Müziğin hikâyesi

Müzik

Besteciler, çalgılar ve müzik gelenekleri. Dinlediğimiz seslerin arkasında neler var?

Bu konudaki kartlarSayfa 1Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
MerakSanat

Johann Sebastian Bach’ın (1685–1750) günümüze ulaşan binden fazla eseri var: kilise kantatlarından klavye parçalarına, konçertolardan oda müziğine kadar. Bu eserler BWV kataloğunda numaralanır; örneğin 1 Numaralı Çello Süiti BWV 1007 olarak bilinir.

BWV, Almanca Bach-Werke-Verzeichnis’in, yani “Bach Eserleri Kataloğu”nun kısaltmasıdır. Müzikolog Wolfgang Schmieder kataloğu 1950’de yayımladı ve bilinen her esere bir numara verdi. Eserleri tarihe göre değil türe göre sıraladı: Kilise kantatları BWV 1–200 numaralarıyla başta gelir; org, klavye, oda müziği ve orkestra eserleri onları izler. Leipzig’deki Bach Arşivi’yle birlikte hazırlanan gözden geçirilmiş üçüncü baskı 2022’de çıktı. Onlarca kantatın kaybolduğu biliniyor. Bunun bir nedeni, Bach 1750’de ölünce el yazmalarının oğulları arasında paylaştırılması ve hepsinin kendi payına aynı özeni göstermemesidir. Ölümünden sonra müziğinin büyük bölümü, Mozart ve Beethoven gibi müzisyenlerin üzerinde çalıştığı klavye eserleri dışında unutuldu. 1829’da Felix Mendelssohn, İsa’nın çektiği acıları ve ölümünü anlatan büyük koro eseri Matta Pasyonu’nu Berlin’de uzun bir aradan sonra seslendirince Bach yeniden keşfedildi.

AzimSanat

Bach, Haziran 1724 ile Mart 1725 arasında Leipzig kiliseleri için art arda 40 kadar kantat yazdı; neredeyse her pazar ve yortu günü için bir tane. Kantat, koro, solistler ve orkestra için yazılıp ayinde seslendirilen bir eserdir. Bu kantatların her biri, tanınmış bir Lutherci ilahiyi sözleri ve ezgisiyle temel alıyordu.

Bach 1723’te Leipzig’in kilise müziği yöneticisi, yani Thomaskantor oldu; ilk yılında neredeyse her hafta bir kantat hazırladı, bunların bir kısmı eski eserlerinden uyarlamaydı. İkinci yılı için kendine bir plan koydu: Her kantat, koral denen tek bir Lutherci ilahiye dayanacaktı. Açılış korosu ilahinin ilk kıtasını, ezgisi sopranolarda duyulacak biçimde işler; aradaki kıtalar solo şarkıcılar için yeniden yazılır; eser, son kıtanın sade, dört sesli bir düzenlemesiyle kapanır. Bu fikre, ilk Lutherci ilahi kitaplarının 1524’te basılmasının 200. yıl dönümü ilham vermiş olabilir. Dizi 1725’te, Paskalya’dan bir önceki pazar olan Palmiye Pazarı’ndan sonra kesildi; bunun nedeni, ilahileri onun için yeniden yazan kişinin, büyük olasılıkla Andreas Stübel’in, o yılın ocak ayında ölmesi olabilir. Bach uzmanı Klaus Hofmann bu diziyi, Bach’ın giriştiği en büyük müzik projesi olarak niteler.

MerakSanat

Johann Sebastian Bach (1685–1750), kontrpuanın, yani aynı anda çalan birkaç bağımsız ezgiyi birbirine uydurarak yazma sanatının ustasıydı. Füg denen biçimde kısa bir tema, katı kurallara göre sırayla farklı seslerde yeniden duyulur. Müziği bu kesinlik yüzünden kulağa matematiksel gelir, ama dinleyeni yine de derinden etkiler.

Bach kendine kimi zaman çok katı kurallar koyardı. 1741’de yayımlanan Goldberg Varyasyonları’nda bir açılış aryasının ardından 30 varyasyon gelir ve her üçüncüsü bir kanondur: İkinci ses, birincinin çaldığını biraz geriden aynen tekrarlar. İki ses arasındaki aralık her kanonda bir basamak büyür; 3. varyasyonda aynı notadan başlayan sesler, 27. varyasyonda dokuzlu aralıkla birbirini izler. Ölümünde yarım kalan Füg Sanatı’nın son fügünde, Almanca nota adlarıyla kendi adını yazan bir tema duyulur: B, A, C, H, yani si bemol, la, do ve si. Bach öldükten sonra tarzı eski moda sayıldı, ama besteciler onu incelemeyi sürdürdü; Mozart da Beethoven da İyi Düzenlenmiş Klavye’den çok şey öğrendi. 1829’da genç Felix Mendelssohn’un Berlin’de yönettiği Matta Pasyonu, Bach’a yeniden ilgi uyanmasının başlangıcı oldu.

MerakTarih

Almanya’daki Hohle Fels Mağarası’nda bulunan ve yaklaşık 40.000 yıl önce bir akbabanın kanat kemiğinden oyulan flüt, bilinen en eski müzik aletlerinden biridir.

Arkeolog Nicholas Conard’ın yönettiği Tübingen Üniversitesi ekibi, flütü Almanya’nın güneybatısındaki Svabya Alpleri’nde parçalar hâlinde buldu ve 2009’da duyurdu. Yaklaşık 22 santimetre uzunluğundaki flüt, bir kızıl akbabanın kanat kemiğinden yapılmıştır; beş parmak deliği ve üflenen ucunda oyulmuş çentikler vardır. Avrupa’ya yerleşen ilk modern insanların bıraktığı Oriniyak katmanlarından çıkmıştır; en az 35.000, büyük olasılıkla 40.000’e yakın yaşındadır. Aynı mağarada ve yakınlardaki Geißenklösterle’de, içini oymak çok daha zor olan mamut fildişinden yapılmış flüt parçaları da bulundu. Hohle Fels, bilinen en eski insan heykelciklerinden biri olan fildişinden küçük bir kadın figürünü de vermiştir.

AzimZihin

Caz piyanistleri beyin tarayıcısının içinde doğaçlama yaptığında, beynin ön bölümünde kendini denetlemeyle ilişkili bir alan sakinleşti; kendini ifade etmeyle ilişkili komşu bir alan ise daha etkin çalıştı.

Kulak cerrahı ve caz saksofoncusu Charles Limb ile sinirbilimci Allen Braun, çalışmayı ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri’nde yürüttü ve 2008’de PLOS ONE dergisinde yayımladı. Altı profesyonel caz piyanisti, kan akışındaki değişimleri izleyerek beynin hangi bölgelerinin çalıştığını gösteren fMRI cihazına girdi ve cihazın içinde kullanılabilecek biçimde yapılmış küçük bir klavye çaldı. Her biri önce ezberlediği bir parçayı çaldı, sonra aynı eşlik üzerine doğaçlama yaptı. Doğaçlama sırasında plan yapma ve kişinin kendi davranışını denetlemesiyle ilişkili dorsolateral prefrontal korteks sakinleşti; kendini ifade etmeyle ilişkili medial prefrontal korteks ise hareketlendi. Yalnızca altı kişiyle yapılmış küçük bir çalışmadır; üstelik her beyin bölgesinin birçok görevi vardır.

DinginlikSağlık

Bir koro birlikte şarkı söylediğinde üyelerin nefesi müziğin ritmine uyar; kalp atışları da birlikte hızlanıp yavaşlamaya başlayabilir.

Göteborg Üniversitesi’nden Björn Vickhoff ve ekibi, 2013’te Frontiers in Psychology dergisinde yayımlanan çalışmada 18 yaşındaki on beş gencin birlikte şarkı söylerken kalp atışlarını kaydetti. Kalp, her nefes alışta biraz hızlanır, her nefes verişte biraz yavaşlar; buna solunumsal sinüs aritmisi denir. Şarkı herkesin ne zaman nefes alacağını belirlediği için şarkıcıların kalp atışları birlikte hızlanıp yavaşlamaya başladı. Etki en çok, yalnızca cümle aralarında nefes alınan ağır tempolu bir mantrada görüldü; bir ilahide de belirgindi. Grup tek bir notayı mırıldanıp herkes dilediği gibi nefes aldığında ise kalpler aynı ritme girmedi. Küçük bir çalışmaydı; ama 2011’de Berlin’de bir koroyla yapılan başka bir araştırma da benzer bir bağ buldu.

DinginlikSanat

John Cage’in 1952 tarihli 4′33″ adlı eserinde müzisyenler dört dakika otuz üç saniye boyunca hiçbir şey çalmaz; dinleyiciler bu sürede salonun kendi seslerini duyar.

Eserin ilk seslendirmesini piyanist David Tudor, 29 Ağustos 1952’de New York eyaletinde, Woodstock yakınlarındaki Maverick Konser Salonu’nda yaptı. Tudor piyanonun başına oturdu; üç bölümün her birine piyanonun kapağını kapatarak başladı, kapağı açarak bitirdi. Cage’in anlattığına göre birinci bölümde dışarıda rüzgâr ağaçları hışırdattı, ikinci bölümde çatıya yağmur damladı, üçüncüsünde ise seyirciler homurdandı, bazıları salonu terk etti. Cage’i bu esere iki şey götürmüştü: Robert Rauschenberg’in bembeyaz tabloları ve 1951’de Harvard’da, sesi neredeyse tamamen yutan yankısız bir odaya yaptığı ziyaret. Orada bile iki ses duymuş, bunların sinir sistemiyle kan dolaşımı olduğunu öğrenmişti. Buradan gerçek sessizliğin var olmadığı sonucuna vardı.

MerakBilim

NASA’nın 1977’de iki Voyager sondasıyla uzaya gönderdiği Altın Plaklar, onları bir gün bulabilecek olanlara Dünya’dan sesler, görüntüler ve müzik taşıyor.

Her plak, 30 santimetre çapında, altın kaplama bakır bir disktir. Gökbilimci Carl Sagan’ın başkanlığındaki bir kurul içeriği yaklaşık bir yılda seçti: 55 dilde selamlar, sese dönüştürülerek kaydedilmiş 116 görüntü, dalga, rüzgâr, gök gürültüsü ve kuş sesi gibi doğa sesleri, bir de Bach, Beethoven ve Stravinsky’den Chuck Berry’ye, dünyanın dört bir yanından geleneksel ezgilere uzanan yaklaşık 90 dakikalık müzik. Kapağına, plağın nasıl çalınacağını ve Dünya’nın pulsarlara göre nerede olduğunu gösteren çizimler kazınmıştır. İki sonda da artık yıldızlar arasındaki bölgeye, yani yıldızlararası uzaya ulaştı. Voyager 1 yaklaşık 40.000 yıl sonra başka bir yıldızın 1,6 ışık yılı yakınından geçecek.

AzimSanat

Hip-hop, 1970’lerde New York’un Bronx semtindeki mahalle partilerinde doğdu. DJ’ler iki pikapla plakların davul bölümlerini tekrar tekrar çalıyor, böylece dans hiç kesilmiyordu.

Hip-hop’un doğum tarihi genellikle 11 Ağustos 1973 kabul edilir. O gün DJ Kool Herc adıyla tanınan Clive Campbell, kız kardeşi Cindy’nin Bronx’taki 1520 Sedgwick Avenue binasının ortak salonunda düzenlediği okula dönüş partisinde plak çaldı. Herc, dansçıların en çok “break” denen bölümde coştuğunu fark etmişti: Şarkının sustuğu, davulun ve ritmin öne çıktığı kısa bölüm. Aynı plağın iki kopyasını iki pikapta çalıp birinden ötekine geçerek bu bölümü dakikalarca uzattı. Bu anı bekleyen dansçılara b-boy ve b-girl denmeye başladı; MC’ler de ritmin üzerine konuşup kafiyeli sözler söylemeye başladı, rap buradan doğdu. Grandmaster Flash ve Afrika Bambaataa gibi DJ’ler bu fikirleri daha da ileri taşıdı.

MerakSanat

Bir filmde duyduğumuz ayak seslerinin, kumaş hışırtılarının ve küçük gündelik seslerin çoğu çekimden sonra yeniden yapılır. Bunları Foley sanatçıları, stüdyoda görüntüyü izleyerek canlı olarak seslendirir.

Bu zanaat, adını Universal Pictures’ta çalışan Jack Foley’den alır. Sinemaya ses geldiğinde, sessiz film olarak çekilmeye başlanan Show Boat’a (1929) çekimden sonra ses eklemek gerekti; Foley ve ekibi efektleri perdeye yansıyan görüntüyle eşzamanlı olarak canlı seslendirdi. Foley bu işi yaklaşık 30 yıl sürdürdü. Bugün Foley sanatçıları farklı ayakkabılarla çakıl, tahta ya da beton döşenmiş tablalarda yürür, mikrofonun önünde kumaş sürter, aksesuarlar kullanır: Örneğin deri bir kesenin içinde sıkılan mısır nişastası, karda yürüyen ayakların sesini verir. Setteki mikrofon çoğunlukla diyalogları kaydeder; bu yüzden bu sesler ayrıca eklenir. Film başka dillere dublajlanırken de bu ayrı efekt kaydına ihtiyaç duyulur.

AzimSanat

Berry Gordy’nin 1959’da Detroit’te kurduğu plak şirketi Motown, kayıtlarını Hitsville U.S.A. adını verdiği eski bir evde yapıyordu. 1960 ile 1969 arasında 79 şarkısı Amerika’da ilk ona girdi.

Berry Gordy Jr., Detroit’te bir otomobil fabrikasında bant işçisi olarak çalışmış, şarkılar yazmıştı. Ocak 1959’da ailesinden aldığı 800 dolar borçla Tamla Records’u kurdu; şirket 1960’ta Motown Record Corporation adını aldı. 1959’da West Grand Bulvarı 2648 numaradaki eski bir fotoğraf stüdyosunu satın aldı, arka tarafı küçük bir kayıt stüdyosuna çevirdi ve ailesiyle üst kata taşındı. Şarkı yazarları, prodüktörler, sonradan Funk Brothers adıyla tanınan stüdyo grubu ve sanatçılara sahnede nasıl duracaklarını öğreten eğitmenler aynı çatı altında çalışıyordu; hangi kaydın yayımlanacağına her hafta yapılan bir toplantıda oyla karar veriliyordu. The Supremes, Marvin Gaye ve Stevie Wonder bu evden yetişti. Siyahi bir girişimcinin şirketi olan Motown, Amerika’da radyonun ve listelerin hâlâ ırka göre ayrıldığı bir dönemde beyaz dinleyicilere de geniş ölçüde ulaştı.

MerakTarih

Griot, Batı Afrika’da hem hikâye anlatıcısı hem müzisyen olan, toplumunun tarihini de ezberinde taşıyan kişidir.

Manding dillerinde griota jeli ya da jali, Volofçada ise gewel denir. Bu gelenek, 13. yüzyılda Sundiata Keita’nın kurduğu Mali İmparatorluğu’na bağlanır: Sundiata Destanı’nda griot Balla Fasséké genç krala danışmanlık eder. Soyunu ona dayandıran Kouyaté griot ailesi bugün de sahneye çıkar. Bu görev genellikle griot aileleri içinde kuşaktan kuşağa geçer. Bir griot soy kütüklerini, tarihleri ve övgü şarkılarını ezberler; bunları çoğu zaman 21 telli bir arp-lavta olan kora, ahşap bir ksilofon olan balafon ya da küçük bir lavta olan ngoni eşliğinde seslendirir. Griotlar hükümdarlara danışmanlık etmiş, anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapmış, kimin kimle akraba olduğunu bilen toplumsal hafıza olmuştur.

MerakZihin

İnsan en çok, ritmi orta düzeyde senkoplu olan müzikten keyif alır ve en çok ona eşlik etmek ister. Bu tür ritimlerde vurgular şaşırtacak kadar beklenmedik yerlere kayar ama ritim yine de kolayca izlenebilir.

Senkop, vurgunun dinleyicinin beklemediği bir yere düşmesidir; funk, caz ya da reggae dinleyen herkes bunu tanır. Müzisyenler, müzikle birlikte kıpırdanma isteği uyandıran o hoş çekime “groove” der. 2014’te Maria Witek, Peter Vuust ve arkadaşları dinleyicilere senkop miktarı farklı kısa funk davul kalıpları dinletti. Hem alınan keyif hem de hareket etme isteği ters U biçiminde bir eğri çizdi: Çok düz ritimlerde düşük kaldı, ortada en yükseğe çıktı, çok karmaşık ritimlerde yeniden düştü. Vuust’un bugün Aarhus Üniversitesi’ndeki Beyinde Müzik Merkezi’nde çalışan ekibi bunu, beynin tahminlerinin zorlanıp da boşa çıkmamasından keyif almasıyla açıklıyor. Bu, dinleyicilerin ortalamasıdır; herkes için geçerli bir kural değildir.

MerakMüzik

Anlatılana göre caz piyanisti Fats Waller, 1926’da Chicago’da silahlı adamlarca zorla bir arabaya bindirildi ve bir partiye götürüldü; meğer gangster Al Capone’un doğum günü hediyesi oymuş. Üç gün boyunca piyano çaldı ve cepleri parayla dolu ayrıldı.

Oğlu Maurice’in daha sonra babası hakkında yazdığı biyografide anlattığına göre, Waller Chicago’da bir gösteriden çıkarken silahlı dört adam onu yakaladı; Waller öldürüleceğini sandı. Adamlar onu şehrin hemen dışındaki Cicero’da, Capone’un karargâhı olan Hawthorne Inn’e götürüp çalmasını söyledi. Yemek ve şampanya hiç eksik olmadı; Capone ve konukları ona, söylendiğine göre yüz dolarlık banknotlarla, cömert bahşişler verdi. Hikâyeyi doğrulayan bir polis kaydı ya da bağımsız bir kaynak yok; bu yüzden kanıtlanmış bir olay değil, bir aile anlatısı olarak görmek en doğrusu. Waller ise 1920’ler ve 1930’ların en büyük piyanistlerinden ve sahne adamlarından biriydi; 1929’da yazdığı “Ain’t Misbehavin’” en bilinen şarkılarındandır.

AzimMüzik

Beatles 1962’nin ilk günü Londra’da Decca plak şirketi için seçmeye girdi ve reddedildi. Anlatılana göre şirket, grubun menajerine gitar gruplarının modasının geçtiğini söyledi. Grup aynı yıl Parlophone plak şirketiyle anlaştı ve popüler müziğin en başarılı gruplarından biri oldu.

Seçme, Decca’nın Londra’nın kuzeyindeki West Hampstead stüdyolarında yapıldı; o sırada davulda Pete Best’in bulunduğu grup on beş şarkı çaldı. Decca onların yerine Brian Poole and the Tremeloes’la anlaştı; anlatılana göre bu grup Londra’ya yakındı ve yol masrafı daha azdı. Sık tekrarlanan “gitar gruplarının modası geçiyor” sözü, Decca’dan kalma bir belgeye değil, Beatles’ın menajeri Brian Epstein’ın sonraki anlatımlarına dayanır. Parlophone’da yapımcı George Martin, grubun deneme kayıtlarını dinleyip onlarla anlaştı. Decca kayıtlarından beşi 1995’te Anthology 1 albümünde yayımlandı; bu kayıtlarda, sonraki sesini henüz bulmamış genç bir grup duyulur.

AzimMüzik

Ludwig van Beethoven, sağırlaşmakta olduğunu anladığı 1802 yılında kardeşlerine özel bir mektup yazdı. Bugün Heiligenstadt Vasiyeti diye bilinen bu mektupta umutsuzluğunu, yalnızlığını ve ölüm düşüncelerini anlattı; kendisini hayatına son vermekten yalnızca sanatının alıkoyduğunu yazdı.

Beethoven bu mektubu Ekim 1802’de, doktorunun işitmesini dinlendirmesi için gönderdiği, o zamanlar Viyana’nın dışında bir köy olan Heiligenstadt’ta yazdı. Kısmen bir vasiyetnameyi andırdığı için vasiyet diye anılır, ama Beethoven onu hiç göndermedi; mektup 1827’deki ölümünden sonra kâğıtları arasında bulundu. Mektupta sağırlığını insanlardan saklamanın utancını ve besteleyecek daha çok müziği olduğu için yaşamaya devam etme kararını anlatır. Beethoven yirmi beş yıl daha yaşadı ve işitmesi giderek kaybolurken Dokuzuncu Senfoni de dâhil en büyük eserlerinin birçoğunu besteledi. Anlatılanlara göre senfoninin 1824’teki ilk seslendirilişinde, duyamadığı alkışları görebilsin diye bir şarkıcı onu seyirciye doğru çevirdi.

DinginlikMüzik

John Cage’in 1952’de ilk kez seslendirilen 4′33″ adlı eseri, icracılardan dört dakika otuz üç saniye boyunca hiçbir şey çalmamalarını ister. Dinleyicinin o sırada duyduğu öksürükler, hışırtılar ve yağmur, müziğin ta kendisi olur.

İlk seslendirmeyi piyanist David Tudor, 29 Ağustos 1952’de New York eyaletindeki Woodstock yakınlarında, ormana açılan ahşap bir salon olan Maverick Concert Hall’da yaptı. Üç bölümün her birinin başında piyanonun klavye kapağını kapattı, sonunda açtı; tek bir nota bile çalmadı. Cage sonradan, ilk bölümde rüzgârı, ikincisinde çatıya vuran yağmuru, üçüncüsünde de konuşan ya da salondan çıkıp giden dinleyicileri duyduğunu anlatacaktı. Fikir biraz da Harvard’daki yankısız odayı, yani bütün sesleri emecek biçimde yapılmış bir odayı ziyaretinden doğmuştu: Cage orada bile iki ses duymuştu, kendi sinir sistemini ve kan dolaşımını. Vardığı sonuç şuydu: Gerçek sessizlik yoktur, yalnızca bizim çıkarmayı amaçlamadığımız sesler vardır.

AzimMüzik

Amerikalı gospel şarkıcısı ve gitaristi Sister Rosetta Tharpe, 1940’larda, rock and roll’un adı bile konmadan önce elektro gitarı gür sesle ve ustalıkla çalıyordu. Çalışı ve sahnedeki coşkusu, ilk rock and roll müzisyenlerine ilham verdi.

Tharpe, annesiyle birlikte Pentekostal bir kilisede şarkı söyleyerek büyüdü. 1938’den itibaren gospeli gece kulüplerine ve plaklara taşıdı; bu, kiliseye gidenlerin bir kısmını şaşırttı. 1944’te kaydettiği “Strange Things Happening Every Day” adlı şarkı, 1945’te Billboard’un Siyah müzik listesinde ikinci sıraya çıktı ve çoğu zaman ilk rock and roll kayıtlarından biri sayılır. 1947’de Georgia’nın Macon kentinde 14 yaşındaki Little Richard’ı şarkı söylerken duydu ve konserini onunla açtı; bu, Little Richard’ın ücret aldığı ilk sahneydi. Johnny Cash de çocukken en sevdiği şarkıcının o olduğunu söylerdi. Mayıs 1964’te Manchester’da kullanılmayan bir tren istasyonunun peronunda, yağmur altında İngiliz televizyonu için çaldı. 2018’de Rock and Roll Şöhretler Müzesi’ne alındı.

MerakMüzik

Igor Stravinsky’nin balesi Bahar Ayini, 29 Mayıs 1913’te Paris’teki ilk gösteriminde vurgulu, düzensiz ritimleri ve ayaklarını yere vuran dansçılarıyla salonu birbirine kattı. Salonda kavga çıktığı hikâyesi sonradan abartıldı, ama yaşanan şok gerçekti.

Bale, Sergey Diyagilev’in topluluğu Rus Baleleri (Ballets Russes) için hazırlandı; koreografisi Vaslav Nijinski’nin, dekor ve kostümleri Nikolay Rerih’indi. Eski Rusya’daki pagan ayinlerini anlatır ve kurban olarak seçilen genç bir kızın ölene dek dans etmesiyle biter. Nijinski dansçıların ayaklarını içe döndürdü, süzülmek yerine yere basıp tepinmelerini istedi. Müzikte vurgular kulağın beklemediği yerlere düşer, ölçü neredeyse her ölçü çizgisinde değişir. Şef Pierre Monteux yuhalamalara, kahkahalara ve bağırışlara rağmen orkestrayı yönetmeyi sürdürdü; koridorlarda kavga edildiğine dair hikâyeler çoğunlukla yıllar sonra yazılan anılardan gelir. Eser kısa sürede konser salonlarında büyük başarı kazandı ve bugün 20. yüzyıl müziğinin en çok çalınan yapıtlarından biridir.

AzimGöç

1910’lardan 1970’lere uzanan Büyük Göç’te yaklaşık altı milyon Siyah Amerikalı, ABD’nin güneyinden kuzeyin, orta batının ve batının kentlerine taşındı. Bu göç çalışma hayatını, siyaseti, müziği ve aile yaşamını baştan biçimlendirdi.

İnsanlar, ırk ayrımını yasayla dayatan ve Güneyli Siyahların çoğunu oy kullanmaktan alıkoyan Jim Crow yasalarından, ırkçı şiddetten ve ortakçılıktan, yani ürünün bir payı karşılığında başkasının tarlasında çalışmanın getirdiği yoksulluktan kaçıyordu. Tarihçiler genellikle iki dalgadan söz eder: Birincisi, Birinci Dünya Savaşı kuzeydeki fabrikalarda işçi açığı yaratınca başladı ve yaklaşık 1916’dan 1940’a kadar sürdü; daha büyük olan ikinci dalga ise 1940’tan 1970’e kadar devam etti. Chicago, Detroit, New York ve Los Angeles’ta büyük Siyah toplulukları oluştu. Göçmenler Güney’in müziğini de beraberlerinde getirdi: Muddy Waters 1943’te Mississippi’den Chicago’ya taşındı ve elektrikli Chicago bluesunun doğuşuna katkıda bulundu. Kuzey’de de ayrımcılıkla karşılaştılar. Bunlardan biri, bankaların ve bir federal kurumun Siyahların yaşadığı mahalleleri konut kredisi için fazla riskli diye işaretlediği “redlining” uygulamasıydı.

MerakMüzik

Mısırlı şarkıcı Ümmü Gülsüm, “Doğu’nun Yıldızı” lakabıyla 20. yüzyıl Arap dünyasının en çok sevilen seslerinden biri oldu. Klasik Arap şiirini uzun doğaçlamalarla söylediği aylık radyo konserleri, bütün bölgede milyonları radyo başına toplardı.

1900’lerin başında Nil Deltası’ndaki bir köyde doğdu. Çocukken Kur’an okumayı öğrendi, imam olan babasının küçük topluluğunda dinî ezgiler söyledi; sahneye çıkabilmesi için erkek çocuk kılığına sokuldu. Bu eğitim, sonradan aşk şarkılarına taşıdığı süslü ve esnek okuyuşu biçimlendirdi. 1937’den itibaren her ayın ilk perşembesi, Arap dünyasının dört bir yanına canlı yayımlanan bir konser verdi. Dinleyicinin coşkusuna karşılık bir dizeyi yineleyip her seferinde farklı söylediği için tek bir şarkı bir saati aşabiliyordu; şarkıcıyla dinleyicinin birlikte kapıldığı bu coşkuya Arapçada tarab denir. Mısır’ın 1967 savaşındaki yenilgisinden sonra yurt içinde ve dışında konserler verip gelirini devlete bağışladı. 1975’te Kahire’deki cenazesine yaklaşık dört milyon kişinin katıldığı tahmin ediliyor.

DinginlikMüzik

Fado, 19. yüzyılın başlarında Lizbon’un limana yakın eski mahallelerinde, Alfama, Mouraria ve Bairro Alto’da gelişen bir şarkı geleneğidir. Adı büyük olasılıkla Latincede “kader” anlamına gelen fatum sözcüğünden gelir. Tek bir şarkıcıya genellikle bir klasik gitar ile on iki telli, armut biçimli Portekiz gitarı eşlik eder.

Fado ilk olarak liman mahallelerinde denizciler, liman işçileri ve kentin yoksulları arasında söylendi. UNESCO’ya göre fado; Afro-Brezilya kökenli şarkılı dansların, yerel şarkı ve dansların, göçmenlerin kırsaldan Lizbon’a getirdiği geleneklerin ve 19. yüzyıl başının kent şarkılarının kaynaşmasından doğdu. Şarkılar aşkı, ayrılığı, kaderi ve kentin gündelik hayatını anlatır. Pek çoğuna, kaybedilmiş bir insana, bir yere ya da bir zamana duyulan özlem olan saudade siner; bu duygu bizdeki hasrete yakındır, ama her fadonun konusu değildir. Fado bugün de konser salonlarında, küçük fado evlerinde ve mahalle derneklerinde söyleniyor; 2011’de UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne girdi.

AzimMüzik

Delta blues, 20. yüzyılın başlarında Mississippi Deltası’ndaki Afroamerikanlar arasında doğan, gitarla ve sesle yapılan blues’tur. İş şarkılarından, tarlada çalışanların birbirine seslendiği ezgilerden ve hikâye anlatma geleneğinden beslendi; sonraki blues’u, rock’ı ve popüler müziğin büyük bölümünü biçimlendirdi.

Delta blues, Mississippi Deltası’nda ortakçı olarak, yani tarlanın kirasını ürünün bir kısmıyla ödeyerek çalışan siyahi çiftçiler ve tarım işçileri arasında şekillendi. İşçilerin tarlada birbirine seslendiği ezgilerden, iş şarkılarından, kilise ilahilerinden ve tellerin üzerinde bir şişe boynu ya da bıçak kaydırılarak çalınan yeni gitar tekniklerinden beslendi. Delta blues’un babası sayılan Charley Patton ile Son House, siyahi işçilerin içki içmek, dans etmek ve müzik dinlemek için toplandığı, “juke joint” denen kırsal meyhanelerde çalardı. Irkçı şiddet ve ortakçılığın getirdiği borç, bu müziğin doğduğu dünyayı biçimlendirdi. Büyük Göç’le pek çok Delta müzisyeni kuzeye taşındı; Chicago’da elektro gitara geçen Muddy Waters’ın elektrikli blues’u doğrudan rock and roll’u besledi.