Müziğin hikâyesi

Müzik

Besteciler, çalgılar ve müzik gelenekleri. Dinlediğimiz seslerin arkasında neler var?

Bu konudaki kartlarSayfa 2Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
MerakOkyanus

Aynı bölgedeki erkek kambur balinalar hep aynı şarkıyı söyler ve bu şarkı zamanla değişir. Yeni bir şarkı bir topluluktan ötekine genlerle değil, balinaların birbirinden öğrenmesiyle geçer.

Kambur balinalarda yalnızca erkekler şarkı söyler, özellikle de üreme mevsiminde. Şarkı; iniltilerden, çığlıklardan ve kısa vuruşlardan oluşan, bölüm bölüm tekrarlanan uzun bir dizidir. Bir bölgedeki bütün erkekler hemen hemen aynı şarkıyı söyler, ama şarkı durmadan değişir: biri küçük bir yenilik katar, ötekiler onu taklit eder. Değişim bazen bir anda olur. 1996’da Avustralya’nın doğu kıyısında çalışan araştırmacılar, batı kıyısındaki balinalara ait bir şarkıyı söyleyen iki erkek kaydetti. İki yıl içinde kaydettikleri bütün erkekler yeni şarkıya geçmişti. Ekip, 2000’de Nature dergisinde yayımladığı makalede buna “kültür devrimi” dedi; bu kadar hızlı ve eksiksiz bir değişim ancak öğrenmeyle yayılabilir. Sonraki çalışmalar, yeni şarkıların Güney Pasifik’te topluluktan topluluğa doğuya doğru ilerlediğini gösterdi.

MerakMüzik

Mbira, Zimbabve’deki Shona halkının çalgısıdır: ahşap bir tablaya dizilmiş metal tuşlar, başparmaklarla ve işaret parmağıyla çekilip bırakılarak çalınır. Çalan kişi kısa ve birbirine geçen kalıpları tekrarlar; dinleyen de bu tekrarların içinden yeni ezgilerin doğduğunu duyar.

Tipik bir mbira dzavadzimu, yani “ata ruhlarının mbirası”, 22 ile 28 arasında tuş taşır. Çalınırken çoğu zaman deze denen büyük, içi oyulmuş bir su kabağının içine yerleştirilir; bu, sesi güçlendirir. Üzerine takılan şişe kapakları ya da deniz kabukları da vızıldayan bir ses katar. Shona halkı mbirayı, ailelerin ata ruhlarına seslendiği ve bira denen bütün gece süren toplantılarda, ayrıca kutlamalarda ve konserlerde çalar. 1950’lerin sonunda İngiliz müzik araştırmacısı Hugh Tracey, kalimba adını verdiği sadeleştirilmiş bir versiyon üretmeye başladı ve bu ses böylece dünyaya yayıldı. UNESCO, 2020’de Zimbabve ve Malavi’deki mbira yapımı ve çalımı geleneğini Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne aldı.

DinginlikMüzik

Duduk, kayısı ağacından yapılan ve geniş bir çift kamışla çalınan bir Ermeni nefesli çalgısıdır; insan sesini andıran sıcak, yumuşak bir tınısı vardır. Genellikle iki kişiyle çalınır: biri ezgiyi çalarken öteki arkadan hiç kesilmeyen bir dem tutar.

Ermenice adı tsiranapogh, “kayısı borusu” demektir. Arkadaki sürekli sese dam denir; bu sesi tutan müzisyen dairesel nefes tekniğini kullanır: burnundan nefes alırken yanaklarında biriktirdiği havayı üflemeyi sürdürür, böylece ses hiç kesilmez. Duduk düğünlerde de, türkülerde de, cenazelerde de çalınır. Çalgının en tanınmış ustası Djivan Gasparyan (1928–2021), onu dünyanın dört bir yanındaki dinleyicilere tanıttı; Gladyatör gibi filmlerin müziklerinde onun çalışı duyulur. UNESCO, Ermeni duduk müziğini 2005’te sözlü ve somut olmayan mirasın başyapıtlarından biri ilan etti, 2008’de de listesine aldı. Bölgede benzer çift kamışlı çalgılar da vardır; Türkiye’deki mey ve Azerbaycan’daki balaban bunlardandır.

MerakMüzik

Güney Sibirya’daki Tuva’nın gırtlak şarkıcıları aynı anda iki ses çıkarır: altta pes ve sürekli bir uğultu, üstte ıslığa benzeyen tiz bir ezgi. Tiz ezgi, ağzın ve boğazın biçimi değiştirilerek sesin içinde saklı doğuşkanların öne çıkarılmasıyla oluşur.

Söylenen her nota aslında bir ses demetidir: asıl perdenin yanında, her sese kendine özgü rengini veren daha hafif ve daha tiz sesler, yani doğuşkanlar (harmonikler) bulunur. Gırtlak şarkıcıları dillerini ve dudaklarını öyle ince ayarlarla oynatmayı öğrenir ki tek tek doğuşkanlar ayrı bir ezgi gibi çınlar. Genel adı höömey’dir; sıgıt ıslığa benzeyen bir üslup, kargıraa ise çok derin, hırıltılı bir üsluptur. Türk dillerinden birini konuşan Tuvalılar bu sesleri göçebe hayvancılığın manzarasıyla, rüzgârı, nehirleri ve hayvanları taklit etmekle ilişkilendirir. Huun-Huur-Tu gibi topluluklar bu müziği 1990’lardan itibaren dünya sahnelerine taşıdı. Fizikçi Richard Feynman da yıllarca Tuva’ya gitmenin yolunu aradı; bu çabası Tuva or Bust! adlı kitapta anlatılır.

DinginlikMüzik

Arirang, Kore’nin en tanınmış halk şarkısıdır; hem Kuzey’de hem Güney’de hem de yurt dışındaki Koreliler arasında söylenir. Yaklaşık 60 türü ve 3.600 kadar çeşitlemesi vardır. Hepsinde nakarat “Arirang, arirang, arariyo” gibidir; dizeler ise söyleyene ve yöreye göre değişir.

“Arirang” sözcüğünün tam olarak ne anlama geldiğini kimse bilmiyor. Pek çok türünde bir dağ geçidini aşmaktan söz edilir; dizeler çoğu zaman ayrılığı, özlemi ve zor işi anlatır, ama neşeli olanları da vardır. En çok bilinen hâli, Na Woon-gyu’nun Japon yönetimi döneminde çektiği ve ilk Kore milliyetçi filmi sayılan 1926 yapımı sessiz film Arirang ile yayıldı. Şarkı iki Kore’ye de ait olduğu için ortak bir marş gibi kullanılmıştır: 2000 Sidney Olimpiyatları’nın açılışında Kuzey ve Güney Koreli sporcular bu şarkı eşliğinde birlikte yürüdü. UNESCO, Güney Kore’nin Arirang geleneğini 2012’de, Kuzey Kore’ninkini 2014’te Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne aldı; böylece aynı şarkı listede iki kez yer alıyor.

DinginlikMüzik

Kavvali, Güney Asya’daki tasavvuf geleneğinden doğan dinî bir müziktir. Baş okuyucu bir şiir dizesini söyler, koro ona karşılık verir; el çırpmaları, armonyum ve davullar eşliğinde tekrarlanan dizeler giderek güçlenir ve bütün meclisi birlikte sarar.

Kavvali, Güney Asya’da müziğin dinleyiciyi Tanrı’ya yaklaştırdığına inanılan tasavvuf dergâhlarında ve türbelerinde gelişti. Geleneğin kurucusu olarak genellikle Delhili şair ve müzisyen Emir Hüsrev (1253–1325) gösterilir. Okunan sözler Urduca, Farsça, Pencapça ya da Hintçe tasavvuf şiirleridir. Baş okuyucu tek bir dizeyi dakikalarca işleyebilir: vurgusunu değiştirir, çevresinde doğaçlama yapar; koro dizeyi yineler, dinleyiciler de karşılık verir. 20. yüzyılda Sabri Kardeşler ve özellikle Pakistanlı Nusrat Fateh Ali Khan kavvaliyi dünyanın dört bir yanındaki konser salonlarına taşıdı. Nusrat’ın 1990’larda Batılı müzisyenlerle yaptığı ortak çalışmalar bu müziği bütün dünyada tanıttı.

DinginlikMüzik

Shakuhachi, ucundan üflenerek çalınan bir Japon bambu flütüdür. Nefesteki ve başın açısındaki küçük değişiklikler sesin perdesini kaydırır; bu yüzden havanın hışırtısı, titreyen ses ve sessizlik de müziğin bir parçası olur.

Adı, flütün standart boyundan gelir: bir shaku sekiz sun, yani yaklaşık 54 santimetre. Edo döneminde (1603–1868) Zen Budizminin Fuke mezhebine bağlı, komusō denen gezgin keşişler shakuhachiyi suizen, yani “üfleyerek Zen” adını verdikleri bir meditasyon olarak çalardı. Yüzlerini gizlemek için başlarına derin, hasırdan bir sepet geçirerek dolaşırlardı. Çaldıkları, honkyoku denen solo parçalar bugün de icra ediliyor. Meiji hükümeti 1871’de mezhebi kaldırınca flüt dinî çevrelerin dışına çıkıp oda müziğine geçti; 20. yüzyılda film müziklerinde, cazda ve çağdaş klasik müzikte de yerini aldı.

AzimMüzik

Japon topluluk davulculuğu taiko, Kuzey Amerika’da 1960’ların sonundan itibaren Kaliforniya’da kurulan Japon Amerikalı gruplar sayesinde kök saldı. Bu gruplar davullarını şarap fıçısı gibi ellerindeki malzemelerden kendileri yaptı; birlikte çalmak da bir topluluk olmanın yolu hâline geldi.

Japoncada taiko düpedüz davul demektir. Büyük ve koreografili davul topluluklarının çaldığı kumi-daiko üslubu ise İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, özellikle Daihachi Oguchi’nin 1951’de kurduğu grupla biçimlendi. Seiichi Tanaka 1968’de San Francisco Taiko Dojo’yu kurdu; 1969’da da Los Angeles’taki Senshin Budist Tapınağı’nın üyeleri Kinnara Taiko’yu oluşturdu ve pahalı davullar yerine şarap fıçılarından davul yaptı. Aileleri savaş yıllarında kamplara kapatılmış pek çok Japon Amerikalı için taiko, miraslarını herkesin önünde sahiplenmenin bir yolu oldu. Bugün Kuzey Amerika’da yüzlerce taiko grubu var.

MerakMüzik

Azerbaycan’ın klasik müziği muğam, büyük ölçüde doğaçlamaya dayanır. Hanende ve çalgıcılar sabit bir notayı değil, kendine özgü ezgi yolları ve havası olan bir makamı izler; her icra bu çerçevede yeniden kurulur.

Klasik bir muğam üçlüsünde hanende çoğu zaman elindeki defle (Azerbaycan’da gaval) tempo tutar; ona uzun saplı bir telli çalgı olan tar ile yayla çalınan kamança eşlik eder. İcracılar makamın bölümleri arasında ilerler, ses giderek tizleşir ve doruğa ulaşır. Hanende genellikle Fuzûlî gibi klasik şairlerin gazellerini okur. Gelenek, İran ve Türk makam müziğiyle aynı köklerden beslenir. UNESCO, Azerbaycan muğamını 2003’te İnsanlığın Sözlü ve Somut Olmayan Mirasının Başyapıtlarından biri ilan etti; Bakü’deki Uluslararası Muğam Merkezi de 2008’de açıldı.

DinginlikMüzik

Morna, Cabo Verde’nin ağır tempolu, hüzünlü şarkısıdır; adaların Kreol dilinde, gitar, keman ve küçük, dört telli bir gitar olan cavaquinho eşliğinde söylenir. Sözleri ada yaşamının ve kuşaklar boyu süren göçün izini taşır; hep ayrılığa, uzaklığa ve özleme döner.

Cabo Verde, Batı Afrika açıklarında, Portekizlilerin ve köleleştirilmiş Afrikalıların yerleştiği bir Atlas Okyanusu takımadasıdır. Yoksulluk ve kuraklık halkını uzun zamandır göçe zorluyor; birçok tahmine göre bugün yurt dışında yaşayan Cabo Verdeliler adalarda yaşayanlardan fazla. Mornanın temel duygusu sodade’dir: Portekizce saudade ile akraba olan bu Kreolce sözcük, uzaktaki insanlara ve yerlere duyulan özlemin sızısını anlatır. Türün klasik biçimini şair Eugénio Tavares (1867–1930) ile besteci B. Leza oluşturdu. 1980’lerin sonundan itibaren “Yalınayak Diva” lakaplı Cesária Évora mornayı bütün dünyaya tanıttı. UNESCO, mornayı 2019’da Somut Olmayan Kültürel Miras listesine aldı.

AzimBiyografi

Şilili şarkıcı ve söz yazarı Violeta Parra, 1950’lerde ülkesini dolaşıp köylerdeki halk müzisyenlerinden şarkılar derledi. Öğrendiklerini radyo programlarına, plaklara, kendi şarkılarına ve görsel sanat çalışmalarına taşıdı.

Parra (1917–1967) sanatçı bir aileden geliyordu; kardeşi Nicanor Parra, Şili’nin en tanınmış şairlerinden biri oldu. Violeta, şarkıları hiç yazıya geçirilmemiş yaşlı halk müzisyenlerini tek tek buldu; başta 1966 tarihli Gracias a la vida olmak üzere kendi besteleri de bu geleneğe yeniden can verdi. Kumaştan dikilen resimler, yani arpilleralar da yaptı. 1964’te, çoğu kaynağa göre, Louvre Sarayı’ndaki Dekoratif Sanatlar Müzesi’nde kişisel sergi açan ilk Latin Amerikalı sanatçı oldu. Çalışmaları, 1960’lar ve 70’lerde yükselen Şili Yeni Şarkı (Nueva Canción Chilena) hareketinin temelini attı. 1967’de hayatını kaybetti.

AzimBiyografi

Güney Afrikalı şarkıcı Miriam Makeba, hükümet 1960’ta pasaportunu iptal edince ülkesine dönemedi. Otuz yıl sürgünde yaşadı; konserlerini ve Birleşmiş Milletler’deki tanıklığını apartheid rejimine karşı mücadelede kullandı.

Apartheid, Güney Afrika’da 1948’den 1990’ların başına kadar süren ve ırk ayrımını yasayla dayatan rejimin adıdır. Makeba 1959’da, şarkı söylediği apartheid karşıtı Come Back, Africa filminin Venedik’teki galasına katılmak için ülkesinden ayrıldı; ardından Harry Belafonte’nin yardımıyla New York’a yerleşti. 1960’ta annesinin cenazesi için dönmek istediğinde ülkeye sokulmadı. 1963’te bir Birleşmiş Milletler komitesinde apartheid’ı anlattı; plakları da ülkesinde yasaklandı. 1966’da Belafonte’yle yaptıkları ortak albümle Grammy Ödülü’nü paylaştılar; 1967’de Pata Pata şarkısı dünya çapında sevildi. Nelson Mandela serbest bırakıldıktan sonra, 1990’da ülkesine döndü. Geniş kitleler onu “Mama Africa” diye anıyordu.

DinginlikBiyografi

Neşet Ertaş (1938–2012), Türkiye’nin en sevilen halk müzisyenlerinden biriydi. Orta Anadolu’nun yüksek perdeden, uzun soluklu okunan yanık havası bozlağı babası Muharrem Ertaş’tan öğrendi ve kendi yazdığı türkülerle yeniledi.

Ertaş, 1938’de Kırşehir’in bir köyünde, Abdal bir ailede doğdu. Abdallar, Orta Anadolu’da çalgıcılığı kuşaktan kuşağa meslek olarak sürdüren, düğünlerde ve toplantılarda çalıp söyleyen bir topluluktur. Neşet daha çocukken bağlamasıyla babasının yanında köy köy dolaştı. 1976’da geçirdiği felç yüzünden çalamaz hâle geldi; 1979’da tedavi için gittiği Almanya’da 24 yıl kaldı ve Avrupa’nın dört bir yanında gurbetçilere konserler verdi. 2002’de kendisine önerilen Devlet Sanatçısı unvanını, hepimizin zaten bu devletin sanatçısı olduğunu, ayrı bir unvanın ayrımcılık gibi geldiğini söyleyerek geri çevirdi. 2011’de İstanbul Teknik Üniversitesi’nden fahri doktora aldı; 2012’de İzmir’de hayatını kaybetti.

MerakBiyografi

Perulu şarkıcı Yma Sumac’ın sesi olağanüstü genişti; en pes notalardan çok tiz notalara kadar uzanıyordu. 1950’lerde gösterişli orkestra düzenlemeleriyle yayımlanan kayıtları onu dünya çapında bir yıldız yaptı.

Sumac, 1922’de Peru’da Zoila Augusta Emperatriz Chávarri del Castillo adıyla doğdu. Besteci Les Baxter’la hazırladığı ve Capitol Records’tan çıkan ilk albümü Voice of the Xtabay (1950), And ezgilerinden esinlenen şarkıları görkemli bir Hollywood orkestrasyonuyla sundu ve çok sattı. Reklamlarda bir İnka prensesi olarak tanıtıldı. Bir de asılsız bir dedikodu yayıldı: güya asıl adı Amy Camus’tü, Brooklyn’de yaşayan bir ev kadınıydı ve adını tersten yazıyordu. Ses genişliği için verilen rakamlar dört buçuk ile beş oktav arasında değişir; besteci ve eleştirmen Virgil Thomson’a göre beş oktava çok yakındı. 1960’ta Sovyetler Birliği’nde altı aydan uzun süren bir turneye çıktı. 2008’de Los Angeles’ta öldü.

DinginlikBiyografi

Hawaii’nin son hükümdarı Liliʻuokalani, aynı zamanda çok sayıda şarkı besteledi. 1895’te ʻIolani Sarayı’nda tutsakken yazdığı Kuʻu Pua i Paoakalani, bir destekçisinin ona bahçesinden getirdiği çiçekleri anlatır. Çiçekler, okuması yasaklanan gazetelere sarılı gelirdi.

Liliʻuokalani 1891’de tahta çıktı. Ocak 1893’te ABD askerlerinin desteğini alan bir grup Amerikalı ve Avrupalı iş insanı Hawaii Krallığı’nı devirdi. 1895’te onu yeniden tahta çıkarmak için başlatılan ayaklanma başarısız olunca kraliçe tutuklandı, tahttan çekilmeye zorlandı ve ʻIolani Sarayı’nın üst katındaki bir odada yaklaşık sekiz ay tutuldu. Siyasi haberlerden uzak tutulduğu için olup biteni çiçeklerin sarıldığı gazetelerden öğrendi. Toplam 150’den fazla şarkı yazdı. Bunlar arasında 1866’dan 1876’ya kadar krallığın millî marşı olan He Mele Lāhui Hawaiʻi ile bugün de Hawaii’nin en bilinen şarkılarından Aloha ʻOe (1878) vardır. ABD, Hawaii’yi 1898’de topraklarına kattı.

DinginlikZihin

Müzik parçaları arasındaki sessizlik, bedeni müziğin kendisinden daha çok dinlendirebilir. 2006’da 24 kişiyle yapılan bir çalışmada hızlı müzik nabzı, tansiyonu ve solunumu artırdı; iki dakikalık arada ise üçü de düştü, hatta müzik başlamadan önce ölçülen düzeyin altına indi.

İtalya’daki Pavia Üniversitesi’nden hekim Luciano Bernardi, Cesare Porta ve Peter Sleight ile birlikte 12 aktif müzisyeni ve müzik eğitimi almamış, aynı yaştan 12 kişiyi inceledi. Her katılımcı rap, tekno, Hint ragası ve klasik müzik gibi altı farklı türü rastgele bir sırayla dinledi; parçaların arasına rastgele bir noktada iki dakikalık bir sessizlik kondu. Belirleyici olan tür değil tempoydu: Hızlı müzik ve basit ritimler bedeni en çok uyardı, yavaş ya da meditatif müzik ise sakinleştirdi. Müzisyenlerin solunumu tempoya ötekilerden daha yakından uydu. Araştırmacılar müzikle sessizliği art arda kullanmanın stresle başa çıkmaya yardımcı olabileceğini öne sürdü; ama küçük bir laboratuvar çalışması ancak bir başlangıçtır.

MerakZihin

Mozart dinlemenin insanı daha zeki yaptığı fikri, yani “Mozart etkisi”, yalnızca 36 üniversite öğrencisiyle yapılan 1993 tarihli bir çalışmadan doğdu. Bir Mozart sonatı dinleyen öğrencilerin uzamsal düşünme puanları sadece 10-15 dakikalığına yükseldi; sonraki incelemeler zekâda kalıcı bir artış bulmadı.

Frances Rauscher, Gordon Shaw ve Catherine Ky çalışmayı Nature dergisinde yayımladı. Öğrenciler on dakika boyunca ya Mozart’ın İki Piyano İçin Re Majör Sonatı’nı ya bir rahatlama kaydını dinledi ya da sessizlikte bekledi; ardından Stanford-Binet zekâ testinden alınmış kâğıt katlama ve kesme bulmacalarını çözdü. Mozart dinleyenler daha iyi sonuç aldı, ama yalnızca kısa bir süre için. Çalışmada bebek ya da çocuk yoktu, genel zekâ da ölçülmedi. Basında ve piyasada bu sonuç, klasik müziğin çocukları daha zeki yaptığı vaadine dönüştü. 1998’de Georgia Valisi Zell Miller, eyalette doğan her bebeğe bir klasik müzik kaydı vermek için yılda 105.000 dolar ayrılmasını önerdi. Sonraki analizler en fazla küçük ve kısa süreli etkiler buldu; bunun en olası nedeni, canlı müziğin ruh hâlini ve dikkati bir süreliğine yükseltmesi.

MerakTarih

İngiltere’nin Norfolk bölgesinde bulunan 2.000 yıllık bir defineden neredeyse eksiksiz bir carnyx çıktı. Carnyx, ucu hayvan başı biçiminde olan uzun bir bronz savaş borusudur. 2025’te bulunup Ocak 2026’da duyurulan definede ikinci bir carnyx’in parçaları, yaban domuzu başlı bir sancak ve beş kalkan göbeği de vardı.

Carnyx, Demir Çağı Avrupası’nda aşağı yukarı MÖ 200 ile MS 200 arasında çalınırdı. Dik tutulan borunun ağzı açık hayvan başı biçimindeki ucu, kalabalığın çok üstünde yükselirdi. Norfolk’taki, Britanya’da bulunan yalnızca üçüncü carnyx. İlki 1768’de Lincolnshire’da Witham Nehri’nden çıkarılmış, ama metali incelenirken tahrip olmuştu. 1816’da İskoçya’da bulunan Deskford carnyx’inden ise yalnızca yaban domuzu başı biçimindeki ucu günümüze ulaştı. Sancak, bir savaşçı topluluğunu belirtmek için bir sırıkla taşınan simgedir; bu, Britanya’da bulunan ilk yaban domuzu başlı sancak. Kalkan göbeği ise kalkanın ortasında tutamağı örten metal kubbedir. Define büyük olasılıkla MS 1. yüzyılda, MS 60 ya da 61’de Roma’ya karşı ayaklanan Kraliçe Boudica’nın halkı Icenilerin topraklarında gömüldü.