Dünya’nın ötesinde

Uzay

Gezegenler, yıldızlar ve uzay araştırmaları. Evren hakkında bildiklerimiz ve merak ettiklerimiz.

Bu konudaki kartlarSayfa 2Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
MerakUzay

Yeni Zelandalı gökbilimci Beatrice Tinsley, 1960’ların sonu ile 1970’lerde galaksilerin, yıldızları yaşlandıkça renk ve parlaklık değiştirdiğini gösterdi. Bilgisayar modelleri, gökbilimcilerin uzak galaksilerden gelen ışığı yorumlama biçimini değiştirdi.

Tinsley 1941’de İngiltere’nin Chester kentinde doğdu, Yeni Zelanda’da büyüdü. Fizik bölümünden bir sınıf arkadaşıyla evlendikten sonra, üniversitenin kuralları yüzünden eşinin çalıştığı yerde iş bulamadı ve 1963’te onunla birlikte Dallas’a taşındı. 1967’de Texas Üniversitesi’nde (Austin) doktorasını tamamladı; astronomi programındaki tek kadın oydu. Temel fikri şuydu: uzak bir galaksiyi çok eski hâliyle, yıldızları daha gençken görürüz; bu yüzden başka hiçbir şey değişmemiş olsa bile farklı görünür. Gökbilimciler galaksileri evreni ölçmek için kullanmadan önce bunu hesaba katmak zorundaydı. Alanda büyük etkisi olmasına rağmen, 1974’te Yale onu işe alana kadar kalıcı bir kadro bulamadı. 1978’de Yale’in ilk kadın astronomi profesörü oldu. 1981’de, 40 yaşında bir cilt kanseri olan melanomdan öldü.

MerakUzay

18. yüzyılda yaşamış Çinli bilgin Wang Zhenyi, Ay tutulmalarını yuvarlak bir masa (Dünya), tavana asılı kristal bir lamba (Güneş) ve yuvarlak bir aynayla (Ay) anlattı. Bunları yerinden oynatarak üçünün nasıl aynı hizaya geldiğini gösterdi.

Wang, 1768’den 1797’ye kadar Çing Hanedanı döneminde yaşadı; o dönem Çin’inde kadınların astronomi çalışmasına pek izin verilmezdi. Dedesinin geniş kütüphanesinden ve ailesinden öğrendi; matematik ile astronominin büyük bölümünü kendi kendine çalıştı. Göğün yuvarlak, yerin düz olduğunu söyleyen eski görüşe karşı Dünya’nın yuvarlak olduğunu savundu, ekinoks noktalarının zamanla yavaşça kaymasını anlattı ve matematikçi Mei Wending’in zor anlaşılan Hesap İlkeleri kitabını yeni başlayanlar için daha sade bir dille yeniden yazdı. Bilimsel yazılarından yalnızca on kadarı günümüze ulaştı; son hastalığı sırasında yapıtlarının büyük bölümü yok edilmişti. 29 yaşında öldü. Geride 13 ciltlik şiir ve düzyazı bıraktı; kadınların da erkekler kadar okumak için sebebi olduğunu yazdı. Venüs’teki bir kratere onun adı verildi.

AzimUzay

Dorothy Vaughan, NASA’nın öncülü NACA’da ırk ayrımı yüzünden ayrı çalıştırılan Siyah kadın matematikçilerin ekibi West Area Computers’ı yönetti ve 1949’da kurumun ilk Siyah amiri oldu. Elektronik bilgisayarlar gelince FORTRAN programlama dilini hem kendisi öğrendi hem ekibine öğretti.

Vaughan, İkinci Dünya Savaşı sırasında, 1943’te Virginia’daki Langley laboratuvarına bir “insan bilgisayar” olarak girdiğinde matematik öğretmeniydi; insan bilgisayarlar mühendislerin hesaplarını elle yapan çalışanlardı. Virginia’daki ırk ayrımı yasaları yüzünden West Area Computing biriminin Siyah kadınları beyaz meslektaşlarından ayrı çalışıyor, ayrı yemek yiyor, ayrı tuvalet kullanıyordu. Vaughan 1949’da birimin başına vekâleten getirildi ve NACA’nın ilk Siyah amiri oldu. 1958’de NACA’nın yerini NASA alınca ayrı birim kaldırıldı. Vaughan yeni kurulan Analiz ve Hesaplama Bölümü’ne geçti, usta bir FORTRAN programcısı oldu ve küçük uyduları yörüngeye taşıyan Scout roketi üzerinde çalıştı. 1971’de emekli oldu. Hikâyesi, Margot Lee Shetterly’nin 2016’da yayımlanan Gizli Sayılar (Hidden Figures) kitabı ve ondan uyarlanan filmle geniş kitlelere ulaştı.

AzimBiyografi

Mary Jackson 1958’de NASA’nın ilk Siyah kadın mühendisi oldu. Bunun için gereken akşam dersleri yalnızca beyaz öğrencilerin okuduğu bir okulda verildiğinden, derslere girebilmek için Virginia’daki Hampton kentinden özel izin istemek zorunda kaldı.

Jackson 1951’de NACA’nın Langley laboratuvarındaki West Area Computing birimine, hesapları elle yapan bir “insan bilgisayar” olarak girdi. 1953’te mühendis Kazimierz Czarnecki’nin yanında, modelleri ses hızının neredeyse iki katı hızla esen havaya tutan bir rüzgâr tüneli olan Süpersonik Basınç Tüneli’nde çalışmaya başladı. Czarnecki onu mühendis olmak için eğitim almaya yüreklendirdi. Gereken dersleri Virginia Üniversitesi, yalnızca beyaz öğrencilerin okuduğu Hampton Lisesi’nde veriyordu; Jackson kentten izin istedi ve bu izni aldı. Çoğu uçağın yüzeyine değerek akan ince hava katmanı üzerine olmak üzere 12 teknik makale yazdı ya da yazılmasına ortak oldu. 1979’da, kendisine açık en yüksek mühendislik unvanına ulaşmışken daha düşük bir göreve geçmeyi kabul etti ve NASA’da kadınların ve azınlıkların ilerlemesine yardım eden programları yönetti. NASA, 2020’de Washington’daki genel merkez binasına onun adını verdi.

AzimBiyografi

Annie Easley, 1955’te NASA’nın öncülü NACA’ya hesapları elle yapan bir “insan bilgisayar” olarak girdi, sonra programcı oldu. Yazdığı kodlar, sonradan Voyager ve Cassini gibi sondaları uzaya gönderecek Centaur roket kademesine ve enerji ile batarya araştırmalarına destek verdi.

Easley 1933’te Alabama’nın Birmingham kentinde doğdu. Ohio’nun Cleveland kentindeki Lewis Uçuş İtki Laboratuvarı’na girdiğinde, yaklaşık 2.500 çalışan arasındaki yalnızca dört Siyah çalışandan biriydi. Hesap işini makineler devralınca FORTRAN ve SOAP programlama dillerini öğrendi. Centaur, ilk kademe yakıtını bitirdikten sonra ateşlenen bir roket kademesidir ve sıvı hidrojeni sıvı oksijenle yakan ilk kademe oydu; Easley’nin programları bu kademenin çözümlemelerine destek verdi. Enerji alanındaki çalışmaları arasında hibrit araçlar için yapılan ilk batarya araştırmalarını destekleyen benzetimler de vardı. Tam gün çalışırken 1977’de Cleveland State Üniversitesi’nde matematik lisansını tamamladı. Eşit istihdam fırsatı danışmanı olarak ayrımcılık şikâyetlerinin çözülmesine yardım etti; kız öğrencileri ve azınlıklardan gelen gençleri bilime yönlendirdi. 1989’da emekli oldu.

AzimBiyografi

Matematik doktorası alan ilk Siyah Amerikalı kadınlardan Evelyn Boyd Granville, IBM’de ABD’nin ilk uydu ve insanlı uzay uçuşu projeleri olan Vanguard ve Mercury için yörünge hesaplayan bilgisayar programları yazdı. Daha sonra Apollo programında da çalıştı.

Granville, Washington’da büyüdü, Smith College’da matematik ve fizik okudu ve 1949’da Yale’de doktorasını tamamladı. Siyah Amerikalı kadınlar arasında ondan önce matematik doktorası alan tek kişi 1943’te Euphemia Lofton Haynes’ti; Marjorie Lee Browne da aynı yıl doktorasını bitirdi. Üst düzey akademik görevlerin kapısı Siyah kadınlara kapalı olduğundan Fisk Üniversitesi’nde ders verdi, ardından 1956’da IBM’e geçti. Şirketin Washington’daki Vanguard Hesaplama Merkezi’nde yörünge matematiğini bilgisayar programlarına dönüştürdü; daha sonra North American Aviation’da Apollo için yörünge hesapları üzerinde çalıştı. 1967’den itibaren California Eyalet Üniversitesi’nde (Los Angeles) profesör olarak çalıştı, öğretmenler için bir matematik ders kitabını birlikte yazdı ve küçük çocuklara yönelik matematik programları düzenledi. 2023’te, 99 yaşında öldü.

MerakBiyografi

Amerikalı gökbilimci Annie Jump Cannon, Harvard’da yaklaşık 350.000 yıldızı ışıklarındaki karanlık çizgilerin düzenine göre sınıflandırdı. En sıcaktan en soğuğa uzanan O, B, A, F, G, K, M sınıfları bugün de yıldızları gruplamanın standart yoludur.

Cannon, “Harvard hesapçıları” diye anılan kadın ekibindendi. Bu kadınlar gökyüzünün cam plakalara çekilmiş fotoğraflarını inceliyor, çoğu zaman saatte yaklaşık 25 sent kazanıyordu. Yıldız ışığı bir renk şeridine, yani tayfa açıldığında, yıldızdaki elementlerin bıraktığı karanlık çizgiler görünür. Daha önceki sistemlerde çok sayıda harf kullanılıyordu; Cannon bunları yeniden sıralayıp sadeleştirerek tek ve açık bir diziye dönüştürdü. 1925’te Cecilia Payne onun verilerinden yararlanarak bu dizinin sıcaklığa göre ilerlediğini gösterdi. Geçirdiği bir hastalıktan sonra neredeyse hiç duyamayan Cannon efsanevi bir hızla çalışır, dakikada üç yıldıza kadar sınıflandırırdı. Sonuçları 1918–1924 arasında yayımlanan Henry Draper Kataloğu’nu doldurdu. 1925’te Oxford Üniversitesi’nden fahri bilim doktorası alan ilk kadın oldu.

MerakBilim

Bulut odası, gözle görülmeyen yüklü parçacıkları görünür kılar: Buharla dolu havadan geçen bir parçacık, arkasında jet uçaklarının bıraktığı iz gibi minik damlacıklardan bir çizgi bırakır. Aygıtı İskoç fizikçi Charles Wilson icat etti; çekilen fotoğraflar sayesinde yeni parçacıklar keşfedildi.

Wilson’ın fikri 1894’te Ben Nevis Dağı’nın zirvesinde doğdu: Bulutların üzerine düşen gölgelerin çevresinde beliren renkli ışık halkaları, onu bulutları laboratuvarda yeniden oluşturmaya yöneltti. Odada nemli hava ani bir genleşmeyle soğutulur ve buhar damlacığa dönüşmenin eşiğine gelir. İçinden geçen yüklü bir parçacık hava moleküllerinden elektron koparır; geride iyon denen yüklü atomlardan bir çizgi kalır ve damlacıklar bu iyonların üzerinde oluşur. Wilson ilk izleri 1911’de fotoğrafladı. Odanın çevresine bir mıknatıs konunca izler kıvrılır; kıvrımın yönü ve keskinliği parçacığın yükünü ve momentumunu ele verir. Carl Anderson 1932’de bu tür izlerden yola çıkarak antimaddenin bilinen ilk parçacığı olan pozitronu keşfetti. Wilson da bu aygıt sayesinde 1927 Nobel Fizik Ödülü’nü paylaştı.

AzimTarih

1960–61’de, sonradan “Mercury 13” diye anılacak on üç Amerikalı kadın pilot, doktor William Randolph Lovelace’ın NASA’nın ilk erkek astronotları için hazırlanmasına yardım ettiği sağlık testlerinin ilk aşamasını geçti. Özel olarak yürütülen proje resmî bir NASA seçimi değildi ve kadınlar daha ileri gidemeden durduruldu.

Lovelace 1960’ta rekortmen pilot Jerrie Cobb ile başladı. Cobb testlerin üç aşamasını da geçti ve kadın erkek bütün adaylar arasında en iyi yüzde ikiye girdi; ardından diğer kadınların bulunmasına yardım etti. Masrafların büyük bölümünü havacı Jacqueline Cochran karşıladı. Ne var ki NASA ilk astronotlarında askerî jet test pilotluğunu ve mühendislik diplomasını ya da dengi bir eğitimi şart koşuyordu; kadınlar ise askerî test pilotu olarak yetiştirilmiyordu. Temmuz 1962’de Cobb ve pilot arkadaşı Jane Hart, bir Kongre alt komisyonundan testlerin sürdürülmesini istedi; astronot John Glenn buna karşı çıktı ve hiçbir şey değişmedi. “Mercury 13” adı 1995’te ortaya çıktı. Sally Ride 1983’te uzaya çıkan ilk Amerikalı kadın oldu; on üç kadından Wally Funk ise 2021’de, 82 yaşında, sonunda uzaya gitti.

MerakEdebiyat

Mark Twain, Halley Kuyruklu Yıldızı’nın Güneş’e en çok yaklaşmasından iki hafta sonra, 30 Kasım 1835’te doğdu. 1909’da kuyruklu yıldızla birlikte gideceğini söyledi. Kuyruklu yıldız yeniden Güneş’e en yakın noktasına vardıktan bir gün sonra, 21 Nisan 1910’da öldü.

Biyografisini yazan Albert Bigelow Paine’e göre Twain 1909’da şöyle demişti: “1835’te Halley Kuyruklu Yıldızı’yla geldim. Gelecek yıl yine geliyor ve ben de onunla birlikte gitmeyi bekliyorum.” Kendisiyle kuyruklu yıldızı, birlikte gelmiş ve birlikte gitmesi gereken “iki açıklanamaz tuhaflık” olarak görüyordu. Bu tarihler kuyruklu yıldızın günberisi, yani Güneş’e en çok yaklaştığı anlardır ve Twain’in ömrünü neredeyse tam olarak çerçeveler: Birinden iki hafta sonra doğdu, ötekinden bir gün sonra öldü. Halley yaklaşık 76 yılda bir geri döner; bir sonraki gelişi 2061’de bekleniyor.

MerakBilim

NASA’nın 1972 ve 1973’te fırlattığı Pioneer 10 ve 11 sondaları, Güneş Sistemi’nin dışına bilerek mesaj götüren ilk uzay araçlarıdır. Her birinde altın rengi alüminyumdan küçük bir plaka var: Üzerinde bir kadın, bir erkek ve sondanın nereden geldiğini gösteren bir harita çizili.

Plakayı Carl Sagan ile Frank Drake tasarladı; yaklaşık 23’e 15 santimetrelik plakadaki insan figürlerini Linda Salzman Sagan çizdi. Plakanın anahtarı, evrendeki en yaygın element olan hidrojendir. Bir hidrojen atomu iki enerji durumu arasında geçiş yapabilir ve bu sırada dalga boyu hep aynı, yaklaşık 21 santimetre olan bir ışıma yayar. Bu da plakayı bulacak herkese evrensel bir uzunluk ve zaman birimi sunar. Bu birimle çizilen bir harita, Güneş’in konumunu 14 pulsara göre gösterir. Pulsarlar, kendi etrafında dönen ve belirli, tanınabilir aralıklarla radyo sinyali yayan çökmüş yıldızlardır. Çıplak insan figürleri tepki çekti, bazı gazeteler resmi sansürledi. Plakalar, sondanın onları yıldızlararası tozdan koruyacağı bir yere takıldı. 1977’de fırlatılan Voyager 1 ve 2 ise çok daha kapsamlı Altın Plak’ı taşıdı.

MerakBilim

Eylül 1859’daki Carrington Olayı, kayıtlara geçmiş en güçlü güneş fırtınasıdır: Kutup ışıkları Küba’ya kadar görüldü, telgraf aletleri kıvılcım saçtı. Boston ile Portland arasındaki hatta telgrafçılar pilleri söktü ve iki saat boyunca yalnızca fırtınanın yarattığı akımla mesaj göndermeyi sürdürdü.

1 Eylül 1859’da İngiliz gökbilimci Richard Carrington, Surrey’deki Redhill’de bulunan gözlemevinde güneş lekelerini çizerken Güneş’in üzerinde iki noktada göz kamaştırıcı beyaz bir ışık parladı. Carrington ile bir başka gözlemci, Richard Hodgson, bir güneş patlamasını gördüğünü kayda geçiren ilk kişiler oldu. Yaklaşık 17 saat sonra Güneş’ten kopan elektrik yüklü parçacık bulutu Dünya’nın manyetik alanına çarptı ve uzun telgraf tellerinde elektrik akımı oluşturdu. Boston ile Portland arasındaki telgrafçıların yazışması dönemin basınında yer aldı: Pilsiz çalışan telgrafçılardan biri, hattın “pillerimiz takılıyken olduğundan daha iyi” çalıştığını yazdı. 23 Temmuz 2012’de benzer büyüklükte bir fırtına, Dünya’nın yaklaşık dokuz gün önce bulunduğu noktadan geçti. Böyle bir fırtına bugün Dünya’yı doğrudan vursa uydulara ve elektrik şebekelerine zarar verebilir; uzay havasını izleyenlerin hâlâ “yeni bir Carrington”a hazırlıklı olmaya çalışmasının nedeni bu.