Bir insanın hikâyesi

Biyografi

Keşifler, mücadeleler ve hayatı değiştiren kararlar. Tanınmış ya da gözden kaçmış insanların hikâyeleri.

Bu konudaki kartlarSayfa 4Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
AzimTarih

Momofuku Ando hazır erişteyi 48 yaşında, başkanı olduğu kredi kooperatifi 1957’de batıp neredeyse her şeyini kaybettikten sonra icat etti. Osaka yakınlarındaki evinin arkasında bir kulübede aylarca deney yaptı ve 1958’de Chicken Ramen’i piyasaya sürdü. 1971’de, 61 yaşındayken Cup Noodles geldi.

Ando’nun anlattığına göre fikir, tempura kızartılışını izlerken aklına geldi: önceden haşlanıp tatlandırılmış erişte kızgın yağda kısa süre kızartılınca içindeki su çıkıyor, geride minicik gözenekler kalıyordu. Kaynar su bu gözeneklere dolunca erişte birkaç dakikada yeniden yumuşuyordu. Chicken Ramen 25 Ağustos 1958’de satışa çıktı. 1971’de strafor bir bardakta satılan Cup Noodles geldi ve hazır erişteyi bütün dünyaya yaydı. 2000’de Japonya’da yapılan bir ankette hazır erişte, ülkenin yirminci yüzyıldaki en büyük icadı seçildi. Hikâyenin ilk yılları ise daha çok Ando’nun ve şirketi Nissin’in kendi anlatımına dayanıyor.

AzimSağlık

Japon kayakçı ve dağcı Yuichiro Miura, 70 yaşından sonra Everest’in zirvesine üç kez çıktı: 2003’te, 2008’de 75 yaşında ve 23 Mayıs 2013’te 80 yıl 223 günlükken. Dört kez kalp ritmi bozukluğu ameliyatı geçirmiş olmasına rağmen yaptığı bu son tırmanışla, zirveye çıkan en yaşlı insan olarak kayıtlara geçti.

Miura’nın adı ilk kez 1970’te duyuldu: Everest’in zirvesinin altındaki yüksek boyun South Col’den paraşütle hızını keserek kayakla yaklaşık 2.000 metre alçaldı. Bir ara düşüp 400 metre kadar kaydı ve derin bir buz yarığının biraz önünde durabildi. Bu inişi anlatan The Man Who Skied Down Everest (Everest’ten Kayakla İnen Adam) En İyi Belgesel Oscar’ını kazandı; bu ödülü alan ilk spor filmiydi. Miura 2008’den sonra kalp ritmi bozukluğu yüzünden dört kez ameliyat oldu. 80 yaşında zirveye çıktıktan sonra inişi yürüyerek tamamlayamadı ve yaklaşık 6.500 metreden helikopterle indirildi; Guinness kuralları zirve rekoru için buna izin veriyor.

AzimSağlık

Fauja Singh koşmaya seksenli yaşlarında, önce eşini, ardından bir oğlunu kaybedince başladı. İlk maratonunu 2000’de Londra’da, 89 yaşında koştu. 16 Ekim 2011’de Toronto Waterfront Maratonu’nu 8 saat 11 dakikada bitirdiğinde, İngiliz pasaportundaki doğum tarihine göre 100 yaşındaydı.

Singh, Hindistan’ın kuzeyindeki Pencap’ta çiftçilik yapmıştı; ailesinin anlattığına göre beş yaşına kadar yürüyememişti. 1990’larda İngiltere’ye göç etti ve Londra’nın doğusundaki Ilford’da oğullarından birinin yanına yerleşti. Guinness Dünya Rekorları Toronto koşusunu hiçbir zaman kayda geçirmedi; Singh’in doğum belgesi yoktu ve yaşını kanıtlamaya pasaport tek başına yetmiyordu. Hayatı boyunca dokuz kadar maraton koştu; son yarışı 2013’te Hong Kong’daki 10 kilometrelik bir koşuydu. Temmuz 2025’te, doğduğu köy Beas Pind’de bir aracın çarpması sonucu hayatını kaybetti; pasaportuna göre 114 yaşındaydı.

AzimTarih

Kathrine Switzer 1967’de Boston Maratonu’nu resmî göğüs numarasıyla koşan ilk kadın oldu; yarışa “K.V. Switzer” adıyla kaydolmuştu. Birkaç kilometre sonra yarış görevlisi Jock Semple onu yakalayıp 261 numarasını koparmaya çalıştı. Erkek arkadaşı görevliyi itip uzaklaştırdı, Switzer de yarışı bitirdi.

1967’de Boston Maratonu kadınları yarışa kabul etmiyordu. Bir yıl önce Bobbi Gibb, başlangıç noktasının yakınındaki çalıların arasından çıkıp numarasız koşmuştu. Semple’ın Switzer’a saldırdığı anın fotoğrafları dünyayı dolaştı. Görevliyi iten erkek arkadaşı Tom Miller bir çekiç atıcısıydı. Olayın ardından Amerikan Amatör Atletizm Birliği kadınların erkeklerle aynı yarışlara katılmasını yasakladı; yasak, Boston’un kadınları resmen kabul ettiği 1972’ye kadar sürdü. Switzer o yıl üçüncü oldu ve kupasını Semple verdi; ikisi sonradan dost oldu. İlk koşusundan elli yıl sonra, 2017’de, 70 yaşındaki Switzer Boston’u yine 261 numarayla koştu ve organizatörler bu numarayı onun onuruna bir daha kimseye vermeme kararı aldı.

AzimTarih

New Yorklu emekli hemşire Barbara Hillary iki kez kanseri yenmişti. 2007’de, 75 yaşında Kuzey Kutbu’na giden son yolu kayakla geçti; 2011’de, 79 yaşında Güney Kutbu’na da ulaştı. Kayıtlara göre iki kutba da ayak basan ilk Afro-Amerikan kadın oldu.

Hillary kutup yolculuklarından önce 55 yıl hemşirelik yaptı. Yirmili yaşlarında meme kanserini atlattı; 1998 dolaylarında akciğer kanseri yüzünden ameliyat oldu ve nefes kapasitesinin dörtte birini kaybetti. Kuzey Kutbu yolculuğu için özel olarak kros kayağı öğrendi ve masrafları karşılamak için 25.000 dolardan fazla bağış topladı. İki kutba da ulaştıktan sonra iklim değişikliği ve yaşlanma üzerine konuşmalar yaptı. 2019’da öldü; bir yıl sonra ABD Ulusal Kadınlar Onur Listesi’ne (National Women’s Hall of Fame) alındı.

AzimBilim

Meksika asıllı Amerikalı Ynés Mexía ilk botanik dersini ellili yaşlarında aldı ve kısa süre sonra bitki toplamak için yolculuklara çıktı. Yaklaşık on üç yıllık arazi çalışmasında 145.000 kadar bitki örneği topladı; bunların 500 kadarı bilimin o güne dek tanımadığı türlerdi.

Mexía botaniğe beklenmedik bir yoldan geldi. 1909’da, 39 yaşında ağır bir ruhsal ve bedensel çöküntü yaşadı ve tedavi için California’ya taşındı. Sierra Club’la yaptığı doğa yürüyüşleri iyileşmesine yardım etti ve onu doğaya bağladı; ellili yaşlarının başında Berkeley’deki California Üniversitesi’ne kaydoldu. İlk seferinde, 1925’te Meksika’da bir uçurumdan düşüp kaburgalarını kırdı, yine de 500 örnekle döndü. 1928’de Alaska’da, bugünkü Denali Ulusal Parkı’nda 6.000’den fazla örnek topladı. İki buçuk yıl süren Güney Amerika yolculuğunda Amazon’da kanoyla 4.800 kilometre kadar yol aldı ve yaklaşık 65.000 örnek topladı. 1938’de, 68 yaşında akciğer kanserinden öldü. Mexianthus adlı bir bitki cinsi ve elli kadar tür onun adını taşıyor.

AzimSağlık

Amerikalı anestezi uzmanı Virginia Apgar, 1952’de yenidoğanın durumunu doğumdan hemen sonra ölçen Apgar skorunu geliştirdi. Bebeğin rengine, kalp atışına, reflekslerine, kas tonusuna ve solunumuna bakılarak doğumdan bir ve beş dakika sonra verilen bu puan, dünyanın her yerinde doğumhanelerde standart hâline geldi.

Apgar 1930’larda Columbia Üniversitesi’nde cerrahi eğitimi almıştı; bunu yapabilen çok az kadından biriydi. Ancak cerrahi bölüm başkanı Allen Whipple onu, o yıllarda yeni gelişen anestezi alanına yönlendirdi. Doğumlarda çalışırken yeni doğan bebeğin durumunu düzenli olarak değerlendiren kimse olmadığını gördü. Geliştirdiği puanlamada beş bulgunun her birine 0, 1 ya da 2 puan verilir ve toplam 0 ile 10 arasındadır. Sağlıklı bebeklerin çoğu 7 ve üzeri alır; düşük puan, bebeğin hemen yardıma ihtiyacı olduğunu gösterir. 1962’de meslektaşları onun adını akılda kalıcı bir kısaltmaya dönüştürdü: Appearance (görünüm), Pulse (nabız), Grimace (yüz buruşturma, yani refleks), Activity (hareket, yani kas tonusu), Respiration (solunum).

AzimSağlık

Frances Oldham Kelsey’den, ABD Gıda ve İlaç Dairesi’ndeki (FDA) ilk ayında, 1960’ta, talidomid adlı sakinleştiriciyi onaylaması istendi. Güvenlik verilerini yetersiz buldu ve şirket baskısına rağmen bir yılı aşkın süre direndi. Kısa süre sonra ağır doğum kusurlarına yol açtığı anlaşılan ilaç, ABD’de sakinleştirici olarak hiç satılmadı.

Kanada doğumlu Kelsey hem farmakolog hem hekimdi; 1938’de Chicago Üniversitesi’nin farmakoloji alanında verdiği ilk doktora unvanını almıştı. FDA’da yeni ilaç başvurularını inceleyen yalnızca yedi tam zamanlı hekimden biriydi. Üretici firma Richardson-Merrell onu defalarca sıkıştırdı, ama Kelsey her seferinde yeni kanıt istedi. 1961’in sonunda Almanya ve Avustralya’daki hekimler talidomidi ağır doğum kusurlarıyla ilişkilendirdi; firma da Mart 1962’de başvurusunu geri çekti. Buna rağmen deneme amaçlı tabletler binlerce Amerikalı hastaya çoktan verilmişti. Başkan Kennedy Ağustos 1962’de Kelsey’ye Seçkin Federal Sivil Hizmet Başkanlık Ödülü’nü verdi; bu ödülü alan ikinci kadındı. Aynı yılın ekim ayında Kongre, ilaç denetimini sıkılaştıran Kefauver-Harris Yasası’nı kabul etti. FDA talidomidi ancak onlarca yıl sonra, 1998’de, cüzzamın ağrılı bir komplikasyonunu tedavi etmek için sıkı denetim şartıyla onayladı.

AzimZihin

Brezilyalı psikiyatr Nise da Silveira, Rio de Janeiro’daki hastalarına lobotomi ve elektroşok uygulamayı reddetti. 1946’dan itibaren onlara resim ve kil atölyeleri açtı; hastaların burada yaptığı işler, 1952’de kurulan Bilinçdışı İmgeleri Müzesi’nin temelini oluşturdu.

Da Silveira 1926’da Bahia’da tıp fakültesini bitirdi; 157 mezunun arasındaki tek kadındı. Rio’daki bir devlet psikiyatri hastanesinde ergoterapi, yani uğraşı terapisi bölümünü yönetti; burada hastalar el işi ve sanat gibi etkinliklerle tedavi ediliyordu. Resmi bir oyalanma değil, yaşadıklarını sözle anlatmakta zorlanan hastaları anlamanın bir yolu olarak görüyordu. 1956’da taburcu olan hastaların hastane dışındaki hayata alışırken sanat üretmeyi sürdürebilecekleri Casa das Palmeiras adlı bir ayakta tedavi merkezi açtı. Carl Jung’la mektuplaştı ve 1968’e kadar Rio’daki C. G. Jung Çalışma Grubu’na başkanlık etti. Brezilya 2022’de adını ülkenin resmî Ulusal Kahramanlar Kitabı’na yazdı.

AzimEdebiyat

Portekizli yazar José Saramago ilk romanını 1947’de, 24 yaşında yayımladı; ikincisi ancak otuz yıl sonra geldi. Ününü getiren Memorial do Convento (Türkçede Baltasar ile Blimunda) 1982’de, altmış yaşına bastığı yıl çıktı; 1998’de de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı.

Saramago bu yıllarda geçimini otomobil tamirciliği, sosyal yardım kurumunda memurluk, bir yayınevinde editörlük ve çevirmenlik, ardından gazetecilikle sağladı; bu arada şiir ve deneme kitapları da yayımladı. 1950’lerde yazdığı Claraboia adlı roman, ancak ölümünden sonra, 2011’de yayımlandı. Kurmacaya 1977’de Manual de Pintura e Caligrafia ile döndü ve olgunluk döneminin üslubunu buldu: konuşmaları tırnak işareti kullanmadan anlatının içine katan uzun, akışkan cümleler. Memorial do Convento, 18. yüzyıl Portekiz’inde, Mafra’daki dev manastırın yapıldığı yıllarda geçer; tek elli bir askerin, insanların içini görebilen genç bir kadının ve uçmayı düşleyen bir rahibin hikâyesini anlatır. Saramago, Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan ilk Portekizce yazardı.

AzimTarih

Ernest Shackleton’ın gemisi Endurance, 1915’te Antarktika’daki Weddell Denizi’nde buzların arasında ezilerek battı. Mürettebat aylarca sürüklenen buzların üstünde kamp kurdu; Shackleton yardım getirmek için açık bir filikayla 1.300 kilometre yol aldı ve 28 kişinin hepsi kurtuldu. Enkaz 2022’de, neredeyse bozulmadan bulundu.

Endurance Weddell Denizi’nde buzlara sıkışıp ezildikten sonra mürettebat, sürüklenen buz kütlelerinin üstünde kamp kurdu; ardından üç filikayla Antarktika Yarımadası açıklarındaki çıplak Elephant Adası’na geçti. Shackleton beş arkadaşıyla James Caird adlı filikaya binip yaklaşık 1.300 kilometre yol alarak Güney Georgia Adası’na ulaştı. Ardından yanına Frank Worsley ile Tom Crean’i alıp adanın dağlarını yürüyerek aştı, bir balina istasyonuna vardı ve geride kalanların kurtarılmasını örgütledi. Elephant Adası’nda bekleyen 22 kişi 30 Ağustos 1916’da kurtarıldı. Endurance22 seferi Mart 2022’de enkazı Weddell Denizi’nin 3.008 metre derinliğinde, şaşırtıcı ölçüde sağlam buldu.

AzimTeknoloji

Malavi’deki 2001–02 kıtlığında 14 yaşındaki William Kamkwamba okulu bırakmak zorunda kaldı. Kütüphanedeki Using Energy (Enerjiyi Kullanmak) kitabının çizimlerinden yararlanıp bisiklet iskeleti, okaliptüs direkleri ve hurda parçalarıyla bir yel değirmeni yaptı ve ailesinin evini aydınlattı.

Okulu, ailesi kıtlıkta okul ücretini ödeyemediği için bırakmıştı. Yaptığı ilk makine evde birkaç ampulü ve bir radyoyu çalıştırdı; komşular cep telefonlarını şarj etmek için sıraya girdi. Kamkwamba sonradan güneş enerjisiyle çalışan bir pompa kurdu ve köyüne ilk içme suyunu getirdi. Hikâyesi, 2007’de Tanzanya’nın Arusha kentindeki TEDGlobal konferansında yaptığı konuşmayla duyuldu. Gazeteci Bryan Mealer’la birlikte The Boy Who Harnessed the Wind (Rüzgârı Dizginleyen Çocuk) adlı anı kitabını yazdı (2009); 2019’da Chiwetel Ejiofor aynı adlı filmi yazıp yönetti ve filmde William’ın babasını da oynadı. Kamkwamba daha sonra ABD’deki Dartmouth College’da çevre bilimleri okudu ve 2014’te mezun oldu.

AzimTarih

Alice Coachman ırk ayrımının sürdüğü Georgia’da, beyazlara ayrılmış spor alanlarına giremeden büyüdü; toprak yollarda çıplak ayakla koşuyor, iplerle sopalardan yaptığı çıtaların üzerinden atlıyordu. 1948 Londra Olimpiyatları’nda yüksek atlamada altın madalya aldı; olimpiyat şampiyonu olan ilk siyahi kadındı.

1,68 metrelik şampiyonluk atlayışını ilk denemesinde yaptı ve olimpiyat rekoru kırdı. İngiliz Dorothy Tyler da aynı yüksekliği geçti ama ancak ikinci denemesinde; bu yüzden altın Coachman’ın oldu. Madalyasını Kral VI. George verdi. O oyunlarda atletizmde altın kazanan tek Amerikalı kadındı. En güçlü yılları savaşa denk gelmişti; 1940 ve 1944 olimpiyatları iptal edilmişti. Yine de 1939’dan 1948’e kadar on yıl üst üste Amerikan Amatör Atletizm Birliği’nin yüksek atlama şampiyonluğunu kazandı. 1952’de Coca-Cola onu reklam yüzü yaptı; böylece uluslararası bir markanın reklamını yapan ilk Afro-Amerikan kadın oldu.

MerakTarih

Rosa Parks 1955’te Alabama’nın Montgomery kentinde otobüsteki koltuğunu vermeyi reddettiğinde, ABD’nin önde gelen sivil haklar örgütü NAACP’de on iki yıldır çalışıyordu. Irkçı şiddet vakalarını araştırmış, seçmen kaydı için çalışmış, ırk ayrımına karşı bir eğitime katılmıştı. Koltuğunu, riskleri bilen deneyimli bir örgütçü olarak vermedi.

Parks, Aralık 1943’te NAACP’nin Montgomery şubesine katıldı ve şubenin sekreteri oldu. 1944’te bir grup beyaz adamın saldırısına uğrayan siyahi kadın Recy Taylor’ın davasını araştırdı; sonra şubenin gençlik kolunda danışmanlık yaptı. 1955 yazında Tennessee’deki aktivist eğitim merkezi Highlander Folk School’da ırk ayrımının kaldırılması üzerine bir çalışmaya katıldı. O yılın aralık ayındaki tutuklanması, 381 gün süren Montgomery Otobüs Boykotu’nun başlamasında etkili oldu; boykot, Yüksek Mahkeme’nin Browder v. Gayle davasında otobüslerdeki ayrımı anayasaya aykırı bulmasıyla bitti. Parks mağazadaki işini kaybetti, 1957’de Detroit’e taşındı ve 1965’ten 1988’e kadar Kongre üyesi John Conyers’ın yanında çalıştı. 2005’te öldüğünde naaşı ABD Kongre binasında halkın saygısına sunuldu; bu onuru gören ilk kadın oldu.

MerakTarih

Karl Heinrich Ulrichs, 29 Ağustos 1867’de Münih’te 500 kadar Alman hukukçunun önünde erkekler arasındaki ilişkiyi suç sayan yasaların kaldırılmasını istedi. Önergesi gündeme alınmamıştı; o yine de söz aldı ve yuhalandı. 1864’ten beri bu sevginin doğuştan geldiğini, cezalandırılmaması gerektiğini savunan broşürler yayımlıyordu.

Ulrichs hukuk okumuştu. 1854’te özel hayatıyla ilgili söylentiler üzerine hakkında soruşturma açılınca Hannover Krallığı’ndaki devlet görevinden istifa etti; 1859’da da bir mahkeme avukatlık yapmasını yasakladı. Erkekleri seven erkekler için “Urning” sözcüğünü o türetti; adı, Platon’un Şölen’inde geçen “göksel Afrodit”ten, Afrodit Urania’dan aldı. Broşürlerine önce Saksonya’da, ardından Prusya’da polis el koymuş ve hepsini yasaklamıştı. 1871’de yeni kurulan Alman İmparatorluğu’nun ceza yasası, 175. maddesiyle erkekler arasındaki ilişkiyi bütün ülkede suç saydı. Ulrichs 1880’de İtalya’ya gitti, L’Aquila’ya yerleşti ve 1895’teki ölümüne kadar Latince bir dergi çıkardı. Bugün genellikle eşcinsel haklarını herkesin önünde savunan ilk kişi olarak anılıyor; Münih, Berlin, Bremen ve Hannover’de adını taşıyan sokaklar var.

MerakTarih

Bayard Rustin, Martin Luther King Jr.’ın “Bir hayalim var” konuşmasını yaptığı 1963 Washington Yürüyüşü’nün gündelik hazırlığını yürüttü. 200 kişilik eylemci ve örgütçü ekibiyle otobüsleri, trenleri, düzen görevlilerini ve ses sistemini o ayarladı. Homofobinin gizlenmediği bir dönemde Siyah ve eşcinsel olduğu için defalarca geri planda tutuldu.

Rustin’i yürüyüşü örgütlemesi için 1962’de deneyimli sendikacı A. Philip Randolph çağırdı. NAACP’nin lideri Roy Wilkins, Rustin’in geçmişinden çekindiği için adının öne çıkmasına karşı çıktı; bu yüzden yürüyüşün resmî yöneticisi Randolph oldu, Rustin de onun yardımcısı. Yürüyüşten birkaç hafta önce Senatör Strom Thurmond, Rustin’i “komünist, asker kaçağı ve eşcinsel” diye suçladı ve 1953’te Pasadena’da tutuklanmasıyla ilgili dosyayı Kongre’nin resmî tutanaklarına geçirtti. Bu tutuklama yüzünden Rustin, çalıştığı barışçı örgüt Fellowship of Reconciliation’dan zaten ayrılmak zorunda kalmıştı. 1947’de eyaletler arası otobüslerdeki ırk ayrımına karşı düzenlenen ilk Özgürlük Yolculuğu’nu, Journey of Reconciliation’ı o örgütlemişti. 1980’lerde, hayat arkadaşı Walter Naegle de yanındayken, eşcinsel haklarını açıkça savundu. 1987’de öldü; 2013’te Barack Obama ona ölümünden sonra Başkanlık Özgürlük Madalyası verdi.