Başlamak ve devam etmek

Azim

Bazen ilk adım, bazen biraz cesaret.

Çalışmak, yeniden denemek ve yola devam etmek üzerine sözler ve düşünceler.

Okuma seçeneğiSayfa 7Ek açıklama ve kaynaklar

Bu seçkide neler var?

Azim

Bir işe başlamak ya da zorlandığınızda devam etmek için okuyabileceğiniz sözleri bir araya getirdik.

AzimSağlık

Sardalya, somon, uskumru gibi yağlı balıklar, uzun zincirli iki omega-3 yağı olan EPA ve DHA bakımından zengindir. Vücut bu yağları hücre zarlarının yapısına katar; DHA özellikle beyinde ve gözün retinasında boldur. İkisi de kalbin normal çalışmasına katkıda bulunur.

Omega-3 adı bu yağların kimyasal yapısından gelir: Karbon zincirindeki ilk çift bağ, zincirin “omega” denen ucundan sayınca üçüncü karbon atomundadır. EPA (eikosapentaenoik asit) 20, DHA (dokosaheksaenoik asit) 22 karbon atomu taşır. Balıklar bu yağları büyük ölçüde besinlerinden alır: Yağları algler ve planktonlar üretir, bunları yiyen balıkların vücudunda birikir. Keten tohumu, chia tohumu ve ceviz gibi bitkisel besinler ise daha kısa zincirli bir omega-3 olan ALA’yı sağlar; vücut bunun ancak küçük bir kısmını EPA ve DHA’ya dönüştürebilir. İngiltere’nin ulusal sağlık hizmeti NHS, haftada en az iki porsiyon balık yemeyi, bunlardan birinin yağlı balık olmasını önerir. Balık yemeyenler için alglerden elde edilen yağ da bir EPA ve DHA kaynağıdır.

AzimSağlık

Kalp atış hızı değişkenliği (HRV), art arda gelen iki kalp atımı arasındaki sürenin milisaniye düzeyinde ne kadar değiştiğini ölçer. Uyku, antrenman, stres, hastalık, alkol ve nefes alıp verme bu değeri etkiler; bu yüzden tek bir ölçüm pek bir şey söylemez.

Sağlıklı bir kalp metronom gibi atmaz. Atımlar arasındaki süre sürekli uzar, kısalır; her nefeste bile değişir: Nefes alırken kalp biraz hızlanır, verirken yavaşlar. Bu değişimleri, vücudun işleyişini kendiliğinden yöneten otonom sinir sistemi düzenler. Bu sistemin “dinlen ve sindir” kolu, yani parasempatik sistem ağır bastığında HRV genellikle yükselir; “savaş ya da kaç” kolu olan sempatik sistem öne geçtiğinde ise düşer. Yüksek HRV çoğu zaman vücudun iyi toparlandığına işaret eder; ama değer yaşa, genlere ve kondisyona göre de değişir, yaş ilerledikçe de doğal olarak düşer. Bu yüzden her gün aynı saatte, aynı yöntemle yapılan ölçümlerin gidişatı, başkasının değeriyle kıyaslamaktan çok daha fazlasını söyler.

AzimTeknoloji

2007’de kullanılmaya başlanan ilk reCAPTCHA, okunması zor iki kelime gösteriyordu. Biri önceden bilinen bir kelimeydi ve karşıdakinin insan olup olmadığını denetliyordu. Öteki, bilgisayarın okuyamadığı, taranmış eski bir kitap ya da gazeteden geliyordu; bu kelimeyi yazan milyonlarca kişi, basılı metinlerin dijitalleşmesine yardım etti.

CAPTCHA, bilgisayarların zorlandığı ama insanların kolayca çözdüğü küçük bir testtir; otomatik programları, yani botları kayıt formlarından ve yorum kutularından uzak tutmak için kullanılır. Adı, İngilizcede “bilgisayarları ve insanları ayırt etmek için tamamen otomatik, herkese açık Turing testi” anlamına gelen ifadenin kısaltmasıdır. Terimi 2003’te Carnegie Mellon Üniversitesi’nden Luis von Ahn, Manuel Blum ve arkadaşları ortaya attı. Von Ahn, insanların bu bulmacalara toplamda milyonlarca saat harcadığını fark etti; reCAPTCHA bu emeği işe yarar bir şeye dönüştürdü. Taranan sayfalar, harf görüntülerini metne çeviren optik karakter tanıma (OCR) yazılımıyla okunuyordu. Yazılımın emin olamadığı kelimeler bulmacaya dönüşüyor, birkaç kişinin yanıtı karşılaştırılıyordu. Sistem New York Times arşivinin dijitalleşmesine yardım etti, ardından Google Books için de kullanıldı. Google 2009’da reCAPTCHA’yı satın aldı; 2014’ten itibaren kelimelerin yerini resim bulmacaları ve basit bir “Ben robot değilim” kutucuğu aldı.

AzimTeknoloji

Geleneğe göre yeni bir programlama dilinde yazılan ilk program, ekrana yalnızca “Hello, world” (Merhaba dünya) yazdırır. Bu alışkanlık, Bell Labs’ten Brian Kernighan’ın 1972 ve 1974’te yazdığı öğretici metinlerden ve Dennis Ritchie ile birlikte yazdığı 1978 tarihli The C Programming Language kitabından gelir.

Bilinen en eski örneği, Kernighan’ın 1972’de C dilinin öncüsü B dili için yazdığı öğretici metinde, değişkenleri anlatan bir örnekte geçer; ondan önceki örnek ekrana yalnızca “hi!” yazdırıyordu. Kalıbı ünlü yapan 1978 tarihli kitap oldu; bugün neredeyse her programlama kursu ve dil kılavuzu bir “Hello, world” örneğiyle başlar. Gelenek, her şeyin çalıştığını hızlıca denetlediği için yaşıyor: Dilin kurulu olduğunu, kodun bilgisayarın çalıştırabileceği bir programa dönüştürülebildiğini ve yazılımcının onu nasıl çalıştıracağını bildiğini, daha zor işlere geçmeden gösterir. Python’da tek satır yeter, daha eski dillerde ise birkaç satır gerekir. Ekranı olmayan küçük mikrodenetleyicilerde ilk deneme çoğu zaman bir ışığı yakıp söndürmektir. Kalıp bilgisayar dünyası dışında da biliniyordu: New Yorklu radyo sunucusu William B. Williams 1950’lerden beri bu sözü slogan olarak kullanıyordu.

AzimTeknoloji

Bir program, tek satırına dokunulmasa bile bir gün çalışmayı bırakabilir; çünkü dayandığı bilgisayarlar, işletim sistemleri ve çevrimiçi hizmetler değişmeye devam eder. Yazılımcılar buna yazılım çürümesi ya da “bit rot” der.

Ad bir şakadır: Programın bitleri gerçekten çürümez, ama durum öyleymiş gibi görünür. Klasik bir örnek, işlemcinin hızını saat olarak kullanan eski bilgisayar oyunlarıdır; bu oyunlar daha hızlı bilgisayarlarda oynanamayacak kadar hızlı akar. Şirket sunucusunu kapatınca çevrimiçi özellikler çalışmaz olur. Güvenli web siteleri, son kullanma tarihi olan dijital sertifikalara, yani elektronik kimlik belgelerine dayanır; güncelleme almayan eski bir telefon ya da bilgisayar bu yüzden zamanla bu siteleri açamaz hâle gelir. Web bağlantılarını şifreleyen güvenlik standardı TLS’nin eski sürümleri Mart 2021’de resmen emekliye ayrıldı ve pek çok eski tarayıcı devre dışı kaldı. Programlar, başkalarının yazdığı ve kütüphane denen hazır parçalara da dayanır; bir kütüphane değişince ya da ortadan kalkınca program bozulabilir. Yazılımın düzenli bakıma ihtiyaç duymasının ve arşivlerin eski programları, eski makineleri taklit eden öykünücü (emülatör) yazılımlarla çalıştırmasının nedeni budur.

AzimEdebiyat

Ernest Hemingway’in buzdağı teorisine göre konusunu iyi bilen bir yazar, bildiklerinin çoğunu yazmadan bırakabilir; okur yine de onları hisseder. Hemingway iyi yazıyı buzdağına benzetirdi: Buzdağının yalnızca sekizde biri suyun üstünde görünür, ona ağırlığını veren ise görünmeyen kısmıdır.

Hemingway bu fikri, İspanya’daki boğa güreşlerini anlattığı Öğleden Sonra Ölüm (1932) adlı kitabında dile getirdi: Yazar konusunu gerçekten biliyorsa bazı şeyleri anlatmadan geçebilir; okur onları açıkça yazılmış kadar güçlü hisseder. Bu alışkanlığın kökü gençlik yıllarına uzanır. Hemingway 1917’de Kansas City Star gazetesinde muhabirken, kısa cümleler ve yalın, güçlü bir dil isteyen üslup kurallarına uydu; sonraları öykülerini de aynı biçimde budadı. En bilinen örneklerden biri 1927 tarihli “Beyaz Filler Gibi Tepeler” öyküsüdür: İspanya’da tren bekleyen bir çift, adı hiç geçmeyen bir ameliyat yüzünden tartışır; yine de okur neyin söz konusu olduğunu anlar. “Eksiltme kuramı” diye de anılan bu yöntem, 20. yüzyıl öykü ve romanını derinden etkiledi. Hemingway 1954’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı.

AzimEdebiyat

J.K. Rowling’in ilk kitabı Harry Potter ve Felsefe Taşı’nı, Bloomsbury kabul edene kadar yaklaşık on iki yayınevi geri çevirdi. Kitabın 1997’deki ilk baskısı yalnızca 500 ciltli kopyaydı.

Rowling kitabı Edinburgh’da, küçük kızını tek başına büyütürken tamamladı. Ajanı Christopher Little kitabı yaklaşık bir yıl boyunca yayınevlerine gönderdi; çoğu, 90.000 sözcük dolayındaki metni bir çocuk kitabı için fazla uzun buldu. Bloomsbury’de editör Barry Cunningham kitabı beğendi; yayınevinin genel müdürü Nigel Newton da ilk bölümü sekiz yaşındaki kızı Alice’e okuttu. Alice bölümü bitirince devamını istedi. Bloomsbury 2.500 sterlin avans ödedi ve kitabı 26 Haziran 1997’de yayımladı; ilk 500 kopyanın 300’ü kütüphanelere gitti. Kitap daha İngiltere’de çıkmadan, Nisan 1997’de, Amerikan yayınevi Scholastic ABD haklarını 105.000 dolara aldı; bu, bir çocuk kitabı için olağanüstü bir rakamdı. Seri, tarihin en çok satan kitap dizilerinden biri oldu.

AzimFelsefe

Büyük İskender, Sinoplu filozof Diyojen’le Korint’te karşılaşıp onun için ne yapabileceğini sorduğunda, Diyojen’in “Güneşimin önünden biraz çekil” dediği anlatılır.

Diyojen (yaklaşık MÖ 412–323), sikkelerle ilgili bir kalpazanlık skandalının ardından Karadeniz kıyısındaki Yunan kenti Sinope’den, yani bugünkü Sinop’tan ayrılıp Atina’ya yerleşti. Dilenerek yaşadı, büyük bir erzak küpünde uyudu, güpegündüz elinde yanan bir fenerle pazar yerinde dolaşıp “İnsan arıyorum” dedi. Kinik denen filozofların en ünlüsüydü. Bu ad Yunancada “köpek gibi” anlamına gelir; utanma bilmez yaşayışıyla alay etmek için takılmıştı, Diyojen ise onu gururla taşıdı. İskender’le karşılaşmasını Plutarkhos ve filozofların hayatlarını yazan Diogenes Laertios anlatır; ikisi de olaydan yüzyıllar sonra yazdığından ayrıntılar zamanla süslenmiş olabilir. Plutarkhos’a göre İskender, “İskender olmasaydım Diyojen olmak isterdim” demiştir. Sinop, 2006’da elinde feneri, yanında köpeğiyle bir Diyojen heykeli dikerek hemşehrisini anıyor.

AzimFelsefe

Jean-Paul Sartre’ın ünlü “varoluş özden önce gelir” sözü, insanın önceden belirlenmiş bir amaçla doğmadığını anlatır: Önce var oluruz, sonra ne olacağımızı yaptığımız seçimlerle kendimiz belirleriz.

Fransız filozof Sartre (1905–1980), varoluşçuluğun en tanınmış adıydı; bu akım özgürlüğü ve kişisel sorumluluğu merkeze alır. Düşüncesini en bilinen biçimiyle 29 Ekim 1945’te Paris’te herkese açık bir konferansta anlattı; konuşma 1946’da Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir adıyla kitap oldu. Sartre bunu bir kâğıt açacağı örneğiyle açıklar: Açacağı yapan zanaatkâr, daha ortada açacak yokken onun ne işe yarayacağını bilir; yani açacağın özü, varlığından önce gelir. Sartre’a göre insan doğasını tasarlayan bir Tanrı olmadığı için insanın böyle önceden çizilmiş bir planı yoktur: Önce var oluruz, sonra kendimizi eylemlerimizle tanımlarız. Bu yüzden insanın “özgür olmaya mahkûm” olduğunu söyler: Seçmekten kaçamayız ve seçtiklerimizden sorumluyuz. Sartre sonradan bu konuşmayı fazla basit bulup ondan uzaklaştı; 1964’te ise Nobel Edebiyat Ödülü’nü reddetti.

AzimFelsefe

Ockham’ın usturası, kanıtlara aynı ölçüde uyan iki açıklamadan daha az varsayım gerektirenle işe başlamayı öğütler. İlke adını 14. yüzyılda yaşamış İngiliz keşiş Ockhamlı William’dan alır.

Ockhamlı William (yaklaşık 1287–1347), Fransisken tarikatından bir İngiliz keşiş ve Orta Çağ’ın önde gelen mantıkçılarından biriydi. İlkeyi o kadar sık ve ustaca kullandı ki ilke onun adıyla anılır oldu. Oysa ilkeyi o bulmamıştı; benzer bir düşünceyi Aristoteles de savunmuştu. “Varlıklar gereğinden fazla çoğaltılmamalıdır” diye bilinen ünlü Latince kalıp da Ockham’ın günümüze ulaşan yazılarında geçmez; bu sözü 1639’da İrlandalı keşiş John Punch yazmıştır. “Ustura” benzetmesi, bir açıklamanın ihtiyaç duymadığı varsayımları tıraş edip atmayı anlatır. İlke bir kanıt değil, bir yol göstericidir; doğru açıklama bazen gerçekten karmaşıktır. Tıp öğrencilerine de bunun bir benzeri öğretilir: Toynak sesi duyduğunuzda zebrayı değil, atı düşünün.

AzimFelsefe

Roma imparatoru Marcus Aurelius, MS 161–180 yılları arasında tahttayken Stoacı düşüncelerini Yunanca olarak kendi defterlerine yazdı; bunları yayımlamayı hiç düşünmedi. Bu notları bugün Kendime Düşünceler adıyla okuyoruz.

Stoacılık bir Yunan felsefe okuludur. İnsana, elinde olan şeylere, yani kendi yargılarına ve davranışlarına odaklanmayı, elinde olmayanı ise sükûnetle karşılamayı öğütler. Marcus bu felsefeyi gençliğinden beri okuyordu. Kendime Düşünceler’in büyük bölümünü 170’lerde, Tuna sınırında Cermen kabilelerine karşı seferleri yönetirken yazdı. Metindeki notlara göre ilk kitap Quadi kabilesinin topraklarında, ikincisi bugünkü Avusturya’da bulunan Roma kalesi Carnuntum’da yazıldı. Esere bir ad vermedi; Yunanca el yazmalarındaki başlık “kendine” anlamına gelen Ta eis heauton’dur. Notlar Bizans’ta çoğaltılan kopyalar sayesinde günümüze ulaştı, ilk kez 1558 ya da 1559’da Zürih’te basıldı ve bugün en çok okunan felsefe kitaplarından biri oldu.

AzimSağlık

Finlandiya’da 2.315 orta yaşlı erkeği yaklaşık 20 yıl izleyen bir araştırmaya göre, haftada dört ila yedi kez saunaya girenlerin kalp hastalığından ya da başka herhangi bir nedenden ölme olasılığı, haftada bir girenlerden düşüktü. Bu sonuç bir ilişkiyi gösterir; ölümleri azaltanın sauna olduğunu kanıtlamaz.

42 ile 60 yaş arasındaki bu erkekler, 1980’lerde Doğu Finlandiya’nın Kuopio kentinde başlayan uzun soluklu bir kalp sağlığı araştırmasına katılmıştı. Sauna bulgularını 2015’te Doğu Finlandiya Üniversitesi’nden araştırmacılar yayımladı. Sigara, tansiyon ve kolesterol gibi bilinen risk etkenleri hesaba katıldığında, haftada dört ila yedi kez saunaya girenlerde ani kalp ölümü riski, haftada bir girenlere göre %63 daha düşüktü. 19 dakikadan uzun seanslar da kalp hastalığından daha az ölümle ilişkiliydi. Ancak bu gözlemsel bir araştırmadır: Katılımcılara bir düzen uygulatmaz, onların zaten yaptıklarını kaydeder. Yani baştan daha sağlıklı olan erkekler saunaya daha sık gidiyor olabilir. Araştırmaya ayrıca yalnızca erkekler katıldı. Sauna Finlandiya’da gündelik hayatın parçasıdır; Fin sauna kültürü 2020’de UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras listesine alındı.

AzimSağlık

Kalbin, akciğerlerin ve kasların zorlu egzersizde oksijeni ne kadar iyi kullandığı, yani aerobik kapasite, insanın ne kadar yaşayacağını en iyi öngören göstergelerden biridir. Genellikle VO2 max ile ölçülür: Vücudun bir dakikada kullanabildiği en yüksek oksijen miktarı.

VO2 max, koşu bandında ya da egzersiz bisikletinde, her nefesi analiz eden bir maske takılarak ölçülür. Birimi, vücut ağırlığının her kilogramı için dakikada kullanılan mililitre oksijendir. Antrenmansız bir erkekte genellikle 35-40, antrenmansız bir kadında 27-31 dolayındadır; üst düzey dayanıklılık sporcularında 80’i aşabilir. Kavramı 1920’lerde İngiliz fizyolog Archibald Hill tanımladı. 2018’de Cleveland Clinic’teki araştırmacılar, 1991-2014 arasında koşu bandı testine giren 122.007 hastanın verilerini yayımladı. Yaş ve öteki etkenler hesaba katıldığında, kondisyonu en düşük dörtte birlik grubun izlem süresince ölme olasılığı, en formda %2-3’lük gruba göre yaklaşık beş kat yüksekti. Ortalamanın altında olmak bile sigara ya da şeker hastalığı kadar risk taşıyordu. Yaştan farklı olarak kondisyon geliştirilebilir: Düzenli dayanıklılık ve aralıklı antrenman çoğu insanda VO2 max’ı yükseltir.

AzimZihin

Zeigarnik etkisine göre yarıda kesilen işler, bitirilenlerden daha iyi hatırlanır. Etki adını, 1927’deki araştırmasıyla onu ünlü yapan psikolog Bluma Zeigarnik’ten alır; ama sonraki çalışmalar bu sonucu tekrarlamakta zorlandı.

Anlatılana göre psikolog Kurt Lewin, bir garsonun henüz ödenmemiş siparişleri en ince ayrıntısına kadar hatırladığını, hesap ödenir ödenmez ise unuttuğunu fark etti. Lewin’in Litvanya doğumlu öğrencisi Bluma Zeigarnik bu gözlemi sınadı: Katılımcılara bir dizi küçük iş verdi, bazılarını yarıda kesti ve sonra hangilerini hatırladıklarını sordu. Yarıda kalan işler daha iyi hatırlanıyordu. Sonuçlar 1927’de yayımlandı. Deneyi tekrarlama girişimleri ise karışık sonuçlar verdi. 2025’te yayımlanan ve konudaki araştırmaları bir araya getiren bir meta-analiz, yarım işlerin daha iyi hatırlandığına dair güvenilir bir kanıt bulamadı. Buna karşılık meslektaşı Maria Ovsiankina’nın bulgusu sağlam çıktı: İnsan, başladığı işe geri dönüp onu bitirmek için güçlü bir istek duyar. E. J. Masicampo ve Roy Baumeister’ın 2011’deki çalışması da yarım kalan bir hedef için somut bir plan yapmanın, o hedefin insanın aklına takılmasını durdurduğunu gösterdi.

AzimZihin

Hafıza sarayı ya da loci yöntemi (Latincede “yerler”), hatırlanacak şeyleri iyi bilinen bir güzergâh boyunca hayalen yerleştirerek belleği güçlendirir. Hatırlamak, zihinde o yolu yürümeye dönüşür.

Romalı yazarlar yöntemi Yunan şairi Keoslu Simonides’e dayandırır. Cicero’nun anlattığına göre Simonides bir ziyafet salonundan çıkar çıkmaz salonun çatısı çöktü. Simonides, enkaz altında kalan konukları her birinin nerede oturduğunu hatırlayarak teşhis edebildi. Romalı hatipler de uzun konuşmalarını ezberlemek için hayali binalardan yararlandı. Yöntemde, ev gibi iyi bilinen bir yer seçilir ve hatırlanacak her şeyin canlı bir imgesi bu yol üzerindeki bir noktaya bırakılır; hatırlarken aynı yol zihinde yeniden yürünür. Hafıza şampiyonalarına katılanların pek çoğu bu yöntemi kullanır. Neuron dergisinde 2017’de yayımlanan bir araştırmada, yöntemi altı hafta boyunca günde 30 dakika çalışan acemiler 72 sözcüklük listelerden çok daha fazla sözcük hatırlar oldu; kazanım dört ay sonra da sürüyordu.

AzimTeknoloji

Günümüzün akıllı telefonlarında bir dizi minik sensör bulunur: Hareketi ve dönüşü izleyen ivmeölçer ile jiroskop, pusula işi gören manyetometre, ışık ve yakınlık sensörleri, çoğu modelde bir barometre ve nerede olduğunuzu bulan bir uydu alıcısı.

Bu sensörlerin çoğu MEMS, yani mikro elektromekanik sistemlerdir: Silikon yongaların üzerine oyulmuş, hareketli parçaları milimetrenin binde biriyle ölçülen minik makineler. İvmeölçer, telefon hareket ettikçe yaylara bağlı minicik bir kütlenin nasıl kaydığını algılar; telefon ekranı ne zaman yan çevireceğini bu sayede bilir, adımlarınızı da böyle sayar. Jiroskop dönmeyi ölçer ve fotoğraflarla videoların titrememesine yardım eder. Manyetometre Dünya’nın manyetik alanını algılar, böylece harita kuzeyi gösterebilir. Işık sensörü ekran parlaklığını ayarlar; yakınlık sensörü ise telefonu kulağınıza götürdüğünüzde ekranı kapatır. Barometre hava basıncını ölçer; telefon kaç kat çıktığınızı buradan anlar. Konum için telefon birkaç uydudan gelen sinyallerin süresini ölçer ve bunu yakındaki Wi-Fi ağları ve baz istasyonlarıyla karşılaştırır. 2007’deki ilk iPhone’da ivmeölçer, ışık ve yakınlık sensörleri zaten vardı; jiroskop 2010’da eklendi.

AzimSağlık

El kavrama gücü, yani avucunuzla ne kadar güçlü sıkabildiğiniz, sağlığınızın iyi bir göstergesidir. 17 ülkede yaklaşık 140.000 yetişkinle yapılıp 2015’te yayımlanan bir çalışmada, kavrama gücündeki her 5 kg’lık düşüş sonraki dört yılda yüzde 16 daha yüksek ölüm riskiyle birlikte görüldü; kavrama gücü bu riski tansiyondan iyi öngördü.

PURE (Prospektif Kentsel Kırsal Epidemiyoloji) adlı çalışma The Lancet dergisinde yayımlandı. Araştırmacılar yüksek, orta ve düşük gelirli ülkelerde 35-70 yaş arası kişilerin kavrama gücünü, kadranlı bir el aleti olan Jamar dinamometresiyle ölçtü ve onları ortalama dört yıl izledi. Zayıf kavrama, hem kalp hastalığından hem de başka nedenlerden ölme riskinin yüksekliğiyle, ayrıca daha sık görülen kalp krizi ve felçle bağlantılı çıktı. Kavrama gücü, vücuttaki genel kas gücü hakkında hızlıca fikir verir; bu güç de hastalık, hareketsizlik ve yaşla birlikte azalır. Bu yüzden hekimler onu kırılganlığı ve sarkopeniyi, yani yaşa bağlı kas kaybını fark etmek için kullanır. Yine de bu bir bağlantıdır; zayıf kavramanın ölüme yol açtığını kanıtlamaz. Araştırmacılar, kas gücünü artırmanın riski gerçekten düşürüp düşürmediğini sınayacak çalışmalar yapılması gerektiğini vurguladı.

AzimSağlık

Bir ağırlığı indirirken ya da yokuş aşağı yürürken kaslarınız yük altında uzayarak çalışır. Buna eksantrik kasılma denir; kaslar bu şekilde, kısalırken olduğundan daha fazla kuvvet üretebilir. Eksantrik çalışma kuvvet antrenmanının değerli bir parçasıdır; ama her ağırlığı aşırı yavaş indirmenin ek bir yararı kanıtlanmış değil.

Kaslar üç biçimde çalışır: Ağırlığı kaldırırken olduğu gibi kısalarak (konsantrik), indirirken olduğu gibi direnerek uzayarak (eksantrik) ve hiç kıpırdamadan (izometrik). Eksantrik kasılmada aktin ve miyozin adlı kas proteinleri arasındaki minik bağlar kendiliğinden çözülmek yerine zorla koparılır; titin adlı, yay gibi davranan bir protein de lif gerildikçe gerilime katkıda bulunur. Kuvvetin daha yüksek olmasını büyük ölçüde bu açıklar. Aynı zorlanma, alışılmadık bir egzersizden bir iki gün sonra hissedilen kas ağrısının da başlıca nedenidir; buna gecikmeli kas ağrısı denir ve vücut alıştıkça azalır. Eksantrik egzersizler sakatlık sonrası rehabilitasyonda da yaygın olarak kullanılır. Hareket temposuna gelince, Sports Medicine dergisinde 2015’te yayımlanan ve sekiz çalışmayı inceleyen bir derleme, her tekrarın yarım saniye de sürse sekiz saniye de sürse benzer kas büyümesi sağladığını buldu; on saniyeden uzun süren çok yavaş tekrarlar ise daha az etkili göründü.

AzimZihin

İnsanlar bir hedefe, yeni bir başlangıç sayılan günlerin hemen ardından başlamaya daha yatkındır: pazartesi, ayın ilk günü, doğum günü ya da yılbaşı gibi. Psikologlar buna “yeni başlangıç etkisi” der.

Etkiye adını 2014’te yayımlanan bir makalede, Philadelphia’daki Wharton İşletme Okulu’ndan Hengchen Dai, Katherine Milkman ve Jason Riis verdi. Araştırmacılar gerçek hayattan verileri inceledi. Google’daki “diyet” aramaları, spor salonuna gidişler ve insanların hedeflerine resmen söz verdiği bir sitedeki kayıtlar; haftanın, ayın, yılın ya da okul döneminin başında, doğum günlerinden ve resmî tatillerden sonra artıyordu. Onlara göre bu tarihler zamanı bölümlere ayırır. Geçmişteki aksaklıklar eski bir “ben”e aitmiş gibi gelir, insan da hayatına daha geniş bir açıdan bakar. Aynı ekibin sonraki deneylerinde, bir günü sıradan bir tarih olarak değil de yeni bir dönemin ilk günü olarak sunmak bile insanları işe başlamaya daha istekli kıldı.

AzimTeknoloji

“123456”, en yaygın şifreler listelerinin başından hiç inmiyor. Birleşik Krallık Ulusal Siber Güvenlik Merkezi (NCSC), veri sızıntılarında açığa çıkan hesapları 2019’da incelediğinde, 23,2 milyon hesabın şifresinin tam olarak bu olduğunu gördü.

Bu listeler, suçluların giriş bilgilerini içeren veritabanlarını çalıp yayımladığı veri sızıntılarından derlenir. NCSC, güvenlik araştırmacısı Troy Hunt’ın yürüttüğü Have I Been Pwned arşivini kullandı; en yaygın öteki şifreler “123456789”, “qwerty”, “password” ve “1111111” idi. Saldırganlar önce en yaygın şifreleri denediği için basit şifreler çabucak kırılır. Aynı şifreyi birçok yerde kullanmak da risklidir: Suçlular sızdırılan e-posta ve şifre çiftlerini başka sitelerde dener; bu yönteme “kimlik bilgisi doldurma” (credential stuffing) denir. NCSC, rastgele ama akılda kalıcı üç sözcüğü birleştirmeyi önerir; ABD’nin standartlar kurumu NIST de karmaşık karakter kuralları yerine uzunluğu öne çıkarır. Şifre yöneticisi denen uygulamalar her hesap için farklı ve güçlü bir şifre üretip saklar; böylece hiçbirini ezberlemek gerekmez.

AzimZihin

Başkalarının yüksek beklentileri bir insanın başarısını artırabilir; buna Pygmalion etkisi denir. 1960’larda öğretmenlere, aslında rastgele seçilmiş bazı öğrencilerin yakında büyük gelişme göstereceği söylendi. Aylar sonra bu öğrencilerden en küçük sınıflarda olanlar, zekâ testlerinde sınıf arkadaşlarından daha çok ilerlemişti.

Çalışmayı psikolog Robert Rosenthal ile South San Francisco’da bir ilkokulun müdürü olan Lenore Jacobson yürüttü ve 1968’de Pygmalion in the Classroom (Sınıftaki Pygmalion) adlı kitapta yayımladı. Ad, Yunan mitolojisindeki heykeltıraş Pygmalion’dan gelir: Yaptığı heykel canlanır. George Bernard Shaw da aynı adı, bir dil profesörünün çiçekçi bir kızın konuşmasını baştan aşağı değiştirdiği oyununa vermişti. Bulgular kısa sürede eleştirildi: Psikolog Robert Thorndike kullanılan zekâ testinde ciddi kusurlar buldu, sonraki çalışmalar da sonucu çoğu zaman tekrarlayamadı. Lee Jussim ile Kent Harber’ın 35 yıllık araştırmayı gözden geçirdiği 2005 tarihli inceleme, sınıftaki beklenti etkilerinin gerçek ama genellikle küçük olduğunu, zamanla silinebildiğini ve önyargıyla karşılaşan gruplardan gelen öğrencilerde daha güçlü olabileceğini gösterdi. Öğretmenler beklentilerini gösterdikleri sıcaklıkla, verdikleri geri bildirimle ve tanıdıkları fırsatlarla öğrenciye yansıtıyor gibi görünüyor. Düşük beklentinin insanı geriye çektiği tersi duruma ise Golem etkisi denir.

AzimFelsefe

Doğru değilse yapma; gerçek değilse söyleme.

Bu söz, imparator Marcus Aurelius’un (121–180) Yunanca tuttuğu özel defter Kendime Düşünceler’in on ikinci ve son kitabının 17. bölümüdür. “Doğru” diye çevrilen sözcük aslında “yakışan, uygun olan” demektir. Stoacıların kathekon dediği kavramla ilgilidir: Aklın ve insanın üstlendiği rolün belli bir durumda gerektirdiği uygun davranış. Kural böylece iki sınav koyar: Bir iş yapmadan önce yakışıp yakışmadığını, bir söz söylemeden önce gerçek olup olmadığını sor. Marcus bunu Roma dünyasının en güçlü adamıyken yazıyordu; yalan söylese ya da haksızlık etse bile başına pek bir şey gelmeyecek biriydi. Birinci kitapta hocası Stoacı Junius Rusticus’a teşekkür eder: Rusticus ona sade yazmayı ve dikkatle okumayı öğretmiş, düşüncelerini derinden etkileyecek olan eski köle Epiktetos’un Söylevler’ini de kendi kitaplığından ona vermişti.

AzimFelsefe

Hiç kimse tesadüfen bilge olmamıştır.

Seneca, ömrünün son yıllarında İmparator Neron’un sarayından çekildikten sonra dostu Lucilius’a 124 mektup yazdı. Söz, Lucilius’a Mektuplar diye bilinen bu derlemenin 76. mektubundandır. Lucilius, Sicilya’da prokurator, yani üst düzey bir yönetici olarak görev yapan, Seneca’dan genç bir dostuydu. Bu mektupta artık yaşlı olan Seneca, birkaç gündür bir filozofun derslerine gittiğini anlatır ve ona gülenlere aldırmaz: İnsan cahil olduğu sürece, yani yaşadığı sürece öğrenmelidir. Asıl söylemek istediği de ardından gelir: Para kendiliğinden gelebilir, unvan ve nüfuz insana verilebilir; ama erdem kimsenin başına tesadüfen konmaz. Uzun ve sabırlı bir çaba ister. Latincesi yalnızca dört sözcüktür: Nulli sapere casu obtigit.

AzimFelsefe

İyi bir zihne sahip olmak yetmez; asıl mesele onu iyi kullanmaktır.

Cümle, Fransız filozof ve matematikçi René Descartes’ın (1596–1650) 1637’de yayımlanan Yöntem Üzerine Konuşma’sının ilk paragrafındadır. Descartes söze bir şakayla başlar: Sağduyu dünyada en adil paylaştırılmış şeydir, çünkü kimse elindekinden fazlasını istemez. Ardından iyi bir zihnin yetmediğini, asıl önemli olanın onu iyi kullanmak olduğunu ekler. Kitap yöntemini dört kuralla anlatır: Apaçık olmayan hiçbir şeyi doğru kabul etmemek, sorunları küçük parçalara bölmek, basitten karmaşığa ilerlemek ve hiçbir şey atlanmasın diye her şeyi gözden geçirmek. O sırada Hollanda’da yaşayan Descartes, sıradan okurlar da anlayabilsin diye kitabı bilginlerin dili Latince yerine Fransızca yazdı. Kitap üç bilimsel denemeye giriş olarak yayımlandı; bunlardan biri, okullarda hâlâ öğretilen x ve y eksenli grafiklerin temelini attı. Ünlü “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözü de dördüncü bölümdedir.

Diğer okuma seçeneğiDinginlikDurup düşünmeye zaman ayırın.