

Boston’daki Isabella Stewart Gardner Müzesi’nden 1990’da polis kılığına girmiş iki hırsız, aralarında bir Vermeer ve bir Rembrandt’ın da bulunduğu on üç eser çaldı. Kayıtlara geçmiş en değerli müze soygunu bugün de çözülemedi; boş çerçeveler hâlâ duvarlarda asılı.

18 Mart 1990 gecesi iki adam, bir ihbar üzerine geldiklerini söyleyerek içeri girdi, iki bekçiyi bağladı ve salonlarda 81 dakika geçirdi. Müze, eserleri geri getirecek bilgiye 10 milyon dolar ödül veriyor; bu, özel bir kurumun şimdiye kadar koyduğu en yüksek ödül. FBI 2013’te hırsızları büyük olasılıkla belirlediğini, 2015’te de ikisinin de öldüğünü açıkladı; kimse yargılanmadı. Çalınan Rembrandt, ressamın bilinen tek deniz manzarasıdır; Vermeer’in Konser tablosu ise belki de dünyanın en değerli kayıp eseridir. Isabella Stewart Gardner’ın vasiyeti koleksiyonun düzeninin değiştirilmesini yasakladığı için boş çerçeveler, tabloların asılı olduğu yerde duruyor.

MerakSanat

Picasso’nun Guernica’sı, 1937’de bir Bask kasabasının bombalanmasına tepki olarak yaptığı, çığlık atan figürlerle dolu dev bir gri-siyah tablodur. Tablonun goblen kopyası bugün BM Güvenlik Konseyi salonunun girişinde asılı.

26 Nisan 1937’de Franco’yu destekleyen Alman ve İtalyan uçakları Bask kasabası Guernica’yı bombaladı; yüzlerce sivil öldü ya da yaralandı. Picasso tabloyu bunun hemen ardından, aynı yıl açılan Paris Uluslararası Sergisi’ndeki İspanya Cumhuriyeti pavyonu için birkaç haftada yaptı. Franco iktidardayken tablonun İspanya’ya gitmesine izin vermedi; eser uzun yıllar New York’taki Modern Sanat Müzesi’nde kaldı ve Madrid’e ancak 1981’de, Franco’nun ölümünden altı yıl sonra ulaştı. 1992’den beri Museo Reina Sofía’da sergileniyor. Nelson Rockefeller’ın 1955’te yaptırdığı BM’deki goblen ise Şubat 2003’te, Irak’a savaş açılması gerektiğini savunan basın toplantıları sırasında mavi bir perdeyle örtüldü; yetkililer, televizyon ekiplerinin daha sade bir arka plan istediğini söyledi.

DinginlikSanat

Tibetli Budist keşişler, bir tanrının sarayını gösteren, daire biçiminde ince işlenmiş kum resimlerini, yani mandalaları, günler hatta haftalar boyunca tane tane yapar. Sonra bu resimleri törenle süpürüp kumu akan suya bırakırlar.

Renkli kum, çak-pur denen, üzeri tırtıklı ince metal hunilerden dökülür: Tırtıkların üzerinde bir çubuk gezdirildikçe kum birkaç tane birkaç tane akar. Her mandala, üç boyutlu kutsal bir sarayın düz bir planıdır; yalnızca Kalaçakra mandalasında 722 tanrı figürü bulunur. Resim tamamlanınca keşişler bir dağıtma töreni yapar. Deseni süpürüp bir yığın hâline getirir, kumu ipeğe sarılı bir kavanoza doldurur ve bir nehre ya da başka bir akarsuya götürürler; böylece taşıdığı bereketin dünyaya yayılacağına inanılır. Bütün bu tören, Budizmin hiçbir maddi şeyin kalıcı olmadığı öğretisini, yani geçiciliği yaşatır.

MerakSanat

Çin porseleni, Avrupa’da kimse yapamadığı için yüzyıllarca çok değerliydi; İngilizcede kaliteli sofra takımına hâlâ “china” denmesi bundandır. Sır 1708’de Saksonya’da çözüldü: Altın yapsın diye tutsak edilen simyacı Johann Friedrich Böttger, bilgin Ehrenfried Walther von Tschirnhaus’la birlikte Avrupa’nın ilk porselenini yaptı.

Böttger, sıradan metali altına çevirebileceğini iddia etmişti; bu yüzden Saksonya Prensi ve Lehistan Kralı Güçlü August onu 1701’den itibaren gözetim altında tutup çalıştırdı. Buluş ortak bir emeğin ürünüydü. Tschirnhaus uzun süredir yerel kil ve minerallerle, bu arada gerçek sert porselenin temel maddesi olan beyaz kil, yani kaolinle deneyler yapıyordu; ama Ekim 1708’de ansızın öldü. Onun notlarından yararlandığı anlaşılan Böttger, bir hafta içinde krala porselen yapabileceğini bildirdi. Üretim 1710’da, “beyaz altın” denen bu malzemenin sırrını rakip saraylardan saklamak için Meissen’deki Albrechtsburg Şatosu’nda başladı.

MerakSanat

Semadirek Kanatlı Zaferi, MÖ 190 dolaylarında yontulmuş bir Yunan mermer heykelidir ve zafer tanrıçası Nike’yi bir savaş gemisinin pruvasına konarken gösterir. Başını ve iki kolunu yitirmiş olsa da Louvre’un en çok hayranlık uyandıran eserlerinden biridir.

Semadirek (Yunanca Samothraki), Kuzey Ege’de küçük bir Yunan adasıdır. O sırada Fransa’nın Edirne konsolosluğunu vekâleten yöneten Charles Champoiseau, heykeli Nisan 1863’te bu adada parçalar hâlinde buldu; heykel Mayıs 1864’te Paris’e ulaştı. Gemi biçimindeki kaidesi daha sonra getirildi ve yeniden birleştirilen heykel 1884’ten beri Louvre’daki Daru merdiveninin başında duruyor. 1950’de Louvre’dan Jean Charbonneaux, kazı alanında sağ elin avuç kısmını buldu. Bu parça, Avusturyalı kazıcıların 1875’te bulup Viyana’da sakladığı iki parmakla birleştirildi. El, 1954’ten beri heykelin yanında sergileniyor.

MerakSanat

Trompe-l’oeil, yani Fransızca “göz yanıltma”, boyanmış bir sineği, perdeyi ya da açık bir kapıyı o kadar gerçekçi gösteren bir resim tekniğidir ki insan bir an onları gerçek ve üç boyutlu sanır.

Romalı yazar Yaşlı Plinius, iki Yunan ressamın yarışmasını anlatır: Zeuksis öyle inandırıcı üzümler boyar ki kuşlar gelip onları gagalamaya çalışır; ama yarışmayı Parrhasios kazanır, çünkü boyadığı perdeyi Zeuksis’in kendisi aralamaya kalkar. Sineğin de kendi efsanesi var: Rönesans biyografi yazarı Giorgio Vasari, genç Giotto’nun ustası Cimabue’nin bir figürünün burnuna bir sinek boyadığını, Cimabue’nin de onu eliyle kovmaya çalıştığını yazar. Sonraki ressamlar da bu oyunu sürdürdü: İngiltere’deki Chatsworth House’ta bir kapıda asılıymış gibi duran boyalı keman da, Roma’daki Sant’Ignazio Kilisesi’nde gökyüzüne açılıyormuş gibi görünen Andrea Pozzo tavanı da bunun örnekleridir.

DinginlikSanat

Leonardo da Vinci, İtalyancada “dumanlanmış” anlamına gelen sfumato tekniğini doruğa taşıdı: Tonları öyle yavaş yavaş birbirine geçirdi ki keskin çizgi kalmaz, ışık duman gibi gölgeye karışır.

Leonardo’nun bu etkiyi “çizgisiz, sınırsız, duman gibi” bir geçiş olarak tarif ettiği sıkça aktarılır. 2010’da Fransız araştırmacılar, boyaya dokunmadan kimyasını okumayı sağlayan X-ışını floresansı yöntemiyle, aralarında Mona Lisa’nın da bulunduğu Leonardo tablolarındaki yüzleri incelediler. Gölgelerin, bazısı milimetrenin binde biri ya da ikisi kalınlığında, her biri öncekinin kurumasını bekleyerek sürülmüş çok sayıda yarı saydam vernik katmanıyla oluşturulduğunu buldular. Leonardo portreye 1503 dolaylarında başladı ve yıllarca üzerinde çalışmayı sürdürdüğü anlaşılıyor. Etkinin en ünlü olduğu yer, ağzı ve gözlerinin çevresidir: Gülümsemenin köşeleri gölgede erir, bu yüzden baktıkça yüzündeki ifade değişiyormuş gibi gelir.

MerakSanat

Bir fotoğraf makinesiyle çekilip günümüze ulaşan en eski görüntü, Nicéphore Niépce’in Fransa’daki Le Gras adlı evinin üst kat penceresinden görünen bulanık bir çatı manzarasıdır. 1826 ya da 1827’de çekilen bu fotoğraf için saatler, belki de günler süren bir pozlama gerekti.

Niépce kendi yöntemine “güneşle yazı” anlamında heliografi adını verdi. Kalay alaşımından bir levhayı, ışık gördükçe sertleşen doğal bir asfalt olan Judea bitümüyle kapladı ve pencereye doğru çevrilmiş basit bir karanlık kutuya, yani camera obscuraya yerleştirdi. Işığın düştüğü yerlerde bitüm sertleşti; kalan kısmı lavanta yağı ile beyaz neft karışımıyla yıkandı ve geriye görüntü kaldı. Güneş binaların iki yanına da vurduğu için pozlamanın uzun sürdüğü bellidir: Geleneksel tahmin sekiz saat kadardır, ama yöntemi yeniden deneyen günümüz araştırmacılarından biri birkaç gün sürmüş olması gerektiği sonucuna vardı. Levha bugün Teksas’ın Austin kentindeki Harry Ransom Center’da, oksijensiz, kapalı bir kutuda saklanıyor.

MerakSanat

Michelangelo’nun Davut’u da Pietà’sı da Carrara mermerinden yontulmuştur. Toskana’daki Apuan Alpleri’nden çıkan bu beyaz taşı Romalılar 2.000 yıldan uzun süre önce çıkarmaya başladı; bugün de aynı dağlarda kesilmeye devam ediyor.

Davut’a dönüşecek blok, Carrara mermer havzalarının ortasındaki eski bir Roma ocağı olan Fantiscritti’den çıkarıldı. Heykeltıraş Agostino di Duccio, 1465’te Floransa Katedrali için yapılacak dev bir heykel için bu bloğu seçti. Bacakları, ayakları ve gövdeyi kabaca biçimlendirdi, ama iş 1466’da durdu; 1476’da Antonio Rossellino’yla yapılan sözleşme de bozuldu. Mermer yirmi beş yıl daha katedral atölyesinin avlusunda, açık havada, unutulmuş hâlde bekledi. 16 Ağustos 1501’de o sırada 26 yaşında olan Michelangelo sözleşmeyi imzaladı ve Davut’u bu bloktan yonttu.

AzimFelsefe

Bugün kanıtlanmış olan, bir zamanlar yalnızca hayal edilmişti.

Bu söz, Cennet ile Cehennemin Evliliği’ndeki keskin özdeyişlerden oluşan “Cehennemin Atasözleri” bölümünden. Blake kitaplarının çoğunu kendi eliyle yapardı: Yazıyla resmi bakır levhalara birlikte kazır, sayfaları kendisi basar, eşi Catherine’le birlikte elle boyardı; çünkü sıradan bir yayıncı böyle sayfaları basamazdı. Geçimini gravürcülükle sağladı; yaşarken şair ve ressam olarak pek tanınmadı. İngiliz Romantizminin büyük adlarından biri sayılması ancak ölümünden sonra oldu.