Bedenimizi tanımak

Sağlık

Uyku, hareket ve tıp tarihinden bilgiler. Bedenimizin işleyişini anlamaya yardımcı olan kartlar.

Bu konudaki kartlarSayfa 4Ek açıklama ve kaynaklar

İlgili konular

Başka hangi konulara bakabilirsiniz?

Bu başlıktaki kartlar aşağıda. İsterseniz ilgili konulardan biriyle devam edin.

AzimOkuma seçeneği
DinginlikOkuma seçeneği
MerakOkuma seçeneği
MerakSağlık

Yetişkinlerde el tırnağı ayda yaklaşık 3,5 milimetre, ayak tırnağı ise yaklaşık 1,6 milimetre uzar. Bu yüzden bir el tırnağı üç ila altı ayda, bir ayak tırnağı ise on iki ila on sekiz ayda baştan sona yenilenir.

Tırnağı üreten, tırnak dibinde derinin altında kalan canlı bir dokudur: tırnak matriksi. Bazı tırnakların dibindeki soluk yarım ay (lunula), bu dokunun dışarıdan görünen ucudur. Burada oluşan yeni hücreler, saçta da bulunan sert bir protein olan keratinle dolar ve eskileri öne doğru iter. Tırnağın görünen kısmı bu ölü hücrelerden oluşur; içinde sinir ya da kan damarı yoktur. Uzama hızı yaşa, mevsime, beslenmeye ve sağlığa göre değişir. Parmak boyu da etkilidir: İşaret parmağının tırnağı, serçe parmağınkinden daha hızlı uzar. Sanılanın aksine tırnaklar ölümden sonra uzamaz; deri kuruyup çekildiği için yalnızca daha uzun görünür.

AzimSağlık

Kalp atış hızı değişkenliği (HRV), art arda gelen iki kalp atımı arasındaki sürenin milisaniye düzeyinde ne kadar değiştiğini ölçer. Uyku, antrenman, stres, hastalık, alkol ve nefes alıp verme bu değeri etkiler; bu yüzden tek bir ölçüm pek bir şey söylemez.

Sağlıklı bir kalp metronom gibi atmaz. Atımlar arasındaki süre sürekli uzar, kısalır; her nefeste bile değişir: Nefes alırken kalp biraz hızlanır, verirken yavaşlar. Bu değişimleri, vücudun işleyişini kendiliğinden yöneten otonom sinir sistemi düzenler. Bu sistemin “dinlen ve sindir” kolu, yani parasempatik sistem ağır bastığında HRV genellikle yükselir; “savaş ya da kaç” kolu olan sempatik sistem öne geçtiğinde ise düşer. Yüksek HRV çoğu zaman vücudun iyi toparlandığına işaret eder; ama değer yaşa, genlere ve kondisyona göre de değişir, yaş ilerledikçe de doğal olarak düşer. Bu yüzden her gün aynı saatte, aynı yöntemle yapılan ölçümlerin gidişatı, başkasının değeriyle kıyaslamaktan çok daha fazlasını söyler.

DinginlikSağlık

2019’da İngiltere’de 20.000’e yakın kişiyle yapılan bir araştırmaya göre, önceki hafta doğada en az 120 dakika geçirenler sağlıklarının iyi olduğunu ve kendilerini iyi hissettiklerini daha sık söylüyordu. Fayda haftada 200-300 dakika civarında en yükseğe ulaştı; sürenin tek seferde ya da parça parça geçirilmesi fark etmedi.

Araştırmayı Exeter Üniversitesi’nden Mathew White yönetti; sonuçlar Scientific Reports dergisinde yayımlandı. Veriler, İngiltere’de insanların açık havada nasıl vakit geçirdiğini soran ulusal bir anketten geliyordu. Bu bir bağlantı gösterir, doğanın sağlığı iyileştirdiğini kanıtlamaz; ama başka araştırmalar da aynı yönü işaret ediyor. Roger Ulrich 1984’te, ABD’nin Pennsylvania eyaletindeki bir hastanede safra kesesi ameliyatı olan hastaları inceledi: Penceresi tuğla duvar yerine ağaçlara bakan hastalar daha erken taburcu olmuş, daha az güçlü ağrı kesiciye ihtiyaç duymuştu. Olası açıklamalar arasında daha fazla hareket ile daha temiz ve sessiz bir çevre var. Psikologlar Rachel ve Stephen Kaplan’ın dikkat restorasyonu kuramı da bir açıklama sunar: Doğal manzaralar dikkati zorlamadan çeker ve zihin, sürekli odaklanmanın yorgunluğundan dinlenir.

DinginlikSağlık

Vücuttaki serotoninin yaklaşık %90’ı bağırsakta üretilir. Kimyasal bir haberci olan serotonin, orada besinlerin ilerlemesine yardım eder. Kandaki serotonin beyne geçemez; bu yüzden beyin kendi serotoninini ayrıca üretir.

Serotonin adını 1948’de, kan serumunda damarları daraltan bir madde bulan Cleveland Clinic araştırmacılarından aldı: “Sero-” serumu, “-tonin” damar gerginliğini, yani tonusu anlatır. İtalyan bilim insanı Vittorio Erspamer aynı maddeyi 1930’larda bağırsakta bulmuş ve ona enteramin demişti; 1952’de ikisinin aynı molekül olduğu anlaşıldı. Bağırsağın iç yüzeyindeki enterokromafin hücreler, besin geldiğinde serotonin salgılar ve bağırsağın kasılmasını sağlar. Geri kalanın büyük kısmını, kanın pıhtılaşmasında görev alan trombositler depolar. Beyindeki serotonin toplamın ancak %1-2’si kadardır ve beyin sapındaki rafe çekirdekleri denen küçük sinir hücresi kümelerinde üretilir. Kan-beyin bariyeri denen koruyucu süzgeç, bağırsaktaki serotoninin beyne geçmesini engeller. Bu yüzden serotoninin çoğunun bağırsakta üretilmesi, ruh hâlimizi doğrudan bağırsağın yönettiği anlamına gelmez.

AzimSağlık

Finlandiya’da 2.315 orta yaşlı erkeği yaklaşık 20 yıl izleyen bir araştırmaya göre, haftada dört ila yedi kez saunaya girenlerin kalp hastalığından ya da başka herhangi bir nedenden ölme olasılığı, haftada bir girenlerden düşüktü. Bu sonuç bir ilişkiyi gösterir; ölümleri azaltanın sauna olduğunu kanıtlamaz.

42 ile 60 yaş arasındaki bu erkekler, 1980’lerde Doğu Finlandiya’nın Kuopio kentinde başlayan uzun soluklu bir kalp sağlığı araştırmasına katılmıştı. Sauna bulgularını 2015’te Doğu Finlandiya Üniversitesi’nden araştırmacılar yayımladı. Sigara, tansiyon ve kolesterol gibi bilinen risk etkenleri hesaba katıldığında, haftada dört ila yedi kez saunaya girenlerde ani kalp ölümü riski, haftada bir girenlere göre %63 daha düşüktü. 19 dakikadan uzun seanslar da kalp hastalığından daha az ölümle ilişkiliydi. Ancak bu gözlemsel bir araştırmadır: Katılımcılara bir düzen uygulatmaz, onların zaten yaptıklarını kaydeder. Yani baştan daha sağlıklı olan erkekler saunaya daha sık gidiyor olabilir. Araştırmaya ayrıca yalnızca erkekler katıldı. Sauna Finlandiya’da gündelik hayatın parçasıdır; Fin sauna kültürü 2020’de UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras listesine alındı.

DinginlikSağlık

NSDR (İngilizce “non-sleep deep rest”, yani uyumadan derin dinlenme), uzanıp uyanık kalarak yapılan rehberli gevşemeye verilen yeni bir addır; genellikle 10-30 dakika sürer. Çoğu, yoga nidra (“yogik uyku”) ile beden taramasına dayanır: Bir ses, dikkati yavaş yavaş bedenin bir bölümünden ötekine taşır.

Terimi Stanford Üniversitesi’nden sinirbilimci Andrew Huberman ortaya attı. Podcast’inde bu adı, yoga nidra gibi uygulamalar için herkesin anlayacağı bir etiket olarak kullandı. Yoga nidranın bugünkü biçimini 1970’lerde Hintli öğretmen Satyananda Saraswati yaydı; yöntem hem eski yoga geleneğinden hem de 20. yüzyıl başındaki Batılı gevşeme tekniklerinden beslenir. Bir seansta kişi hareketsiz uzanır, nefesini fark eder ve dikkatini bedenin bir bölümünden ötekine taşıyan yönergeleri izler. Araştırmalar henüz küçük ölçeklidir. Danimarka’da 2002’de yapılan bir beyin görüntüleme çalışması, yoga nidra sırasında beynin bir bölgesinde dopamin salınımının arttığını buldu; dopamin, motivasyon ve ödül duygusuyla ilişkili bir kimyasaldır. Küçük deneyler de daha iyi uyku ve daha az kaygı bildiriyor. Yine de NSDR tek ve standart bir klinik yöntem değildir ve uykunun yerini tutabildiğini gösteren bir araştırma yoktur.

AzimSağlık

Kalbin, akciğerlerin ve kasların zorlu egzersizde oksijeni ne kadar iyi kullandığı, yani aerobik kapasite, insanın ne kadar yaşayacağını en iyi öngören göstergelerden biridir. Genellikle VO2 max ile ölçülür: Vücudun bir dakikada kullanabildiği en yüksek oksijen miktarı.

VO2 max, koşu bandında ya da egzersiz bisikletinde, her nefesi analiz eden bir maske takılarak ölçülür. Birimi, vücut ağırlığının her kilogramı için dakikada kullanılan mililitre oksijendir. Antrenmansız bir erkekte genellikle 35-40, antrenmansız bir kadında 27-31 dolayındadır; üst düzey dayanıklılık sporcularında 80’i aşabilir. Kavramı 1920’lerde İngiliz fizyolog Archibald Hill tanımladı. 2018’de Cleveland Clinic’teki araştırmacılar, 1991-2014 arasında koşu bandı testine giren 122.007 hastanın verilerini yayımladı. Yaş ve öteki etkenler hesaba katıldığında, kondisyonu en düşük dörtte birlik grubun izlem süresince ölme olasılığı, en formda %2-3’lük gruba göre yaklaşık beş kat yüksekti. Ortalamanın altında olmak bile sigara ya da şeker hastalığı kadar risk taşıyordu. Yaştan farklı olarak kondisyon geliştirilebilir: Düzenli dayanıklılık ve aralıklı antrenman çoğu insanda VO2 max’ı yükseltir.

DinginlikSağlık

“Mavi Bölgeler”, çok yaşlı insanların alışılmadık sıklıkta görüldüğü yerlere verilen addır. Buralarda yapılan araştırmalar bitki ağırlıklı beslenme, gündelik hareket ve güçlü sosyal bağlar gibi ortak alışkanlıklar buldu; ama uzun ömrün kanıtlanmış bir reçetesini ortaya koyamadı.

Fikir Sardunya’da doğdu. 2000’lerin başında araştırmacılar Michel Poulain ve Gianni Pes, adanın dağlık Nuoro ilinde pek çok kişinin, özellikle de erkeklerin 100 yaşına ulaştığı köyleri haritada mavi mürekkeple işaretledi. 2005’te yazar Dan Buettner, National Geographic’in kapak konusu olan yazısında bu adı yaydı; yazıda Sardunya’nın yanında Japonya’daki Okinawa ve Kaliforniya’daki Loma Linda vardı. Kosta Rika’daki Nicoya Yarımadası ile Yunanistan’daki İkarya Adası listeye sonradan eklendi. Eleştirmenler, alışkanlıkların genlerden, sağlık hizmetlerinden ve göçten ayrı düşünülemeyeceğini, bazı yaş kayıtlarının da güvenilir olmadığını belirtiyor: Okinawa’nın nüfus kütükleri 1945’te büyük ölçüde yok olmuş, sonradan yeniden oluşturulmuştu. Araştırmacı Saul Newman, rekor yaşların çoğunun doğum kayıtlarının zayıf olduğu yerlerden geldiğini gösterdiği için 2024’te Ig Nobel Ödülü’nü aldı; bu mizahi ödül, insanı önce güldüren sonra düşündüren araştırmalara verilir.

MerakDil

Aşının Batı dillerindeki adı vaccine, Latincede inek demek olan vacca’dan türedi. İngiliz hekim Edward Jenner 1796’da, ineklerden bulaşan hafif bir hastalık olan inek çiçeğinin insanları ölümcül çiçek hastalığından koruyabildiğini gösterdi. Sözcük, Jenner’ın inek çiçeğine verdiği Latince addan, variolae vaccinae’den gelir.

Köylüler, inek çiçeğine yakalanan sütçü kızların çiçek hastalığından kurtulduğunu çoktan fark etmişti. Jenner bu gözlemi 14 Mayıs 1796’da sınadı: Sütçü Sarah Nelmes’in elindeki inek çiçeği yarasından aldığı sıvıyı, bahçıvanının sekiz yaşındaki oğlu James Phipps’in koluna çizik açarak sürdü. Jenner daha sonra çocuğa çiçek hastalığı bulaştırmayı denediğinde Phipps hastalanmadı. Jenner sonuçlarını 1798’de yayımladı. Daha eski bir yöntem olan variolasyonda (çiçek aşılama) insanlara bilerek hafif bir çiçek hastalığı bulaştırılırdı. Lady Mary Wortley Montagu bu uygulamayı Osmanlı İstanbul’unda görmüş ve 1721’de İngiltere’ye taşınmasına öncülük etmişti. 1881’de Louis Pasteur, Jenner’ın anısına bütün koruyucu aşılar için vaccine sözcüğünün kullanılmasını önerdi. Çiçek hastalığının dünyadan silindiği 1980’de ilan edildi. Türkçedeki aşı sözcüğünün ise inekle bir ilgisi yoktur; aynı sözcük bir ağaca başka bir ağaçtan dal ya da göz eklemek için de kullanılır.

AzimSağlık

El kavrama gücü, yani avucunuzla ne kadar güçlü sıkabildiğiniz, sağlığınızın iyi bir göstergesidir. 17 ülkede yaklaşık 140.000 yetişkinle yapılıp 2015’te yayımlanan bir çalışmada, kavrama gücündeki her 5 kg’lık düşüş sonraki dört yılda yüzde 16 daha yüksek ölüm riskiyle birlikte görüldü; kavrama gücü bu riski tansiyondan iyi öngördü.

PURE (Prospektif Kentsel Kırsal Epidemiyoloji) adlı çalışma The Lancet dergisinde yayımlandı. Araştırmacılar yüksek, orta ve düşük gelirli ülkelerde 35-70 yaş arası kişilerin kavrama gücünü, kadranlı bir el aleti olan Jamar dinamometresiyle ölçtü ve onları ortalama dört yıl izledi. Zayıf kavrama, hem kalp hastalığından hem de başka nedenlerden ölme riskinin yüksekliğiyle, ayrıca daha sık görülen kalp krizi ve felçle bağlantılı çıktı. Kavrama gücü, vücuttaki genel kas gücü hakkında hızlıca fikir verir; bu güç de hastalık, hareketsizlik ve yaşla birlikte azalır. Bu yüzden hekimler onu kırılganlığı ve sarkopeniyi, yani yaşa bağlı kas kaybını fark etmek için kullanır. Yine de bu bir bağlantıdır; zayıf kavramanın ölüme yol açtığını kanıtlamaz. Araştırmacılar, kas gücünü artırmanın riski gerçekten düşürüp düşürmediğini sınayacak çalışmalar yapılması gerektiğini vurguladı.

DinginlikSağlık

Kısa sürede çok fazla su içmek, kandaki sodyumu tehlikeli ölçüde seyreltebilir; bu duruma hiponatremi denir. Sağlıklı böbrekler saatte ancak 0,8-1 litre kadar suyu atabilir; çok daha hızlı içilen suya yetişemezler.

Kanın başlıca tuzu olan sodyum, hücrelerin içiyle dışı arasındaki su dengesini korur. Kandaki normal düzeyi litrede yaklaşık 135-145 milimoldür; 135’in altı hiponatremi sayılır. Kan fazla seyrelince su hücrelerin içine geçer ve hücreler şişer. En büyük risk beyin hücreleri içindir, çünkü kafatasında genişleyecek yer yoktur; bu yüzden baş ağrısı, bulantı, bilinç bulanıklığı ve ağır durumlarda nöbet görülebilir. Sorun gündelik hayatta nadirdir, ama dayanıklılık sporlarında iyi bilinir. 2002 Boston Maratonu üzerine yapılıp 2005’te yayımlanan bir çalışmada, bitiş çizgisinde kanı incelenen 488 koşucunun yüzde 13’ünde hiponatremi bulundu. Başlıca risk etkenleri, yarışı dört saatten uzun sürede bitirmek ve yarış sırasında kilo almaktı; kilo almak, koşucunun terle kaybettiğinden fazla su içtiğini gösterir. Uluslararası spor hekimliği kılavuzları bugün susadıkça içmeyi öneriyor.

AzimSağlık

Bir ağırlığı indirirken ya da yokuş aşağı yürürken kaslarınız yük altında uzayarak çalışır. Buna eksantrik kasılma denir; kaslar bu şekilde, kısalırken olduğundan daha fazla kuvvet üretebilir. Eksantrik çalışma kuvvet antrenmanının değerli bir parçasıdır; ama her ağırlığı aşırı yavaş indirmenin ek bir yararı kanıtlanmış değil.

Kaslar üç biçimde çalışır: Ağırlığı kaldırırken olduğu gibi kısalarak (konsantrik), indirirken olduğu gibi direnerek uzayarak (eksantrik) ve hiç kıpırdamadan (izometrik). Eksantrik kasılmada aktin ve miyozin adlı kas proteinleri arasındaki minik bağlar kendiliğinden çözülmek yerine zorla koparılır; titin adlı, yay gibi davranan bir protein de lif gerildikçe gerilime katkıda bulunur. Kuvvetin daha yüksek olmasını büyük ölçüde bu açıklar. Aynı zorlanma, alışılmadık bir egzersizden bir iki gün sonra hissedilen kas ağrısının da başlıca nedenidir; buna gecikmeli kas ağrısı denir ve vücut alıştıkça azalır. Eksantrik egzersizler sakatlık sonrası rehabilitasyonda da yaygın olarak kullanılır. Hareket temposuna gelince, Sports Medicine dergisinde 2015’te yayımlanan ve sekiz çalışmayı inceleyen bir derleme, her tekrarın yarım saniye de sürse sekiz saniye de sürse benzer kas büyümesi sağladığını buldu; on saniyeden uzun süren çok yavaş tekrarlar ise daha az etkili göründü.

MerakSağlık

Koku, beynin duygu ve hafıza bölgelerine doğrudan ulaşan tek duyudur: Öbür duyuların sinyalleri önce beynin aktarma istasyonu olan talamustan geçer, kokununkiler geçmez. Tek bir kokunun bir yeri ya da bir dönemi bu kadar canlı geri getirmesinin nedenlerinden biri bu olabilir.

Stockholm Üniversitesi’nden Johan Willander ile Maria Larsson, 2006’da yaptıkları bir çalışmada 93 yaşlı kişiye bir sözcük, bir resim ya da bir koku sundu ve bunların aklına getirdiği kişisel bir anıyı anlatmalarını istedi. Kokunun çağırdığı anılar daha eskiydi: Çoğu hayatın ilk on yılına aitti; sözcük ve resimlerin çağırdıkları ise daha çok 11-20 yaş arasından geliyordu. Kokuyla gelen anılarda insanın geçmişe geri dönmüş gibi hissetmesi de daha güçlüydü. Rachel Herz’in 2004’teki küçük bir beyin görüntüleme çalışması da bu bağı gösterdi: Kişisel bir anıyla bağlantılı bir parfümü koklayan kadınlarda amigdala, yani beynin duygularla ilgili badem biçimli bölgesi, aynı parfümü yalnızca gördüklerinde olduğundan daha çok çalıştı. Geçmişin böyle birden geri gelmesine Proust etkisi denir. Adı romancı Marcel Proust’tan gelir: Onun anlatıcısı, ıhlamura batırılmış bir madlen kekinin tadı ve kokusuyla birden çocukluğuna döner.

DinginlikSağlık

Gülmek her şeyden önce toplumsal bir davranıştır: Robert Provine’ın araştırmalarında insanlar başkalarıyla birlikteyken, yalnız olduklarından 30 kat kadar daha sık güldü ve gülüşlerin beşte birinden azı bir şakanın ardından geldi. Birlikte gülmek, beynin acıyı dindiren ve keyif veren kendi kimyasallarını da salgılatır.

Maryland Üniversitesi’nde (Baltimore County) çalışan Amerikalı sinirbilimci Provine, öğrencileriyle birlikte gündelik ortamlarda kulak misafiri oldukları 1.200 gülüşü not etti. Gülüşlerin çoğu şakalardan değil, sıradan sözlerden sonra geliyordu; konuşan kişi de dinleyenlerden yüzde 46 kadar daha çok gülüyordu. Provine, gülmenin her şeyden önce dostluk ve yakınlık işareti olduğu sonucuna vardı. Sonraki beyin taramaları, gülerken içeride neler olduğunu da gösterdi. Finlandiya’daki Turku PET Merkezi’nde 2017’de yapılan bir çalışmada, yakın arkadaşlarıyla yarım saat komedi izleyen 12 erkeğin beyninde endorfin salgılandı. Endorfinler vücudun kendi ürettiği, afyon benzeri maddelerdir; acıyı hafifletir, keyif verir. Araştırmacılardan Oxfordlu psikolog Robin Dunbar’a göre maymunlar dostluklarını birbirlerinin tüylerini ayıklayarak sürdürür. Ama bu iş bire bir yapılır; insan toplulukları buna fazla kalabalıktır ve aynı bağı ortak kahkaha kurar. Gülme erken de başlar: Bebekler ilk sözcüklerini söylemeden aylar önce güler.

MerakSağlık

Renkleri normal gören bir insan, nasıl sayıldığına göre bir ile on milyon arasında renk tonunu birbirinden ayırt edebilir. Oysa dillerin çoğu kırmızı, mavi, yeşil gibi en fazla bir düzine temel renk adıyla yetinir.

Renkli görme, gözün arkasındaki ışığa duyarlı tabaka olan retinadaki üç tür koni hücresiyle başlar. Her tür en çok kısa, orta ya da uzun dalga boylu ışığa, kabaca maviye, yeşile ve kırmızıya tepki verir; beyin bu üç sinyali karşılaştırarak gördüğümüz bütün tonları üretir. Bu tonları saymak zor olduğu için tahminler bu kadar farklıdır. Antropolog Brent Berlin ile dilbilimci Paul Kay 1969’da dilleri karşılaştırdı ve temel renk sözcüklerinin sayısının ikiyle bir düzine arasında değiştiğini gördü; İngilizcede on bir tane vardır. Diller renk yelpazesini farklı yerlerden de böler: Rusçada koyu mavi (siniy) ile açık mavi (goluboy) için ayrı temel sözcükler vardır. 2007’deki bir çalışmaya göre Rusça konuşanlar, biri siniy öbürü goluboy olan iki maviyi daha hızlı ayırt ediyordu; İngilizce konuşanlarda böyle bir fark görülmedi. Ancak deneyi 2020’de tekrarlayan araştırmacılar bu hız farkını bulamadı.

MerakSağlık

Kemiğin yaklaşık yüzde 70’i sert bir kalsiyum mineralinden, geri kalanının çoğu da sağlam ve biraz esnek bir protein olan kolajenden oluşur. Bu sayede kemik ezilmeye dayanır ama saf mineral kadar kolay kırılmaz; üstelik aynı büyüklükteki çeliğin dörtte biri kadar ağırdır. Çelikten bir farkı daha var: Kendini onarır.

Kemiğin sert dış katmanından, yani kompakt kemikten bir santimetrekarelik parça, kırılmadan önce yaklaşık 1,7 tonluk bir ezici yüke dayanabilir. Yapı çeliği elbette daha sağlamdır, ama kemik aynı işi çok daha hafif bir malzemeyle görür. Çekmeye karşı daha dayanıksızdır, burulmaya karşı ise daha da dayanıksız. Çeliğin yapamadığı bir şeyi de yapar: Kendi bakımını üstlenir. Osteoklast denen hücreler eski kemikten küçük parçaları sürekli eritir, osteoblastlar ise yerine yeni kemik dokusu örer; bu sayede bir yetişkin her yıl iskeletinin yaklaşık onda birini yeniler. Alman cerrah Julius Wolff 19. yüzyılda kemiğin taşıdığı yüke göre biçim değiştirdiğini ortaya koydu: Tenisçilerin raket tutan kolundaki kemikler öbür koldakilerden daha güçlü olur. Kemik kırıldığında vücut önce kırık uçların arasını kallus denen yumuşak yeni bir dokuyla doldurur; bu doku zamanla sertleşip yeniden kemiğe dönüşür.

DinginlikZihin

Ameliyattan sonra odası ağaçlara bakan hastalar, tuğla duvara bakanlardan biraz daha erken taburcu oldu ve daha az güçlü ağrı kesiciye ihtiyaç duydu. Bu bulgu, Roger Ulrich’in 1984’te yayımladığı çalışmadan geliyor.

Sağlık yapıları tasarımı üzerine çalışan Ulrich, 1972-1981 yılları arasında Pennsylvania’daki bir hastanede safra kesesi ameliyatı olan 46 hastanın kayıtlarını inceledi. Hastaları yaş, cinsiyet, kilo gibi özelliklere göre ikişer ikişer eşleştirdi; böylece her çift arasındaki başlıca fark manzara oldu. Ağaç gören hastalar hastanede ortalama 7,96 gün, duvar görenler 8,70 gün kaldı. Ağaç görenler daha az güçlü ağrı kesici aldı ve hemşire notlarında haklarında daha az olumsuz yorum vardı. Science dergisinde yayımlanan çalışma küçüktü ve odaları rastgele dağıtmak yerine eski kayıtlara bakıyordu. Yine de kanıta dayalı sağlık yapıları tasarımının başlangıcı sayılır; bu alan binaların hastaları nasıl etkilediğini ölçer.

DinginlikSağlık

Yavaş nefes almak, bedenin strese verdiği tepkiyi yatıştırabilir. Pek çok teknik, nefes vermeyi nefes almaktan biraz uzun tutar; bu da kalp atışını yavaşlatmaya yardım eder.

Kalp atışı her nefes alışta biraz hızlanır, her nefes verişte biraz yavaşlar. Bu olağan duruma solunumsal sinüs aritmisi denir. Bu bağ kısmen vagus siniri üzerinden kurulur. Vagus, sinir sisteminin “dinlen ve sindir” tarafı olan parasempatik sistemin ana siniridir ve stresten sonra kalbi yavaşlatır. Nefes döngüsünü bütünüyle yavaşlatmak, çoğu zaman dakikada altı nefes kadar, ve nefes verişini uzatmak bu sakinleştirici etkiyi güçlendiriyor gibi görünür. Diyaframdan yavaş nefes almak, stres ve kaygı tedavisinde başka yöntemlerle birlikte kullanılır; yardımcı olabilir, ama tıbbi tedavinin yerini tutmaz.

DinginlikSağlık

Yaklaşık 5,6 milyon kişinin yaşadığı Finlandiya’da, sayım yöntemine göre 2 milyon ile 3 milyonun üzerinde sauna olduğu tahmin ediliyor.

Sayımlar kaynağa göre değişir: kayıtlı konutlardaki saunalar 2 milyonu geçer; yazlık kulübeler, iş yerleri ve halka açık saunalar da eklenince sayı 3 milyonu aşar. Fin evlerinin çoğunda sauna vardır; birçok apartmanda da sakinlerin sırayla kullandığı ortak bir sauna bulunur. Finler için sauna yıkanmanın yanı sıra dinlenme ve sohbet yeridir. Geleneksel olarak odunla ısıtılır; kızgın taşlara dökülen su, löyly denen bir buhar dalgası çıkarır. UNESCO, Finlandiya’daki sauna kültürünü 2020’de İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası listesine aldı. “Finlandiya’da arabadan çok sauna var” sözü ise bir istatistikten çok, saunanın orada ne kadar gündelik olduğunu anlatır.

MerakSağlık

1951’de ABD’deki Johns Hopkins Hastanesi’nde rahim ağzı kanseri tedavisi gören Siyahi Amerikalı Henrietta Lacks’ten, haberi ve izni olmadan kanser hücresi alındı. HeLa adı verilen bu hücreler laboratuvarda durmadan çoğalabilen ilk insan hücreleri oldu ve bugün hâlâ dünyanın her yerinde araştırmalarda kullanılıyor.

HeLa hücre hattı, adını onun adının ve soyadının ilk harflerinden alır. 1950’lerde çocuk felci aşısının denenmesinde kullanıldı; o günden bu yana kanser, HIV, rahim ağzı kanserlerinin çoğuna yol açan insan papilloma virüsü (HPV) ve gen haritalama araştırmalarına katkı sağladı. Beş çocuk annesi Lacks, Ekim 1951’de 31 yaşında hayatını kaybetti. Ailesi, hücrelerinin çoğaltılıp dünyanın dört bir yanındaki laboratuvarlara dağıtıldığını ancak 1973’te, araştırmacılar kendilerinden kan örneği istediğinde öğrendi. Rebecca Skloot’un 2010’da yayımlanan The Immortal Life of Henrietta Lacks (Henrietta Lacks’in Ölümsüz Hayatı) adlı kitabı, hikâyeyi geniş kitlelere duyurdu. 2013’te ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), HeLa genom verilerine erişimin denetimli olması konusunda aileyle anlaştı; 2023’te de Lacks’in mirasçıları Thermo Fisher Scientific şirketine açtıkları davada uzlaşmaya vardı.

DinginlikSağlık

Bir koro birlikte şarkı söylediğinde üyelerin nefesi müziğin ritmine uyar; kalp atışları da birlikte hızlanıp yavaşlamaya başlayabilir.

Göteborg Üniversitesi’nden Björn Vickhoff ve ekibi, 2013’te Frontiers in Psychology dergisinde yayımlanan çalışmada 18 yaşındaki on beş gencin birlikte şarkı söylerken kalp atışlarını kaydetti. Kalp, her nefes alışta biraz hızlanır, her nefes verişte biraz yavaşlar; buna solunumsal sinüs aritmisi denir. Şarkı herkesin ne zaman nefes alacağını belirlediği için şarkıcıların kalp atışları birlikte hızlanıp yavaşlamaya başladı. Etki en çok, yalnızca cümle aralarında nefes alınan ağır tempolu bir mantrada görüldü; bir ilahide de belirgindi. Grup tek bir notayı mırıldanıp herkes dilediği gibi nefes aldığında ise kalpler aynı ritme girmedi. Küçük bir çalışmaydı; ama 2011’de Berlin’de bir koroyla yapılan başka bir araştırma da benzer bir bağ buldu.

AzimSağlık

1990’da piyasaya çıkan OXO Good Grips mutfak gereçleri, eli ağrıyan ya da güçlükle kavrayan insanlar için kalın, yumuşak saplarla tasarlandı ve herkes için daha kullanışlı çıktı.

Mutfak eşyası sektöründen emekli olmuş girişimci Sam Farber, eşi Betsey’nin elindeki artrit yüzünden sıradan metal bir soyacağı tutmakta zorlandığını fark etti. New York’taki Smart Design stüdyosuyla birlikte çalıştı ve aralarında döner bıçaklı bir soyacağın da bulunduğu ilk 15 OXO Good Grips ürünü, 1990’da San Francisco’daki Gourmet Products Show fuarında tanıtıldı. Saplar yumuşak, kaymayan sentetik kauçuktandı; ıslak ya da güçsüz bir elde dönmesin diye geniş ve oval yapılmıştı. Ürünler artriti olmayanlar arasında da çok sevildi ve “evrensel tasarım”ın en bilinen örneklerinden biri oldu. Evrensel tasarım, gündelik eşyaları özel bir uyarlamaya gerek kalmadan olabildiğince çok insanın kullanabileceği biçimde yapmak demektir.

DinginlikTarih

Kimjang, Kore’de aile ve komşuların sonbahar sonunda bir araya gelip kışa yetecek kadar kimchi, yani baharatlı ve fermente sebze hazırladığı gelenektir.

UNESCO, kimjang’ı Aralık 2013’te İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası listesine aldı; tanınan şey tek bir tarif değil, bu ortak gelenekti. İş genellikle kasım ayında, lahana ve turp hasadı bitip havalar soğuyunca başlar. Çin lahanaları ikiye bölünür, bir gece tuzda bekletilip yıkanır, sonra pul biber, sarımsak, zencefil, taze soğan ve balık sosu ya da tuzlanmış deniz ürünleriyle hazırlanan bir harçla ovulur. Eskiden kimchi onggi denen toprak küplere doldurulup toprağa gömülürdü; toprağın sabit serinliği fermantasyonun kış boyunca yavaş yavaş sürmesini sağlardı. İş ağır olduğu için akrabalar ve komşular sırayla birbirlerinin evine yardıma gider; kimchinin bir kısmı da kendi kimchisini yapamayanlarla paylaşılır.

DinginlikSağlık

Akdeniz diyeti yalnızca zeytinyağı ve sebzeden ibaret değildir; UNESCO onu ürünü yetiştirmekten yemeği pişirip birlikte yemeye uzanan bir kültür olarak tanır.

UNESCO, Akdeniz diyetini ilk kez 2010’da Yunanistan, İtalya, Fas ve İspanya adına Somut Olmayan Kültürel Miras listesine aldı; 2013’te listeye Kıbrıs, Hırvatistan ve Portekiz de eklendi. Korunan şey besin değerleri değil, beceriler ve alışkanlıklardır: Tarım ve balıkçılık takvimi, pazarlar, kışlık hazırlamak, yemek pişirmek ve sofraya birlikte oturmak. Sağlık açısından ilgi daha önce, Amerikalı fizyolog Ancel Keys’le başlamıştı. Keys’in 1958’de başlayan Yedi Ülke Çalışması, yedi ülkede beslenme ile kalp hastalığını karşılaştırdı. Sonuçlar, Girit gibi yerlerde kalp hastalığının az görülmesini zeytinyağı, sebze, tahıl, baklagil ve balığa dayanan, etin az yer aldığı sofralarla ilişkilendirdi.